İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 33. BİRLEŞİM · PAZAR

Vıı.tur (.sanayi ve ticaret bak., milli eğitim bak)

Mehmet Tomanbay

Ankara Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 33. Birleşim · 2. yasama yılı · 21 Aralık 2003 · 1.108 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma

Kaynak göster

Mehmet Tomanbay (CHP), 21 Aralık 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 33. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: VII.TUR (.SANAYİ VE TİCARET BAK., MİLLİ EĞİTİM BAK)); konuşma 1.108 kelime.

Mehmet Tomanbay (CHP, Ankara). “Vıı.tur (.sanayi ve ticaret bak., milli eğitim bak)”. TBMM Genel Kurulu, 33. Birleşim tutanağı, 21 Aralık 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-tomanbay-22-2003-12-21-vii-tur-sanayi-ve-ticaret-bak-milli-egitim-bak (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA MEHMET TOMANBAY (Ankara)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yüksek Öğretim Kurulu ve üniversitelerimizin 2004 malî yılı bütçeleri üzerine, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini açıklamak için söz almış bulunuyorum; hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Dokuzyüz yılı aşan tarihe sahip üniversiteler, bilgi toplumuna geçtiğimiz günümüz dünyasında hâlâ en önemli kurumlardan birisi olma özelliğini taşımaktadır.

Bu uzun süre içerisinde üniversitelerin değişmeyen bellibaşlı özellikleri, özerkliği yüksek kurumlar olmaları, uluslararası ilişkiler içinde bulunmaları ve tek bir disiplinin, tek bir ustanın hegemonyası altında bulunmayıp çok çeşitli bilim dallarını içermesidir. Bu üç önemli özelliği nedeniyle de üniversiteler, ülkenin insan kaynağına yatırım yaparak, o ülkenin ekonomik ve sosyal açıdan değişimini ve toplumsal açıdan da gelişmesini etkileme gücüne sahip kurumlardır. Bu nedenle, üniversiteler, her siyasal kuruluşun, her siyasal iktidarın ilgi alanı içine girmiştir ve sürekli olarak üniversitelere siyasal kuruluşlar, siyasal iktidarlar etki etmeye çalışmışlardır.

Değerli milletvekilleri, Prof. Dr. İlhan Tekeli'ye göre "siyasetçiler, üniversite sorunlarına çoğu kez gizli ajandalara sahip olarak yaklaşmışlar ve gizli ajandalar uğruna sahte çözümleri savunmuşlardır. Böyle bir ortamda da üniversiteler kendi sorunlarına yaratıcı çözümler üretememişler ve hep dıştan emrivakiler halinde uygulanan düzenlemelerle karşılaşmışlardır." Ne yazık ki, AKP Hükümetinin üniversiteler sorununa yaklaşımı da, Sayın Tekeli'nin belirttiği bu çerçeve yönündedir. AKP Hükümeti, üniversitelerde, demokratik, katılımcı, çağdaş bir sistem oluşturma iddiasıyla, aslında üniversitelerimizi, kendi zihniyetini üreten ve kadrolaşmasına yardımcı olan kurumlar haline getirmeye çalışmıştır. Bu iddiasının ana temasını ise, Yüksek Öğretim Kanununa ve bu yasanın icra kuruluna, yani YÖK'e karşı olmak ve onu değiştirmek oluşturmuştur.

Değerli vekiller, YÖK'e karşı ya da yandaş olmak, doğru bir yaklaşım değildir. Doğru yaklaşım, laik ve demokratik bilimsel nesnellik ve tarafsızlığı egemen kılan özerk ve çağdaş bir üniversiteden yandaş olmaktır. Cumhuriyet Halk Partisi olarak bizler, başından beri, YÖK'e yandaş ya da karşı olma tartışmalarının içinde bulunmadık; doğru olanın, özerk ve çağdaş bir üniversite sistemini savunmak ve bu yönde girişimlerde bulunmak olduğunu söyledik.

Laik ve demokratik bilimsel nesnellik ve tarafsızlığı egemen kılan özerk ve çağdaş bir üniversite sistemi ise, ancak laik ve demokratik düşünceye gerçekten inanan insanlar tarafından gerçekleştirilir. Önemli olan, demokratik ve laik düşünceye inanan yöneticilerin varlığıdır. Bu düşünce olgunluğuna erişmemiş kişiler eline, en demokratik yasayı yapıp verseniz bile, o yasa hiçbir anlam ifade etmez, uygulanamaz, aksine bir baskı aracı haline dönüştürülebilir. Aksini söylemek de olanaklıdır. Eğer, yönetici demokratik olgunluğa erişmişse, en antidemokratik şekilde düzenlenmiş bir yasayı bile çok demokratik bir şekilde uygulayabilir. İşte bu düşüncelerle, bir yılımızı alan YÖK tartışmalarında, yasanın değiştirilmesini değil, tanımını yaptığım çağdaş üniversiteler sistem yönünde iyileştirilmesini, aksayan yönlerinin saptanıp düzeltilmesini ve bu iyileştirme çalışmalarının da siyasetçiler tarafından değil üniversitenin paydaşlarının, yani öğretim üyelerinin, öğrencilerinin, üniversitenin tüm çalışanlarının katılımıyla oluşturulabilecek demokratik bir platformda üniversite tarafından gerçekleştirilmesini savunduk.

Geldiğimiz noktada YÖK Başkanı değişti. Prof. Dr. Sayın Erdoğan Teziç -saygın ve birikimli bir hukuk adamı, Galatasaray Üniversitesi Rektörü- Cumhurbaşkanı tarafından YÖK Başkanlığına atandı. Bu dönemi, artık, iyi değerlendirmek gerekmektedir. Gizli gündemlerimizin peşinde koşarak, üniversitelerimizi siyasetin etki alanına almak yerine, Sayın Teziç Başkanlığındaki YÖK ve üniversitelerimize, üniversite sistemimizi çağdaş yaklaşımlar çerçevesinde iyileştirmek, ileriye götürmek fırsatını vermeliyiz.

Gelin, bu fırsatı hep birlikte değerlendirelim; Türkiyemiz için, ülkemizin aydınlık ve huzur dolu geleceği için, bu yeni dönemde birlikte çalışalım. Üniversitelerimizi, ülkemizi çağdaş uygarlık düzeyinin üzerine çıkarabilme yolunda, özgür düşünceli, üretici, çağın teknolojik donanımıyla donanımlı bireyler yetiştiren birer aydınlanma kaleleri haline getirelim. Dünyanın değişimini yakalayalım; çünkü, dünyamız, büyük bir değişim içindedir. Üniversitelerin işlevleri de, üniversiteden beklentiler de değişmekte. Çağdaş bir üniversiter sistem, ancak dünyanın değişimini, bu değişimin üniversitelerden beklentiler üzerindeki etkilerini, bu beklentiler sonucunda eğitimin niteliği ile akademik yaşantıdaki gelişme ve değişmelerini ayrıntılı olarak ve bir bütünlükle gerçekleştirebilecek çalışma sonunda ortaya çıkarılabilir. Böyle bir çalışma da, yani üniversitelerin çağdaş ve demokratik hale getirilmesi de, ancak, bu değişimi ve gelişimi yakından takip etme sorumluluğu ve zorunluluğu olan üniversitelerimiz tarafından özgür bir ortamda gerçekleştirilir. Dar ve kısır siyasal çekişmeler içine düşmüş bulunan siyasetçiler tarafından böyle bir çalışmayı yönlendirmeye ya da gerçekleştirmeye çalışmak, Türkiyemize ve eğitim sistemimize yarar getirmez.

Bu çalışmanın bir önemli noktası da eğitim sistemimizin okul öncesi eğitimden başlayarak üniversiteye kadar ve hatta "yaşam boyu eğitim" anlamında, bir bütünlük içinde eğitim politikamızın planlanmasıdır. Bakınız, yirmibeş yıl sonra, elli yıl sonra dünyanın nereye gideceğini, Türkiye'nin bu gelişme içinde nasıl yer alacağını hesaplamadan, bu vizyonu oluşturmadan, yirmibeş yıl sonra, elli yıl sonra hangi sektörlerde, hangi nitelikli elemanlara gereksinme duyacağımızı belirlemeden, hangi sektörlere yatırım yapacağımızı belirlemeden bir ulusal eğitim planlamasını yapmak, bir YÖK eğitimi, YÖK sistemi oluşturmak ya da bir üniversite sistemi oluşturmak, doğru değildir. Üniversite, öncesi ve sonrasıyla birlikte planlanması gereken bir eğitim kurumudur. Üniversitenin, önceki eğitimler ve sonraki eğitimlerle birlikte, bir bütünlük içinde ele alınması gerekmektedir. Kendi başına YÖK'ü alıp, YÖK'ü değiştirmeye çalışmak, YÖK'ü düzenlemeye çalışmak, bu anlamda, Türkiye'nin eğitim planlamasına hiçbir şekilde katkıda bulunmaz; sadece, demin de dediğim gibi, gizli siyasal amaçlara hizmet etmekten başka bir sonuç vermez.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; bugün, yükseköğretimimizde, 53'ü devlet, 24'ü vakıf üniversitesi olmak üzere, 77 üniversite vardır. Bu üniversitelerimizde 621 fakülte, 235 yüksekokul, 447 meslek yüksekokulu, 289 enstitü bulunmaktadır.

2002-2003 öğretim yılında, yükseköğretim kurumlarında, 661 854'ü açıköğretimde olmak üzere, lisans ve lisansüstü eğitim alan toplam öğrenci sayısı 1 918 483'e ve öğretim elemanı sayısı da 76 090'a ulaşmıştır.

Ne yazık ki, bu büyük sektörümüz, devlet bütçesinden yeterli desteği alamamaktadır. 1981'de yüzde 3,1, 1992'de yüzde 4,2 olan bu pay, 2001 krizi nedeniyle aynı yıl yüzde 2,33'e düşmüş, krizden çıkmaya başladığımızı söylediğimiz 2002 yılında yüzde 2,69 olmuş, AKP'nin iktidar olduğu 2003 bütçesinde de artacağına azalmış ve yüzde 2,60'a düşmüş; son olarak da, bu bütçede, yüzde 2,42 olarak öngörülmüştür.

AKP Hükümeti döneminde, kamunun eğitime ayırdığı kaynaklar bilinçli bir şekilde azalmakta ve eğitimde özelleştirme hızlandırılarak, özel sektörün payının artması istenmektedir.

Seçim öncesinde büyük vaatler vererek seçimi kazanan AKP, uygulamaya çalıştığı bu politikayla, sosyal devlet ilkesini ayaklar altına almakta ve temel bir insan hakkı olan eğitim hakkından da yoksul insanlar tarafından eşit bir şekilde yararlanılmasını engellemektedir.

Eğitime ayrılan kamu kaynakları, 3418 sayılı Kanunla Eğitim, Gençlik ve Sağlık Vergisi yoluyla eğitime ayrılan payın sürekli düşmesi ve açıklanan yeni vergi paketinde eğitime aktarılan çeşitli vergi kesintilerinin kaldırılacak olması nedeniyle, 2004 yılında daha da azalacaktır.

Üniversitelerimizi harcamaları açısından zora sokan bir diğer gelişme ise, 2003 yılı nisan ayında uygulamaya sokulan ve döner sermayeli işletmelerin aylık gayri safî satış hasılatı üzerinden bütçeye aktarılmak üzere yapılan kesinti oranının yüzde 9'dan yüzde 15'e çıkarılmasıdır. Bunun sonucunda da üniversitelerin döner sermaye bütçeleri kısıtlanmış olmakta ve eğitim harcamaları reel olarak azalmaktadır.

Bütçe konusunda söylemek istediğim son nokta, komisyonda verilen önergeyle Hoca Ahmed Yesevi ve Manas Üniversitelerine finansman desteği için konulan toplam 30 trilyon 250 milyar Türk Lirasının, bu iki üniversitenin genel bütçeden yardım alan kuruluşlar olmaları gerekçesiyle YÖK bütçesinden çıkarılarak Millî Eğitim Bakanlığı bütçesine devredilmesidir

Değerli milletvekilleri, bu 2 üniversitenin ödeneklerinin Millî Eğitim Bakanlığına aktarılması konusundaki gerekçe de haklı değildir. Çünkü, YÖK ve üniversitelerin hepsi genel bütçeden yardım almaktadır. Böyle bir gerekçe, hiçbir zaman gerçekçi değildir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

50 konuşma daha · 21 Aralık 2003

50 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook