Ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazı hakkında kanunda değişikilik yapılması (s.s.902)
Tekirdağ Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 101. Birleşim · 3. yasama yılı · 24 Mayıs 2005 · 1.240 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma
Kaynak göster
Mehmet Nuri Saygun (CHP), 24 Mayıs 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 101. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: CEZA VE GÜVENLİK TEDBİRLERİNİN İNFAZI HAKKINDA KANUNDA DEĞİŞİKİLİK YAPILMASI (S.S.902)); konuşma 1.240 kelime.
Mehmet Nuri Saygun (CHP, Tekirdağ). “Ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazı hakkında kanunda değişikilik yapılması (s.s.902)”. TBMM Genel Kurulu, 101. Birleşim tutanağı, 24 Mayıs 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-nuri-saygun-22-2005-05-24-ceza-ve-guvenlik-tedbirlerinin-infazi-hakkinda-kanunda-degisikilik-yap-2 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA MEHMET NURİ SAYGUN (Tekirdağ)Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; 5275 sayılı Yasanın 59 uncu maddesinde yapılması düşünülen değişiklikle ilgili olarak söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, bir kez daha hepinizi saygılarımla selamlıyorum.
Efendim, öncelikle, 59 uncu maddedeki değişikliğe yönelik iddialarımı ve görüşlerimi ifade etmeden önce, izin verirseniz, demin bahsetmeye çalıştığım, yasanın yapılış tekniğiyle ilgili, süre yönünden tamamlayamadığım birkaç hususu dile getirmek istiyorum.
Şimdi, Ceza İnfaz Yasası, Avrupa Birliği sürecinden az önce bir değişiklik geçirerek Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun Tasarısı şeklinde komisyonumuza geldi. Bu, komisyonda -aslında, yasa, yeterli olgunlukta değildi; ama, Avrupa Birliği süreci öncesinde 17 Aralığa kadar ceza külliyatının tamamının tamamlanması gerektiğinden- mevcut eksikliklerine rağmen, elimizden geldiğince değişiklik ve düzenlemeler yaparak yasayı hazır hale getirmek zorundaydık. Bu zorunluluk nedeniyle de bir altkomisyon kuruldu ve o altkomisyonda ben de görev aldım. Bu alt komisyon çalışmalarında birbuçuk günlük sürede 126 madde görüştük değerli arkadaşlarım. Yeni hazırlanmış bir yasanın 126 maddesini birbuçuk güne sığdırdık, görüştük, değerlendirdik, eksikliklerini gidermeye çalıştık ve sonuç itibariyle de altkomisyon çalışmaları tamamlandı, komisyona geldi. Şimdi, birbuçuk günlük bir süre içinde yasanın arzulanan şekle getirilmesi mümkün değildi. Kaldı ki, siyasî tercih olarak hazırlanan bu yasanın Cumhuriyet Halk Partisi siyasî tercihlerine pek de yatkın olduğu da söylenemezdi; çünkü, yasanın genel mantalitesine baktığımızda, yasa daha çok hükümlülerin ceza infaz kurumlarında mahkûmiyet sürelerini geçirirken gerekli şartların sağlanması, onların ıslah edilmesi, topluma kazındırılması gibi iddialar yasanın genel mantalitesinde arka planda kalmıştı. Önplanda ne vardı derseniz; önplanda, idarenin işini kolaylaştırmak vardı. Yani, bu yasa, siyasî anlayış olarak kurumda görev yapan idarî mekanizmanın işlemlerinin daha kolay yürümesi ve böylece idarenin rahat etmesine yönelik birtakım zecri, baskılayıcı tedbirleri içeriyordu. Şimdi, birbuçuk günde böyle bir mantalitenin ortadan kaldırılması mümkün değildi; bir. İki; zaten sayısal anlamda da bunu kaldırmamız mümkün değildi; çünkü, altkomisyonda da komisyonda da sayısal çoğunluk İktidar Partisinindi. Dolayısıyla, İktidar Partisi kendi siyasî mantalitesine göre hazırlamış olduğu bir yasada çok fazla değişikliğe izin vermediği için de kendi siyasî anlayışları doğrultusunda bu yasa çıktı.
Şimdi, bu yasanın, daha çıktığı tarihte, toplumumuza uygun bir elbise olmadığını ifade etmiştik. Ben daha önce de, deminki konuşmamda bahsettiğim gibi, yasa tasarısı Meclis gündemine taşındığında şu kürsüden o zaman da demiştim, bu yasanın, ne yazık ki, kısa bir süre sonra ihtiyaca cevap vermekten uzak olduğunu göreceğiz ve değişiklikler yapma ihtiyacını duyacağız. Bu da bizim için sancıdır, sıkıntıdır, bir eksikliktir demiştim. Bugün, o sözünü ettiğim husus gün gibi ortada, işte, bugün bunu görüyoruz.
Ama, bu yasayla ilgili, Karaman Milletvekilimiz Mevlüt Akgün'ün bu maddeyle ilgili, 59 uncu maddeyle ilgili grup adına yaptığı konuşmada söylediği bir cümleyi de, izin verirseniz, onun konuşma metninin tutanağından aynen okuyorum: "Yapılan bu reformlarla Türkiye'yi sağlam temellere getirdiğimizin göstergesidir bu yasa."
Şimdi, eğer, sizin siyasî anlayışınızda iki ay sonra değiştirme ihtiyacı duyacağınız bir yasa, hakikaten, Türkiye'de temelleri sağlam bir reformsa, o zaman, oturup o yasaların hepsini bir daha görmek lazım, bir daha incelemek lazım. Korkarım, temellerimiz, sizin attığınız temelleriniz pek de sağlam değil.
Efendim, Ceza İnfaz Yasası, daha doğrusu, bu değişiklikle Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Yasada dört temel unsur oluşur hukuken: Güvenlik, kurumsal düzenleme, iyileştirme ve hükümlü hakkında adalet esasının egemen kılınması. Bu yasanın temel yapısında bu dört unsurun hakkaniyetle, adil bir şekilde ve tarafların hepsini kollayıcı, kucaklayıcı bir anlayışla sağlanması gerekir.
Güvenlik tamam, güvenlik konusunda gereken her türlü tedbir tamam; kurumsal düzenleme konusunda da, yine, her türlü düzenleme tamam; ama, iyileştirme konusunda yasa bünyesinde birçok eksiklik var. Hükümlüler hakkında adalet esasının egemen kılınmasına gelince, ne yazık ki, bu konudaki eksikler pek de küçümsenmeyecek boyutta. Şimdi, bu, yasamızın genel mantalitesi ve bizi bugüne getiren husus.
Değerli arkadaşlarım, bunun dışında, konuşmak için söz aldığım 59 uncu maddeye gelince; 59 uncu madde, ne yazık ki, sübjektif temellere dayalı, özel olaylara karşı tedbir niteliğinde bir madde. Evet, değişiklik önergesinin 5 inci maddesi olan bu maddemizin 4 üncü bendinin ilk halinde "avukatların savunmaya ilişkin belgeleri, dosyaları ve müvekkilleriyle yaptıkları konuşmaların kayıtları incelemeye tabi tutulamaz" deniliyor; ama, şimdi, bu bentte, avukatların yapacakları işlemlerle ilgili çok farklı, ama sübjektif esaslara dayalı önemli ölçüde sınırlamalar getiriliyor. Şimdi, bu sınırlamalar, yasanın, az evvel de bahsettiğim gibi, genel ruhu, güvenlik tedbirlerini ve koruma tedbirlerini almak olursa, o zaman bu ruha bu değişiklik tıpatıp uyar; ancak, değerli dostlarım, böyle bir değişikliği yaparken, bu değişikliğin kurumsal anlamda yargının bir ayağı olan avukatların, dolayısıyla baroların nezdinde ne anlama geldiğini değerlendirmemiz gerekir.
Ben, deminki konuşmamda da söyledim, bu ve benzeri çalışmalar yapılırken, eğer baroların, Türkiye Barolar Birliğinin ciddî anlamda görüşleri alınsaydı, yani sadece akademisyenlerin değil, bu işi icra edenlerin, bu işi yaşamlarında taşıyanların da görüşleri alınsaydı, sanıyorum, bu yasada bugün belki de bu değişikliğe ihtiyaç duymayabilirdik. Şimdi, Adalet Komisyonu Başkanlığına gelen ve birçok baro başkanının imzasını taşıyan bir metin var elimde. Bu metinde, birkaç husus ilginç. Bir, kere, az evvel de söylediğim gibi, çıkarmış olduğumuz yasayı, hükümetin sunduğu bir yasa tasarısını yasa haline dönüştürdük; ama, daha sonra, bu yasa tasarısının, yani, çok geniş imkânları olan Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin, o kadar bürokratı, o kadar bakanı ve o kadar donanımı olan bir yapıdan çıkan yasanın yetersizliğini görüyoruz ve kişisel teklif halinde, bu yetersizliğin önüne geçmeye kalkıyoruz. Şimdi, gelen kişisel teklif -demin de söyledim, bu, teklif falan değil- hükümetin hazırladığı, ama, sübjektif gerekçelerle, Bakanlar Kurulunun imzasına açmadan, bir milletvekili arkadaşımızın adı üstünden getirilen bir teklif.
Şimdi, bu teklif böyle gelince, aklıma birkaç husus geliyor. Olabildiğince nazik bir şekilde ifade etmeye çalışacağım. Tasarının teklif olarak gelmesinin birkaç sebebi var. Bunlardan bir tanesi, muhtemelen, Bakanlar Kurulunda imzaya açılması ve bir sürecin geçmesi, bir de, şimdi, 1 Haziran çıktı önümüze, o ara 17 Aralık vardı, sonra 1 Nisan vardı, şimdi bir de 1 Hazirana kadar da bunu yetiştirmemiz gerekir; onun için de, Bakanlar Kurulu imzasından vazgeçtik, teklif haline getirdik... Şimdi, bu teklifte, biraz da art niyetli olarak bakıyorum; ama, diyorum ki, acaba, Bakanlık, kendisi, tasarı olarak değil de teklif olarak verirken, yapılan yanlışlığın farkına vardı ve Bakanlık olarak bu işi sırtlanmaktansa, bir arkadaşımızı, burada, kurban ediyor, günah keçisi olarak, acaba, o arkadaşımızın mı adını kullanarak getirdiler; çünkü -biraz sonra, sonunda bağlarken ifade edeceğim- bu yasanın, daha doğrusu bu değişikliklerin, eğer, akıl ağır basarsa, Türkiye'deki hukuksal yapı ağır basarsa, acilen, geriye çekilmesi gerektiği inancındayım. Şimdi, avukatlar... Ben, yirmi küsur sene, yirmibeş yirmialtı sene avukatlık yaptım. O mesleğin sancı ve sıkıntılarını da iyi bilirim. Avukatlık yaptığım sürede, avukatlığın onurunu, haysiyetini ben koruduğum gibi, bu mesleği yapan bütün meslektaşlarımın, bu işten ekmek yiyen meslektaşlarımın da koruduğu inancındayım. Eğer tek tük, bu mesleği ifa ederken yanlış yapanlar olmuşsa -ki, her meslekte olmuştur- onlarla ilgili gereken yasal tedbirler vardır, alınır.
HASAN KARA (Kilis)Zaten bu, o. Okumadan mı geldin?!
MEHMET NURİ SAYGUN (Devamla)Okudum Hasan Bey.
Şimdi, efendim, bir kere şuraya bir bakalım: Avukatlar, eğer -şu yasada getirilen değişikliğe bakarak- böyle bir girişim içinde bulunmuşlarsa, o zaman suç işlemişlerdir. Eğer avukat suç işlemişse, o avukatın yargılanacağı yer ağır ceza mahkemesidir. Avukatlar, meslekleriyle ilgili faaliyetlerinden ötürü ağır ceza mahkemesinde yargılanırlar, diğer mahkemelerde yargılanmazlar; ama, burada, avukatın mesleğiyle ilgili tutum ve davranışı, ne yazık ki, infaz hâkiminin denetimine tabi kılınmak suretiyle, ağır cezada yargılanma hakkı olan avukatların ve baro mensuplarının bu kazanılmış hakkı gasbedilmiş oluyor ve böylece de, bu meslekte, beklenmeyen, düşünülmeyen bir haksızlığa uğramış oluyorlar.
Ayrıyeten, gene bu düzenlemede ilgi çekici bir şey var. Bu düzenlemede, savunma avukatı potansiyel suçlu olarak gösteriliyor. Şimdi, 1980 ihtilali sonrasında, o baskı rejiminin var olduğu dönemde, ben, özellikle avukatlık mesleğine, özellikle o günkü yöneticiler tarafından çok ağır sözler söylendiğini hâlâ unutmadım; ama, o bir baskı rejimiydi, o farklı bir anlayıştı. Bugün aynı anlayışı -avukatlar adına- böylesine bir maddenin içerisine getirip sokmanın doğru olduğu inancında değilim.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
32 konuşma daha · 24 Mayıs 2005