Türk sporunda şiddet,şike,rüşvet ve haksız rekabet iddialirı hak.10/63,113,138,179,228 esas numaralı mec.araşt.kom.rap.(s.sayısı:956)genel görüşmesi
Bitlis Milletvekili ·
Genel Kurul, 8. Birleşim · 4. yasama yılı · 18 Ekim 2005 · 2.102 kelime · yaklaşık 11 dakikalık okuma
Kaynak göster
Edip Safder Gaydalı, 18 Ekim 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 8. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRK SPORUNDA ŞİDDET,ŞİKE,RÜŞVET VE HAKSIZ REKABET İDDİALİRI HAK.10/63,113,138,179,228 ESAS NUMARALI MEC.ARAŞT.KOM.RAP.(S.SAYISI:956)GENEL GÖRÜŞMESİ); konuşma 2.102 kelime.
Edip Safder Gaydalı (Bitlis). “Türk sporunda şiddet,şike,rüşvet ve haksız rekabet iddialirı hak.10/63,113,138,179,228 esas numaralı mec.araşt.kom.rap.(s.sayısı:956)genel görüşmesi”. TBMM Genel Kurulu, 8. Birleşim tutanağı, 18 Ekim 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/edip-safder-gaydali-22-2005-10-18-turk-sporunda-siddet-sike-rusvet-ve-haksiz-rekabet-iddialiri-hak-10-63 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA EDİP SAFDER GAYDALI (Bitlis)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuşmama başlamadan önce, müsaadelerinizle, yaşamakta olduğum bir mutluluğu sizlerle paylaşmak istiyorum. Bu mutluluk, yaklaşık üç senedir Parlamentoda grup olarak temsil edilemeyen Anavatan Partisi Grubu adına huzurlarınızda bulunma mutluluğumdur. Bu mutluluğun gitgide büyüyerek milletimizin mutluluğuna dönüşeceğine inancım tamdır.Bu vesileyle, Yüce Heyetinizi en derin saygılarımla selamlıyorum.
Huzurlarınızda söz alma sebebim, Türk sporunda şiddet, şike, rüşvet ve haksız rekabet iddialarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla kurulmuş olan Meclis komisyonunun raporu hakkındaki, Anavatan Partisi Grubunun görüşlerini ifade etmektir.
Sporda görülen şiddetin toplumsal yaşantımızdaki diğer alanlarda görülen şiddetten soyutlanması elbette ki düşünülemez. Tahammülsüzlükler, karşıdakinin bizimle aynı haklara sahip olabileceği bilincinin içimize sindirilememiş olmasından kaynaklıdır. Tahammülsüzlük, yenilginin kabullenilmemesine, hataların itiraf edilmemesine sebep olmaktadır.
Siyaset kurumunun içinde, toplumun gözü önünde bulunan bizler dahi, demokratik kültüre aykırı davranışlarda bulunabilmekteyiz. Topluma örnek olacak bizler, öncelikle tahammül yetkisine sahip olabilmeliyiz; siyasî rakiplerimizin de bizlerle aynı haklara sahip olduğunu unutmamalıyız; siyasî rakibimizi düşman gibi görmemeli, hakkını arayan çiftçiyi hakkını arayan memuru, derdini dillendiren esnafı dinlemeyi bilmeliyiz; bu insanların da bizler kadar söz söyleme hakkı olduğunu içimize sindirmeliyiz. Ağzını açana tahammülsüzlük gösterirsek, bir spor müsabakasında yenilgiyi kabullenmeyen, kaybeden takımın taraftarlarından ne farkımız kalır. Demokrasinin bir araç değil, bir yaşam formu olduğunu insanlarımıza öncelikle bizler göstermemiz gerekir.
Bu komisyonun teşkili ve çalışma süresi esnasında Anavatan Partisinin Mecliste grup olarak temsil edilememiş olması sebebiyle, komisyon çalışmalarında Partimizin doğrudan bir katkısının olması mümkün olmamıştır. Komisyon, 8'i İktidar Partisinden 4'ü de Cumhuriyet Halk Partisinden olmak üzere 12 arkadaşımız tarafından teşekkül ettirilmiştir. Muhakkak ki, bu arkadaşlarımız, dört aylık çalışma süreleri içerisinde kimi konulara birinci elden ve bizden daha iyi vâkıf olma imkânı bulmuşlardır.
Raporu okuduğumda ilk tespit ettiğim, raporun titiz bir çalışma sonucu hazırlandığı, genel olarak da doğru tespitler yaptığı yönündedir. Bu sebeple, komisyon üyesi değerli milletvekillerimize teşekkürlerimi ifade ederim.
Ne var ki, rapor, doğası gereği, sorunun tespiti ve çözüm önerilerinin genel hatlarıyla sınırlıdır. Doğru tespit, mutlaka, doğru çözüm için şarttır; fakat, işin diğer yarısı, yürütmenin iradesidir. Zaten, ülkemizin son üç yıldır yüz yüze kaldığı iç ve dış sorunların da temel kaynağı yürütmenin bu irade eksikliğidir.
Raporun muhtelif yerlerinde, insanlarımızın aktif olarak spora katılmadığından, ülkemizde spor yapanların oranının ise Batı ülkelerine göre çok düşük olduğu vurgulanmakta, ilk ve lise öğretiminde gençlerimizin çeşitli yöntemlerle spora kanalize edilmesi gerektiği belirtilmektedir. Rapordaki bu tespitler, bence de son derece doğrudur. İllerimizde, gençlerimizi kitlesel olarak spora yönlendirebilmenin yegâne yolu okullarımızdır.
Gençlerimizin, bu sene itibariyle, bırakın spor yapmalarını, eğitimlerini düzenli olarak almalarına engel bir durum vardır. Ders yılı zilinin çalmasıyla beraber, okullarımıza balyoz vurulmuş, binaların depreme karşı tahkim edilmesi ve güçlendirme çalışmaları yapılmaya başlanmıştır. Okul binalarımızı depreme karşı dayanıklı hale getiriyor olmasından dolayı Millî Eğitim Bakanımıza teşekkürlerimizi sunarız; fakat, ders zili ile balyozun aynı anda vurulması için bir zorunluluk mu vardı, okullarla birlikte Millî Eğitim Bakanlığı da mı yaz tatiline girmişti?! Üç aylık yaz tatilinin boş geçirilip, bu inşaat çalışmalarının ders yılıyla birlikte başlatılması anlaşılabilir bir durum değildir; fakat, bu iktidarla beraber, bu tür anlaşılmaz icraatlar olağanlaşır duruma gelmiştir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk sporunda şiddet, şike, rüşvet ve haksız rekabet iddialarını araştırarak alınması gereken önlemleri belirleyen Meclis araştırması komisyonu raporu tüyler ürpertici tespitlerle doludur.
Son dönemde spor dünyamızdaki yozlaşma ve kirlilik, kamuoyunca aslında çok yakından bilinmekte ve ibretle izlenmekteydi. Bu nedenle, Yüce Meclis, spordaki bu olumsuz gidişin nedenlerini ortaya koyabilmek amacıyla, bir Meclis araştırma komisyonu kurmakla doğru bir tavır sergilemiştir; çünkü, gelişmeler ve şike, rüşvet, doping ve yasadışı bahis konuları kamuoyunda yoğun olarak tartışılan konulardır. Bu olumsuzluklar, Türk sporunun geleceği açısından olduğu kadar, toplumsal geleceğimiz ve ulusumuzun diğer dünya ulusları nezdindeki saygınlığı açısından da tehdit oluşturmaktadır.
Sporda, ne yazık ki, mafya, doping, şike ve yasadışı bahis sarmalında başarısız bir dönem yaşıyoruz. Bu, bir çöküştür. Bu çöküş, ulusumuzda mutluluğu ve umutsuzluğu artırmakta, adalet, güven ve güzel bir geleceğe olan inançları yok etmektedir. Oysaki, yakın bir geçmişte hepimizin çok iyi hatırlayacağı üzere, birçok spor branşında ilk kez kazanılan büyük başarılarla dolu parlak bir dönem yaşamıştık. Bu dönemde, A Millî Futbol Takımımız, tarihinde ilk kez dünya üçüncülüğünü, Basketbol Millî Takımımız Avrupa ikinciliğini, Galatasaray Kulübümüz UEFA kupasını ve süper kupayı kazanarak ulusumuza büyük bir sevinç ve coşku yaratmışlardır. Güreşte, halterde, boksta, tekvandoda, judoda, okçulukta ve diğer birçok branşta dünya ve Avrupa şampiyonları çıkarılmış ve rekorlar kırılmıştı. Yine bu dönemde dünya liseler basketbol şampiyonasında bayanlar dünya şampiyonluğu, erkeklerde dünya üçüncülüğü, halter erkeklerde takım halinde dünya ikinciliği kazanılmıştı.
ŞEVKET ARZ (Trabzon)Trabzon Lisesi dünya şampiyonu oldu.
EDİP SAFDER GAYDALI (Devamla)Atletizm tarihimizde ilk defa bir sporcumuz, yine bu dönemde, 1 500 metre bayanlarda Avrupa şampiyonu olmuştu. Birçok spor branşında ilk kez madalya kazandığımız bu dönemde, Bayan Halter Millî Takımımız dünya üçüncüsü ve Avrupa şampiyonu olmuş; Okçuluk Bayan Millî Takımımız dünya ikinciliğini kazanmıştı. Takım halinde ümit gençler, dünya gençler karate şampiyonasında ilk defa dünya şampiyonluğu, tekvandoda ise dünya ikinciliği kazanılmıştı. Basketbolda bir takımımız, Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupasında Avrupa üçüncüsü olmuş, başarıları nedeniyle Voleybol Bayan Millî Takımımız Avrupa voleybol ligi birinciliğine yükselmişti. Bayan Kros Millî Takımımız Avrupa şampiyonu olmuş, bir sporcumuz, ilk kez dünya atletizm şampiyonasında finale koşmuştu. 34 üncü Satranç Olimpiyatı ve Türkiye Zihinsel Engelliler Özel Olimpiyat Oyunları düzenlenmiş, güreşte, halterde, yüzmede, basketbolda, voleybolda, eskrim ve okçulukta dünya ve Avrupa şampiyonaları organize edilmiş ve dünya üniversite oyunları 2005 yılı için İzmir'e kazandırılmıştı. Bütün bu başarılardan sonra daha büyük başarılar beklentisi içerisinde iken, yaşanmakta olan bu olumsuzluklar ve başarısızlıklar hepimizi şoke etmiştir.
28.4.2004 tarih ve 5149 sayılı Spor Müsabakalarında Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanuna rağmen şiddet, Türk sporunun önündeki en büyük engellerden biri olmaya, ne yazık ki, devam etmektedir. Son zamanlarda ülkemizde artış eğilimi gösteren şiddet, ekonomik ve sosyal boyutuyla geniş bir perspektiften incelenmesi ve çözümler üretilmesi gereken toplumsal bir olgudur. İş ve özel yaşamıyla ilgili sorunları bulunan ve çeşitli sosyal baskılar altında ezilmiş bireyler, spor karşılaşmalarında bütün bu sıkıntılarından uzaklaşabilme fırsatını yakalamaktadırlar. Ekonomik yetersizlikler, işsizlik ve gelir dağılımındaki adaletsizlikler arttıkça toplumdaki gerilim ve gerginlik de artmaktadır. Bu gelişmeler, kitlesel gösteriler durumunda olan spor karşılaşmalarında şiddete zemin hazırlamaktadır; kişilerin eğitim düzeyleri ve sosyal statüleri de şiddete olan eğilimi artırmaktadır.
Futbol, tüm dünyada, artık, çok büyük yatırımları ve harcamaları gerektiren başlıbaşına bir sektör olmuştur. İyi bir takım oluşturabilme ve şampiyon olabilme uğruna, başarılı teknik adam ve sporculara astronomik transfer ücretleri ödenmektedir. Çok yüksek harcamalarla oluşturulan bu takımların taraftarları ise, başarıya şartlanmakta, olası bir başarısızlık durumunda da yönetime, teknik adamlara ve sporculara yönelik tepkiler öfkeye ve kitlesel şiddete dönüşmektedir.
Spor profesyonelleştikçe, olimpizm ve fair play gibi kavramlar, ne yazık ki, önemini yitirmektedir. Bu değerlerin önplanda olduğu olimpiyat oyunlarında, dünya şampiyonalarında ve diğer uluslararası organizasyonlarda kitlesel şiddet olaylarına rastlanmamaktadır. Avrupa ve diğer ülkeleri ve sürekli artmakta olan sportif ilişkileri, şiddetin önlenmesi konusundaki uluslararası kuralların önemini ülkemiz açısından da artırmaktadır. Bu konuda, ülke olarak, taraf olduğumuz Sportif Karşılaşmalarda ve Özellikle Futbol Maçlarında Seyircilerin Şiddet Gösterilerine ve Taşkınlıklarına Dair Avrupa Sözleşmesi ile FIFA ve UEFA'nın belirlediği kurallar, şiddetin önlenmesi konusunda esas alacağımız temel referanslar olmalıdır.
Doping konusundaki son gelişmeler ulusal gururumuzun derinden yaralanmasına sebep olmuştur. Geçmişte olimpiyat ve dünya şampiyonu olmuş, dünya rekorları kırmış bazı sporcularımızın dopingli çıkması nedeniyle, geçmişte yaşadığımız ulusal sevinçler utanca dönüşmüştür. Bugün, birçok sporcumuz ve Halter Millî Takımımız, uluslararası federasyonlar tarafından uluslararası şampiyonalardan menedilmiştir. İçine düşürülen bu durum, acı ve ibret verici bir durumdur.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; komisyonun bilgisine başvurduğu sporcu, teknik adam ve spor yöneticilerinin açıklamalarından da anlaşılacağı üzere, sporda şike söylentileri inanılmaz boyutlara ulaşmıştır. Hiçbir şike vakası tespit edilememiş olsa bile, spor kamuoyunda oluşan bu kanaat, spor müsabakalarındaki birçok olumsuzluğa ve şiddete zemin hazırlamaktadır. Türk futbolu, millî formayı taşımış sporcuların dahi kirli mafya ilişkileri içerisine girerek yasadışı bahis oyunları oynadığı karanlık geleceğe doğru sürüklenmektedir.
Komisyonun raporunu tamamlamasından bugüne kadar geçen sürede diğer spor dallarında da ciddî sıkıntılar yaşandığı ve bunlara dayalı olarak sportif başarısızlık yanında uluslararası boyutta itibar kaybına yol açacak noktalara gelindiği sabit ise de, zaman içerisinde verilmiş beş farklı önerge bir arada ele alınarak, sporumuzda şiddet, şike, rüşvet ve haksız rekabet başlığı altında toplanan, araştırma komisyonunun oluşturulmasına yol açan yakınmalar, temelde futbolla ilgilidir.
Araştırma komisyonu, belli başlıklar altında hazırladığı raporunda topladığı verilere, değerlendirmelere ve neticede çözüm önerilerine yer vermiştir. Komisyonun değerlendirmelerinden biri, siyasetin spora dahil olmaması, müdahale etmemesi gereğidir. Komisyonun raporunda, mensup olunan siyasî partiye göre fikir ayrılıkları oluştuğu ve neticede muhalefet partisi milletvekillerinin muhalefet şerhi verdikleri görülmektedir. Sporun, özellikle de futbolun sosyal boyutu, siyaseti spora mecbur kılmaktadır. Bu saptamayı yaptıktan sonra, bu mecburiyeti, politikacıların spordan çıkar sağlamak değil, spora yatırım yapmak suretiyle karşılamak konusunda mutabakat sağlamak, Meclisin görüşmekte olduğu konu için atacağı ilk adım olmalıdır. Bölgesinde spora yatırımlara önayak olan, gençlerin spor yapma imkânlarını genişleten her siyasetçi, sadece görevini yapmakla kalmayacak, aynı zamanda haklı fayda elde edecektir; ancak, sporcu transferlerine, federasyon seçimine, kurulların kararlarına müdahale etme yolunu seçenler, er geç, spor-siyaset yakınlaşmasından, siyasetin spordan daha çok zarar göreceğini anlayacaklardır.
Hiçbir dönemde olmadığı kadar müdahale edilen Türk sporu, senelerce verilen emeğin karşılığı olarak geldiği yerden hızla aşağıya doğru gitmektedir. Aslında, iktidar için önemli bir göstergedir bu geri gidiş. Uyguladıkları politikalar ve göreve getirdikleri kadroların kaçınılmaz bir neticesi olarak, başarısızlık her alanda söz konusudur. Diğer alanlarda başarısızlığın su yüzüne çıkması zaman alabilir ya da başarısızlık kısmen de olsa gizlenebilir; ancak, sportif mücadelede farklıdır; uyguladığınız politikaların neticesini, kadrolarınızın ehliyetini, sahada, salonda veya minderde hemen görürsünüz. Sporda yaşanan başarısızlıklar ve sorunlar, iktidar için bir uyarıdır. Ülkemiz sporu, bu iktidar döneminde yozlaşma konusunda rekorlar kırmaktadır. Rekorlarda, defalarca yer aldığı üzere, maalesef, ülkemiz sporunda ve özellikle futbolda, şiddet, şike, rüşvet ve haksız rekabet vardır. Bu tür olaylar, bizde de her zaman dünyanın her yerinde görüldüğü kadar görülürken, son dönemde olağanüstü artmıştır. Bu, doğal bir neticedir.
Komisyonun bazı üyeleri tarafından kaleme alınan ayrık oyda açıkça ifade edildiği gibi, iktidar, federasyon seçimlerine müdahale etmiştir. Futbol Federasyonunun eski başkanı, kendisine önerilen insanlarla çalışmayı kabul etmemesi nedeniyle seçimlerden çekilmek zorunda bırakılmıştır. Bununla da yetinilmemiş, yine, aynı ayrık oyda ifade edildiği üzere, kişiye özel yasa çıkarılarak, bu kişinin bir daha aday olmaması sağlanmıştır.
Spor federasyonlarımızın özerk olması gereği, tartışma dışıdır; ancak, özerklik dışında bağımsızlığın da garanti edilmesi zorunludur. Genel kurul delegelerinin önüne aday olarak çıkabilme hürriyetinin uydurma bahanelerle sınırlanması, genel kurulun iradesinin sınırlandırılması, dolayısıyla, özerkliğin yok edilmesidir. Taleplerini yerine getirmeyenlerin önünü keserek, buna uygunları destekleyen iktidarın, görev döneminde bu kişilerden ne beklediği, baştaki bu tutumundan bellidir.
Siyasetin spora müdahalesi bu gibi tasarruflarla da sınırlı kalmamıştır. Milletvekilleri, bölgelerindeki takımlarının işlerini takip etmekte, iktidarın oluşturduğu federasyon da, iktidar milletvekillerinin taleplerine hayır diyememektedir.
İnsanları suç oluşturan fiillerden uzak tutmanın en önemli yolu, objektif ve adaletli kararlar veren, her olayın üzerine aynı derecede titizlikle giden kurumsal yapıların oluşturulmasıdır. Sporda bu kurumlar federasyonlardır.
Yasama ve yürütmenin, sporu organize etmesi, mevzuatını belirlemesi düşünülemez. Bu kurumların spor için yapabileceği, uluslararası spor organizasyonları tarafından öngörülen ulusal mevzuata uyumlu, ancak, özerk federasyonları oluşturmak ve onları yetkiyle donatmaktır.
Bu ihtiyaca karşılık, bugün itibariyle karşı karşıya olduğumuz durum, bir kısmı Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü tarafından belirlenen kişilerce yönetilen bağlı federasyonlar, yapılan hatalar neticesi, seçimlerini bir yıl dolmadan yenilemek zorunda kalan yarı özerk federasyonlar ve özerk futbol federasyonudur.
Diğer federasyonların henüz tam ve gereği gibi yasal altyapıya kavuşmadıkları ortadadır; ancak, bir istisna olarak, Türkiye Futbol Federasyonu, on yılı aşkın bir süredir özerktir. Buna rağmen, en büyük yakınma futboldan gelmektedir. Bu durumun temel sebebi, futbol yönetiminin, başta genel siyaset olmak üzere, futbolun siyasetini göz önünde tutarak, tarafsız, objektif, adil kararlar alamaz hale gelmiş olmasıdır. Şüphesiz, bu tür olayların önünün alınması için giderilmesi gereken mevzuat eksiklikleri de söz konusudur; ancak, Komisyonun raporunda da yer aldığı üzere, mevcut mevzuatın gereği gibi işletilmemesi daha öne çıkan bir sorundur.
Futbol Federasyonunun özerkleşmesi için çaba gösterenlerin başında gelen ve dünya futbolunda ülkemizi başarıyla temsil eden Sayın Şenes Erzik, komisyonda bilgi sunarken "dimdik ayakta durduğunu her vesileyle Futbol Federasyonu gösterecek, başka çaremiz yok; kulüplere de gösterecek, hakemlere de gösterecek, her şeyi takip ettiğini gösterecek. Çok uyanık olacak ve disiplinli olacak Türkiye Futbol Federasyonu" diyerek, mevcut federasyonun eksikliklerini dile getirmiştir.
Yozlaşma, ciddî, kararlı ve gerçek anlamda bağımsız merciler tarafından korunmayan alanlarda kaçınılmazdır. Futbolun karar organlarının göreve gelme şekilleri, gerekli nitelikleri taşımalarına mâni niteliklerdir. Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu, hükümetin onayı, hatta, hazırladığı listeyle seçime girebilmektedir. Seçimi gerçekleştiren genel kurulun delege yapısı da, büyük kulüpler lehine bozuktur. Bu şartlarla göreve gelen yönetim, hem iktidarın hem de büyük kulüplerin yönlendirmelerine karşı koyamamaktadır.
Futbolun yargısı olan Tahkim Kurulunun durumu da farklı değildir. Sözde genel kurul tarafından seçilerek bağımsız olarak görev yapan Tahkim Kurulunun listesi de, yönetime aday olanlar tarafından hazırlanmaktadır. Genel kurulda oylanan listeler, yönetime aday olanlar tarafından hazırlanan listelerdir. Yani, yönetim, kendisini denetleyecek yargı organını belirlemektedir. Tahkim Kurulunun genel kurulda seçilmesinin ideal durum olmadığı, sadece bizim iddiamız değildir. Futbolun patronu olan FİFA'nın somut saptamasıdır.
Türkiye Futbol Federasyonunun karar organları olan yönetim, disiplin ve tahkim kurulları tarafından alınan kararlar, futbolda, bu dönemde, büyük balık küçük balığı yer kuralının geçerli olduğunu ortaya koymaktadır. Kendisinden daha az etkili olan karşısında, bu kurullarda etki ederek lehine karar, işlem tesis ettirenler, kendisinden daha…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
6 konuşma daha · 18 Ekim 2005