İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 98. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

Turizmi teşvik kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.:217)

Mehmet Şandır

Mersin Milletvekili · MHP

Genel Kurul, 98. Birleşim · 2. yasama yılı · 1 Mayıs 2008 · 1.732 kelime · yaklaşık 9 dakikalık okuma

Kaynak göster

Mehmet Şandır (MHP), 1 Mayıs 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 98. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TURİZMİ TEŞVİK KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI (S.S.:217)); konuşma 1.732 kelime.

Mehmet Şandır (MHP, Mersin). “Turizmi teşvik kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.:217)”. TBMM Genel Kurulu, 98. Birleşim tutanağı, 1 Mayıs 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-sandir-23-2008-05-01-turizmi-tesvik-kanununda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun-tasarisi-s (erişim: 28 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

MHP GRUBU ADINA MEHMET ŞANDIR (Mersin)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın tümü üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına görüşlerimi ifade etmek üzere söz aldım. Öncelikle yüce heyetinizi şahsım ve grubum adına saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, her yönüyle önemli bir konuyu ve aslında zorunlu bir kanun değişikliğini görüşüyoruz. Kanun tasarısı, tali komisyon olarak Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonunda, esas komisyon olarak da Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonunda kapsamlı bir şekilde tartışılmış -okuduğum kadarıyla- ve iktidar partisi, muhalefet partisi milletvekilleri yoğun bir şekilde tasarıya katkıda bulunmuşlar. Milliyetçi Hareket Partisi olarak da biz, her iki komisyonda komisyon üyesi arkadaşlarımızın katkılarını, önergelerini, muhalefet şerhleriyle bu önemli konuya ve bu önemli kanun tasarısına yoğun bir şekilde katıldığımızı, önergelerle katkı verdiğimizi ifade ederek sözlerime başlıyorum.

Değerli milletvekilleri, 12/3/1982 tarihinden bu yana, hazineye ait yerler ile orman sayılan yerler, 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu ve buna bağlı olarak çıkartılan yönetmelikler çerçevesinde turizm yatırımcılarına tahsis edilegelmiştir. Türkiye turizminin bugünkü seviyelerine gelmesinde bu uygulamanın, bu Kanun’un gerçekten çok yoğun katkıları olmuştur. Bunun dışında, devletin, hükûmetin kararlarıyla, turizm yatırımcıları düşük faizli kredilerle ve birtakım fon kullandırmalarla da desteklenmiştir. Ama sonuç itibarıyla, 2007 yılı sonu itibarıyla, Türk turizmi gerçekten iyi bir noktaya gelmiştir. Kabul etmek lazım ki gelirleriyle, altyapısıyla, kapasitesiyle Türk turizmi, bugün dünya turizminde önemli bir yere ulaşmıştır. 2007 yılı sonu itibarıyla ülkemize pasaportlu ziyaretçi sayısı –aldığım rakamlar doğruysa- 23 milyon 341 bin kişiye, turizmden elde edilen gelir ise 18,5 milyar doların üzerine çıkmıştır. Bunu önemsememiz lazım. Cumhuriyetimizin 100’üncü yılında yani 2023 yılında bu rakamları 50 milyon turist, 50 milyar dolar gelire taşıyabilmek için bizim turizmi teşvik etmemiz ve bu anlamda, bu yasayı geliştirerek çıkarmamız gibi bir zorunluluk olduğu kanaatindeyim.

Turizmi salt kıyı ve güneş turizmi olmaktan çıkarıp, ülke sathına yaygınlaştırmak ve çeşitlendirmek için birtakım yeni yatırım imkânları açmak ve yatırımcıların önündeki engelleri kaldırmak gereklidir diye düşünüyorum. Aslında bu, devletin de görevidir. Tabii ki bu yatırımlar yapılırken doğal ve tarihsel çevreyle uyumlu olmak ve bu alanların, özellikle de ormanların korunması bir ön şart olarak gözetilmelidir.

Turizm olgusunu ciddi biçimde benimseyip yaşama geçiren tüm çağdaş ülkelerin kabul ettiği gibi, önemli olan husus, turizm yatırımları denetimli ve planlı yapılmalı, insanın kıyı ile ve doğayla baş başa kalmasını sağlayacak projeler gerçekleştirilmelidir. Bu amacı gerçekleştirirken sürdürülebilir ekolojik dengenin korunmasının hedeflenmesi çok önemli ve vazgeçilmez bir husustur. Sürdürülebilir kalkınma, sürdürülebilir ekolojik dengeyle birlikte düşünülmelidir. Bir yerden elde edilecek gelir, telafisi mümkün olmayan büyük zararları gelecek nesillere taşımak gibi bir talihsizliği birlikte getirebilir. Devlet, vatandaşlarının sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama ve doğal kaynaklardan yararlanma hakkını sürdürülebilir bir ekolojik dengeyi gözeterek sağlamakla yükümlüdür.

Değerli milletvekilleri, günümüzde turizm, ekonomik ve kültürel katkıları itibarıyla ülkeler açısından başlı başına bir değer olarak varlığını sürdürmektedir. Turizm sektörü ülkemizin ekonomik canlılığına önemli ölçüde katkıda bulunmakta ve her şeyden önemlisi büyük oranda istihdam yaratmaktadır. Bugün ülkemizin çok önemli bir ekonomik ve sosyal sorunu olan işsizliğin çözümü noktasında, maliyeti en az ve gerçekleşmesi en yakın sürede olan yatırım kolu turizm yatırımıdır. Devlet turizm sektöründe özel teşebbüsün önünü açmalı ve iş birliği anlamında destek olmalıdır. Bu kapsamda sektörde faaliyette bulunmak isteyen gerçek ve tüzel kişilere kamu imkânlarını uygulanan mevzuat çerçevesinde sunmak doğru bir yaklaşımdır, desteklenmelidir.

2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu, 1982 yılından beri turizm sektörünün ülke gündemine gelmesine, turizm için gerekli olan konaklama, seyahat organizasyonlarının gelişmesine ve turizmin sektörel gelişimine katkı sağlamıştır. Ancak, Anayasa Mahkemesinin 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu’nun 8’inci maddesinin (a) fıkrasının (1) numaralı bendinde yer alan “ormanlar” sözcüğü, (1) numaralı bendin (b) alt bendinin tamamıyla, (c) ve (d) fıkralarının ormanlar yönünden iptaline 7/5/2007 tarih, Esas 2006/169 ve Karar 2007/55 sayılı Karar ile karar verilmiştir. Ayrıca, kararda iptal edilen kuralların doğuracağı hukuksal boşluğun kamu yararını ihlal edici nitelikte görülmesinden dolayı iptal hükümlerinin, kararın 24/11/2007 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak bir yıl sonra yürürlüğe girmesi de kararlaştırılmıştır. Yargı kararını tartışmıyorum ama yargı kararının sonunda oluşan boşluğun turizme, ülke turizmine maliyeti de ağır olmuştur.

Bu kapsamda, Anayasa Mahkemesinin anılan iptal kararı doğrultusunda, orman sayılan yerleri turizme kazandırmak ve iptal edilen kuralların doğuracağı hukuksal boşluğu gidermek amacıyla 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu’nda, işte bugün görüşmekte olduğumuz birtakım değişikliklerin yapılması bir zorunluluk hâline gelmiştir.

Bu kanun tasarısıyla turizm amaçlı tahsis edilen orman alanlarına, turizm sektörünün özellik ve ihtiyaçları da dikkate alınarak sınırlamalar da getirilmiştir. Bu sınırlamaların yeterli olmadığını, kapsamının çok geniş olduğunu yani turizme tahsis edilme gerekçeleri olarak ortaya konulan hususların, yani kanun tasarısının 2’nci maddesindeki çeşitliliğin çok geniş olduğunu ve tanımların çok muğlak olduğunu burada ifade etmemiz gerekir.

Değerli milletvekilleri, ormanların korunması kamu yararının üstüne çıkmamalıdır. “Üstün kamu yararı” tanımı bir hukuksal tanım olarak yargımıza veya hukukumuza girmiştir. Ben, tabii, öncelikle ormanların korunması, geliştirilmesi hassasiyetiyle hem bireysel olarak hem de siyaset olarak meseleye bakmak durumundayım, çünkü ormanlar, yerine konulabilmesi en güç olan kamu varlıklarıdır. Kaybedilmelerinin yansımaları çok büyük maliyetler getirmektedir. Onun için, ormanların korunması ve geliştirilmesi öncelikli bir görev ve üstün kamu yararı hassasiyetidir.

Ancak, ormanların korunması insanların yararının üstünde de düşünülmemelidir. Bizim ormancılık mevzuatımız, ormancılık eğitimimiz, ormancılık işletmemiz ve ormancılık politikalarımızın merkezinde ne yazık ki insan yoktur. Ormancılık ormancılık için yapılır, ormancılık ormanları korumak adına yapılır. Orman mühendisi Sayın Müsteşar arkadaşım bu konuyu çok detaylı bilen insandır.

İşte, bu yanlış anlayış, bu yanlış kurgu, maalesef ormanlarımızın ne korunmasını ne geliştirilmesini sağlayabilmiştir. Ormanlarımızı ne politikalarla ne de hukukla bugüne kadar yeterince koruyabildiğimizi söylemek mümkün değil. Bu konuda birinci derecede görevli olan orman mühendislerini, Orman Genel Müdürlüğünü, tüm orman teşkilatını buradan saygıyla selamlıyorum. Ama bir sonuç olarak, biz, maalesef ormancılık anlayışımız, politikalarımız ve kurgumuzda yapılanma, bilgilenme, teşkilat yapılanmasında insan merkezli bir anlayış yoktur. Ormancılık anlayışımızda insan ormana zarar veren en önemli faktördür. Dolayısıyla, turizmi teşvik kapsamında ormanla bu konunun ilişkisini tartışırken aslında, ormancılığın bu doğru olmayan yaklaşımını sorgulamak lazım.

Şimdi, muhtemelen önümüzdeki günlerde yine gündeme gelecek olan 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 2/B maddesinin konusu yine bu yanlış anlayışla maalesef ertelene ertelene bugün ülkemiz açısından, toplumumuz açısından aşılamaz bir sorun hâline gelmiştir. İşte, Turizmi Teşvik Kanunu’nu tartışırken orman arazilerinin kullanımını bu maksatla sorgulamamız lazım. Yani, merkezine insanımızın çıkarını, menfaatini, mutluluğunu, huzurunu düşünerek, bunu öncelikleyerek orman arazilerinin turizme tahsisini düşünmeliyiz, hukukileştirmeliyiz.

Bu kanun tasarısı, zannediyorum böyle bir hassasiyeti de çok önceliklememiştir. Yani, bu kanunun hazırlanmasında bir ormancı milletvekilinin veya uzmanın çalıştığını söyleyebilmek çok mümkün değil, gözükmüyor, ben göremedim Sayın Bakan, ben onu göremedim ama şu hadise var: Gerçekten turizm ülke kalkınması için, insanımızın geçimi için, işsizliği aşabilmek için, girdisinin büyük kısmı yerli olan, gelirinin büyük kısmı ülkemizde kalan çok önemli bir sektör ve çok büyük potansiyele sahip olduğumuz bir sektör olarak turizme kamu arazilerinin tahsis edilmesi bence doğru bir politikadır, geliştirilerek, sınırları doğru belirlenerek yapılmalıdır. Ama bu noktada, ormanların korunmasını, korunmayla faydalanmayı bir dengede tutarak bu kanuna yerleştirmemiz lazım. Yeterince bu konu, zannediyorum, önemli bir tarafı olması hesabıyla, ormancı ayağı eksik bir kanun olmuştur. Bir defa, 2’nci maddedeki çeşitlilikte, yani orada ifade edilmesi gereken “kaçınılmaz ve zorunlu hâller” çok dikkatle takip edilmemiştir. “Üstün kamu yararı” değerlendirmesi Anayasa Mahkemesinin değerlendirmesidir. Yarın bu kanun uygulanmaya başlandığında, turizm yatırımlarında yeni bir dönem başladığında, Anayasa Mahkemesinin iptal kararı doğrultusunda yeniden iptal edilmesi yönünde bir ihtimal hem turizme hem ülkemize çok ciddi zarar verecektir. Dolayısıyla, bu kanunun hazırlanmasında, bu Genel Kurul çalışmasında ne kadar katkı verebiliriz, onu bilemiyorum. Ama gerek 2’nci maddedeki çeşitlilik kaçınılmaz ve zorunlu olmak hâllerinin çok dışına taşmıştır, tanımlar da çok muğlak olmuştur, uygulayıcıları yönlendirecek, sınırlandıracak bir açıklığa sahip değildir. Bu sebeple, biz, Milliyetçi Hareket Partisi olarak, bazı önergeler vererek bu kanuna katkı vermeye çalışacağız.

Ancak, daha önce konuşan arkadaşımızın da ifade ettiği gibi, getirilen sınırlamalar bence doğru değil. Yani, bir ildeki orman varlığının… Orman varlığı dediğimiz yalnız ağaç değil, “toprağıyla beraber ormandır” diye 6831 sayılı Orman Kanunu’nun tanımına giren alanın tamamı ve inanınız ki, turizm yatırımı yapabileceğimiz bölgelerin yüzde 50’sidir. Mersin’in yüzde 50’si orman olarak tanımlanmaktadır. İşte, bu yüzde 50’lik miktarın yüzde 1’ini turizm yatırımlarına tahsis etmeye kalkarsanız, bir yanlışı, çok sıkıntılı bir yanlışı yapmış olursunuz.

Değerli Bakanım, Turizm Bakanlığının değerli bürokratlarına şunu hatırlatmak lazım: Turizmi teşvik kapsamında orman arazilerinin tahsisinde koruma hassasiyeti ormancılık açısından değildir, turizm açısındandır. Orman olmazsa turizmin bir ayağı sakat kalır. Yani, binalardan oluşan, inşaatlardan oluşan bir turizm kompleksi turist için çok cazip olmaz. Yeşiliyle, deniziyle, doğasıyla, tarihî kalıntılarıyla turizm bir konsepttir, bir komplekstir. Siz yüzde 1’i yüzde 30 emsalle turizme açar, arada orman kalmasını, yeşil kalmasını engellerseniz turizme hizmet etmiş olmazsınız. Yüzde 1’lik oran çok yüksektir. İktidar partisinin değerli grup yöneticilerine ve milletvekillerine de ifade ediyorum. Ormancı arkadaşımız burada. Orman arazilerinin il bazında turizme tahsis edilecek miktarının yüzde 1 olarak tutulması çok yüksek olmuştur, bu yüzde yarıma düşürülmelidir; aslında o da yüksektir.

Mesela bunda bir örnek verilmesi gerekirse, bir rakam olarak söylemek imkânımız olursa, mesela bugün bir turizm cenneti olan Antalya’mızda -muhtemel, kaç bin, kaç yüz bin yatak var- devasa bir turizm kompleksi olan Antalya ilinde orman arazilerinin kullanılma miktarı binde 2’dir. Siz bunu yüzde 1’e çıkartmaya kalkarsanız yeşile hasret kalırsınız. Bu doğru olmamıştır Sayın Bakanım. Elimizde imkânımız vardır. Bu kadar çok araziye ihtiyaç yok ayrıca turizm yatırımı için. Turizm yatırımı için doğaya ihtiyaç var, vatandaşın kullanım alanına, yaşam alanına ihtiyaç var.

Dolayısıyla, eğer imkân olursa, mümkün olursa bu yüzde 1’lik kullanım alanını yüzde yarıma düşürmek lazım. Yetmediği takdirde bu Meclis buradadır. Elli yıl sonra belki 50 milyon turistlik bir yatak kapasitesinde belki araziye ihtiyaç olacaktır ama şimdiki hâliyle binde 2’lik bir alan bile Antalya’da yetişmiş, Muğla’da ise bu rakam on binde 5’tir. Her tarafı orman olan Muğla’da turizme tahsis edilen arazi miktarı, orman arazisi miktarı on binde 5’tir. Bunu şimdi yüzde 1’e çıkardığınız takdirde, işte Bodrum, Marmaris için söylediğiniz “Her taraf taşa dönüştü.” dediğiniz hadise tüm kıyıları kaplayacaktır. Bu, ormancılığa zarardan çok turizme zarar verecektir. Bu hususa özellikle Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak dikkatinizi çekiyorum.

Değerli milletvekilleri, bu kanun değişikliği yapılmalıydı, çünkü Anayasa Mahkemesinin iptalinden sonra birçok turizm tahsisi, yatırımı, projesi durdurulmuştur. Dolayısıyla, turizm gibi çok hassas ve uluslararası yatırıma, uluslararası yatırımcılara ve uluslararası pazara sunulan bir sektörde bu tedirginlik zarar verir. Anayasa Mahkemesinin iptalinden önce başlamış olan tüm projelerin, tüm tahsislerin yeniden hayata geçirilebilmesi, ülke ekonomisi için gereklidir. Bu noktada, Mersin ili Tarsus-Kazanlı bölgesindeki 10 bin yataklık turizm kompleksinin tahsisleri yapılmıştır; arazi tahsisleri yapılmıştır, ihaleleri yapılmıştır, turizm yatırımı başlayacaktır, iki yıl sonra 10 bin yataklık bir turizm kompleksine sahip olacakken, bu yatırım, Anayasa Mahkemesinin bu iptali dolayısıyla, bugün maalesef başlayamamaktadır.

Bunun için, bu kanun değişikliğinin çıkarılmasını, biz, Milliyetçi Hareket Partisi olarak, demin söylediğim endişelerle birlikte desteklediğimizi ifade ediyorum. Bunun için, Sayın Bakanımızın, aslında… Zannediyorum genel bir uzlaşma var. Biraz önce Cumhuriyet Halk Partisi Sayın Sözcüsünün de bu yönde cümlelerini duydum, Milliyetçi Hareket Partisi olarak ben de ifade ediyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

59 konuşma daha · 1 Mayıs 2008

59 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook