İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 87. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Türkiye cumhuriyeti hükümeti ile suriye arap cumhuriyeti hükümeti arasında terör ve terör örgütlerine karşı ortak işbirliği anlaşması hakkında (s.s.713)

Mehmet Şandır

Mersin Milletvekili · MHP

Genel Kurul, 87. Birleşim · 5. yasama yılı · 6 Nisan 2011 · 1.158 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma

Kaynak göster

Mehmet Şandır (MHP), 6 Nisan 2011 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 87. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE SURİYE ARAP CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ ARASINDA TERÖR VE TERÖR ÖRGÜTLERİNE KARŞI ORTAK İŞBİRLİĞİ ANLAŞMASI HAKKINDA (S.S.713)); konuşma 1.158 kelime.

Mehmet Şandır (MHP, Mersin). “Türkiye cumhuriyeti hükümeti ile suriye arap cumhuriyeti hükümeti arasında terör ve terör örgütlerine karşı ortak işbirliği anlaşması hakkında (s.s.713)”. TBMM Genel Kurulu, 87. Birleşim tutanağı, 6 Nisan 2011. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-sandir-23-2011-04-06-turkiye-cumhuriyeti-hukumeti-ile-suriye-arap-cumhuriyeti-hukumeti-aras (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

MHP GRUBU ADINA MEHMET ŞANDIR (Mersin)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Suriye söz konusu olunca, Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Türkiye’de tüm kesimlerin, iktidarıyla muhalefetiyle hepimizin ortak paydasıdır. Ortak duygularımızı, düşüncelerimizi birbirimizle paylaşmamız gerekiyor. Çünkü Suriye Türkiye’nin diğer komşularından biri değildir; Suriye, Türkiye’nin diğer ilişkide bulunduğu ülkelerden de biri değildir; Suriye bizim kapı komşumuzdur ve Suriye’de yaşanan her hadise, eğer doğru tanımlanmaz, zamanında ve yeterince gerekli tedbirler alınmazsa, o hadiseler doğrudan bizim ülkemizi de etkileyecek mahiyettedir. Onun için, Suriye’de yaşanan hadiseleri, Sayın Pazarcı’nın da söylediği gibi, doğru incelemek lazım, dikkatlice izlemek lazım ve gerçekten bir iç siyaset malzemesi yapmadan Türkiye'nin devlet olarak, bir millî politikası olarak, bir gelecek öngörüsü olarak gerekeni yapmak gibi bir sorumluluğumuz var. Bu husustaki hassasiyeti dikkatinize sunmak üzere söz konusu uluslararası sözleşmenin kanunlaştırılmasıyla ilgili 713 sıra sayılı Kanun Tasarısı üzerinde grubum adına söz almış bulunmaktayım.

Değerli milletvekilleri, ülkemizde, bölgemizde ve dünyada yaşanan olayları birbirinden soyutlayamayız. Mutlaka farklı boyutta da olsa, farklı anlamlarda da olsa birbirleriyle çok doğrudan ilişkileri olan olaylardır. Bugün bir anlamda tarihî ve coğrafi olarak bir sorumluluğumuzun olduğu, geçmişe dayalı bir müktesebimizin olduğu bölgemizde, Orta Doğu bölgesinde -bu bölge ki Türk coğrafyasıdır, bu coğrafyayı atalarımız bin yıl yönetmişlerdir- bu coğrafyada yaşayan insanlara karşı bizim tarihî bir sorumluluğumuz olduğu idrakiyle bölgemizde yaşanan bu olayları doğru tanımlamamız lazım.

Değerli milletvekilleri, Tunus’ta başlayıp Mısır, Libya, Yemen ve diğer bölge ülkelerinde yaşanan hadiseler televizyonlarda yansıtıldığı, gazetelerde yansıtıldığının ötesinde bir anlam taşır. Çok önceden ilan edilmiş, 1982 yıllarında bir devletin dışişleri bakanlığının uluslararası basına yansıttığı bir raporda ifadesini bulan Büyük Orta Doğu Projesi’nin uygulamasıdır. Bu, tabii ki bu ülkelerde yaşanan birtakım olumsuzlukların, birtakım adaletsizliklerin, birtakım ekonomik zorlukların karşısında vatandaşların, o bölge insanının, o ülke insanının taleplerinin eylemli ifadesi olmanın çok ötesinde olaylardır. Biz, bu bölge ülkelerinde yaşanan halk olaylarında, Milliyetçi Hareket Partisi olarak bir damla kanın akmasına bile razı değiliz. İnsanlar ölmemeli, hiçbir sebepten insanlar ölmemeli. Onun için, hak talebiyle sokaklara dökülüp eylem yapan insanların, kamu düzenini sağlamak adına aşırı güç kullanılarak öldürülmesini tasvip etmemiz mümkün değil, ne Libya’da ne Mısır’da ne Tunus’ta ne diğerlerinde, özellikle de Suriye’de.

O bölge insanlarının hak arayışlarına, ekmek arayışlarına, özgürlük arayışlarına karşı aşırı güç kullanılmasını tasvip etmemiz veya sözlerimizden böyle bir anlam çıkartılması doğru olmaz ama tekrar ediyorum, bu olaylar, hiç böyle kendiliğinden gelişen masum olaylar değildir. Bu olaylar, kurgulanmış, planlanmış, programlanmış, başladıktan sonra hangi aşaması hangi şekilde eyleme konulacak, işleme konulacak planlaması yapılmış, hazırlığı yapılmış olaylardır. Dolayısıyla, bu olayları eğer biz doğru tanımlamak ve gereken tedbirleri yeterince ve zamanında almak gibi bir sorumluluğu kendimizde görüyorsak, bir gereklilik görüyorsak gerçekten bölgemizde yaşanan bu olayları doğru tanımlamamız gerekir. Bu olaylar Büyük Orta Doğu Projesi’nin uygulamasıdır.

Yirmi iki ülkenin rejimlerinin, yönetimlerinin yeniden düzenlenmesini, sonra da hudutlarının yeniden çizilmesini planlayan ve ilan edilen, haritaları yayınlanan Büyük Orta Doğu Projesi’nin bölgemizde uygulanmasıdır.

Değerli milletvekilleri, yeni bir yüzyılın ilk çeyreğindeyiz. Tarihî bir sorumluluk altında görüşlerimi ifade ediyorum. Yeni bir yüzyılın ilk çeyreğinde, küresel güçler, yeniden küresel projelerini uygulamak için bir masa etrafında toplanıp dünya dengelerini yeniden kurgulamak ve dünyayı yeniden paylaşmak için günümüzde bu seyrettiğimiz olayları insanlığa yaşatmaktalar. 20’inci yüzyılın sonu itibarıyla sona eren soğuk savaş sonrasında kurulan tek kutuplu dünya düzeni, şimdi, çok kutuplu bir dünyaya evrilmektedir. Artık, Amerika ve onun yandaşı, müttefiki Avrupa Birliğinin dışında dünyada yeni küresel güç merkezleri oluşmaktadır. BRIC ülkeleri dedikleri Brezilya, Rusya, İndia ve Çin yeni küresel güç adayları olarak, eski küresel güç adaylarına karşı bizim coğrafyamızda mevzi tutmaktalar. Eski küresel güç merkezleri, güçlerini kaybetmemek, dünya dengesindeki paylarını kaybetmemek için, şimdi, bizatihi, bu coğrafyaya kendileri gelerek ve de kan akıtarak “Özgürlük ve demokrasi getireceğim.” yalanı altında insanları katlederek… Bölgemizde, Irak’ta katledilen 1,5 milyon Müslüman’ın kanını nasıl soracağız? Gazze’de katledilen çocukların kanı nasıl sorulacak? Olayları doğru okumak lazım.

Bu mesele, siyasi partilerin kendi programları veya iktidarların kendi politikaları değil, devletimizin bir millî politikası, dış politikası olarak algılanmalı. Gözümüze baka baka, haritalar da yayınlayarak, bizim ülkemizin de 17 vilayetini içine alan, adına Kürdistan diye ifade ettikleri, devlet kurma projeleriyle ifade edilen Büyük Orta Doğu Projesi’nin temeli budur. Eski küresel güç merkezleriyle yeni oluşan küresel güçler arasında bizim coğrafyamızda mevziler kurulmakta ve bir güç paylaşımı kavgası yaşanmaktadır ama heyhat ki, ne yazık ki altta kalan, ayak altında kalan, kan akıtılan, canı alınan bizim insanlarımızdır, Müslümanlardır ve dün aynı devletin vatandaşları olarak bin yıldır birlikte yaşadığımız dindaşlarımızdır. İşin gerçeği budur. Bu meseleyi Batılıların gözüyle görmek ve öyle tanımlamak çok büyük bir yanılgı olur.

Değerli milletvekilleri, Suriye’de yaşanan olayları değerlendirirken bu bütünün gerçeğinden hareket etmek lazım. Bütünü görmeden parçanın gerçeğiyle meseleye hükmedebilmek mümkün değil. O sebeple, bugün hükûmetlerimiz arasında imzalanan Terör ve Terör Örgütlerine Karşı Ortak İşbirliği Anlaşması’nın kanunlaştırılması konusunda Suriye’de yaşanan hadiseleri Hükûmetimizin, devletimizin çok dikkatlice izlemesini, dikkatlice takip etmesini ve gereken tedbiri zamanında almasını önermekteyim.

Bir başka şey daha söylüyorum, Dışişleri Komisyonu Başkanımız ve Sayın Bakan burada: Bölgede gelişen olaylar karşısında, Mısır’da, Tunus’ta ve Libya’da yaşanan olaylar karşısında Hükûmetin ortaya koyduğu tavır bana göre doğru olmamıştır, Türkiye açısından da doğru olmamıştır, o bölge insanları açısından da doğru olmamıştır. Nedir doğruluğun ölçüsü? Kan akması önlenememiştir. Orada hukuka dayalı, milletin, halkın iradesine dayalı bir rejimin gelmesine yeterince katkı vermemiştir. Burada bir eksiklik, bir yanlışlık var. Devletimizin, milletimizin ve onu temsilen Hükûmetimizin çok yoğun gayretleri, hatta yaptığı harcamalar boşa gitmek veya amaca hizmet etmemek gibi bir kadere mahkûm olabilir. Libya’da ne yapıldıysa yapıldı ama Suriye öyle değil. Başta da söylediğim gibi değerli arkadaşlar, Suriye bizim kapı komşumuz. Komşumuz değil, kapı komşumuz. Orada çıkacak yangının en kısa sürede bizim evimizi de saracağını hiç unutmayınız. Ayrıca, ben Türkiye-Suriye Parlamentolar Arası Dostluk Grubu Başkanı olarak sizin adınıza, sizin temsil ettiğiniz milletimiz adına komşu ülkemiz Suriye’nin halkıyla dost olmayı, bu kardeşliği dostluğa, dostluğu da ortaklığa dönüştürmenin gayretiyle veya misyonuyla çok yoğun olarak bu meseleyle ilgiliyim. Gördüğüm hadiseler beni tedirgin etmektedir.

Değerli arkadaşlar, yetkililer burada olduğu için söylüyorum: Türkiye bu olaylar karşısında, Suriye’de yaşanan olaylar karşısında Libya’da, Mısır’da ve Tunus’ta gösterdiği tavrın dışında bir tavır ortaya koymalıdır. Her şeyden önce ayrı bir pozisyon ihdas edemeyeceğimiz müttefiklerimizle yani NATO’yla ve Birleşmiş Milletlerle önceden pozisyon belirlemeliyiz ve bizim belirlediğimiz bu pozisyona dayalı olarak bu müttefiklerimiz bizden bir beklenti içerisine girmeliler. Yoksa olaylar bacayı sardıktan sonra Türkiye’nin “Ne yapacağım?” tereddüdünü yaşayıp “NATO’nun orada ne işi varmış?” dedikten sonra NATO’nun içinde olmak için birçok gayret göstermek Türkiye’ye yakışmaz, yakışmamıştır da. Ama Suriye’de böyle bir ihtimalin yaşanması bize çok pahalıya mal olur çünkü Suriye’deki yangın aynıyla bizi sarar. Suriye’de yaşanan hadiseler bizim de canımızı acıtmaktadır ama bununla kalmaz, o olaylar Türkiye’ye yansıdığında canımız çok daha fazla acıyacaktır. Bunun için Türkiye, şimdiki Suriye’deki olaylarla ilgili pozisyonunu şimdiden ifade etmelidir. Bu pozisyona göre müttefiklerimiz Türkiye’den bir beklenti içine girmeliler yoksa emrivakilerle ne müttefiklerimizden vazgeçebiliriz ne bu bölgedeki tarihî sorumluluklarımızdan vazgeçebiliriz. İki arada bir derede bir politikayla Türkiye üzerine düşen görevi yapamaz bir duruma düşebilir.

Onun için, ben, Suriye’de yaşanan bu hadiselerin hemen şimdi… Okuduğumuza göre, Sayın Dışişleri Bakanı bugünlerde Şam’a gitti, Şam’da bulunuyor ama bunun daha ötesinde tavırlar ortaya koymamız lazım. Seyirci kalamayız.

MURAT YILDIRIM (Çorum)Ne yapacaksınız?

MEHMET ŞANDIR (Devamla)Hükûmet olsak söylerdik, Hükûmet olduğumuzda söyleriz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

55 konuşma daha · 6 Nisan 2011

55 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook