2009 yılı merkezi yönetim bütçesi (s.s.312) 2007 yılı merkezi yönetim kesin hesap kanunu tasarısı ile merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki idare ve kurumların 2007 bütçe yılı kesin hesap tasarısı (s.s.313)
Mersin Milletvekili · MHP
Genel Kurul, 39. Birleşim · 3. yasama yılı · 27 Aralık 2008 · 1.866 kelime · yaklaşık 9 dakikalık okuma
Kaynak göster
Mehmet Şandır (MHP), 27 Aralık 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 39. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2009 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ (S.S.312) 2007 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI İLE MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ KAPSAMINDAKİ İDARE VE KURUMLARIN 2007 BÜTÇE YILI KESİN HESAP TASARISI (S.S.313)); konuşma 1.866 kelime.
Mehmet Şandır (MHP, Mersin). “2009 yılı merkezi yönetim bütçesi (s.s.312) 2007 yılı merkezi yönetim kesin hesap kanunu tasarısı ile merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki idare ve kurumların 2007 bütçe yılı kesin hesap tasarısı (s.s.313)”. TBMM Genel Kurulu, 39. Birleşim tutanağı, 27 Aralık 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-sandir-23-2008-12-27-2009-yili-merkezi-yonetim-butcesi-s-s-312-2007-yili-merkezi-yonetim (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
MHP GRUBU ADINA MEHMET ŞANDIR (Mersin)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle şahsım ve Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. Bütçemizin ülkemize, milletimize hayırlı sonuçlar getirmesini temenni ederek sözlerime başlamak istiyorum.
Değerli milletvekilleri, öncelikle yaptığımız işi bir birlikte tanımlayalım. Bütçe görüşmeleri, aslında bir genel görüşmedir. Bu görüşmede üç şeyi birlikte yapıyoruz:
Biri, 2007 yılı bütçe uygulamalarını, Hükûmetin uygulamalarını, hesaplarını gözden geçiriyoruz, bir anlamda Hükûmet için ibra niteliği taşıyan bir oylama yapıyoruz. Bunun bir ayrı gündemle yapılmasını, bütçe görüşmelerinin en önemli unsuru olduğunu daha önce de ifade ettik, başka arkadaşlarımız da ifade ettiler ama maalesef yine birlikte görüşülüyor. İç Tüzük’te bu yönde bir değişiklik yapılması talebimiz maalesef şu güne kadar neticelendirilmedi, böylelikle kesin hesap çok sıradan bir görüşmeye dönüştürüldü.
İkinci yaptığımız iş, 2008 yılı bütçe uygulamalarını, Hükûmetin yapacağı işleri burada tartışacağız.
Bir diğer husus da 2009 yılı için öngörülerimizi, hedeflerimizi, önceliklerimizi ve politikaları tartışacağız, Hükûmetin bu konularda getirdiklerini tartışacağız.
Ayrıca, değerli milletvekilleri, bütçe metinleri bir siyaset belgesidir, bütçe görüşmeleri ülke siyasetinin de tartışıldığı çok değerli bir imkândır, fırsattır. Burada, her siyasi parti, ülke ve millet için gelecek öngörülerini, tehdit algılamalarını, yatırım önceliklerini, siyasetlerini, programlarını bu sebeple, bu vesileyle ifade ederler ve bir anlamda da milletimizin önüne iktidar alternatiflerini koymak imkânına sahip olurlar. Aslında, bütçe görüşmeleri, birlikte, iktidarı ve muhalefetiyle birlikte dün, bugün, yarın tartışmasıdır; ülkemizin ve milletimizin hem dününü sorguluyoruz hem bugününün tespitini yapıyoruz hem de geleceği tartışıyoruz, bunu da birlikte yapıyoruz. Bu anlamda, bütçe görüşmeleri çok değerli bir imkândır. Bütçe görüşmeleri, iktidar için hesabını verebileceği bir fırsattır, öyle görülmesi lazım. Ayrıca, muhalefet için de bütçe görüşmeleri hesap sorma imkânı olmalıdır, böyle değerlendirilmelidir.
Değerli milletvekilleri, bu sebeple, bütçe görüşmeleri, bana göre her milletvekili için ve her siyasi parti için bir asıl görevdir, bir asil görevdir. Bu görev yapılırken hak ve sorumluluk bağlamında burada görüşlerimizi ifade etmemiz lazım. Bu sorumluluğumuz, Anayasa metninde yer alan ve bu kürsüde milletin önünde yaptığımız yeminimizde ortaya koyduğumuz taahhütlerin idrakinde olmaktır, sorumluluğumuz bu. Bu taahhütler, bizim burada milletin vekili olmamızı temin eden taahhütlerdir. Dolayısıyla, bütçe görüşmelerinde maalesef üzücü birtakım sözler söylenmiş, birtakım davranışlar ortaya konulmuştur. Bu yeminin sorumluluğunu tekrar hatırlatmayı gerekli görmekteyim.
Bütçe görüşmelerinde hak ve sorumluluklarımızdan hakkımızsa bütçe hakkı kapsamında algılanmalıdır. Bütçeler bir bütünlük içerisinde millete ait olan kaynakların nasıl kullanılacağını, hangi önceliklere ve politikalara göre dağıtılacağını belirleyen metinlerdir ve görüşmelerdir. Dolayısıyla, milletimizin kendi kaynaklarının nasıl kullanıldığını öğrenebilme imkânı hakkıdır. Bu hak, milletvekilleri eliyle kullanılıyor. Dolayısıyla buradaki görüşmeler, bir anlamda, hukuktan kaynaklanan bir hakkımız da olmak durumundadır. Bütçe hakkı, bir hukuk alanıdır, toplumun vazgeçilmez ve tartışılmaz en temel hakkıdır ve bütçe hakkı aslında demokratik toplum yapısının gelişmişliğinin ve hukuk devleti olmanın da çok önemli bir göstergesidir.
Şimdi, bu kapsamda sorgulama yapmak lazım. Bu kapsamda bütçeyi tartışabildik mi değerli milletvekilleri? Bir müzakere yapabildik mi? Şu anda yapabiliyor muyuz? Basın bile ilgi göstermiyor maalesef. Dolayısıyla bir şekil şartını yerine getirmeye dönüştürdüğümüz bütçe görüşmelerinin yeterince tartışılmamasının bana göre sorumlusu, sorumluluğu AKP İktidarında ve AKP Meclis Grubundadır. Bütçe görüşmelerini, maalesef, geçmişi suçlamakla geçirdiniz. Ne günün sorunlarının çözümlerinin ne gelecekle ilgili endişelerin tartışılmasına imkân vermediniz. Sürekli geçmişi suçlayarak bugünü anlatmaya, bugünü geçiştirmeye çalıştınız. Dolayısıyla değerli milletvekilleri, bütçe görüşmelerine bir kapsam ve anlam kazandırabilmek açısından ben bugün burada biraz farklı bir konuşma yapmayı düşünüyorum.
Değerli milletvekilleri, sizleri zaman ve mekân bütünlüğünde birlikte düşünmeye davet ediyorum. Konuşmayı çok başaramıyoruz ama gelin, düşünmeyi başarmaya çalışalım.
Ayrıca, Sayın Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı Cemil Çiçek’in “Gelin, birlikte bir vicdan muhasebesi yapalım.” davetini de özellikle AKP Hükûmetine ve iktidar partisi grubu milletvekillerine hatırlatıyorum. Gelin, burada, gerçekten bir vicdan muhasebesi yapalım. Ancak şunu ifade ediyorum: Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana bu ülkeye, bu millete bir gram emeği geçen herkese Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak şükranlarımızı sunuyoruz. Bundan sonra söyleyeceklerim hiçbir şeklide hiçbir şey yapılamadığını ifade etmek anlamı taşımaz.
Değerli milletvekilleri, yeni bir yüzyılın hatta yeni bir binyılın başındayız. Zaman, küreselleşme olgusunun kuşatmasında yeni bir hukuk ve siyaset anlayışıyla dünya düzeninin yeniden şekillendiği bir zaman dilimindeyiz. Her yeni yüzyılın başında bu böyle olmuştur çünkü. Mekân ise Türkiye ve Türk coğrafyasının jeopolitiği dünya tarihinin en değerli ve önemli bir konumuna yükselmiştir. Artık bu coğrafyayı kontrol edemeyen küresel güçler kendilerini kendi evlerinde güvende veya küresel güç hissetmiyorlar.
Şimdi, gerçekten yeni yüzyılın ilk çeyreğinde dünya yeniden düzenleniyor. Tarihin sonunun geldiğini ve artık medeniyetler çatışması yaşanacağını düşünen küresel güçler bölgelerimizde küresel projeler uygulamaya çalışıyorlar. Bugün, komşularımızda yaşanan yangının yarın bize gelmeyeceğini kim söyleyebilir? Bu ihtimale karşı devletimizin, Hükûmetin, özellikle de bu bütçe tasarısıyla önümüze getirdiği bir tedbir, bir öngörü var mıdır? Eğer bir vicdan muhasebesi yapılacaksa bu soruya samimiyetle ve dürüstçe cevap bulmamız gerekir. Siz karar vericiler, Türk milleti adına nasıl bir gelecek öngörüsünde bulunuyorsunuz? Bu bütçe tasarısıyla bu öngörünüzü ortaya koyabildiniz mi, milletimize ifade edebildiniz mi, tartışabildiniz mi? Küreselleşme olgusunu güce ve hukuka dönüştürenlere karşı tedbir olarak neyi öneriyorsunuz? Dünyanın yeniden tanzim edildiği bu süreçte Türkiye paylaşılan, parçalanan bir ülke mi olacak yoksa gerçekten paylaşılamayan, gıpta edilen, lider bir ülke mi olacak; buna öngörünüz nedir, kararınız nedir?
Bir başka şey: Bir siyaset belgesi olması gereken bu bütçe metninde ortaya koyduğunuz bir siyaset felsefesi var mıdır? Bize göre maalesef AKP Hükûmetinin böyle bir anlayışı da yok bu bütçe tasarısında, böyle bir öngörüsü de bulunmamaktadır. Varsa da bunu tartışmaya ne siz yanaştınız ne bu Genel Kurulda buna imkân verdiniz.
Değerli milletvekilleri, aslında AKP’nin genel politikasında da böyle bir vizyonu bulunmamaktadır. Bu sonuca nereden varıyorum? Şu: Buraya çıkan her bakanınız, her konuşmacınız, hatta Sayın Başbakan, sürekli olarak bugünü dünle mukayese ederek ortaya koyuyor. Eğer sizin gelecekle ilgili bir vizyonunuz, bir ülkünüz, bir hedefiniz olsa kendinizi düne göre endekslemez, geleceğe göre sorgularsınız. Ortaya koyduğunuz hedeflere veya zamanın, mekânın getirdiği sonuçlara göre neyi başardığınızı, neyi başaramadığınızı sorgular, muhalefetin veya toplum dinamiklerinin bu noktadaki katkısını talep edersiniz. Hâlbuki öyle değil? Siz sürekli olarak dünle boğuşmaktasınız. Aslında bunu dürüstçe de yapmıyorsunuz, doğru da yapmıyorsunuz. Birtakım rakamlara takla atarak iktidar olmak iddiasındasınız. Bu, ülkemize bir şey kazandırmıyor, milletimize umut vermiyor. Bu halk sizi bunun için iktidar yapmadı. Bağışlayın, Nasrettin Hoca’nın metodu bu. Direksiyona ters oturarak bu aracı ileriye götüremezsiniz. İşte yine bir duvara toslamanın eşiğinde bulunuyorsunuz.
Kaldı ki suçladığınız, kendinize referans gösterdiğiniz, bugün övünmek için gerekçe gösterdiğiniz 2002’yi de doğru değerlendirmiyorsunuz. Bana göre dürüstçe de değerlendirmiyorsunuz. Türkiye bugün eğer 2002’yi arar duruma geldiyse, bu soruyu, bu sorgulamayı kendinizin doğrudan yapması gerekir. Teslim aldığınız Türkiye’de yani 2002 Kasımında enflasyon düşüyordu, faizler düşüyordu. Yükselen bir büyüme yakalanmıştı, Dış ticaret açığı, cari açık problem değildi. Yapısal birçok düzenleme yapılmıştı. Para piyasası düzenlenmiş, bankalar güçlendirilmiş, Merkez Bankası ve kamu bankaları özerkleştirilmişti; üç yıllık bir program yapılmış, bir istikrar ve güven ortamı yaratılmıştı; etnik, bölücü terör artık kan akıtamaz duruma getirilmişti, mağlup edilmişti; yurt içinden ve yurt dışından çok önemli avantaj ve imkânlar yakalanmıştı. Teslim aldığınız Türkiye, böyle bir Türkiye’ydi. Hâlbuki, 1999 Nisanında 57’nci Cumhuriyet Hükûmetinin teslim aldığı Türkiye'nin bütçesi bile yoktu. Yılların getirdiği sorunların krize dönüştüğü bir Türkiye’yi 57’nci Cumhuriyet Hükûmeti teslim aldı.
Yaşanan depremi hiç göz ardı edemezsiniz. Yaklaşık 20 bin insanımızın canına mal olan, Türkiye'nin sanayisinin, ticaretinin, altyapısının büyük kısmının harap olduğu bir deprem yaşanmıştı.
Yaşanan 2001 krizi, küresel bir projeydi. Türkiye’yi yönetecek, kendilerinin projelerine taşeronluk yapacak, iş birlikçi bir hükûmete ihtiyaçları vardı. 2001 krizi, böyle bir krizdi. Ama 57’nci Cumhuriyet Hükûmeti, hiçbir komplekse girmeden, yapılması gereken ne varsa anında yaptı ve kısa sürede atlatıldı. 2002 yılında, Türkiye yeniden büyüme trendine girdi. Bizim size bıraktığımız Türkiye’de büyüme yüzde 6’nın üzerine çıkmıştı.
Dolayısıyla, değerli milletvekilleri, değerli AKP milletvekilleri, kısacası, siz her şeyi hazır buldunuz. Bunun şükrünü, bunun teşekkürünü ifade etmeden, 2002’deki rakamlara takılı kalarak bugünü anlatmanız ve 2002’yi suçlamaya kalkmanız, bence, gerçekten sizin gelecekle ilgili bir vizyonunuzun, bir öngörünüzün, böyle bir iddianızın olmadığının en canlı ifadesidir. Ortaya koyduğunuz her hedefte yanılıyorsunuz, bir yıl içinde hemen her hedefi birkaç defa revize etmek durumunda kalıyorsunuz. Artık dikiş tutmaz yamalı bohça hâline geldiniz, Türkiye’yi taşıyamıyorsunuz. Sayın AKP milletvekilleri, inanınız Türkiye’yi taşıyamıyorsunuz, inanınız ki Türkiye de sizi taşıyamaz bir noktaya geldi. Çünkü, sizin yönettiğiniz Türkiye her geçen gün zarara batmaktadır, daha kötüye gitmektedir. İstesiniz de bu kötüye gidişi de durduramıyorsunuz.
Şu iki üç gündür yaşadığımız hadiseyi, birlikte yaşadığımız hadiseyi görüyorsunuz. Sayın Maliye Bakanının “Titizlikle hazırladık.” deyip övünerek burada sunduğu bütçeyi daha buradan çıkmadan değiştirmek durumunda kaldınız. Hem de yaptığınız değişiklik, dışarıya ödediğiniz faizleri azaltmak değil, bu ülkenin üretim gücüne vermek mecburiyetinde olduğunuz destekleri kısmak şeklinde oldu. Kimin talebiyle oldu? IMF’nin talebiyle oldu. Türkiye'yi iyi yönettiğinizi söyleyemezsiniz. Türkiye'yi sizin kendinizin yönettiğini, Türk milletinin dinamiklerine dayalı yönettiğinizi söyleyemezsiniz. Canlı örneği, yaşadığımız örnek.
Değerli milletvekilleri, bir vicdan muhasebesi yapmaksa ve bunda samimiyseniz size bir şey hatırlatmak istiyorum: 2002 yılında, halkımız, milletimiz -sebebi kendine ait olmak kaydıyla, onu sorgulamıyorum- size, gerçekten beklemediğiniz oranda oy verdi, sizi tek başına iktidara taşıdı. Yetmedi, bir dönem daha, daha fazla oy vererek iktidara taşıdı. Sizden ne istedi bu millet? Yani, bu milletin önüne koyduğunuz hangi proje vardı dünden farklı? Sizden istediği şey şu: Yeni bir yüzyılın başında -milletimizin sağduyusu, inanınız ki çok daha ileri bir noktada- Türkiye'yi yıllardır, on yıllardır devam eden, kronikleşmiş sorunlarından arındırarak, bu gelişmekte olan ülke zincirlerinden kurtararak gelişmiş bir ülke konumuna getiresiniz diye size bu oyu, bu desteği verdi; bir umutla verdi. Hak etmediğiniz bir desteği, maalesef hazmedemediniz. Netice: Bugün gelinen nokta, yine kriz konuşulmaktadır; gelinen nokta, yine IMF’nin kapısıdır. Bu millet sizi bunun için iktidar yapmadı.
Bir vicdan muhasebesi yapmaksa meselemiz, Sayın Bakan, İktidarınız altı yılını doldurdu. Bugün, ülkemizde dün de yaşanan sorunların hangisinde kalıcı bir çözüm ürettiniz? 2002’de var olup da bugün olmayan bir sorunumuz var mı? Altı yıllık İktidarınızda insanımızın hayatında ne değişti?
Şimdi, biraz önce Sayın CHP Sözcüsünün de ifade ettiği gibi, dünya arenasında, milletler arasında ülkelerin durumu insani gelişmişlik seviyesiyle ölçülür. Daha yeni açıkladı 2007-2008 Raporu’nu UNDP, 177 ülke arasında Türkiye 84’üncü sırada. “Büyüdük, geliştik, uçtuk.” diyorsunuz, nutuk atıyorsunuz. Kaç sıra atlatmışsınız Türkiye’ye? Bir sıra. Bu mudur başarınız? Eğer bir vicdan muhasebesi yapmaksa, bunu gelip burada itiraf etmeniz lazım.
Türkiye’ye çağ atlatamadınız. Türkiye’nin sorunlarını çözmekte dünden farklı bir başarı ortaya koyamadınız. Türkiye, insani gelişmişlik endeksinde Ermenistan’dan daha geride, Kazakistan’dan daha geride. Yunanistan 24’üncü sırada, Türkiye 84’üncü sırada. Polonya’dan daha gerideyiz. Bu mudur başarınız? İyiden yana, güzelden yana ne değişti değerli milletvekilleri? Aş mı arttı, iş mi arttı? İşsizliği önleyebildiniz mi?
Hani bu gelişen, büyüyen ihracat, 120 milyar dolarlara ulaşan ihracatın yarattırdığı istihdam nerede? Bu çocuklarımıza kim iş bulacak? “Çözümsüzlük çözüm değildir.” Dediniz. Türkiye’nin hangi sorununu çözdünüz? Kıbrıs sorunu, Güneydoğu sorunu, Ege sorunu, Ermeni soykırım yalanları bitti mi? Enerji sorununa kalıcı bir çözüm üretebildiniz mi Allah aşkına? Yerli kaynaklara dönebildiniz mi, yoksa dışa bağımlılığınız daha mı arttı, daha mı azaldı? Gelir dağılımı adaletsizliğini bitirebildiniz mi? Sosyal güvenlik sorunu bir kara delik olmaktan çıkarıldı mı? Emeklilerimizin durumu ne durumda? Anadolu’da maalesef tarlalar ekilmez oldu. Çiftçi, çiftçilikten vazgeçmeye başladı. Büyük büyük marketlerin açılmasını desteklediniz, esnaflar dükkânlarını kapatıyor. Artık tüketmiyor Türkiye. Maliye Bakanınız bütçe sunumunda 150 milyar dolarlık yıllık ara malı ithalatı olduğunu ifade etti. Eskiden bu ara mallarının büyük kısmını Türkiye üretirdi, Türk KOBİ’leri üretirdi. Şimdi ihracatımızın içindeki ara malı miktarı yüzde 60’ın üzerine çıktı. Dolayısıyla Türkiye’yi üretimden uzaklaştırdınız, artık Türkiye üretmiyor. Türkiye yabancının malını, yabancının parasıyla yüksek faizlerle temin edilen borçlarla tüketen bir ülke durumuna geldi. Türkiye’yi bu noktaya getirdiniz.
Asayiş, güvenlik sorunları azaldı mı arkadaşlar? Övündüğünüz duble yollarda bayram tatilinde kaç vatandaşımız hayatını kaybetti? Günde kaç cinayet işleniyor? On yedi aylık kız çocuğunun ırzına sizin döneminizde geçildi.
DEVLET BAKANI NİMET ÇUBUKÇU (İstanbul)Olacak iş mi bu? Çok ayıp bir şey!
MEHMET ŞANDIR (Devamla)Yalan mı, yanlış mı?
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
14 konuşma daha · 27 Aralık 2008