İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 49. BİRLEŞİM · SALI

Chp grubu adına grup başkanvekilleri ankara mv hakkı suha okay, istanbul mv.kemal kılıçdaroğlu ve izmir mv kemal anadol'un, trt'nin ergenekon soruşturmasıyla ilgili yayınlarıyla kamu yayıncılığı kural ve ilkelerine aykırı davranmasına göz yumduğu iddiasıyla devlet bakanı mehmet aydın hakkında (11/6)

Mehmet Şandır

Mersin Milletvekili · MHP

Genel Kurul, 49. Birleşim · 3. yasama yılı · 27 Ocak 2009 · 1.806 kelime · yaklaşık 9 dakikalık okuma

Kaynak göster

Mehmet Şandır (MHP), 27 Ocak 2009 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 49. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: CHP GRUBU ADINA GRUP BAŞKANVEKİLLERİ ANKARA MV HAKKI SUHA OKAY, İSTANBUL MV.KEMAL KILIÇDAROĞLU VE İZMİR MV KEMAL ANADOL'UN, TRT'NİN ERGENEKON SORUŞTURMASIYLA İLGİLİ YAYINLARIYLA KAMU YAYINCILIĞI KURAL VE İLKELERİNE AYKIRI DAVRANMASINA GÖZ YUMDUĞU İDDİASIYLA DEVLET BAKANI MEHMET AYDIN HAKKINDA (11/6)); konuşma 1.806 kelime.

Mehmet Şandır (MHP, Mersin). “Chp grubu adına grup başkanvekilleri ankara mv hakkı suha okay, istanbul mv.kemal kılıçdaroğlu ve izmir mv kemal anadol'un, trt'nin ergenekon soruşturmasıyla ilgili yayınlarıyla kamu yayıncılığı kural ve ilkelerine aykırı davranmasına göz yumduğu iddiasıyla devlet bakanı mehmet aydın hakkında (11/6)”. TBMM Genel Kurulu, 49. Birleşim tutanağı, 27 Ocak 2009. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-sandir-23-2009-01-27-chp-grubu-adina-grup-baskanvekilleri-ankara-mv-hakki-suha-okay-istanb (erişim: 28 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

MHP GRUBU ADINA MEHMET ŞANDIR (Mersin)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına grup başkan vekillerinin, Türkiye Radyo Televizyon Kurumunun Ergenekon soruşturmasıyla ilgili yayınlarıyla kamu yayıncılığı kural ve ilkelerine aykırı davranmasına göz yumduğu iddiasıyla Devlet Bakanı Sayın Mehmet Aydın hakkında bir gensoru açılmasına ilişkin önergesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Öncelikle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, biz de Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak Trabzon’da hafta sonu yaşanan çığ faciasını üzüntüyle anıyoruz, hayatını kaybeden değerli vatandaşlarımıza yüce Allah’tan rahmetler diliyor, ailelerine başsağlığı diliyoruz, yaralılara acil şifalar diliyoruz, milletimizin başı sağ olsun.

Değerli milletvekilleri, adı geçen önergedeki iddia şudur: Dolandırıcılık suçu işleyen ve yurt dışına kaçan, hakkında açılan çete, sahtecilik ve dolandırıcılık davaları nedeniyle 2003’ten beri gıyabi tutuklama kararı bulunan bir kişi, 14/1/2009 tarihinde, TRT 2 kanalında yayınlanan “Büyüteç” adlı programa çıkarılmıştır. Bu programda, adı geçen şahıs, yaklaşık beş saat boyunca, devam eden bir dava hakkında açıklamalarda ve bilinen birçok kişi ve kurum hakkında da ağır ithamlarda bulunmuştur. Bu davranış kanunlarımıza göre suçtur. TRT 2 kanalı bu beyanları, bu suç olan beyanları yayınlamıştır. TRT’nin yaptığı, bir suça zemin hazırlayarak suça iştirak etmektir. Davanın firari şüphelisi durumundaki bu kişinin hâlâ devam eden dava üzerinde bir canlı yayına çıkarılması kanunlarımıza göre -soruşturmanın gizliliği hakkındaki Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun 157’nci maddesine göre- suç teşkil etmektedir. TRT bu suçun işlenmesine müsaade ederek, kanunlarımıza göre, hukuka aykırı bir davranış içinde olmuştur. TRT’den sorumlu Sayın Bakan bu konuda herhangi bir müdahalede bulunmadığı için siyasi sorumluluğu bulunmaktadır. Gensorunun iddiası ve konusu budur. Bize göre bu iddia önemlidir ve ciddiye alınması gerekmektedir, cevaplandırılması gerekmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye’de yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı çok tartışılan bir konudur. Bize göre yargı toplumun en önemli ve en değerli ortak paydasıdır, en büyük ortak paydasıdır. Yargının tarafsızlığını, bağımsızlığını, güvenilirliğini koruma sorumluluğu hepimizin üzerindedir. Yargının sürecine ve sonucuna saygı gösterilmesi her şeyden önce demokrasinin, hukukun üstünlüğüne inancın bir gereğidir.

Gelinen son noktayı bir sayın bakan şöyle ifade etmektedir. Sayın bakan diyor ki bu malum davayla ilgili: “Kaldı ki şu an Türkiye’de olup bitene bakıldığında, bir kişi daha savcı tarafından davet edildiğinde, gözaltına alındığında, birinci gün birinci saatinden itibaren mahkûm ilan ediliyor, hüküm giydiriliyor. Ben hangi ideolojiye mensupsam, siyaseten hangi pozisyonda bulunuyorsam, nerede bulunuyorsam, gözaltına alınan eğer benim safımdaysa, o mutlaka beraat ediyor birinci saatte ya da tersi bir görüşteyse daha birinci saatte mahkûm ediliyor. O zaman hâkime, savcıya, yargılamaya ne gerek var? Bu işlerden kurtulmanın yolu, herkesin hukuk çerçevesinde düşünmeye, yazmaya, konuşmaya, söylemde bulunmaya riayet etmesi gerekir. Aksi hâlde bunun bir anlamı yok.” Bunu bir Sayın Bakan söylüyor.

Bu görüşlere katılmamak mümkün mü? Ben, bu duyarlılığa bütün samimiyetimle katılıyorum. Ancak Sayın Bakanı bu noktaya getiren gelişmeleri sorguluyoruz, bu gelişmelere TRT’nin katkısını sorguluyoruz. Bu sebeple, bu samimi duygularını ifade eden Sayın Bakana bunun tedbirini almak gerektiğini ve bu gerekliliğin sorumluluğunu da hatırlatmak gerekiyor.

Ayrıca İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekilinin de genel yayın yapan medya kuruluşlarına Ergenekon soruşturmasının gizliliği konusunda bir uyarı yazısı gönderdiği basında çıkmış bulunuyor. Yazılan yazıda, soruşturmanın içeriğini yayımlamak, yapılan operasyonlarla ilgili bazı isimleri suçlamak, savcı ve yargıçlar hakkında yorumlar yapmanın kanunen suç olduğunun altı çiziliyor ve basın kuruluşlarına bu hatırlatılıyor.

Ayrıca yine takip ettiğimiz kadarıyla, Adalet Bakanlığı, 98 sayılı Genelge’siyle bu hassasiyeti bir emir hâline getiriyor ve yayınlıyor yani soruşturmanın gizliliği ve bu gizliliğe herkesin uyması gerektiği hususu. Bu duyarlılığa hepimiz katılıyoruz. İşte bu açıklamalar ışığında TRT’nin gensoruda belirtilen olayla ilgili yaptığını birlikte sorgulayalım veya birlikte müzakere edelim.

Sayın milletvekilleri, bu yayını ben de izledim, izleyen birçok kişiyle de görüştüm. Bu yayın, toplumda ciddi bir tartışmaya ve tahribata sebep olmuştur. TRT’nin yayına çıkardığı kişi, önce İstanbul 4 no.lu Devlet Güvenlik Mahkemesinde başlayan, sonra İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilen dava kapsamında ifadesi alınamayan ve hakkında 27 Ocak 2003’te gıyabi tutuklama kararı çıkarılan bir kişidir. 2001’de başlayan dava süreci herhangi bir gelişme olmaksızın devam etmektedir. Bu kişinin 2001 yılında polise verdiği ifadeler, bugün “Ergenekon” adı verilen -bu kelimeyi şiddetle kınadığımı, reddettiğimi de ifade ederek söylüyorum- soruşturmanın ana omurgası olduğu da konuşulmakta, basında çıkmaktadır. Ayrıca, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi bu kişi hakkında yürütülen soruşturma dosyasının mahkemeye gelmesinin ardından, bu kişinin yurt dışında ifadesinin alınması için hukuki işlem de başlatılmasına karar vermiş ve bunun prosedürünü başlatmış.

Sayın Savcı, iddianamesinin ekleri arasına koyduğu şüphelilerin 2005 yılından önceki adli sicil dökümleri listesinin 119’uncu sırasında da bu kişiye yer vermektedir. Yani bunları ve bu kişiyle ilgili “firari şüpheli” olarak tanımlama yapmaktadır. Yani TRT’nin beş saat ekrana çıkarttığı bu kişi bilinen bir kişidir, yargılanan bir kişidir, devam eden bir davanın firari failidir, şüphelisidir. İşte bugün bu gensoruyla tartıştığımız konu, biraz sonra ifade edeceğim hukuk kurallarına göre soruşturmanın gizliliğinin ihlalinin işlendiği bir yayını Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumunun 2’nci Kanalının beş saat süreyle işlemiş olmasıdır ve Sayın Bakanın bu konuyla ilgili siyasi sorumluluğu meselesidir.

Değerli milletvekilleri, yukarıdan bu yana söylediğimin sonucu olarak, bu yapılanlar kanunlarımıza göre suçtur. Sayın Bakan da bundan yakınmaktadır zaten.

Bakınız, hukukumuzda bu hususların suç olduğunun ifadesi şu kanunlarda yer bulmaktadır: Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 38’inci maddesinin dördüncü fıkrasında “Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz.” amir hükmü vardır. Siz bunu yok sayarak TRT ekranlarında bir kişiyi çıkartır, kişileri ve kurumları suçlarsanız bu suça zımnen katılmış olursunuz.

Bir diğer husus -ayrıca şurada da bir sıkıntılı durum var- değerli milletvekilleri, Anayasa’nın 138’inci maddesinde diyor ki: “Görülmekte olan bir dava hakkında Yasama Meclisinde yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili soru sorulamaz, görüşme yapılamaz veya herhangi bir beyanda bulunulamaz.” Şimdi biz ne yapıyoruz burada? Görüşülmekte olan bir davayla ilgili görüşme yapıyoruz. Anayasa 138… Eğer Türkiye’de hukukun üstünlüğü önemliyse, Türkiye bir hukuk devleti ise hukuk kurucuları olarak bizlerin de kendi tavrımızı sorgulamamız lazım. Aslında -tartışmaya açık olmakla beraber- bence bu görüşmelerin de Anayasa’nın 138’inci maddesine göre yapılmaması, yapılamaması gerekir. Çünkü, biz TRT’yi tartışıyoruz ama TRT de mahkemeye verildiğine göre veya başsavcılık onunla da ilgili soruşturmaya başladığına göre bir yargı süreci başlamış oluyor. Dolayısıyla yargı süreci başlamış bir konumda Anayasa’nın 138’inci maddesine göre yasama meclisinde bir görüşme yapmanın, bir beyanda bulunmanın -tartışsın hukukçularımız- Anayasa’ya aykırı bir davranış olma ihtimali büyüktür.

Bir başka husus: Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6’ncı maddesinin 2’nci bendinde de aynı durum, bizim Anayasa’mızdaki durum ifade edilmektedir. “Bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar suçsuz sayılır.” diyor Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 285’inci maddesinde bu suçu işleyenlere hangi cezaların verileceği açık açık ifade ediliyor, uzun uzun okumayayım.

5187 sayılı Basın Kanunu’nun 19’uncu maddesinde çok açık bir şekilde “Hazırlık soruşturmasının başlamasından takipsizlik kararı verilmesine veya kamu davasının açılmasına kadar geçen süre içerisinde, Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme işlemlerinin ve soruşturma ile ilgili diğer belgelerin içeriğini yayımlayan kimse, şu, şu, şu cezalara çarptırılır.” diyor. TRT bunun dışında istisna edilemez.

Bir başka şey, bir başka hukuk, 3984 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkındaki Kanun’un “Yayın İlkeleri” kenar başlıklı 4’üncü maddesinin (k) bendinde de radyo televizyon ve veri yayınlarında uyulması gereken ilkeler arasında “Suçlu olduğu yargı kararıyla kesinleşmedikçe hiç kimsenin suçlu ilan edilmemesi veya suçluymuş gibi gösterilmemesi; kişileri suç işlemeye yönlendirecek ya da korku salacak yayın yapılmaması.” ilkesine yer verilmiştir.

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 157’nci maddesi zaten çok açık, diyor ki: “Siz, soruşturmanın gizliliğini kanunda bir başka hüküm yoksa ihlal edemezsiniz.”

Değerli milletvekilleri, söylemek istediğim, TRT’nin, TRT’yi yönetenlerin ve program yapanların bu hukuk kurallarından bilgisiz olmalarını kabul edemeyiz veya bu, mazeret olarak ileri sürülemez.

Şimdi, devam eden bir dava ve bu devam eden davanın faili veya tanımı yapılmış bir kişinin TRT ekranlarına çıkarılarak yaklaşık beş saat kişileri, kurumları suçlamasına imkân verilmesi -ifade ettiğim bu kanun hükümlerine dayalı olarak- suç teşkil etmiştir, kanun ihlal edilmiştir.

Ayrıca TRT’nin kendi kanunları da vardır. Anayasa’nın 133’üncü maddesinde Kurumun özerkliği ve yayınların tarafsızlığı ilkeleri açık açık ifade edilmiştir. TRT’nin 2954 sayılı Kanunu’nun 5’inci maddesinde ilkeler tek tek sayılmıştır. Burada “Anayasa’nın sözüne ve ruhuna bağlı olmak mecburiyetindesiniz; kamu düzenini, genel asayişi, kamu yararını korumak ve kollamak mecburiyetindesiniz.” denilmiş, “Genel ahlakın gereklerini, millî gelenekleri ve manevi değerleri gözetmek mecburiyetindesiniz.” denilmiş, “Toplumun beden ve ruh sağlığına zarar verecek hususlara yer vermemelisiniz.” denilmiş, “Kişilerin özel hayatlarına, şeref ve haysiyetlerine saygılı olmak ve dürüstlük anlayışına bağlı kalmak mecburiyetindesiniz.” denilmiş. Tüm bunlara rağmen TRT’nin böyle bir dava sürecinde gizli kalması gereken soruşturmanın içeriğiyle ilgili, bu davanın faillerinden birinin kurumları ve kişileri itham eder şekilde beş saat yayına çıkarılması gerçekten kabul edilemez, hukuka aykırı bir davranıştır ve Başsavcılığın açtığı soruşturmayla da ortaya çıkmıştır ki suç teşkil etmektedir. Bu sebeple, TRT’yi yönetenler ve TRT’de program yapanların kendilerini gözden geçirmelerini ve bunu sorgulamalarını bu vesileyle talep ediyorum.

Gensoru gerekçesinde ifade edilen şu hususlar önemlidir değerli milletvekilleri: Gensoruda deniliyor ki: “Adı geçen şahsın TRT ekranlarına çıkarılması, habercilik refleksi ya da kişinin daha önce diğer televizyon kanallarına çıkmış olması gibi basit ve hukuki dayanaktan yoksun açıklamalarla geçiştirilemez, öyle bir gerekçeyi kabul edemeyiz. TRT’nin adı geçeni ekranlara çıkartması ve bu kişiyi saygın, güvenilir bir kişi formatıyla izleyicilere sunması, sadece yayın etiğinin değil yasaların da açık ihlali niteliğindedir.”

Bu görüşe ben de katılıyorum, grubum da katılmaktadır. Firari şüpheli bir kişiye TRT ekranlarının açılması, kamuoyu oluşturmaya, yargıyı etkilemeye ve siyasi muhalifleri kötülemeye dönük bir girişimdir ve bu girişim siyasi bir girişimdir, siyasi bir karardır. TRT yöneticilerinin böyle bir niyeti olmasa bile, TRT’den sorumlu siyasetin, siyaset kurumunun, siyasi iktidarın bu amacına, bu isteğine uygun bir davranış ortaya konulmuştur. TRT Kurumu bu sebeple mahkemeye verilmiştir. Başsavcılık “Büyüteç” programına adı geçen kişinin konuk olarak katılmasıyla ilgili TRT Genel Müdürü ile programın yapımcısı ve yöneticisi hakkında soruşturma başlatmıştır.

Bunun için, değerli milletvekilleri, bir kamu kuruluşu olan TRT’den sorumlu Sayın Bakanın bize göre siyasi sorumluluğu bulunmaktadır. Gensorunun gerekçesinde şöyle de bir hüküm var: “Yaşanan süreçte TRT’den sorumlu Devlet Bakanı Sayın Mehmet Aydın, TRT’nin yayın etiği ve yasaları ihlal eden yayın politikası konusunda suskunluğunu koruyarak sorumluları himaye etmiş ve bu siyasi komplonun planlayıcısı konumunda hareket etmiştir.”

Bu iddia ve itham ciddiye alınmalıdır ve mutlaka cevaplandırılmalıdır. Özellikle kişiliğine saygı duyduğum Sayın Bakan bu itham altında kalmamalıdır.

Değerli milletvekilleri, TRT bir kamu kuruluşudur; kamu düzenini korumak, Anayasa’ya, kanunlara, millî ve manevi değerlere saygılı bir yayın yapmak mecburiyetindedir, siyasi partilere de eşit mesafede durmak mecburiyetindedir. Bir zamanlar TRT için birileri “İktidarın borazanı.” derdi. Şimdi, aynı tabiri kullanmak belki buraya yakışmıyor, ama TRT kendini gözden geçirmelidir. Milletimizin vermiş olduğu vergilerle kurumsal devamlılığını sağlayan bir devlet televizyonunda yapılan bu yayıncılık faaliyetinin toplumda fitne, kuşku ve korku geliştirmesi ve buna da Hükûmet tarafından çanak tutulması asla kabul edilemez. Bu yol, doğru bir yol değildir. Bu duruma sebep olanların sorumluluklarının sorgulanması gerektiği kanaatindeyim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKANBuyurun Sayın Şandır, devam edin.

MEHMET ŞANDIR (Devamla)Yıllardan beri siyaset yapan Milliyetçi Hareket Partisinin başkentteki faaliyetlerini bile, toplantılarını bile yayınlamayan TRT’nin, hiçbir muhalefet partisi sözcüsüne yer vermeyen TRT’nin kanunlara, hukuka aykırı bir şekilde, hiçbir şekilde TRT’ye, ekrana çıkmaması gereken suçlu bir kişiyi beş saat ekrana çıkarmasını hiçbir şekilde masum göremeyiz. Bundan, okyanus ötesinden birtakım projelerin TRT’yi de kuşattığı anlamı çıkmaktadır.

Bu sebepten, Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz, bu gensorunun gündeme alınması, gensorudaki iddiaların araştırılması, sorgulanması ve bu iddia ve ithamların mutlaka cevaplandırılması gerektiğine inanıyoruz.

Bu duygularla yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

23 konuşma daha · 27 Ocak 2009

23 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook