Grup önerisi
Mersin Milletvekili · MHP
Genel Kurul, 20. Birleşim · 5. yasama yılı · 24 Kasım 2010 · 1.066 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Mehmet Şandır (MHP), 24 Kasım 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 20. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: GRUP ÖNERİSİ); konuşma 1.066 kelime.
Mehmet Şandır (MHP, Mersin). “Grup önerisi”. TBMM Genel Kurulu, 20. Birleşim tutanağı, 24 Kasım 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-sandir-23-2010-11-24-grup-onerisi-2 (erişim: 28 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
MEHMET ŞANDIR (Mersin)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Bugün özel bir gün. Her haftanın ilk gününde Genel Kurulun çalışma saatlerini belirliyorduk, bu hafta ikinci gün, ikinci Danışma Kurulu. Birincisi ittifakla alınmış bir öneriydi, hepimizin imzaladığı, çalışma saatlerini ve çalışma önceliklerini belirlediğimiz bir Danışma Kurulu kararımız vardı. Şimdi o karar bozuldu, bugün her grubun kendine ait önerisi, üç grubun önerisi geldi ve bu haftanın ve bundan sonraki haftaların çalışma saatlerini ve çalışma takvimini belirlemek üzere ayrı ayrı öneriler getirdik.
Tabii, niye böyle, buna ihtiyaç duyuldu? Zannediyorum dün akşam iktidar partisi grubunun yapmış olduğu toplantıda Sayın Başbakanın talimatıyla böyle bir karar oluşturuldu.
Değerli arkadaşlar, her defasında söylüyoruz yani komisyonlarıyla beraber bu Genel Kurulu birlikte çalıştıracağız. Demokrasi muhalefetsiz olmaz, Meclis muhalefetsiz olmaz. Çalışma şartlarını, çalışma programını, gündemini birlikte belirleyeceğiz; mümkün olabilirse uzlaşmayla belirlememiz lazım ama her hâlükârda birbirimize danışarak, birbirimizi yok saymadan, birlikte. Sizler iktidar partisi grubu olarak kanunların önceliklerini belirleme hakkına sahipsiniz, Türkiye’yi siz yönetiyorsunuz, Türk milleti adına siz yönetiyorsunuz; kendi programınız doğrultusunda, halka verdiğiniz sözler doğrultusunda çıkarılması gereken kanunların öncelik sırasını belirlemek yetkisi size aittir, sizin takdirinizdir, buna biz saygı duyuyoruz, buna itirazımız yok. Ama çalışma saatlerinin belirlenmesi birlikte olacağı için, birlikte çalışacağı için bizim de onayımızın alınması gerekiyor.
Değerli arkadaşlar, oturuyoruz karar veriyoruz. Diyoruz ki: “Şu saatler arasında çalışalım.” Sonra bir gerekçe geliştiriyorsunuz. Gerekçenizi bizimle de paylaşmadan -belki sizin o gerekçenize biz de katılırız- sonuç itibarıyla çalışma saatlerini ve gün sayısını değiştiriyorsunuz. Bunun doğru bir üslup olmadığını, hatta kârlı bir üslup olmadığını da ifade ediyorum. Bu doğru değil.
Değerli arkadaşlar, bakınız, çok basit bir hesap yapalım. Şimdi bugün -henüz daha bir saat- grup önerileri konuşacağız işte, başladık. Veya en az yarım saat. Dolayısıyla saat altı olacak. Yani üç saattir bu konuyu, grup önerilerini tartışıyoruz. Bu karardan sonra oluşan bir süreç, bir yeni durum. Şimdi getirdiğiniz öneriyle diyorsunuz ki: “Haftanın dört günü çalışalım, üç günü günde 10 saat çalışalım.” Değerli milletvekilleri, sizin için alınan bir karar var, yani günde 10 saat çalışacaksınız haftanın üç günü. Diğer bir günü de 8 saat çalışacaksınız. Bunun toplamı 38 saat yapıyor. Çok basit bir hesap olarak söylüyorum: İşte bugün olduğu gibi -yarın, muhtemel, diğer grubunuz da katılacak- her gün burada bu grup önerilerini görüşeceğiz, en az 3 saat. Gece 23.00’e kadar da çalışılacağı için 1 saat de ara verilecek, 4 saat. Eğer dört günde 4 saat üzerinden 16 saati çıkartırsanız, getirdiğiniz öneriyle kendi gerekçeniz doğrultusunda tanzim ettiğiniz yeni çalışma mesaisiyle bir haftada 22 saat çalışacaksınız. Ama bu gergin ortamda da çalışılacak; karar yeter sayısı, toplantı yeter sayısı, tartışma, toplantı yeter sayısını toplayıp toplayamamak, cuma günü insanları burada bulundurup bulunduramamak, tüm bunlar sizin sorumluluğunuzda ama bir başka hesap daha var, birlikte uzlaştığımız, kararlaştırdığımız bir durum daha var; dün kararlaştırdık, birlikte imzaladık. Nedir? İşte, haftanın iki günü 14.00’te başlıyor artık, 13.00’e çekebiliriz bunu; çok mahzuru yok, 13.00’e çekebiliriz. 13.00’le 20.00 arası 14 saat yani günde 7’şer saatten 14 saat, iki günde. Salı günü de 15.00’le 21.00 arası -yine bu da kararlaştırdığımız, alıştığımız bir saat- 6 saat de o, toplam 20 saat.
Haftada üç gün çalışarak ve makul saatlerde çalışarak, gece mesaisi de yapmadan yani bir angaryaya da bu milleti koşmadan, anlamlı, birlikte uzlaşarak, birlikte çalışarak bir program yapmış olsak haftada yirmi saat çalışacağız. Sizin getirdiğiniz bir anlamda dayatma. Gerekçeniz de doğru değil. Şimdi onu da söyleyeceğim. Bir anlamdaki bu dayatmayla yirmi iki saat çalışacaksınız. Değer mi değerli arkadaşlar? Yani niye bu düzeni ikide bir bozuyorsunuz da bu gerginliğe, bu tartışmaya sebep oluyorsunuz? İki saat… İki saat uyumlu çalışalım, beraber, ittifakla çalışalım. Önergesi var bunun, maddelerde konuşması var. Yani muhalefeti veya milletvekillerini veya Genel Kurulu böyle metazori gece çalışmasına zorlayarak bir şey elde edemezsiniz yani bu doğru değil, doğru hesap değil, faydalı değil, uygun değil. Dönemin sonuna geliyoruz ama nedense bu meseleyi bir türlü çözemedik burada değerli arkadaşlar, kusura bakmayınız. Bu doğru değil ya! Yani bu millete bir angarya mahiyetinde “Gece çalışacaksınız, günde on saat çalışacaksınız…” Yapmayın arkadaşlar, bir sonuç alamazsınız. Bakın, yani sizi milletime şikâyet ediyorum, halkıma şikâyet ediyorum.
Bakın, Türk Ticaret Kanunu yaklaşık iki yıldır burada bekliyor.
BEKİR BOZDAĞ (Yozgat)Onu siz engelliyorsunuz.
MEHMET ŞANDIR (Devamla)Bakın, değerli arkadaşlar, Meclis Başkanına -şahitler var burada, grup başkan vekili arkadaşlarımız var- 2 defa arz ettim. Bu konunun başlangıcında -çok ısrar edilmeyen- bir uzlaşmazlık doğdu dili üzerinde ve madde sıralaması üzerinde. Aşılmaz bir uzlaşmazlık değildi ama iktidar partisi ısrar etmedi, çekti kanunu. Şimdi ben teklif ediyorum. İş hayatı bu kanunları bekliyor. Ticaret Kanunu, Borçlar Kanunu ve bunların uygulamalarıyla ilgili iki kanun. İş hayatı bunları istiyor, TÜSİAD istiyor, MÜSİAD istiyor, yani ekonomik hayat istiyor. Sizin sorumlu olduğunuz alan istiyor.
Meclis Başkanına ben söyledim: “Sayın Meclis Başkanı, çağır bu grupları, bu konuda Komisyon Başkanı gayret gösterdi, bir uzlaşma temin edilemedi ama siz çağırın, toplumun talebi, sektörün talebi olarak bu kanunları çıkartalım.” Yani, şu dönemin bir eseri olsun değerli arkadaşlar. Türk Ticaret Kanunu, Türk Borçlar Kanunu mutlak çıkartılması gereken iki temel kanun. Bundan dolayı iş hayatında kaybımız çok fazla. Bu kaybın ülkeyi yöneten iktidar olarak sorumlusu sizsiniz, hesap sizden sorulacak. Gelin bunları çıkartalım. Ben teklif ediyorum, bayramdan önce söyledim, Danışma Kurulunda söyledim, bir daha söyledim. Meclis Başkanıyla bir özel ziyarete gittiğimizde Sayın Elitaş da vardı, Sayın Kemal Anadol da vardı, birlikte tekrar söyledik, dedik ki: “Gelin bunları çıkartalım. Uzlaşmaz bir noktada değiliz, uzlaşırız bu konuda.” Ama şimdi duyuyoruz ki, Türk Ticaret Kanunu ve Borçlar Kanunu 2011 seçimlerinden sonra çıkartılacak. Niye değerli arkadaşlar? Burası demokrasiyle mi yönetiliyor krallıkla mı yönetiliyor? Niye? Siz toplumun ihtiyaçlarına dayalı olarak bir gündem belirlemek mecburiyetinde değil misiniz? Toplum sizden istiyor bunu, sektör istiyor, ekonomi istiyor ve muhalefet diyor ki: “Gelin bunları çıkartalım.” Samimi söylüyorum, başlangıçtaki uzlaşmazlığı aşmak noktasında bir ısrar göstermediniz. Ama şimdi geliyorsunuz… Neyi görüşeceğimiz de belli değil. Yani hangi kanunları görüşmek üzere Meclisi gece mesaisine zorladığınızın gerekçesinde hangi kanunları görüşeceğiniz de belli değil.
Yani bu yenilenebilir enerjiyle ilgili kanunu niye öteliyorsunuz? Bu tebligatla ilgili kanun değişikliğini niye öteliyorsunuz? Hangi kanunları görüşeceksiniz burada? Muhalefet olarak teklif ediyoruz: Yahu, gelin şu Anayasa değişikliği konusunda topluma verdiğiniz sözlerin gereği komisyonu kurup çalışalım, Anayasa’yla ilgili hazırlık yapalım, çalışalım, eyvallah. Milliyetçi Hareket Partisi olarak asla çalışmaktan kaçmıyoruz ama bu çalışmayı birlikte yapacağız değerli arkadaşlar, birlikte. Birbirimizi yok sayarak, birbirimize rağmen, vardığımız, oluşturduğumuz mutabakatı çiğneyerek… Yani kelime bulamıyorum. Yani bu birbirimizin hukukuna saygısızlık, birbirimizin varlığına saygısızlık niye? Bundan hiç kimse bir şey ütmez, hiç kimsenin faydası olmaz. Ama her şeyden önce şunu unutmayın: Bu ülkeyi siz yönetiyorsunuz, topluma karşı siz sorumlusunuz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
MEHMET ŞANDIR (Devamla)Affedersiniz…
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
69 konuşma daha · 24 Kasım 2010