Türkiye cumhuriyeti anayasasının bazı maddelerinin değişiklik yapılması hakkında (s.s.497)
Bitlis Milletvekili · Barış ve Demokrasi Partisi
Genel Kurul, 90. Birleşim · 4. yasama yılı · 21 Nisan 2010 · 850 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma
Kaynak göster
Mehmet Nezir Karabaş (Barış ve Demokrasi Partisi), 21 Nisan 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 90. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASININ BAZI MADDELERİNİN DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.497)); konuşma 850 kelime.
Mehmet Nezir Karabaş (Barış ve Demokrasi Partisi, Bitlis). “Türkiye cumhuriyeti anayasasının bazı maddelerinin değişiklik yapılması hakkında (s.s.497)”. TBMM Genel Kurulu, 90. Birleşim tutanağı, 21 Nisan 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-nezir-karabas-23-2010-04-21-turkiye-cumhuriyeti-anayasasinin-bazi-maddelerinin-degisiklik-yapilmas (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
BDP GRUBU ADINA MEHMET NEZİR KARABAŞ (Bitlis)Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; kanun teklifinin 7’nci maddesi üzerine grubum adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Tabii, üç gündür bu kanun teklifini görüşüyoruz. Dünden bu yana da daha çok çalışanların haklarıyla ilgili, sendikalaşmayla ilgili, sendikal özgürlüklerle ilgili, grev ve toplu sözleşmeyle ilgili maddeler üzerinde görüşmeler yapılıyor.
Şimdi, bir taraftan bu kanun teklifinde getirilen değişikliklerle ilgili, düzenlemelerle ilgili değerlendirme yapacağız ama biraz da özellikle 2002’den bu yana, 1980 darbesiyle ve o darbeden 2002’ye kadar gittikçe, hem yasal anlamda hem fiilî, pratik anlamda engellenen, baskı altına alınan ve hak kaybına uğrayan işçi, kamu emekçisi, diğer alanlarda Türkiye’de her anlamda emek sarf eden, emeğiyle çalışan kesimlerin hem örgütlenme hem de ekonomik haklarıyla ilgili bazı değerlendirmeler yapmak gerekiyor.
Şimdi, iktidar, Hükûmet işte, yasalarda şimdiye kadar devrim sayılabilecek değişiklikler yaptıklarını, şimdi de bu yasal değişiklikleri yaparak işçinin, emekçinin, kamu emekçisinin, tüm kesimlerin örgütlenme ve hak arama yollarını açtıklarını söylüyorlar. Şimdi, düşünün, bir ülkede bu ülkenin başta Başbakanı olmak üzere yetkili bakanları, devlet yetkilileri, işçinin haklarıyla ilgili yaptığı her eylemde işte, ülkede birçok aç olduğunu, birçok işsiz olduğunu, bu kadar yüksek maaşla, aldığınız bu maaşların yoksulun ve tüyü bitmemiş yetimin hakkı olduğunu, bu ülkede daha düşük ücretlerle çalışmaya hazır ve hiçbir hak talep etmeden, örneğin 4/C’de olduğu gibi, birçok kişi var diyor.
Peki, böyle bir zihniyet, şu anda yüzyıllardır işçilerin ağır bedeller ödeyerek ve mücadele yaparak elde ettikleri, evrensel hukuk tarafından kabul edilen ve birçok ülkede de işçinin, kamu emekçisinin, çalışanların haklarının verilmesi ve onların hakları için mücadele edilmesi yolunu açan bir dönemde, Türkiye'nin bu söylemlerini, Türkiye Başbakanının ve yetkililerinin, bakanların bu söylemini nereye koyacağız? Bu söylem, bu zihniyet, işçinin, emekçinin hak talebini nasıl karşılayacak?
Siz, bir taraftan -her ülkede özelleştirme oldu, ama- Türkiye'de yaşamın her alanına, sağlıktan eğitime ve diğer üretim alanlarına kadar fırsat bulduğunuz anda özelleştirmeyi yapacaksınız, fakat bu özelleştirmeler yapılırken, orada çalışan, yıllardır emek vermiş, yasalar anlamında belli bir çalışma statüsü ve hakkı olan kesimleri sokağa atacaksınız; bu kişiler direndiği zaman da devletin şiddeti, devletin polisi, polisin copuyla üzerine gideceksiniz ve diğer taraftan, halkın işsiz olan, aç olan kesimine bunları yuhalatacaksınız, küfür ettireceksiniz. Bunlar yaşanmadı mı? Basına yansıdı, pratiğe yansıdı, gündelik söylemlere yansıdı.
Hükûmet yetkilileri, başta Başbakan olmak üzere, Tekel işçilerinin, daha önceki özelleştirme sonucu işsiz kalan SEKA işçisinin, diğer işçilerin her eyleminde, onları işsiz olan, aç olan, ekmek bulamayan kesimlerle karşı karşıya getirdi. İşte, tüyü bitmemiş yetimin hakkı, insanlar 500 liraya çalışmaya hazırken, milyonlar varken, 3 bin liraya, 4 bin liraya mal olduğu söylendi.
Şimdi, bu zihniyet, bugün çıkmış, işte “Bizler işçinin örgütlenmesinin, sendikalaşmasının, sendikal faaliyetin önünü açacağız.” diyor.
Şimdi, böyle diyen bir Hükûmetin diğer karnesine de bakmak lazım. Bu ülkede sendikalı çalışan sayısı kaçtır? Kamu emekçileri, evrensel bir hak olan ve… Avrupa’nın tüm ülkelerinde, dünyanın da birçok ülkesinde sendikal haklarının verildiği kamu emekçileri buraya, toplu görüşme, şimdi de yasada toplu sözleşme olan noktaya gelinceye kadar hangi evrelerden geçtiler, nasıl sokaklarda sürüklendiler? Yine, kamu emekçilerinin 200’e yakın -faili meçhul dâhil- sendikal faaliyetinden dolayı öldürülme, işkenceden öldürülme ve sokak ortasında öldürülme örnekleri var.
Bu ülkede, 2002’den bu yana Türkiye’de iktidar olan AKP sendikalı sayısını ne kadar artırdı? 2002’de sendikalı işçi ve kamu emekçisi sayısı kaçtı, bugün kaça yükseldi?
Yine, zaten kamu emekçisinin grev yapma hakkı yok. Hak mücadelesi için bu kadar antidemokratik yasalar, ücretlerin düşürülmesi; işçinin talep ettiği miktarın katbekat altında ücret veriliyorken, ücret artışı veriliyorken, yasal anlamda birçok engel varken Türkiye’de kaç iş yerinde greve gidildi, kaç tane işçi 2002 ile 2008 arasında greve gitti? Eminim ki, iktidar sahipleri, Hükûmet yetkilileri şunu söyleyeceklerdir: “Bizler zaten işçinin, emekçinin bu tür sorunlarını çözdük, işçiler de greve gitme ihtiyacı duymadılar ki gitsinler.” Bunu söyleyeceklerdir ama öyle olmadığını biliyoruz.
Şimdi “Grev hakkı ve lokavt” adıyla 54’üncü maddede “Grev ve lokavtın yasaklanabileceği ve ertelenebileceği haller” diyor, yasağa bağlamış. Grev ve lokavtın yasaklandığı hâllerde Yüksek Hakem Kurulu yetkilidir ve verdiği karar toplu sözleşme yerine geçiyor.
Ha, şimdi, zaten Türkiye’de, daha önceki yıllarda da özellikle 1980’den bu yana Anayasa’nın buradaki söylemine dayanarak her türlü değişik iş kollarında ve değişik zamanlarda yapılmak istenen grevler ya yasaklanmıştır veya ertelenmiştir. Bu erteleme de aslında bir yerde yasak denilmemiş ama yasak gibi uygulanmıştır. Çünkü dört ay, beş ay grev kararları ertelenmiş, bu süresi dolduğunda 2’nci defa, 3’üncü defa ertelenmiş. Bunlara hepiniz şahitsiniz. Türkiye’de yaşayan halk buna şahit.
Siz, yine daha önce de belirttik, kamu emekçisine toplu sözleşme hakkı veriyorsunuz ama onun grev hakkı yok.
Peki, şimdi, kamu emekçisi kamuda çalışıyor, devlete bağlı çalışıyor ve hükûmetlerimizin bugüne kadar, sadece AKP döneminde değil, daha önceki hükûmetlere de baktığımız zaman hakka, hukuka yaklaşımını, işçiye, emekçiye sıra geldiği zaman ne kadarının kaldığını, onlara ne kadar, bütçeden ne kadar miktarın kaldığını iyi biliyoruz.
Peki, kamu emekçisinin grev yapma hakkı da yokken, sizlerin bu uygulamalarınıza, karar aldığınız, kamu emekçileri için ödeme kararı aldığınız miktara grevi de uygulamadığı zaman hangi hakkını kullanacaktır, buna karşı nasıl direnecek, neyle bunun karşısında duracaktır? Eğer sendika kurmak bir haksa, sendikal mücadele bir haksa, sendika kuranlar ve bunların üyeleri olan işçiler, emekçiler grev olmadan bu haklarını kamuya, devlet gücüne ve işverene karşı, elinde fabrikası, sermayesi olan işverene karşı bu hakkını nasıl kullanacak? Yani bunlar gerçekten kabul edilebilir değil. Bunlar bugün, çağdaş…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
90 konuşma daha · 21 Nisan 2010