Türkiye cumhuriyeti hükümeti ile suriye arap cumhuriyeti hükümeti arasında süleymaniye külliyesinin korunması hakkında işbirliği protokolünün onaylanmasının uygun bulunduğuna dair kanun tasarısı (s.s.:336)
Mersin Milletvekili · MHP
Genel Kurul, 90. Birleşim · 3. yasama yılı · 14 Mayıs 2009 · 1.336 kelime · yaklaşık 7 dakikalık okuma
Kaynak göster
Mehmet Şandır (MHP), 14 Mayıs 2009 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 90. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE SURİYE ARAP CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ ARASINDA SÜLEYMANİYE KÜLLİYESİNİN KORUNMASI HAKKINDA İŞBİRLİĞİ PROTOKOLÜNÜN ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI (S.S.:336)); konuşma 1.336 kelime.
Mehmet Şandır (MHP, Mersin). “Türkiye cumhuriyeti hükümeti ile suriye arap cumhuriyeti hükümeti arasında süleymaniye külliyesinin korunması hakkında işbirliği protokolünün onaylanmasının uygun bulunduğuna dair kanun tasarısı (s.s.:336)”. TBMM Genel Kurulu, 90. Birleşim tutanağı, 14 Mayıs 2009. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-sandir-23-2009-05-14-turkiye-cumhuriyeti-hukumeti-ile-suriye-arap-cumhuriyeti-hukumeti-aras (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
MHP GRUBU ADINA MEHMET ŞANDIR (Mersin)Çok teşekkür ederim.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yorucu bir günün, yorucu bir haftanın sonrasında, uluslararası sözleşme niteliğinde üç kanunu görüşmek arzusuyla çalışmaya devam ediyoruz. Zaman olursa, Sayın Başkanın arzusu dört diyorsa, dörde de çıkartırız. Bu sebeple söz aldım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Suriye Arap Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Süleymaniye Külliyesinin Korunması Hakkında İşbirliği Protokolünün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu üzerine Milliyetçi Hareket Partisinin görüşlerini arz etmek istiyorum.
Değerli milletvekilleri, Süleymaniye Külliyesi, Sultan Süleyman adına yapılan ilk camidir. Evet, Mimar Sinan’ın kalfalık dönemi eserlerinden olan, camisi, imarethanesi, medresesi ile birlikte bir külliye olan, Suriye’nin başkenti Şam’daki Süleymaniye Külliyesi -Ben gidip gördüm, herkesin görmesini tavsiye ederim. Herkesi de görmek üzere davet ettim ama şimdi bir grup arkadaşımızla gideceğiz. İnşallah bundan sonraki seferlerde sizler de gelirsiniz, hep beraber görürüz, ziyaret ederiz- Kanunî Sultan Süleyman adına Mimar Sinan tarafından projelendirilip inşa edilen ilk camidir -1554 yılında- ve bu güzel cami bugün, yapılış maksadına hizmet etmektedir. Hem cami olarak kullanılmaktadır hem imareti devam etmektedir, medresesi devam etmektedir. Külliyesi de vardır. Yanında yapılan külliyeye daha sonra Sultan Süleyman’ın oğlu II. Selim zamanında külliye de eklenmiştir. Dolayısıyla Kanunî Sultan Süleyman’la beraber Selimiye iç içe, hem Sultan Süleyman Camii hem de yanında Selimiye Camii, iki cami yan yana, bugün Şam’ın tarihî karakterini dünyaya ifade eden, atalarımızın bize bıraktığı, övüneceğimiz iki güzel eserdir.
İşte bunların onarılması ile ilgili Türkiye Cumhuriyeti devleti ile Suriye Arap Cumhuriyeti devleti arasında bir protokol imzalanmıştır. Bu protokolün yürürlüğe girebilmesi için bu kanunun çıkması gerekiyor. Yarın -Sayın Cumhurbaşkanımız lütfettiler, bizleri de dâhil ettiler- Türkiye-Suriye Parlamentolararası Dostluk Grubu Başkanı ve Yönetim Kurulu üyesi olarak görev yapan milletvekili arkadaşlarımızdan teşkil ettikleri bir heyetle, muhtemel bakanların da katılacağı bir heyetle Suriye’ye gidiyoruz. Suriye’ye giderken Sayın Cumhurbaşkanımızın çantasına bu kanunu, bu iş birliği protokolünün kanunlaşmış hâlini de koymuş olmak Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunun güzel bir jesti olmuştur. Bunun için katkı verdiğinizden dolayı ben de çok teşekkür ediyorum.
Değerli milletvekilleri, Suriye gerçekten halkıyla kardeş olduğumuz, devletiyle dost olmak mecburiyetinde olduğumuz -ben böyle değerlendiriyorum- bizim için önemli bir ülkedir. 870 kilometreye yakın bir hududumuz bulunmaktadır ve Orta Doğu bölgesinin, Türkiye Cumhuriyeti devleti açısından, çıkarları açısından stratejik değerde önemi olan bir ülkesidir. “Orta Doğu Suriye’siz olmaz.” Öyle bir güzel söz vardır.
İşte Suriye’yle ilişkileri her geçen gün daha da ileriye götürmek için, kabul etmek ve ifade etmem gerekir ki AKP Hükûmetlerinin bu yönde yoğun gayreti olmuştur. Suriye-Türkiye dostluğu adına bu dostluğa hizmet eden hükûmet politikalarını yöneten değerli bakanlara ve başta Sayın Başbakan olmak üzere Sayın Cumhurbaşkanımıza çok teşekkür ediyorum. Gerçekten bu dostluk önemli. Çünkü, söylediğim gibi, iki kardeş milletin iki dost ülkesi ve dost kalmak mecburiyetinde olan iki ülke. Biz dost kalmalıyız ki Orta Doğu’da barış olsun, biz dost kalmalıyız ki bu coğrafya güvenlik içerisinde olsun. Çıkarlarımız da ortak.
Bakın, biraz önce benim ilimin Milletvekili Sayın Kürşad Tüzmen buradaydı. Dış ticaretten sorumlu Bakan olarak Türkiye-Suriye arasındaki ekonomik ilişkilerin gelişmesine -ifade etmemiz lazım, kendisi burada yok, olsa yine söylerdim- çok yoğun katkısı olmuştur. Ona da bu dostluk adına teşekkür ediyorum. 300-350 milyon dolar dolayında devam eden dış ticaret hacmimiz imzalanan serbest ticaret anlaşmasıyla -ki, bu serbest ticaret anlaşmasının imzalanmasında Sayın Kürşat Tüzmen’in emeği çoktur, gayreti çoktur- imzalanan bu serbest ticaret anlaşması sonrasında Türkiye ile Suriye arasındaki dış ticaret hacmi 300 milyon dolardan 2 milyar dolara ulaşmıştır. Yapılacak daha çok şeyler vardır. Bunlar da yapıldığı takdirde bu hacim 5 milyar dolara kadar ulaşır. Bu anlamda şu politikaları doğru buluyorum: Muhalefet, Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz ülkemizin çıkarına, milletimizin çıkarına olan her politikada destek vereceğimizi her defasında, bu Meclisin açıldığı ilk günlerde ifade ettik. Uzlaşmadan yana, hoşgörülü, diyaloğa açık, sorun üreten değil sorunların çözümüne katkı veren, bu anlamda gerekiyorsa cesaretlendiren, yönlendiren bir politikayı takip edeceğimizi en üst düzeyde Sayın Genel Başkanımız ifade etti. Bu anlamda diyorum ki Türkiye ile Suriye dost olmak, hatta bu dostluğu ortak olmak noktasına taşımalıdır. Ben Dostluk Grubu Başkanı olarak bunu Sayın Suriye yetkililerine de söylüyorum. Halklarımız kardeş, ülkelerimiz dost olmak mecburiyetinde ama bu dostluk yetmez. Biz ülkeler ve kişiler olarak ortak da olmalıyız. Bir teklif getirdik, Sayın Nazım Ekren -Allah ondan da razı olsun- teklifimizi ciddiye aldı, gayret gösterdi, zannediyorum bir yola girdi iş: Hudut boylarında -kararname hazırlandı zannediyorum- serbest ticaret merkezlerinin büyütülmesi. Ne var yani, Halep’in esnafı gelse Kilis Hudut Kapısı’nda malını satsa, Antep’in esnafı malını oraya götürse, halkımız gitse kaçakçılık yapacağına, karşılıklı, serbestçe ticaretini yapsa, bu ticaretten hem Halep esnafı hem de Gaziantep-Kilis-Şanlıurfa esnafı, insanları, bu hudut boylarını bekleyen insanlarımız faydalansa olmaz mı? Aklın yolu tek. Biz dostluğu kalıcı kılabilmek, ülkeler arasındaki ilişkileri dostluk çizgisinde devam ettirebilir, sürdürülebilir hâle getirebilmek için halklarımızın ortak çıkarlarını artıracak, maksimize edecek bir düzenleme yapmak mecburiyetindeyiz. Onun için diyorum ki: Kardeşlik, eyvallah. Dostluk, hükûmetlerimizin kararıyla gerçekten güzel gidiyor ama bunu ortaklığa da dönüştürmemiz lazım. Bunu hem ülkemizi yöneten siyasi iktidarın sayın bakanlarına da söylüyoruz -ciddiye aldıkları için de teşekkür ediyorum- Suriye yöneticilerine de söylüyoruz.
Tabii, bir problem, problem değil ama aşılması gereken bir husus olarak söylüyorum: Suriye’nin daha katetmesi gereken mesafeler var. Bankacılık sistemi, Türkiye ile Suriye arasındaki iş hacminin, yatırım hacminin… Bugün Suriye’de Türk firmalarının 250-300 milyon dolara yaklaşan, belki bir miktar daha artan yatırımı var. Bu, kısa sürede çok büyük rakamlara ulaşabilir. Suriye’nin her ihtiyacını, bizim Türk müteşebbisleri, iş adamları Suriye’de imal ederek karşılayabilirler. Suriye’nin kaynaklarını Suriye’de işleyerek birlikte dünyaya ihraç edebiliriz. Bu mümkün.
Bir şey söyleyeyim: Mesela Suriye’nin çok ciddi fosfatı var, gübrenin ham maddesi. Bu fosfatın büyük kısmını Türk firmaları işliyor ama başka ülkelerin üzerinden satın alarak işliyor. Bunları aşmamız lazım. Bunları söylüyoruz. Aşmanın yolu, Suriye’de bir Türk bankasının kurulmasıdır, bir ortak Türk-Arap bankasının kurulmasıdır. Çünkü ticaret ve yatırımı geliştirebilmenin yolu, banka olması lazım, banka üzerinden para transferi olması lazım. Acı bir örnek… Bunu bizi izliyorsa değerli Suriye yöneticilerine de arz etmek açısından söylüyorum. Acı bir örnek: Şam’daki büyükelçimiz, Halep’teki Başkonsolosumuz ve personelimiz, maalesef, maaşlarını almak için her ayın başında İskenderun’a, Hatay’ın İskenderun kazasına kurye gönderiyorlar, maaşlarını Türkiye’den alıyorlar. Suriye’de bir Türk bankasının şubesi olsa bu problem aşılacak. O sebeple bu kanun önemli. Çünkü inanınız Şam’a gittiğinizde göreceksiniz, Halep’e gittiğinizde göreceksiniz. İşte burası Osmanlıdan kalma bir eserdir, bir saraydır diye hemen farkına varırsınız.
İçişleri Bakanını ziyaret ettik değerli milletvekilleri, dostluk grubu olarak gittiğimizde. Sizin grubunuzdan Sayın Faruk Koca’nın, Sayın Fevzi Şanverdi’nin de katıldığı, Cumhuriyet Halk Partisinden Aziz Bey’in katıldığı bir heyet olarak Suriye’ye gittiğimizde İçişleri Bakanlığı bize randevu verdi, ziyaret ettik. Bir Osmanlı sarayında oturuyor. Tabii yıllar eskitmiş ve çatlamalar meydana gelmiş. Uluslararası ihaleye çıkmışlar, bir Fransız firması almış. Bakanın çok net ifadesi var, “Burayı Türkler olmadan Fransızlar da yapamaz.” diyor. Çünkü o binanın yapılışının projeleri Türkiye’de, Türkiye’nin arşivlerinde. O projeler olmadan o binanın restorasyonunu yapabilmek mümkün değil. Aynı şey Süleymaniye Külliyesi için de olmuş. Süleymaniye Külliyesi’ndeki çatlakları onarmak için bir Fransız firması almış, ilk yaptığı iş minareleri betonla doldurmuş. Gideninize anlatmışlardır, Süleymaniye Camii’nin iki minaresi var. İki minaresinin kaide kısmı “Sağlamlaştıracağız, binayı takviye edeceğiz.” diye betonla doldurulmuş. Onun da çözüm olmadığını, yanlış olduğunu görmüşler ve durdurmuşlar. Şimdi Türk firmaları yapıyor, bu protokol gereği Türk firmaları yapıyor.
Burada hizmetlerini takdir ve teşekkürle anmam gereken bir kuruluş da TİKA. TİKA gerçekten -Türk coğrafyası diyelim- Türklerin geçmişte yönettiği, atalarımızın hizmet ettiği ve bizden kalan o eserleri onarmak için Balkanlarda, Orta Doğu’da, Kafkasya’da, Orta Asya’da çok ciddi gayretler ve hizmetler üretiyor. Ben bu hizmetlerin daha geliştirilmesini, daha büyük ödenekler ayrılarak takviye edilmesini… Her defasında konuşuyoruz ama çok ciddi de hizmetler ürettiğini görüyoruz. Huzurunuzda TİKA yöneticilerine de teşekkür etmemiz gerekiyor.
Geçen hafta Vakıflar Haftası’ydı. Vakıflar Genel Müdürüne de söyledim. Bu eserlerin tamamı vakıf eseri. Dolayısıyla Türkiye dışında kalmış olmaları bir şey değiştirmez. Bu vakıf eserlerine Türkiye Cumhuriyeti devleti, Türk milleti adına Vakıflar Genel Müdürlüğünün de sahip çıkması gerekiyor. Onlar da gereken gayreti gösteriyorlar. Onlara da huzurunuzda teşekkür ediyorum.
Değerli milletvekilleri, bu iş birliği protokolünün onaylanması, hukuk hâline getirilmesi yapılan harcamaların hukuki gerekçesini, hukuki dayanağını hazırlayacağı açısından önemli.
Bu kanunu bugün çıkarmış olmamız, sözümüzün başında da ifade ettiğim gibi, yarın Sayın Cumhurbaşkanımızın Suriye’yi ziyareti öncesinde-çünkü her defasında bunu soruyorlar- bir jest olacaktır, güzel bir davranış olmuştur. Katkılarınızdan dolayı çok teşekkür ediyorum. Bu kanunun hayırlara vesile olmasını diliyor, hepinize saygılar sunuyorum.
Teşekkür ederim. (Alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
31 konuşma daha · 14 Mayıs 2009