23 nisan ulusal egemenlik haftası hk.
Elazığ Milletvekili · Dyp
Genel Kurul, 78. Birleşim · 2. yasama yılı · 23 Nisan 2004 · 1.766 kelime · yaklaşık 9 dakikalık okuma
Kaynak göster
Mehmet Kemal Ağar (Dyp), 23 Nisan 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 78. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 23 NİSAN ULUSAL EGEMENLİK HAFTASI HK.); konuşma 1.766 kelime.
Mehmet Kemal Ağar (Dyp, Elazığ). “23 nisan ulusal egemenlik haftası hk”. TBMM Genel Kurulu, 78. Birleşim tutanağı, 23 Nisan 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-kemal-agar-22-2004-04-23-23-nisan-ulusal-egemenlik-haftasi-hk (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
DOĞRU YOL PARTİSİ GENEL BAŞKANI MEHMET KEMAL AĞAR (Elazığ)- Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, saygıdeğer konuklar; sözlerime başlamadan, şahsım ve Doğru Yol Partisi adına saygılarımı sunuyorum; Sayın Cumhurbaşkanımı da saygılarımla selamlıyorum.
Bugün, Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılışının 84 üncü yıldönümü. Hangimizin kulağına cihanşümul bir imparatorluktan genç cumhuriyetimize geçtiğimiz o dönemin acı dolu ama onurlu hikâyeleri anlatılmamıştır. Hangimiz Ulus'taki Meclise gittiğimizde, gaz lambası ışığında aydınlanmış o kurtuluş mücadelesini içimizde duymamış, ürpermemişizdir. Bu ülkede kim bugünü düşünür ve geleceği hayal ederken o geçmişe gitmez, yaşananların hasılasını ortaya koymaz.
Bugün, biz, burada, kendi adımıza değil, fani varlığımızın ötesinde, milletimiz için varız ve bu yüzden de, 23 Nisan 1920 tarihi hepimize çok yakın; onun içindeyiz, ilk Meclisin iradesi de, ruhu da bizim içimizde.
Muhterem arkadaşlarım, 19 Mayıs 1919'da başlayıp 23 Nisan 1920'de Türkiye Büyük Millet Meclisini kuran, 29 Ekim 1923'te cumhuriyetin kurulmasıyla noktalanan süreç, Türk tarihinin uygarlık ve gelişmişlik yolunda hazırladığı en büyük uyum paketidir. 23 Nisanın özü, egemenliğin millete, milletin şaşmaz iradesine teslimidir. Eğer 1920'nin 23 Nisanında "egemenlik milletindir" iradesi ortaya çıkmasaydı, 1946'da da Türkiye demokrasiye geçemezdi.
23 Nisan 1920'de, bir mübarek cuma günü, dualarla, başta Mustafa Kemal Paşa olmak üzere, Ulus'taki Meclis binasının kapısını açanlar, tüm bir milletin bağımsızlık ve hür yaşama iradesine inananlardır ve onlar, Türk Milletinin ortak iradesinin temsilcileridir. O Meclis, milletimiz adına yüklendiği yüksek hedeflerin, bağımsızlık amacının, en zor şartlar altında bile mücadeleyi sürdürme azminin, kararlılığının, iradenin sembolü olarak bugün de oradadır. Yaşadığımız sorunlar karşısında zaman zaman umutsuzluğa kapılanlar, gidip o binada iman tazeleyebilirler. Ülkenin ve milletin geleceğine ilişkin iddiası olanlar, iddialarının kanıtını, Mecliste solunan havaya sinmiş bulunan millet iradesinde bulurlar.
Genç cumhuriyetin çağdaşlaşma ve modernleşmedeki onurlu yürüyüşünü bilenler, kavrayanlar, bugünün dünyasında bir yandan küreselleşme sürecinin, bir yandan da Türkiye'nin hak edilmiş kaderi olan Avrupa Birliği yolundaki yürüyüşünün gelişmelerindeki ilhamı, o Meclisin pencerelerinden bakarak, umut ederim ki, alabilirler. Aynı zamanda, milletten aldığı yetki yüzünden başı dönen, iktidar sarhoşluğuna kapılanlar da, zaman zaman o Meclise giderek, orada millete duyulan derin saygıdan ve tevazudan mutlaka kendilerine bir ders çıkarmalıdırlar.
Unutmayalım ki, hiç kimsenin, milletten ve o milletin büyük iradesinden ötede büyüklüğü yoktur. Kurtuluş Savaşının en yoğun döneminde Millet Meclisini açan ve mücadeleyi onun şahsında milletin kendisine tevdi eden anlayışı, barışa en fazla ihtiyaç duyulan ve özellikle bölgemizde istikrarsızlık rüzgârlarının fırtına şiddetinde estiği bu dönemde, hem yaşatmalıyız hem güçlendirmeliyiz.
Her 23 Nisan, sözde bir yıldönümü değildir, aynı zamanda, yeni Türkiye'nin de doğum günüdür; ancak, 21 inci Yüzyılın 20 nci Yüzyıldan çok farklı ufuklar getirdiğini bilerek, ülke ve dünya gerçeği ile Türkiye Büyük Millet Meclisi gerçeğini aynı titreşim katsayısına sokmak hepimizin de görevidir.
Burada bize düşen görev, Atatürk vizyonunu sürdürmek, Türkiye'nin tarihî misyonunu yeniden hatırlatmaktır. Nedir bu; öncelikle, dünyanın en gelişmiş demokrasisine sahip eşdeğer bir demokrasiyi tüm kurum ve öğeleriyle yaşayıp geliştirmek; millet egemenliği ile hukukun üstünlüğünün sağlıklı sentezini yaparak, Türk vatandaşı olmayı dünyanın en itibarlı statüsü haline getirmek.
"Değerli arkadaşlarım, bir devre yetiştik ki, onda her şey meşru olmalıdır. Milletin işlerinde meşruiyet, ancak millî kararlara istinat etmekle, milletin umumî meyillerine tercüman olmakla hâsıl olur. Bizim bildiğimiz hakikatler milletçe de malum olunca, kararlar bahsinde o da bizim gibi düşünecektir. Bence Meclis, nazariye değil hakikattir ve hakikatlerin en büyüğüdür."
Millî Mücadelenin Başkomutanlığı ve Yüce Meclisin Başkanlığı gibi iki önemli görevi bir arada yürüten Yüce Atatürk'ün ağzından, Meclisin ifade ettiği mana bu idi. Şimdi, bizim, sıralarında oturduğumuz Yüce Meclis de bu idrak üzerine kurulmuştur. Bu Meclisin varlığı, her şeyden evvel, meşruluk ve mesuliyet esaslarına dayanır. Milletin nazarında itibar ve saygı görmenin yegâne kaynağı da budur.
Seksendört yıl önce milletin kaderini eline alan Meclis, milletin hür vicdanının tahakkuk ettiği Meclis, milletin sesi olan Meclis, millete ait kararların tezahür ve temayüz ettiği Meclis, kendi gelenek ve tecrübelerini bugün ne ölçüde yaşatıyor? Türkiye'nin önemli meseleleri bu Mecliste konuşulur, tavırlar burada belirlenir, meşru zemin burasıdır. Milletin sesini duyuracağı ve millet iradesinin tecelli edeceği alan da burasıdır. Eğer, Meclis, bu iddianın sahibi olamazsa, millet nereye bakacaktır. Milletin sesini duyurmak için tarif edeceğimiz başka bir adres var mı. Milletin ümidi de buradadır, milletin desteği de buradadır; milletin meselelerinin konuşulacağı yer de, dolayısıyla burasıdır.
Değerli milletvekilleri, bizim açık uygulama imkânı gördüğümüz siyaset, millî siyasettir. Dünyanın bugünkü şartları ve belirsizlikleri karşısında hayalperestlik büyük hata olur. Tarihin, ilmin ve aklın ifadesi budur. Milletimizin devamlı, güçlü, hür ve müreffeh yaşayabilmesinin yegâne yolu budur. Elbette, bizim dışımızdaki dünyayı yok saymak anlamını taşımaz bütün bunlar. Siyaset, elbette ki, dış dünyanın siyasî şartlarını, gerçeklerini ihmal etmeyecek, gözünün önünden realiteleri ayırmayacaktır. Millî siyaset, dünyayla dürüstlük, karşılıklı saygı ve eşitlik prensibine dayalı, sağlam, onurlu ilişkiler çerçevesinde, gücünü ve geleceğe yönelik hayallerini gerçekleştirme iradesini asıl itibariyle kendi sınırlarımız içerisindeki kaynaktan, milletin kuvvetinden alan siyasî anlayıştır.
Muhterem arkadaşlarım, millet egemenliğine dayalı demokratik ülkelerde iktidarın kaynağı millettir. Milletin sesine kulaklarınızı tıkamaz, gözlerinizi kapatmaz, gönlünüzü açık tutarsanız, milletin iradesi sizin yanınızda olur. Bu irtibat koptuğu zaman da, adı ne olursa olsun, her iktidar tarih sayfalarında yerini alır. Demokratik ülkelerde kimse vazgeçilmez değildir, iktidarlar da gelip geçicidir. Egemenlik Bayramımızı kutladığımız bu günde, kendi iktidarlarına çok dönemler itibariyle ömür biçenlere, bu gerçeği hatırlarından çıkarmamalarını tavsiye ediyorum.
İhracatı ithalatını karşılayamayan, iç ve dışborç stoku her gün artan, işsiz milyonların form kuyruğunda günlerce beklediği bir demokraside, derde deva olmayan iktidarlar için değişim melodisinin güçlü sesi, hamasî nutukların cılız sesleriyle bastırılamaz.
İç ve dışpolitikada uyumu sağlayamayan, dışpolitikada barış diyerek içpolitikada gerginlik üreten, "kazan-kazan" derken kaybedilenleri hesaplayamayan, dışarıdaki her mahfili dost, içerideki her kurumu ve siyasî anlayışı karşıt olarak algılayan bir iktidarın sağlıklı gidişatından nasıl söz edilebilir!
Diyalog kapılarını sımsıkı kapatan ve onun bu tavrını onaylayan Meclis grubu, bu Meclisi her konuda cepheleşen uyuşmazlığın temsilcisi bir meclis haline getirir. Bunun hiçbirimize yararı olmaz, demokrasimiz adına da sağlıklı bir gidişi ifade etmez.
Yasama faaliyetleri sadece belli uyum yasaları takvimine bağlanmış, iktisadî politikaları yalnızca dış ekonomik kuruluşların yazdığı reçetelere emanet edilmiş, dışpolitikada hâkim merkezlerin, uluslararası politikaların tesirindeki görünümünü mutlaka değiştirmek durumundayız.
Türkiye, uluslararası konjonktürü elbette dikkate alacak, ona göre pozisyon ve politika belirleyecektir; ancak, millî reflekslerini yok etmeden, kendi şartlarını ve milletin de hassasiyetlerini ihmal etmeksizin. Öyle bir tablo, millî geleceğimize kendi irademizle sahip çıktığımız göstergesini ortaya koymaz. Meclis, kurtuluşun meclisidir; Meclis, hürriyetin meclisidir. Bütün bu gerçeklerin ışığında, milletimizin geleceği için, 23 Nisanda Türkiye Büyük Millet Meclisinin anlamını da yorumlamalıyız. İktidarı ve muhalefetiyle, bilelim ki, hepimizin bu çatı altındaki varlık sebebi, milletin vicdanı olmak, milletin sesini duymak ve duyurmaktır.
Değerli arkadaşlarım, her Meclis, tarihî bir meclistir ve her Meclis, ilk Meclisin azim ve iradesine, kararlılığına sahip olmak durumundadır ve öyledir. Türkiye'nin kaderinin şekillendiği bu tarihî dönemde Meclisimizin üzerine düşün görev, tarihî hamleler yapmaktır. Bu Meclisin arkasında cesur ve çalışkan bir büyük millet vardır, bir büyük Türk Milleti vardır. Bu Meclisin ardında, büyük bir tarih, tüm insanlık adına adalet ve barış yolunda harcanmış bir geçmiş vardır. Meclisin tarihî kararlar için dayanacağı yegane kuvvet de, büyük Türk Milletidir.
Düşünüyorum; eğer, o günkü ilk Meclis bugünkü Kıbrıs meselesiyle karşılaşsaydı, nasıl bir çözüm geliştirirdi; bana öyle geliyor ki, bu kadar alelacele davranmaz, milleti ortadan ikiye bölen üslubu benimsemez, bunu dayatanlara da, ismi ve makamı ne olursa olsun, izin vermez, bütün milleti ardında toplayan bir çözüm yolunun önünü açardı; Kıbrıs meselesinin, bu Meclis yerine başka mahallerde yapılan müzakerelerin neticesi olarak karşımıza çıkmasına izin vermezdi; bu meseleyi milletin gözünün önünde bu mabette tartıştırır ve tüm milletin ortak bir kararı olarak tümüyle sahiplenirdi ve en azından o Meclisin hükmettiği iktidar tarihin bize şaka yapmasına izin vermezdi; 23 Nisanda anavatanımızda egemenlik bayramını kutlayıp, 24 Nisanda da yavruvatanın egemenliğinin devrini oylatmazdı.
23 Nisanda bugünün şartlarından daha zor şartlar altında ve ölüm göze alınarak kazanılmış hürriyet ve bağımsızlık, egemenliğimizin sembolü olarak ulusal egemenlik bayramımızı kutlarken, 24 Nisanda da egemenlik ve o değilse bile yaşama hakkının yabancı iradelere yeniden teslimi için son süre olan 24 Nisan akıllarımızdadır.
Milletin gözü ve aklı Kıbrıs'la meşgulken öbür taraftan Avrupa Parlamentosu temsilcisi, benim mahkemelerimin kararını utanç verici bulduğu beyanatını verip, azınlık hakları konusunda benim ülkemi daha sıkı denetleyeceğini ifade ediyor. Millet, bu had bilmezliğe, müstemleke memlekette olabilecek konuşma tarzına gerekli cevabı duyamamanın kederini yaşamaktadır. Bu zatın "azınlık" diye kastettikleri, benim kardeşlerim, bu ülkemin kurucuları, ülkenin has evlatlarıdır. Türkiye'nin meselesi vardır; varsa da, Türkiye, meselelerini, kendi hür Meclisinde, hür iradesiyle çözecek güce sahiptir. Demokrasilerde iyi niyetli eleştirilere elbette "evet" diyoruz; ancak, had bilmezliğe ve saygısızlığa da tavır koymak mecburiyetimiz vardır.
Bu cümleden, bu hafta Kanada Parlamentosunda kabul edilen tasarıya karşı Meclisimizde hükümetin yükselen sesini duyamamanın hüznünü yaşadık. İki değerli parlamenterimiz, fevkalade dirayetli bir tavırla, meseleyi açıkça gündeme koydular. Türkiye'nin egemenliğine yönelik her türlü tavrı kesin bir kararlılıkla reddediyoruz. Meclisimiz, en yakın zamanda, bu kabul edilmez, tarihî gerçekleri saptıran tavra karşı, bir bütün halinde, alacağı kararı ilan etmelidir. Bütün bu zafiyette, hükümet, payına düşen sorumluluğu taşırken, elbette, o iktidarı var eden Meclis olarak da mesuliyet hissedilmelidir. Meşru zemin burasıdır, mesuliyet zemini burasıdır. Burada konuşulmayanlar, buradan gizlenenler ortaya çıktığında, doğacak sonuca hepimiz katlanacağız. Bizi bilgilendirmeyenler ve konuşturmayanlar, bu tehlikeleri görmek zorundadırlar; riskleri görmek zorundadırlar.
Hürriyet ve egemenlik, cüzdana sığmayacak kadar büyük, portakal kasalarınca taşınmayacak kadar ağırdır. Bu topraklarda da, Kıbrıs'ta da hürriyet ve bağımsızlık uğruna çekilen büyük fedakârlıklar vardır. Bu fedakârlığı yaşayan insanlara karşı, hepimizin, derin saygı içerisinde, hayatını kaybedenlere karşı da hatıralarına derin bir bağlılık içerisinde olmamız gereği vardır.
Onun için, bu Ulusal Egemenlik Bayramında, bu 23 Nisanda öncekiler kadar coşkulu, öncekiler kadar gururlu değilim. 23 Nisanı, bu sefer, Türk çocuklarının, dünya çocuklarının bayramı olduğu için kutluyorum. Ulusal Egemenlik Bayramında, kendimi, tarihe karşı mahcup ve mahzun hissediyorum. Bırakalım bu sene bayramı çocuklar kutlasın, biz değil. Bizim, egemenlik adına oturup derin derin düşüneceğimiz işler vardır.
Değerli arkadaşlarım, bu bayramın hoşluk kısmına, kutlanacak kısmına geçelim.
Millî bayramını çocuklarına armağan eden yegâne milletiz. Bir de, bunu, güzel gelenekle, tüm milletlerin çocuklarının ortak bayramı yaptık. Bugün 23 Nisan Bayramımız, çeşitli milletlerin çocukları arasında dostluk ve sevgi bağları kuruyor; bu da, ülkelerin birbirleriyle yakınlaşmalarına vesile oluyor.
Biz, dünyanın bir barış dünyası olması için çalışmış, gücünü bu yönde kullanmış uzun bir geleneğin sahibiyiz. Cihanşümul imparatorluk sınırları içerisinde, farklı din ve ırktan milyonlarca insan, yüzyıllarca barış içindeydi. Bugün, Kafkaslardan Balkanlara ve nihayet Ortadoğu'ya kadar çeşitli ülkelerde yaşanan karışıklıklar, bu barış geleneğinin yüceliğini ve büyüklüğünü yeniden hatırlatıyor.
Zikredilen tüm coğrafyalarda savaşların, çatışmaların en trajik kurbanı çocuklardır; bunun her yerde örneklerini gördük. 23 Nisan Bayramını, elbette, çocuklarımızın, bizim çocuklarımızın, yani, tüm dünya çocuklarının gülümseyen yüzleri süsleyecektir; ama, hemen bu resmin yanına, yine, tüm dünya çocuklarının acı çeken yüzleri de konulmalıdır; konulmalıdır ki, herkes geleceğe karşı sorumluluğunu unutmasın ve yapabilecek bir şeylerinin olduğunun farkına varsın. Acı çeken çocuk yüzlerinin tüm dünyadan silinmesi en büyük dileğimizdir.
Türkiye, bütün bu zorlukların üstesinden gelecek gücün de, potansiyelin de, imkânın da sahibidir. O milletin temsilcisi olan Yüce Meclis, bütün bu zorlukların üstesinden gelecektir. Yüce Allah yardımcımız olsun.
Bu memlekete, bu Meclise, kurulduğundan beri büyük hizmetler yapmış olan, başta İlk Meclisimizin Başkanı Yüce Atatürk'ü saygı ve rahmetle anarken, bütün Meclis üyelerimize, ölenlerine Allah'tan rahmet, yaşayanlarına da sağlıklar diliyor; saygılar sunuyorum. (Alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
3 konuşma daha · 23 Nisan 2004