İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 51. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

Kültür ve tabiat varlıklarını koruma kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.:266)

Mehmet Ufuk Uras

İstanbul Milletvekili ·

Genel Kurul, 51. Birleşim · 3. yasama yılı · 29 Ocak 2009 · 807 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma

Kaynak göster

Mehmet Ufuk Uras, 29 Ocak 2009 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 51. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KÜLTÜR VE TABİAT VARLIKLARINI KORUMA KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI (S.S.:266)); konuşma 807 kelime.

Mehmet Ufuk Uras (İstanbul). “Kültür ve tabiat varlıklarını koruma kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.:266)”. TBMM Genel Kurulu, 51. Birleşim tutanağı, 29 Ocak 2009. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-ufuk-uras-23-2009-01-29-kultur-ve-tabiat-varliklarini-koruma-kanununda-degisiklik-yapilmasina (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

MEHMET UFUK URAS (İstanbul)Sayın Başkan, değerli vekiller; önce, dün Mustafa Suphi ve 15 arkadaşının Karadeniz’de öldürülmelerinin yıl dönümüydü. Yakın tarihimizin ilk siyasi cinayetinde, cinayeti işleyenler de daha sonra öldürüldü, onları öldürenler de daha sonra öldürüldü. Bu zincirleme cinayet serilerinin aydınlatılmasını hâlâ beklemekteyiz. Bu vesileyle Mustafa Suphi ve arkadaşlarını sevgi ve saygıyla anmak istiyorum.

Şimdi, medeniyetler mozaiği olan ülkemizde mevcut tarihî, kültürel ve doğal dokunun korunması, merkezî yönetimin, yerel yönetimlerin, sivil toplum kuruluşları ve vatandaşlarımızın her birinin ayrı ayrı sorumluluk bilincini gerektirmektedir; bunu biliyoruz. Anatole France Kırmızı Zambak’ta diyor ki: “Kimlik öyle bir şeydir ki cüzdanınızı, tarağınızı kaybetmeye benzemez. Onları kaybettiğinizde bulabilirsiniz. Ama kimliğinizi kaybettiğinizde onu bulacak şey kaybedildiği için hiçbir şansınız yoktur.” O yüzden her türlü kültürel varlığımızın, kimliğimizin o renkliliği ve çoğulculuğu içerisinde savunulması önemli. O yüzden “Akdamar mı, Selçuklu mirası mı?” diye, kültürel varlıklara “O mu, bu mu?” diye bakılmaz, bize yakışan “hem o hem bu” diye bütün bu zenginliklerimizi benimsemektir.

Camilerimizdeki değerli, tarihî, otantik halılara baktığınızda, nasıl bir envanteri tutuluyor diye incelediğinizde, sayı üzerinden yapılan değerlendirmenin ilmik, tür, iplik cinsi vesair gibi ayrıntılı kriterlerle yapılmadığını gördüğünüzde, örneğin eski halıların yerini halıflekslerin aldığını gördüğünüzde sadece sayı üzerinden envanter tutmanın yeterli olmadığını görüyoruz, buna Diyanet İşleri Başkanlığının da dikkatini çekmek istiyorum.

Şimdi, bu doğrultuda yerel yönetimlerin emlak vergilerinin yüzde 10’unun taşınmaz tarihî yapıların ve alanların korunması için ayrılmakta ve valiliğin, il özel idaresinde belediyenin kullanımı için toplanmakta olduğu söyleniyor ve yapılacak değişiklik ile belediyelerin kullanımı için, bu tarihî, kültürel ve doğal dokunun korunması için bulunan kaynakların bir kısmı merkezî yönetim temsilcisi vali inisiyatifinde il özel idarelerine kullandırılmaya çalışılıyor. Yasanın ele alındığı komisyon raporunda da emlak vergisinden ayrılan yüzde 10 payın taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının korunması için harcanmasının devrim niteliğinde bir adım olduğu, bu hesapta 2007 yılı sonu itibarıyla 234 milyon YTL toplandığı ve ancak bunun 90 milyon YTL’sinin belediyeler tarafından kullanıldığı, geri kalan meblağın bankalarda durduğu açıklandı. Yerel yönetimlerin kültür ve tabiat varlıklarının korunması için gerekli olan personelin istihdamı, projelerin oluşturulması ve uygulanması hâlinde ne bu kaynaklar hesapta kalacaktır ne de kültür ve tabiat varlıklarının yok olması söz konusu olacaktır. Belediyelerin bütçesi ve kadroları dikkate alındığında, bu düzenleme de yerine getirilemiyorsa il özel idarelerinin üzerinden yerine getirilmesi mümkün müdür? Yerel yönetimlerin güçlendirilmeye çalışıldığı bir dönemde yerel yönetimlerin kullanması gereken bir kaynağın valilik inisiyatifine bırakılması yerel yönetimlerin güçlendirilmesi düşüncesiyle bir tezat oluşturmuyor mu?

Söz konusu düzenlemede diğer sorun tahsil edilen kaynağın denetimiyle ilgilidir. İl özel idarelerince yapılan projeler için kullanılan miktarın yüzde 30’u geçemeyeceği söyleniyor. 5302 sayılı İl Özel İdaresi Kanunu’nun 29’uncu maddesinde il özel idaresinin başı ve tüzel kişiliğinin temsilcisi olarak tanımlanan valinin denetiminde oluşturulan bir hesaptan valinin başı ve tüzel kişiliğinin temsilcisi olduğu bir kuruma para kullanabilme yetkisi verilebilmesi objektiflikten uzak ve suistimale açık olmuyor mu? Kanunla, bu özel hesabın valinin denetiminde kullanılacağı da hükme bağlanıyor. Valinin yönetiminde çalışan il özel idaresinin yapacağı harcamaların kimin tarafından nasıl denetleneceği de bir sorun. Vali hem denetleyen hem yöneten ve hem de proje uygulayan bir makam konumuna getiriliyor.

Ayrıca, kamu yönetimi politikasında son yıllarda yapılan değişikliklerle il özel idareleri ve dolayısıyla merkezî hükûmet ile yerel yönetimler arasında yetki ve görev paylaşımının ters türs edildiğini biliyoruz. Belediyelerin topladığı ve il özel idaresi hesabına yatırılarak valilik tarafından belediyelerin kullanımına sunulan emlak vergisi kaleminden kesilen yüzde 10 payın il özel idaresi ve belediyeler arasında pay edilmesi kurumlar arasında siyasi rekabeti artıracaktır. Tam tersine, belediyeler merkezî yönetimin vesayetinden kurtarılmalıdır. Özel hukuka tabi gerçek ve tüzel kişilerin mülkiyetinde bulunan korunması gerekli kültür ve tabiat varlıklarının korunması, bakım ve onarımlarının yapılmasının maliyeti çok yüksektir, rölövesini almak, projesini yaptırmak, gerekli izni, ruhsatı almak ve aslına uygun tamir edecek usta bulmak zordur. Yoksul ve emeğiyle geçinmeye çalışan alt gelir grubundaki vatandaşlarımızın bütün bunları yaptırması da zaten mümkün gözükmemektedir.

Kentsel dönüşüm projeleri kapsamına alınarak, yıkılması yerine, bu vatandaşlarımızın yerlerinden edilmeden, fonda biriktirilen kaynakların kullanılarak kazanımı sağlanabilir. Bunun en güzel ve taze örneği Sulukule’dir. Tarihî kentsel alan olan Sulukule’de daha dün dozerlerin karşısına çocuklar dikildi. O mahalleyi koruyacak para fonda yatarken, yıkanlara karşı birçok çocuk dozerlerin önüne dizildiler. Şimdi, durup düşünmek lazımdır. Türkiye’deki çocuklar neden dozerlerin, tankların karşısına diziliyor? Sebebiyse, tarihî kentsel mekânlarda yoksul ve emekçi kesimlerin oturduğu dokulara gerekli yatırımların yapılmamasıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKANBuyurun Sayın Uras, devam edin.

MEHMET UFUK URAS (Devamla)Teşekkür ederim.

Can Yücel, bir şiirinde; “Benzer kentler benzer insanları yaratıyor. Benzer insanlar da benzer kentleri yaratıyor.” demişti. Maalesef, seksen bir ilimize şöyle bir bakıldığında, hepsinin birbirine benzediğini, insanların da birbirine benzediğini, hâlbuki bütün bu tek tipleşmeye karşı kültürel zenginliğimizin, barış içinde bir arada yaşama irademizin en büyük teminatının bu olduğunu görüyoruz. O yüzden, merkezde değil yerellerde…

MUHARREM SELAMOĞLU (Niğde)O çocuklar orada yaşamaktan mutlu mu?

MEHMET UFUK URAS (Devamla)Efendim?

MUHARREM SELAMOĞLU (Niğde)O çocuklar orada yaşamaktan mutlu mu o şartlarda?

MEHMET UFUK URAS (Devamla)İşte, onları çocuklara sormak lazım, doğrudan demokrasinin yararı galiba burada.

Hepinize teşekkür ediyorum. (DTP sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

56 konuşma daha · 29 Ocak 2009

56 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook