Ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazı hakkında kanunda değişikilik yapılması (s.s.902)
Bursa Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 101. Birleşim · 3. yasama yılı · 24 Mayıs 2005 · 1.196 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma
Kaynak göster
Mehmet Küçükaşık (CHP), 24 Mayıs 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 101. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: CEZA VE GÜVENLİK TEDBİRLERİNİN İNFAZI HAKKINDA KANUNDA DEĞİŞİKİLİK YAPILMASI (S.S.902)); konuşma 1.196 kelime.
Mehmet Küçükaşık (CHP, Bursa). “Ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazı hakkında kanunda değişikilik yapılması (s.s.902)”. TBMM Genel Kurulu, 101. Birleşim tutanağı, 24 Mayıs 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-kucukasik-22-2005-05-24-ceza-ve-guvenlik-tedbirlerinin-infazi-hakkinda-kanunda-degisikilik-yap (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA MEHMET KÜÇÜKAŞIK (Bursa)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 902 sıra sayılı teklifin 2 nci maddesi hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım; tümünüzü sevgi ve saygılarımla selamlarım.
2 nci maddeyle, 23 üncü maddenin birinci fıkrasının (g) bendi ve 3 üncü maddesinin son cümlesi değişikliğe uğruyor. 23 üncü madde, esas olarak, hükümlülerin gözlem ve sınıflandırılmasını düzenliyor.
Ceza İnfaz Kanunundaki bu değişikliklerden birincisi, 23 üncü madde öncelikle şunu düzenlemiştir; birincisi, hükümlülerin kişisel özellikleri, bedensel, aklî ve sağlık durumları, suç işlemeden önceki yaşamları, sosyal çevre ve ilişkileri, sanat ve meslek faaliyetleri, ahlakî eğilimleri, suça bakış açıları, hükümlülük süreleri ve suç türleri belirlenerek durumlarına uygun infaz kurumlarına ayrılmaları ve bunlara göre saptanacak infaz ve iyileştirme programının uygulanması öngörülüyor.
İkinci olarak, hükümlülerin, işledikleri suç tiplerine, gösterdikleri eğilimlere, tutum ve davranışları nedeniyle sıkı gözetim ve denetim altında bulunup bulunmadıklarına göre de; birincisi yüksek güvenlikli ceza ve infaz kurumlarına, ikincisi normal güvenlikli ceza ve infaz kurumlarına ve açık ceza infaz kurumlarına gönderilmesine karar verilebilecektir.
Bu gözlem nasıl yapılacak; gözlem, inceleme ve değerlendirme yöntemiyle çalışan gözlem ve sınıflandırma merkezlerinde veya kapalı ceza ve infaz kurumlarının bu hizmete ayrılan bölümlerinde yapılması öngörülmüş. Yine, gözlem, bu konudaki uzman kişiler tarafından yapılabilecektir.
Kadın, çocuk ve genç hükümlüler için de ayrıca bir istisna getirilmiş bulunulmaktadır. Gözlem, gözlem kurulunca, tek kişilik odalarda ya da bulunmaması durumunda tahsis edilmiş özel odalarda yapılabilecektir ve gözlem süresi her halukârda da altmış günü aşamayacaktır.
Bu 23 üncü maddenin komisyon görüşmeleri esnasında en fazla tartışılan konulardan bir tanesi, gözlem altında tutulacak kişinin tek başına tek kişilik odalarda ya da özel tahsis edilmiş yerlerde yapılıp yapılmayacağı konusuna odaklanmıştı. Bu, bir anlamda, bugün için uygulamada gördüğümüz tecridin aynen devam edip etmeyeceği, bir kişinin tek başına bir hücrede altmış gün süreyle gözetim altında bulunup bulunamayacağı ve bu durumun, tek kişilik hücrede altmış gün kalmanın insanda psikolojik olarak birçok çöküntüye yol açıp açmayacağı tartışıldı. Bu konularda altmış günün azamî süre olduğu, bundan çok daha az bir süre içerisinde kişinin ahlakî durumu, gözlem durumu, sınıfı, iyileştirme programına ne kadar uyum gösterebileceği sürekli tartışıldı; fakat, getirilen değişiklikte, gerçekten de tek kişilik kapalı bir hücrede tecrit edilmiş bir kişinin bu gözleme ne kadar uyum göstereceği konusu, bizce en fazla değişiklik getirilmesi gereken husus olmasına rağmen, ne yazık ki, bu konu gündeme getirilmedi.
Burada, 23 üncü maddenin (g) bendine göre, gözlem sonucunda tüm bulgu ve görüşlerin düzenlenerek dosyanın Adalet Bakanlığına gönderilmesi ve Adalet Bakanlığı tarafından da hükümlünün gönderileceği infaz kurumunun belirlenmesi gerekiyordu. Şimdi, (g) bendinde yaptığımız değişiklikle, Adalet Bakanlığına vermiş olduğumuz bu geniş yetkiye bir istisna getirerek, gözlem ve sınıflandırma sonunda idare ve gözlem kurulunca aynı ceza ve infaz kurumunda veya o yer cumhuriyet başsavcılığına bağlı diğer ceza infaz kurumlarında kalması uygun bulunan hükümlülerin dosyalarının Bakanlığa gönderilmeyeceği ve cezaların infazına bulundukları veya cumhuriyet başsavcılığınca gönderilecekleri bağlı ceza infaz kurumlarında devam edilir hükmünü ekliyoruz. Yine, komisyon görüşmeleri esnasında tüm dosyaların Adalet Bakanlığında toplanılması çok tartışılmıştı; tüm dosyalar Adalet Bakanlığına gönderilmesin... Birçok arkadaşımızca, gerek AKP'li gerek CHP'li arkadaşlarımızca, Adalet Bakanlığı yetkileri kendisinde toplayacağına bunların infaz hâkimi tarafından yapılması da önerilmişti. O konuda, Sayın Bakanımızın ilginç bir cevabı var; tartışmalarda "Adalet Bakanlığına niye bu kadar dosya geliyor; bu, çok masumane bir bürokrasi, keşke bütün bürokrasi böyle oluverse. Diyelim ki, Malatya'daki infaz hâkimi, Türkiye'de hangi cezaevinde, o gün için, o saat itibariyle ne kapasite var, o suçlunun hangi cezaevine konulacağını bilme imkânına sahip değildir. Biz, her gün, cezaevlerimizde ne kadar hükümlü var, ne kadar tutuklu var, günü gününe takip ediyoruz; bu, bunların yerleştirilmeleri, kapasiteleri açısından önem arz ediyor" diyordu. Ne zaman; 2004 yılı kasım ayında. Ne zaman; bu yasa, henüz, daha 1 Haziranda yürürlüğe girecek; yani, yasa yürürlüğe girmeden önce. Şimdi, kasım ayından beri, bu altı ay içerisinde, acaba, bütün cumhuriyet başsavcılıklarımızın tümünü bilgisayar sistemiyle mi donattık da, artık, hangi cezaevimizde, kimin, ne kadar fazla boşluk var, hangi mahkûm ne zaman tahliye olacak, hangi cezaevinde daha fazla iyileştirme programlarını nasıl uygulayacağız diye bunu mu hesap edeceğiz! Bir şey değişmediği kanısındayım şimdiye kadar. Sizin, altı ay önce söylediğiniz bir sözdü.
İkincisi, yine, devam ediyorsunuz: "Mesela, bulunduğu yerdeki cezaevi olduğundan çok daha fazla doludur; onu alıp, gelişigüzel bir başka yere göndermek yerine, yine, ailesinin, yakınlarının gelişini gidişini hesap ederek, daha uygun bir cezaevine koyabilme adına; yani, bu hüküm, hükümlü lehine konulmuş olan bir düzenlemedir; meseleyi böyle anlarsak daha iyi olur" diyorsunuz. Pekala, yine, aynı şekilde, bu soruyu tersinden sormaya kalkarsak, şahıs, kendi memleketinin, ailesinin olmadığı bir yerde bir suç işledi ve o infaz kurumunda yatıyor ve o infaz kurumundaki cezasını, bağlı cumhuriyet savcılığının diğer infaz kurumlarında çekeceği zaman, o zaman, biz, bunu, yine, ailesiyle görüşebilmesine nasıl olanak tanıyacağız o zaman?! Yani, iki beyanı arasında da, gerçekten de, büyük bir çelişkiyle karşı karşıya kalıyoruz. Hangisi doğru olacak burada? Yani, Adalet Bakanlığının, elbette, bütün yetkilerini ele almaması, bunu, mahallî cumhuriyet başsavcılıklarına devretmesi gayet doğru bir olay; ama, yine de, dosyalar, eğer ilçeler ve illerdeki cumhuriyet savcılarında veya aynı neviden cezaevi olmadığı zaman bir yetki karmaşasına acaba neden olacak mı olmayacak mı; benim, en büyük temel sorunlarımdan bir tanesi bu, Sayın Bakanım. Yani, bir ilçede, aynı tip ceza ve infaz evi yoksa, o il cumhuriyet başsavcılığının sınırları içerisinde olsa dahi, o cezaevlerine nakiller konusunda ve Adalet Bakanlığının yetki konusunda, yerel cumhuriyet başsavcılarıyla ilgili bir yetki ihtilafı olup olmayacağı ve bu konuda yasada bir netlik olmadığı kanısındayım. Bu konuda bir cevabın verilmesini, gerçekten de, samimî olarak arzu ediyorum.
Yine, maddede getirilen bir değişiklikle, maddenin üçüncü fıkrasının son cümlesi, yani "kısa süreli hapis cezalarında, bu tür cezalara mahkûm olanlar gözleme tabi tutulmazlar" hükmü var. Zaten, biz, daha önce, bir yıl veya daha az süreli hapis cezaları için, Türk Ceza Kanununun 50 nci maddesinde değişiklik, alternatif cezalar getirmiştik. Bu hüküm de, zamanında, gerçekten de, görüşülerek, tam detaylandırılarak olmadı. Bunun nedeni şu: Aynı sıkıntıyı hâlâ da yaşıyoruz. Ben ve birçok arkadaşım, defalarca bu konuda aynı şeyleri söyledik. Gerçekten de, Adalet Komisyonuna gelen cezalar ve Meclisin gündemine gelen cezalar tam olarak incelenmeden, tartışılmadan, tüm toplumda kabul edilmeden ve özellikle Adalet Komisyonunda da herkes tarafından görüşülmeden, tam anlamıyla sindirilmeden, hem Adalet Komisyonunun gündemine geliyor ve ne yazık ki, Meclisin gündemine de aynı şekilde geliyor ve biz aceleyle yasaları çıkarıyoruz. Şu çıkardığımız yasalara bakacağız, biraz sonra getireceğimiz yasalarda, son beş-altı ay içerisinde çıkardığımız yasalarda, şimdi, tekrar tekrar değişiklik yapıyoruz.
Bence, bir yanlışlık daha var, o da şu: Gerçekten de, eğer, Adalet Komisyonunda o maddelere vâkıf olup da itiraz edebilirsek, yönelttiğimiz doğru eleştiriler dahi kabul edilmiyor anında, metin komisyondan aynı şekilde geçiriliyor ve yine, Mecliste de aynı eleştirilerimizi tekrar ettiğimiz halde, yine gözönüne alınmıyor; fakat, altı ay sonra, kusura bakmayın, biz hata yapmışız, gelin şimdi bu hatamızı düzeltiyoruz diyoruz, tekrar Meclisin gündemine getirmeye çalışıyoruz ve insanlara, saat 2'den gece 11'lere kadar, cumartesi-pazar günlerine kadar çalışma yaptırıyoruz. Ne olursunuz Sayın Bakanım, artık, bir kere gelsin bu kanunlar, komisyonda biz de içimize sindirelim. Bakın, bugün yine, Adalet Komisyonunda, bazı kanunlar geldi, tekrar geriye çekildi incelenmesi için. Herkese yeterli zaman bırakılsın. Milletvekilleri de neye oy verdiklerini bilsinler. Emin olun, biz, Adalet Komisyonunda bile hangi kanunlar, hangi maddeler geldi geçti, artık onu bilebilecek konumda değiliz. Bunlar bu kadar zorunluluk değil. Toplum bir tartışsın, içine sindirsin herkes. O maddede, gerçekten de, arzulanan amaca ulaşılacak mı ulaşılmayacak mı, bunu hepimiz bir değerlendirelim ve ondan sonra bu yasalar geçsin ki, ikinci ve üçüncü tadilatları yapmayalım.
Teşekkür ederim, saygılarımı sunarım.
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
32 konuşma daha · 24 Mayıs 2005