İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 51. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

Kültür ve tabiat varlıklarını koruma kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.:266)

Mehmet Ufuk Uras

İstanbul Milletvekili ·

Genel Kurul, 51. Birleşim · 3. yasama yılı · 29 Ocak 2009 · 579 kelime · yaklaşık 3 dakikalık okuma

Kaynak göster

Mehmet Ufuk Uras, 29 Ocak 2009 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 51. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KÜLTÜR VE TABİAT VARLIKLARINI KORUMA KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI (S.S.:266)); konuşma 579 kelime.

Mehmet Ufuk Uras (İstanbul). “Kültür ve tabiat varlıklarını koruma kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.:266)”. TBMM Genel Kurulu, 51. Birleşim tutanağı, 29 Ocak 2009. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-ufuk-uras-23-2009-01-29-kultur-ve-tabiat-varliklarini-koruma-kanununda-degisiklik-yapilmasina-2 (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

MEHMET UFUK URAS (İstanbul)Sayın Başkan, değerli vekiller; özel kanunla oluşturulan koruma kurullarının, mevcut koruma kurullarının görev alanına giren işlere de bakması doğru olmayacağı gibi, maddenin gerekçesinde ifade edildiği gibi uygulamada yaşanan tereddütleri de ortadan kaldırmayacağı açıktır. Kaldı ki yenileme alanları için oluşturulan koruma kurulları yenileme alanında yürütülen projeyle ilgili kurulmuş olan kurullardır. Tasarının 3’üncü maddesiyle yenileme alanlarında oluşturulan koruma kurullarına verilen yetki gereksiz olmakla beraber, 2863 sayılı Kanun’a göre oluşmuş planlama süreçlerini parçaladığından planlamadaki bütünsellik ilkesine de aykırıdır.

Ayrıca, 2005 yılında çıkan 5366 sayılı Kanun uyarınca yapılan Sulukule, Süleymaniye gibi uygulamalar UNESCO Dünya Miras Komitesinin 2008 yılı Temmuz ayı raporunda çağ dışı olarak nitelendirilmesi, uygulamadaki tereddütlerin de göstergesidir.

2863 sayılı Kanun’la kurulan kurulların yetkisinde koruma yapılıyor ve koruma planıyla korunuyor olması lazımdır ama belediyeler bunu yapmıyor. Bütün olarak baktığımızda olması gereken her yerde koruma planı yok iken, rantı yüksek yerde koruma planı yapılıyor. Örnek mi? Mesela Beyoğlu koruma planı yok ama Tarlabaşı’nın koruma planı var, Ulus’un koruma planı var. İşte, bunun için 5 Temmuz 2005 tarihinde 5366 sayılı Yasa çıkıyor. Bu Kanun’a dayanarak İstanbul’da Sulukule, Süleymaniye, Tarlabaşı, Ankara’da Ulus projeleri yapılıyor ama sorun çözülmüyor. Örneğin mimarlar odası Ulus Tarihî Kent Merkezi Koruma Amaçlı Nazım İmar Planı’nı onaylayan koruma kurulunun işleminin iptali için dava açıyor. Nedeni ise görev alanı 5366 sayılı Yasa’yla sınırlı olan Ankara Yenileme Alanı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunun görevleri içinde olmayan alanları içeren bir planı onaylamasının mevzuata aykırı olması. Uzmanların bile kafası karışmış durumda. Planı kim yapar? Büyükşehir belediyesi mi, ilçe belediyesi mi, 2863 sayılı Kanun’a göre kurulmuş olan koruma kurulu mu yoksa 5366 sayılı Kanun’a göre oluşturulmuş yenileme kurulu mu? Kimin yetkisi nerede biter? Planlar arası hiyerarşi, planlar arası bütünlük var mı? Hepsi birbirine karışmış durumda. Tarihî Yarımada Koruma Planı’nda konut alanı olarak görünen yere yenileme kurulu otel yapmaya kalkışıyor. Sit alanlarımızın site alanlarına da dönüşmemesi gerekiyor.

UNESCO’nun 2003 yılı Türkiye'nin 9 yeriyle Dünya Kültür Mirası Listesi’nde yer aldığını biliyoruz ve UNESCO’nun 2003 yılındaki 27’nci dönem toplantısında Dünya Kültür Mirası Listesi’ndeki İstanbul’un tarihî alanlarının Tehlike Altındaki Miras Listesi’ne kaydırılması önerisi getirilmiştir. 2004 yılında Çin’deki 28’inci dönem toplantısında ise bu önerinin 2006 yılında yapılacak toplantıda bir kez daha değerlendirilmesi kararı çıkmıştır. 2006 yılında ise Litvanya’nın başkenti Vilnius’taki UNESCO’nun, İstanbul’un tarihî alanlarının Dünya Kültür Mirası Listesi’nden Tehlike Altındaki Miras Listesi’ne alınması zorlukla önlenmiştir. UNESCO’nun Temmuz 2008 raporunda ise AKP’li belediyelerin uyguladığı “Osmanlı Mahalleleri” uygulamasının çağ dışı olduğu belirtiliyor. Şimdilik, İstanbul’un Dünya Miras Listesi’nden Tehlike Altında Miras Listesi’ne düşürülmesi özellikle akademisyen arkadaşlarımızın çabasıyla engellenmiş durumdadır. Yaşadığımız bu sevimsiz durumun bugün karşımıza çıkan ve çıkacak olan değişmiş yasalarla aşılması zor gibi gözükmekte.

Biraz önce bir vekilimiz “Kültür varlıklarının korunması birikim ve derinlik istiyor.” demişti. Bir Osmanlı padişahı kendi kültürel mirasını merak ediyor, ulemanın bir tarih çalışması yapmasını istiyor. Ulema on yıl çalışıyor ama bu on yıl içinde padişah yaşlanıyor ve “Ben bunu okuyamam, bunu bir cilde indirir misin.” diyor, ulema bir beş yıl daha çalışıyor fakat o beş yıl içerisinde padişah daha da yaşlanmış “Ben, bunu da okuyamam, bana bir cümlede özetle.” diyor. Ulemanın başı diyor ki: “Bütün bu on beş yıllık çalışma içinde gördüm ki insanlar yaşamışlar, doğmuşlar, çoluk çocuğa karışmışlar ve ölmüşler.” Padişah sinirleniyor “Ben bu kadar çalışmadan da bunu zaten bilirdim.” diye kovuyor. Şimdi, biz, ulemanın başı ile padişahın söylediklerinin aynı olduğunu ama aslında ağırlıklarının çok farklı farklı olduğunu biliyoruz. İşte bu yüzden, kültürel mirasımıza ve birikimimize değer vermemizin, sözümüzün ağırlığı, memleketimizin kültürel birikimine sahip çıkılması açısından çok büyük önemi vardır ve bir an önce bu karmaşanın ortadan kaldırılması gerekmektedir.

Teşekkür ederim.

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

56 konuşma daha · 29 Ocak 2009

56 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook