Çalışma saatleri ve konuları hk.
Mersin Milletvekili · MHP
Genel Kurul, 82. Birleşim · 4. yasama yılı · 6 Nisan 2010 · 937 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Mehmet Şandır (MHP), 6 Nisan 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 82. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ÇALIŞMA SAATLERİ VE KONULARI HK.); konuşma 937 kelime.
Mehmet Şandır (MHP, Mersin). “Çalışma saatleri ve konuları hk”. TBMM Genel Kurulu, 82. Birleşim tutanağı, 6 Nisan 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-sandir-23-2010-04-06-calisma-saatleri-ve-konulari-hk (erişim: 28 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
MEHMET ŞANDIR (Mersin)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Adalet ve Kalkınma Partisinin grup önerisi aleyhinde söz almış bulunuyorum.
Yeni bir haftanın ilk günündeyiz. Meclisimizin, Genel Kurulun çalışma saatlerini ve gündemini belirleme görüşmelerine üç saattir devam ediyoruz -hatta dört saat olmuş, devam ediyoruz- dolayısıyla bunu her hafta da yaşıyoruz. Maalesef bunu bir türlü aşamadık.
Tabii, her hafta aynı şeyleri söylemekten gına geldi gerçekten. Geçen hafta da söyledik, dedik ki: “Bakınız, aylık getiriyorsunuz grup önerisini ama önümüzdeki hafta yeniden geleceksiniz, yeni bir gündem getireceksiniz.” Yani Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi getirmemiş olsaydı, AKP, grup önerisi getirmeyecek diye bir şey yok. O noktada Sayın Elitaş’ın “sorduk, ona göre düzenledik.” demesi çok doğru değil. Kendi kararları, bu Seçim Kanunu’nun tamamlanması için bitimine kadar çalışmayı bir zorunluluk gördüklerini biliyorum, onu kendileri de söylediler. Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz geçen haftadan zaten söylemiştik, denizcilik sektörünün sorunlarının Meclis Genel Kurulunda hiç olmazsa kırk dakika konuşulmuş olması gerekiyor, sektör temsilcileri bunu bizden talep ettiler: “Bu sorunlara Genel Kurul toplumun dikkatini çeksin.” diye. Biz bunu söyledik, arkadaşlarımız, diğer gruplar katılmayınca, diğer gruplar grup önerisi vermeyince saatleri değiştirmek gereğini duymadılar ama bu hafta yine böyle bir şeyi, yine “Ülke gündemindeki, toplumun gündemindeki bir konunun Meclis Genel Kurulunda hiç olmazsa kırk dakika grupların katılımıyla görüşülmesinde bir gereklilik var, bir ihtiyaç var.” dememiz tabii ki iktidarı da bu yönde bir tedbir almaya mecbur bıraktı.
Ancak itiraz ettiğimiz hadise şu: Sayın Elitaş konuşurken birkaç defa “samimiyseniz” diye tekrarladı. Gerçekten, değerli arkadaşlar, bu samimiyet sorgulamasını yapmak gerekiyor. Eğer burada yaptığımız yeminin gereği, milletten aldığımız yetkinin sorumluluğu doğrultusunda samimiysek, bu Meclisi, bu ülkenin çıkarları doğrultusunda, ihtiyaçları doğrultusunda çalıştırmak gibi bir mecburiyetimiz var. Bu mecburiyet hepimizin, buna hiç itiraz etmiyorum, iktidarıyla muhalefetiyle Türkiye Büyük Millet Meclisini, komisyonları ve Genel Kuruluyla toplumun beklentileri, ülkenin ihtiyaçları doğrultusunda hukuk oluşturmak amacıyla çalıştırmak hepimizin sorumluluğu ama şunu milletlin huzurunda ifade ediyorum: Bu sorumluluk öncelikle siyasi iktidarın çünkü bu millet, halkımız, takdiri kendine, sebebi kendine ait olmak üzere ülkeyi yönetmek sorumluluğunu AKP’ye bırakmıştır. Biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak milletin takdirine saygı duyuyoruz ama Adalet ve Kalkınma Partisi yüklendiği bu sorumluluğun gereğini de yerine getirmek mecburiyetinde, mazeret üretmek, bahane üretmek, birilerini samimi olmak veya olmamakla suçlamak hakkına sahip değil. “Samimi iseniz” diye başlayan cümle, AKP’ye, AKP Grubuna, Sayın Hükûmete çok önemli bir sorumluluk yüklemektedir.
Değerli arkadaşlar, uzlaşma, bu Meclisin, uzlaşmayla çalışma, katılımcı bir müzakere bu Meclisin sorunlara çözüm üretmek noktasındaki tek imkânıdır; başka bir yol yok. Eğer Meclis grupları, parti grupları kendi aralarında uzlaşır, birlikte karar verir, gündemi belirlerlerse, “Hangi kanunları öne alalım, ne şekilde görüşelim.” diye birlikte karar verirlerse; yani biz burada harcadığımız bu dört saatin bir saatini Danışma Kurulunda birbirimizi ikna etmek için harcasak bu kör dövüşünden bu ülkeyi de, bu Meclisi de kurtarmış oluruz. Ama “uzlaşma” dediğimiz hadise, önde olanın ikna etmesi mecburiyetini beraberinde getirir.
Şimdi, Türk Ticaret Kanunu, Türk Borçlar Kanunu ve diğer kanunlar yani -ben, burada şöyle inceledim buraya gelirken- her hafta yeni bir sıralamayla getirdiğiniz kanunlarla, ötelediğiniz, görüşmesini ertelediğiniz kanunlara bir bakınız. Bunlar ülkemizin ihtiyacı değil mi, bunlar öncelikli olmak durumunda değil mi? Yenilenebilir enerji kaynaklarının hukukunu komisyonlarda tüm partilerin katılımıyla birlikte hazırladınız, şimdi niye öteliyorsunuz? Her hafta biraz daha geriye giden veya hiç girilmeyen bu kanun tasarı veya teklifleri bu ülkenin ihtiyacı, bu toplumun beklentisi değil mi?
Sayın Elitaş, kısacası şu: Uzlaşma sorumluluğunu, uzlaşmayı temin etmek sorumluluğunun üzerinizde olduğunu bilerek samimiyetle buna emek vermeniz gerekiyor. Her defasında, varılan uzlaşmayı bozarak “Ben iktidarım sayısal çoğunluğum var, önemli değil biraz zaman harcanmış olur, çıkmasa da olur” diyerek samimiyet sorgulaması yapamazsınız.
Bakın, Türk Ticaret Kanunu ve Borçlar Kanunu, bu ülkenin, inanınız ki Anayasa’dan da Seçim Kanunu’ndan da çok daha önemli, öncelikli, ivedilikli sorunları. Yani, Türkiye ekonomisi insanlarımızın hayatını belirleyen hususlardaki hukuk eğer ihtiyaca cevap vermiyorsa ve bunu bu konunun tarafları olan sektörler, örgütlü güçler, yani Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği, TÜSİAD’ı, MÜSİAD’ı, tüm ekonomik kurulları, “Türk Ticaret Kanunu çıkmalı, Borçlar Kanunu çıkmalı, bununla ilgili uygulama kanunları çıkmalı.” diye feryat ediyorlarsa, bunu temin etmek sorumluluğu sizin, iktidarın. Diyemezsiniz ki efendim muhalefet bizimle uzlaşmıyor; uzlaşın muhalefetle.
Şimdi, Borçlar Kanunu’nda, başlarken bir itiraz koyduk. Dedik ki; arkadaşlar, Medeni Kanun’da 21’inci Dönemde yapılan yanlışlığı Türk Ticaret Kanunu’nda yaptınız. Kanunun sistematiğini bozdunuz, hiyerarşik yapılanmasını bozdunuz, dilini bozdunuz, yargıyı bir kargaşaya ittiniz; bir çıkmaza soktunuz yargıyı, zaten üzerindeki yük çok fazla. Bu yeni sistem içerisinde de karar vermeyi öyle zor hâle getirdiniz ki, tanımları değiştirdiniz, dili değiştirdiniz, madde sistematiğini değiştirdiniz, bir kaosa sebep oldunuz. Aynı yanlış Türk Medeni Kanunu’nda 21’inci Dönemde yapılan yanlışın devamı, ama şimdi aynı yanlışı Borçlar Kanunu’nda da yapmaya kalkarsanız bu doğru olmaz. Bizim söylediğimiz, Milliyetçi Hareket Partisi olarak ısrarla söylediğimiz şey bu. Dilini değiştirmeyelim bu kanunun, bu bir temel kanundur. Bu, hem sektörler tarafından, yani ticaret erbabı tarafından bilinen bir dildir hem de bu konuda çıkacak ihtilafları çözecek mahkemelerin karar vermesi için bilinen bir dildir. Bunu değiştirmeyelim. Madde sistematiğini de değiştirmeyelim.
Ama yani bu noktada benim gösterdiğim uzlaşma gayretini siz göstermediniz. Benim talebim doğrultusunda Sayın Adalet Komisyonu Başkanının danışmanlarıyla bizim bu konuda görevlendirdiğimiz Sayın Faruk Bal’ın danışmanları bir araya geldiler ama bir saat bir araya geldiler. Bir ısrarınız yok, ikna etmek için bir özel gayretiniz yok. Şimdi nasıl çıkartacaksınız 2.500 maddelik kanunu? “Muhalefet uzlaşmıyor.” diyerek bu milletin önünde iktidar olmak sorumluluğunuzu, çözmek sorumluluğunuzu nasıl ifade edeceksiniz? Demek ki ikna etme kabiliyetiniz yok! Böyle bir niyetiniz yok çünkü!
Değerli dostlar, değerli milletvekili arkadaşlarım, gerçekten çelik çomak oyunu oynamıyoruz. Ülkemiz zor durumda, vatandaşımız zor durumda. Siyaset için söylemiyorum. Kendi bölgelerinizde gittiğinizde bunu görmüyor musunuz? Sabah televizyonları seyredemez hâle geldik. Köy muhtarı diyor ki: “Ya, köyü sattık, icra memurunun biri geliyor biri gidiyor.”
İşte biraz önce arkadaşlar söyledi, yani borcunu ödeyemediği için intihar eden insanlar, cinnet geçiren aileler, çocuğunu katleden…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
84 konuşma daha · 6 Nisan 2010