İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 8. BİRLEŞİM · SALI

Türk sporunda şiddet,şike,rüşvet ve haksız rekabet iddialirı hak.10/63,113,138,179,228 esas numaralı mec.araşt.kom.rap.(s.sayısı:956)genel görüşmesi

Mehmet Küçükaşık

Bursa Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 8. Birleşim · 4. yasama yılı · 18 Ekim 2005 · 2.718 kelime · yaklaşık 14 dakikalık okuma

Kaynak göster

Mehmet Küçükaşık (CHP), 18 Ekim 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 8. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRK SPORUNDA ŞİDDET,ŞİKE,RÜŞVET VE HAKSIZ REKABET İDDİALİRI HAK.10/63,113,138,179,228 ESAS NUMARALI MEC.ARAŞT.KOM.RAP.(S.SAYISI:956)GENEL GÖRÜŞMESİ); konuşma 2.718 kelime.

Mehmet Küçükaşık (CHP, Bursa). “Türk sporunda şiddet,şike,rüşvet ve haksız rekabet iddialirı hak.10/63,113,138,179,228 esas numaralı mec.araşt.kom.rap.(s.sayısı:956)genel görüşmesi”. TBMM Genel Kurulu, 8. Birleşim tutanağı, 18 Ekim 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-kucukasik-22-2005-10-18-turk-sporunda-siddet-sike-rusvet-ve-haksiz-rekabet-iddialiri-hak-10-63 (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA MEHMET KÜÇÜKAŞIK (Bursa)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Diyarbakır Milletvekili Mesut Değer ve 25 milletvekilinin, İzmir Milletvekili Hakkı Ülkü ve 26 milletvekilinin, İzmir Milletvekili Ahmet Ersin ve 23 milletvekilinin, Samsun Milletvekili Musa Uzunkaya ve 27 milletvekilinin, Trabzon Milletvekili Faruk Nafiz Özak ve 23 milletvekilinin, Türk sporunda şiddet, şike, rüşvet ve haksız rekabet iddialarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla, Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri ve (10/63, 113, 138, 179, 228) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu raporu hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım; hepinizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.

Bildiğiniz gibi, Türk sporunda meydana gelen, özellikle 2003, 2004, 2005 sezonunda meydana gelen şiddet olaylarıyla ilgili olarak, Parlamentoda, birçok milletvekili arkadaşımız tarafından, bu konuların incelenmesi ve gerekli önlemlerin alınması amacıyla Meclis araştırması önergeleri verilmişti. İlkönce Cumhuriyet Halk Partili 3 milletvekili ve arkadaşları tarafından verilen önergeler ile daha sonra AKP'li milletvekilleri tarafından verilen iki önerge birleştirilerek Meclis araştırması komisyonu kuruldu. Biz 12 milletvekilince, gerçekten de, Türk sporunda özellikle şiddet, şike, haksız rekabet konularında detaylı araştırmalar yapıldı. Bu konuda, komisyon, dört aylık çalışması esnasında, öncelikle kendisine şiddetin önlenmesi konusunu temel bir mesele edindi. Yaptığımız ilk toplantılarda vermiş olduğumuz karar doğrultusunda, Türkiye'deki bütün futbol kulüplerinden, bütün spor kulüplerinden ve Türkiye'deki yazılı ve görsel tüm medya mensuplarından, kendilerindeki şiddet, şike konularındaki bilgileri bize aktarmaları istendi. O güne kadar, hepimizin hatırladığı gibi, televizyonlarda şiddetle ilgili görüntüler sonsuz bir şekilde devam ediyordu. Yine, şike, gizli bahis konularında televizyonlarda programlar yapılıyor ve birsürü spor adamı da, yine aynı şekilde, Türkiye'de şikenin, bahsin olduğu konularında bilgiler veriyordu. Ne yazık ki, bizim yazmış olduğumuz tüm bu yazılara karşın, bize, hiçbir medya mensubundan… Çok azı, ancak, şike ve ellerindeki, bahisle ilgili yazılı bilgileri bize gönderdiler; ne yazık ki, çok büyük bir kesimi de hiçbir bilgi göndermedi.

Bu da gösteriyordu ki, özellikle şiddet konusunda medyanın çok önemli bir rolü vardı. Biz, şiddet konusunda alınması gereken önlemleri düzenlemeye çalışırken, öncelikle medyanın şiddetle ilişkisini araştırmaya çalıştık ve gördüğümüz korkunç bir şey vardı. Bir futbol maçına gidiyorsunuz, ertesi gün bir başlık: "Falanca takım falancayı parçalar, yener." Şimdi, öyle bir şey ki, futbol kulübü yöneticilerine bakıyorsunuz "yeneceğiz, başka çaremiz yok" şeklinde açıklamalar Türk sporunda sürekli şiddeti körükleyen başlıca nedenler haline gelmeye başlamıştı.

Yine, biz, komisyon olarak, medyayla bu -görüşlerini alamadık; fakat- yazışmalarımızı devam ettirirken, önemli bir unsur olan statlarımızın fizikî konumlarını araştırmak istedik ve bu amaçla, İstanbul'daki, özellikle, Beşiktaşın İnönü, Fenerbahçenin Şükrü Saracoğlu ve Galatasarayın Ali Sami Yen Statları ile İzmir'in Alsancak Stadını ve Bursa'nın ve Ankara'nın 19 Mayıs Stadyumunu Meclis Araştırma Komisyonu olarak gezdik. Gördüğümüz bir gerçek var; Türkiye'deki tüm futbol statları içerisinde, ne yazık ki, ancak ve ancak 7 tane stadımızda Avrupa kriterleri içerisinde maç seyretme imkânına sahip olunabiliyor ve bu konuda, diğer statlarımızın fizikî durumlarının iyileştirilmesi konusunda, gerçekten de, herkese çok büyük görevlerin düştüğünü gördük.

Yine bu araştırmalarımız esnasında… Özellikle, statlardan emniyet güçlerinin çekilmesi ve yerine özel güvenlik elemanlarının görev alması gerekiyordu. Birçok maçta meydana gelen olaylarda -ki, İnönü Stadında meydana gelen hem öldürme olayında hem ondan sonra yine bir kavga olayında da- özel güvenlik elemanlarının dahi o kavgaların içerisinde yer almış olması nedeniyle Özel Güvenlik Yasasının uygulanması ertelenmiş oldu; fakat, önlemler yeterli gelmedi.

Şimdi, medyanın etkisine biraz fazla değindik. Yalnız, medyanın etkisinden çok daha fazla, yine, Türk sporundaki en önemli unsurlardan bir tanesi de, bizim gördüğümüz, ne yazık ki, bir gizli bahis olayı var Türk sporunda ve siyasetçilerin çok büyük etkenleri var ve Türk sporunda, reddetsek de reddetmesek de, mafyanın olayı var.

Biz, komisyon olarak, gerçekten de, şimdiye kadar, en uyumlu çalışan komisyonlardan bir tanesi olduk. Birçok ortak görüşü bir araya getirdik; ama, artık, komisyon raporunun yazılması esnasında, özellikle, mafya ve gizli bahis olaylarıyla gündeme geldiğimizde, ne yazık ki, komisyon üyeleri arasında birtakım tartışmalar çıkmak zorunda kaldı; çünkü, aynı görüşü paylaşmadığımız, alınması gereken önlemler konusunda, farklı düşünceler meydana geldi ve bu amaçla, biz, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak da, karşı oy yazısı yazmak zorunda kaldık.

Şimdi, ben, komisyon raporundaki hemen hemen şiddetle ilgili bütün alınmış olan görüşlere ve diğer görüşlere, kulüplere ekonomik kaynak sağlanması, yeniden yapılanmaya gidilmesi, Futbol Federasyonu Yasası, Özel Güvenlik Yasasındaki tüm değişimlerde, komisyonda gerçekten de hemfikiriz. Bizim karşı oy yazısından muradımız, komisyon raporunda eksik olarak gördüğümüz hususların yer almasını temin açısından karşı oy yazısını yazdık. Ben, bu karşı oy yazısından, bazı bölümleri okumak istiyorum:

4 ay süresince yapılan çalışmalarda öne çıkan en önemli husus, günümüzde futbolun artık çok popüler olması ve gelişen en büyük sektörlerden bir tanesi olması nedeniyle, dikkatlerin futbol üzerine yoğunlaşmış olmasıdır. Özellikle, şiddet konusunda yapılan çalışmalarda, Türkiye'de sporda şiddet ve şiddetin nedenleri, alınması gereken önlemler ve yapılması gereken yasal düzenlemeler konusunda detaylı çalışmalar yapılmıştır. Bu süreçte, yasal düzenlemelere paralel olarak çalışmalar yapılmış ve şiddetin önlenmesinde epey yol alındığı gözlenmiştir; ancak, liglerin sona ermesine yakın şampiyon olacakların veya bir üst lige çıkacakların ya da bir alt lige düşecek takımların belirleneceği müsabakalarda şiddet olgusunun yeniden tırmanışa geçtiğini de gözlemlemekteyiz."

Komisyonumuzun şiddet konusunda yaptığı değerlendirme ve sonuç bölümlerine büyük oranda katılmaktayız. Ancak, çok büyük oranda, bulundukları beldeyle özdeşleşmiş spor kulüplerimizin haksızlığa uğradıklarını düşündükleri anda, o beldenin bütün potansiyelini harekete geçirerek -siyaset, ekonomik güç, medya, yönetici, taraftar- hakkını müsabaka dışı yollardan aramaya kalkışması ve bazılarının başarılı olması, Türkiye Futbol Federasyonu ve Tahkim Kurulunun bu konuda net ve tutarlı hareket edememesi, şiddetin önlenmesine de engel olamamaktadır.

Şike ve teşvik primi konusunda ise, uzun yıllardan beri Türk sporunda şike, hatır şikesi, teşvik primi gibi kavramlar tartışılmakta ve var olduğu büyük oranda kabul edilmektedir. Buna karşın, bugüne kadar şike üzerine kararlılıkla gidilememiş ve yasal düzenlemeler ne yazık ki yapılamamıştır.

Türk sporunda yer alan tüm unsurlar tarafından bilindiği halde, uygulamada tam bir suskunluk yasası hüküm sürmekte ve bunun sonucunda Türk sporunda dereceler belirlenmektedir. Türk sporunda bugün için ne yazık ki en geçerli söz, "hem saha içerisinde hem de masa başında kazanmak" olmuştur.

Beşiktaş Jimnastik Kulübü Başkanı Yıldırım Demirören'in 2003-2004 sezonu, Trabzonspor Başkanı Atay Aktuğ'un 2004-2005 sezonu için söyledikleri sözler, sporda başarının yalnızca spora yatırım yaparak kazanılmadığını, tam tersi, spor dışı müdahalelerin daha etkin olduğunu ortaya koymaktadır. Nitekim, bu sezon da Konyaspor-Fenerbahçe maçından hemen sonra başta Galatasaray, Beşiktaş ve Trabzonspor kulüplerinin "el değmemiş bir lig istiyoruz" pankartıyla sahaya çıkmaları, hâlâ futbolda saha içerisinde kazanılmadığının en büyük kanıtı olarak karşımıza çıkmaktadır ve bu konuda alınması gereken önlemlerde gerek Futbol Federasyonu gerek Meclis olarak hepimize büyük görevler düşmektedir.

Bu ise, ister istemez, başta siyaset kurumunun, Türkiye Futbol Federasyonu ve kurullarının ve mafyanın da tartışılmasını gündeme getirmektedir.

Ne yazık ki, siyaset kurumu bütün unsurlarıyla birlikte sporun içerisindedir. Türk sporunun bütün unsurları siyaset kurumu tarafından belirlenmektedir. Bu çerçevede;

a) Futbol Federasyonu özerk olmasına karşın Federasyon seçimlerine siyaset kurumu müdahale etmekte ve yönetimi belirlemektedir.

b) Yapılan düzenlemelerle, yönetim kurulları için kimin yarışıp kimin yarışamayacağı, siyaset kurumu tarafından belirlenmektedir. 875 sayılı Yasa ile 3813 sayılı Futbol Federasyonu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunun 7 ve 18 inci maddelerinde değişiklik yapılarak eski Federasyon başkanlarının seçime girmesi engellenmiş, âdeta kişiye özel yasa çıkarılmıştır.

c) Kulüplerin ekonomik yetersizliği ve borç batağında bulunmaları onların ister istemez siyasî iktidar ile genel ve yerel siyasal iktidarla işbirliği içerisinde bulunmalarını zorunlu kılmaktadır. Vergi ve SSK borçlarının affı, silinmesi ya da kamuya ait taşınmazların kulüplere devri gibi konularda kulüpler ile siyasetçiler arasındaki ilişkiler son derece belirgin ve birbirinin içine geçmiş durumdadır. Örneğin, Galatasaray'ın Seyrantepe Projesi ve bu projeyle ilgili olarak Galatasaray ve Fenerbahçe kulüpleri arasında yaşanan tartışmalar da bunun en büyük kanıtlarından bir tanesidir.

Bizzat TMSF'ye ait Star televizyonu, Telegol programı kanalıyla Türk Millî Takımı Teknik Direktörü Ersun Yanal'ın gitmesi, yerine Fatih Terim'in gelmesi, Federasyon Başkanı Levent Bıçakçı'nın istifa etmesi, yerine Başkan Yardımcısı Hasan Doğan'ın gelmesi için kampanya açılmış, bunun için kamuoyu oluşturulmuştur. Kamunun elinde olan bir televizyon kanalının bu kampanyasına kimse dur dememiş ve sessiz kalınmıştır. Sonuçta, gerçekten de Futbol Federasyonu içerisindeki yönetim değişikliği yapılamamış; ama, Türk Millî Takımı içerisindeki değişiklik yapılmış, Ersun Yanal teknik direktörlükten ayrılmak zorunda kalmış, yerine Fatih Terim gelmiştir.

Bunun olumlu olup olmaması önemli değil. Türkiye'nin bugün Avrupa Şampiyonası finallerinde play-off oynama hakkını kazanmış olması da önemli değil. Önemli olan, TMSF'ye bağlı bir televizyon kanalı tarafından ve onun programcısı tarafından en gizli, namahrem sırların dahi belgelerinin soruşturma komisyonu raporlarının, hâlâ bugün için de Akçabat Sebatsporun da komisyon raporlarının elde edilmesi, kamuoyuna deklare edilmesi ve Türkiye Futbol Federasyonunun ve Türkiye'deki futbol takımlarının hâlâ yönlendirilmeye devam etmiş olmasıdır. Ne yazık ki bugün de hâlâ tehlike var. Her pazar akşamı o televizyon kanalını seyrederken acaba yine kimlerin değişeceği konusunda birtakım bilgilerin ortaya döküldüğünü, devletin gizli belgelerinin kamuoyunda Star televizyonu vasıtasıyla paylaşıldığını ve değiştirilmek istenen insanların da hedef gösterildiğini görmek ne yazık ki bizleri biraz rahatsız ediyor.

Sonuçta, siyaset kurumu spor kulüplerimize kaynak aktarmadıkça, kulüplerimizin yaşamasının ve yarışmasının mümkün olmadığı açıktır. Bu ise siyaset kurumuna, maçlara tesir edebilme gücünü verebilmektedir. Nitekim, geçmiş yıllarda olduğu gibi, 2004-2005 sezonunda da aynı senaryo yaşanmıştır.

Futbol Federasyonu Genel Kuruluna siyaset kurumu bütün ağırlığıyla müdahale etmiş ve Federasyon başkanı ve üyelerinin belirlenmesine kadar etkin olmuştur. Eski Federasyon Başkanı kendisine önerilen insanlarla çalışmayı kabul etmemesi nedeniyle seçimlerden de çekilmek zorunda kalmıştır.

Siyasî iradenin ve büyük kulüplerin onayıyla işbaşına gelen yönetim, bütün kritik konularda hiçbir radikal karar alamamış ve tavır koyamamıştır.

Naklen yayın ihalesi ve havuzdan pay alımı konusunda yapılan tartışmalarda net bir tavır konmamış ve dört büyük kulüp ile Anadolu kulüpleri arasında karşılıklı olarak ligden çekilme ve ayrı lig kurmaya kadar varan tartışmalara neden olunmuştur. Liglerin ve havuz ihalesinin sahibi federasyon, bir seyirciden farksız bir şekilde olayları seyretmiş, kulüpler de siyasî iktidardan medet ummak zorunda kalmışlardır. 2005-2006 sezonu öncesi ancak müdahale edilmiş ve havuzdaki pay, bizim komisyon raporunda da belirttiğimiz gibi yeniden düzenlenerek, şu anda yeni bir uygulama başlatılmıştır. Bu, kulüplerimizin, maddî sıkıntı içerisinde olan kulüplerimizin, gerçekten havuzdan eşit pay alması, şu anda, kulüpler için gerçekten doğru bir formül olabilir. Bu formül, bu tartışılacak uygulamada görülecek. Şu anda bazı kulüplerimizin bu formülden de sıkıntıları olduğu söylenmekte; ancak, uygulamada bunun yararlı yönleri ve iyi olduğu göz önüne alındığında, bence ısrar edilmesi, eğer, aksayan yönleri varsa, havuzdaki pay dağıtımının da yeniden dağıtılması, kulüplerimizin yaşaması için zorunluluktur.

En fazla tartışılan kurumlardan olan Merkez Hakem Kurulunun çalışmaları, ki, Merkez Hakem Kurulu tekrar değiştirilmiştir; bizim Mecliste yapmış olduğumuz yasa değişikliğinden sonra, Futbol Federasyonu tarafından MHK eski yönetimi değiştirilmiş, yerine Ufuk Özerten ve ekibi getirilmiştir; ancak, Türkiye'de, yine, MHK'yla da ilgili şikâyetler ve tartışmalar hâlâ bitmemektedir. İşte, Konyaspor-Fenerbahçe maçıyla başlayan ve birinci ligde, bizim medyada, kamuoyunun gözünde görülmüş sıkıntılar hâlâ devam ediyor. Elbette, ikinci ve üçüncü ligdeki, hâlâ devam eden sıkıntılar da hepimizin merakı şu anda; ben merak ediyorum neler var; onları çünkü tam olarak tespit etmek mümkün değil.

Yine, Telegol programında, Cafer Aydın'ın açıklamaları karşısında sadece bir soruşturmayla yetinilmiş, bir karar verilememiştir. Özellikle, Akçaabat Sebatspor-Kayserispor maçı öncesi Akçaabat Sebatsporlu futbolculara yapılan teklif sadece bahis oyunlarına yapılan bir müdahale değil, aynı zamanda şike olmasına karşın, bu konuda zamanında yeterli önlem gösterilmemiş, eksik soruşturmayla yetinilerek, dosyalar kapatılmıştır. Ancak, Ukrayna Millî Maçından sonra, Gökdeniz Karadeniz'in bizzat Federasyon İkinci Başkanı Hasan Doğan ve Millî Takım sorumlusu Fatih Terim'in bulunduğu bir ortamda Akçaabat Sebatspor-Kayserispor maçında yaşanan olayları anlatmasından sonra, gerek Gökdeniz'e ve Akçaabat Sebatsporlu 6 futbolcu ile yine Kayserisporlu futbolcu Metin Aktaş'a, kalecisine, hak mahrumiyet cezası ve belirli para cezaları verilmiştir. Şu anda cumhuriyet başsavcılığı da, yine, bu ifadeleri şu anda Futbol Federasyonundan istemiş ve anılan sporcular hakkında soruşturma açılması kararı verilmiştir.

Yalnız, burada bir eksiklik daha var. Akşam, bizzat, televizyonların spor kanallarından seyrettiğimizde, Sayın Federasyon İkinci Başkanı Hasan Doğan'ın bir açıklaması daha var: "Sadece, bahis tek bir maçla ilgili değildi" diyor "pazar günkü maçla da ilgiliydi." Yani, Galatasaray-Trabzonspor maçıyla da ilgiliydi diyor. O kulüpleri de şaibede bırakacak bir açıklama yaptı Sayın Federasyon İkinci Başkanı, akşam. ATV kanalında ben seyrettim, ATV'nin spor programında seyrettiğimde.

Şimdi, Federasyonun bu konuda kulüplerle ilgili herhangi bir çalışması olmuş mudur? Akçaabat Sebatspor ve Kayserisporla bir çalışması oldu mu? Trabzonspor ve Galatasaray maçlarıyla ilgili henüz Federasyonun resmî bir açıklaması yok. Ancak, Federasyon Başkan Yardımcısının bir açıklaması var; ama, o zaman, eğer, böyle bir ellerinde somut bilgi yoksa, bu büyük kulüplerimizin de rencide edilmemesi kanısındayım.

Bu aşamada, karşımıza, Şike Tahkik Kurulunun yapısı ve görevleri çıkmaktadır. Futbol Federasyonu, genelde, her olaya farklı bir şike tahkik kurulu oluşturmakta ya da o olayda istediği sonucun alınmasına yönelik kişilerden oluşmakta ve rapor Federasyonun istediği gibi çıkmaktadır. Çıkmadığı takdirde, Federasyon Yönetim Kurulu kararıyla sistemin devamı da sağlanmaktadır. İtirazı halinde Tahkim Kurulu da devreye girmektedir.

Örneğin, yine, akşamki televizyon açıklamalarından duyuyoruz ki "eğer, sen itiraf edersen, senin cezanda indirim yapacağız." Şimdi, bunlar, sözlü söylenecek, gizli pazarlıklar yapılacak şey değil. Türkiye futbolunun en temel özelliklerinden biri, Türk sporunun kurumsallaşamamış olmasıdır, Türk sporu kurumsallaşmak zorundadır.

Şu anda, hâlâ mevcut, bizim bu komisyon kurulduğundan beri tek yapmış olduğumuz değişiklik, Futbol Federasyonu Yasasında, Şiddet Yasasında ve Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü Yasasında geçici önlemler yaptık, sadece bir makyaj yapıldı. Şu anda görülen nokta var ki, çok büyük yasal boşluklar bulunmaktadır.

Ancak, benim, yine, o yasanın görüşmeleri esnasında söylediğim gibi, en fazla canımızın sıkıldığı noktalardan bir tanesi, o, hâlâ, yasal boşluklar bulunacaktır, yine, istediği gibi idare edilmeye çalışılacaktır.

Bizim karşı oy yazımızın en büyük gerekçelerinde birisi, komisyon raporunda "mafya" deyimi yerine "spora kural dışı müdahaleler" başlığının kullanılmış olması ve komisyonun bu konuda bir kanaate vardığını da belirtmemiş olmasıdır.

Komisyon çalışmaları esnasında, mafyanın sporla ilişkisini ortaya çıkaran soruşturmalar, hazırlık evrakları ve dava dosyalarını inceleme isteğimiz, ne yazık ki, komisyon üyelerinin tamamı tarafından paylaşılmadığından, bu konuda, sadece, konuşan tanıklar dinlenmiş ve daha detaylı bir araştırma yapılamamıştır.

Yine, yıllık 600 000 000 doları aşan bir cirosu olan ve maçların sonuçlarına etkili olabileceğini düşündüğümüz gizli bahis hakkında detaylı bir araştırma da yapılamamıştır. Bu raporun, gerçekten de, bence de ve sanıyorum tüm komisyon üyesi arkadaşlarımızca da, en eksik yanı budur.

Futbol Federasyonu Birinci Başkanı Hasan Doğan, Hürriyet Gazetesine haziran ayında verdiği demeçte "mafyayı temizleyeceğiz", İkinci Başkan Şekip Mosturoğlu "ligimiz dışarıdan bakıldığında Kolombiya ligini andırıyor" diyorsa, Türk sporunda mafyanın olmadığını söylemek olanaksızdır.

Erman Toroğlu, Ahmet Çakar, Hadi Türkmen, Hıncal Uluç, Haluk Ulusoy, Ecevit Kılıç, Tuncay Özkan, Adil Serdar Saçan ve benzeri bütün spor adamları ve gazeteciler mafyadan bahsediyorsa "delilimiz yok, kimse konuşmuyor" demek, sadece, gerçekler karşısında kafasını kuma gömmektir. Bizim görevimiz, gerçeği tespit etmek, var olduğunu söylemek ve önlenmesi için gerekli yasal düzenlemelerin yapılmasını da istemektir.

Naklen yayın ihalesi ve buradan doğacak maddî kazanç nedeniyle mafya, federasyon seçimlerine ve kararlarına kadar müdahil olmuş, futbol federasyonu üyelerini, tahkim kurulu üyelerini istifa ettirmiş ve hatta, federasyon başkanını belirleme yetkisini de kendisinde bulmuştur.

Toplumda en popüler spor olması ve kulüp başkan ve yöneticilerinin medyada her gün yer alması bir meşruiyet gibi görülmüş, karaparanın aklanması ve toplumsal meşruiyeti sağlamak üzere futbol kulüpleri ile mafya içli dışlı olmuştur. Basında organize suç örgütü liderlerinin bir kulübümüzle özdeşleşmiş haberlerinin çıkması, onların, futbol dünyasında, futbolcular ve hakemlerle ilişki kurmasına, hatta, tribünde, yönetici olanların, bakanlar, milletvekilleri, valiler, belediye başkanları, garnizon komutanları, emniyet müdürleriyle yan yana oturmaları, toplum gözünde meşruiyet kazandırdığı gibi, daha da güçlenmelerine yol açmıştır. Bu da maçların sonucundan, şikeye, bahise, futbolcu transferine kadar birçok olayda şaibenin oluşmasına yol açmıştır.

Cafer Aydın'ın, şikeyle ilgili açıklamalar yaptıktan sonra "beni vuracaklar" demesi ve kimsenin açıkça konuşmaya yanaşmaması ve komisyonumuzun Ceza Muhakemesi Usulü Kanununda değişiklik yapılarak, gizli tanığın sporda da kullanılmasını önermesi, bunun en büyük kanıtıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKANBuyurun efendim, 2 dakika süre veriyorum.

MEHMET KÜÇÜKAŞIK (Devamla)Bu nedenle, mevcut yasalarda bazı maddelerde değişiklik yapılarak geçici önlemler peşinde koşmaktan vazgeçmemiz gerekiyor. Yeni ve köklü değişimler yapmak zorunludur.

Komisyon çalışmaları devam ederken çıkarılan 875 sayılı Yasa, bu anlamda hem eksik hem de hatalıdır. Yasanın görüşülmesi esnasında eleştirdiğimiz gibi, Anayasaya, hukuka ve kişilere dönük düzenlemeden kaçınılmalı, yapılacak yasal düzenlemelerle Türk sporunun kurumsallaşması sağlanmalıdır.

Geçmişe yönelik olarak bir af çıkarılmalı, herkesin bildiğini anlatması sağlanmalı ve sporda yeni ve temiz bir sayfa açılmalıdır.

Şike, hatır şikesi ve teşvik primi olarak Ceza Kanununda tanımlanmalı ve en ağır şekilde cezalandırılmalıdır. Takibi ve soruşturması için Ceza Muhakemesi Kanununda da gerekli düzenlemeleri muhakkak yapmak zorunludur.

Ceza kanaate dayalı olarak verilmeli, somut delil aranmamalıdır.

Şike, hatır şikesi ve teşvik primi olayına karışan sporcular, kulüpler ve yöneticiler, kim olurlarsa olsunlar, ceza mahkemesinde aldığı cezanın yanında, sporcuların ömür boyu spor müsabakalarından menedilmesi, yöneticilerin bir daha yöneticilik yapmasının engellenmesi, kulüplerin ise bir alt lige düşürülmesi veya liglerden ihracı gibi de cezalar verilmelidir.

Zamanaşımı ya kaldırılmalı ya da on yıldan az olmamalıdır.

Yine bugün en büyük sorunlarımızdan bir tanesi olan, haksız rekabete yol açan, doping gibi maddeleri kullanan sporcuların da, artık Türk spor hayatından bir an önce kaldırılması gerekmektedir.

Hepimizin de bildiği gibi, sadece Ödül Yönetmeliğinden kaynaklanan ve bireysel sporlarda, özellikle atletizm, halter, güreş gibi bireysel sporlarda, sporcularımız başarılı olabilmek için, ne yazı ki yoğun bir şekilde doping maddesi kullanmaktadır. İki yıldan, üç yıldan beri…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

6 konuşma daha · 18 Ekim 2005

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook