Alevi vatandaşlarımızın sorunları hakkında
İstanbul Milletvekili ·
Genel Kurul, 16. Birleşim · 4. yasama yılı · 11 Kasım 2009 · 633 kelime · yaklaşık 3 dakikalık okuma
Kaynak göster
Mehmet Ufuk Uras, 11 Kasım 2009 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 16. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ALEVİ VATANDAŞLARIMIZIN SORUNLARI HAKKINDA); konuşma 633 kelime.
Mehmet Ufuk Uras (İstanbul). “Alevi vatandaşlarımızın sorunları hakkında”. TBMM Genel Kurulu, 16. Birleşim tutanağı, 11 Kasım 2009. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-ufuk-uras-23-2009-11-11-alevi-vatandaslarimizin-sorunlari-hakkinda (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
MEHMET UFUK URAS (İstanbul)Sayın Başkan, değerli vekiller; hatırlanacağı gibi geçen yıl 9 Kasım tarihinde Ankara Sıhhiye Meydanı’nda Türkiye’nin dört bir yanından akın akın gelen Alevi yurttaşlar kendi tarihlerinde ilk kez çok güçlü bir miting yapmış ve barışın diliyle taleplerini kamuoyuyla paylaşmışlardı. Aradan bir yıl geçti ve geçtiğimiz hafta 8 Kasımda bu kez İstanbul Kadıköy’de on binlerce yurttaş bir kez daha taleplerini dile getirdi. Alevi-Sünni, Kürt-Türk, işçi-işsiz, öğrenci-öğretmen, yaşlı-genç, kadın-erkek on binlerce insan son derece insani, ahlaki, demokratik, meşru ve haklı taleplerini “Eşit Yurttaşlık Hakkı” başlığı altında ifade ettiler. Yani eşit haklara sahip olmadıklarını vurguladılar. Türkiye’nin cumhuriyetin kuruluşundan bu yana dönem dönem iyice yoğunlaşan tek tipleştirme ve farklı olanı asimile etme şeklindeki egemen siyaset geleneğinin bu alanda da artık işlemediğinin ve karşılığı olmadığının en güzel ifadesi oldu bu mitingler. İnsanlar kültürel farklılıklarını kendi istedikleri gibi yaşamak, geliştirmek ve gelecek kuşaklara aktarmak istiyorlar; gizlenerek değil, açık açık bu farklılıkları savunmak istiyorlar; gönüllü yurttaşlık bağlarını eşitlik içinde güçlendirmek istiyorlar, yani eşitlik ve adalet istiyorlar. Artık Alevi yurttaşlarımızın kültürel talepleri ve hakları insanlık tarihinin bu konudaki kazanımlarına denk gelecek şekilde düzenlenmelidir. Yapılacak demokratik düzenlemeler Türkiye Cumhuriyeti’ni zayıflatmaz, tam tersine bağımsızlığın da, egemenliğin de, demokrasinin de, cumhuriyetin de güçlenmesine yol açar; herkesin gönüllü yurttaş olmasını sağlar, bir arada yaşama iradesini güçlendirir.
İki miting arasında, yani o günden bugüne kadar aradan bir yıl geçti. Bu bir yıllık süre içerisinde somutta hiçbir kazanım elde edilemedi. AKP Hükûmeti Alevi açılımı diye bilinen çalıştaylar düzenledi, Alevi kuruluşları bu çalışmalara katıldı, ortaklaştırdıkları talepleri sundular. Nedir bunlar? Cemevleri yasal statüye kavuşturulsun, zorunlu din derslerine son verilsin, Diyanet İşleri Başkanlığı lağvedilsin, Alevi köylerine cami yaptırma politikasından vazgeçilsin, Madımak müze olsun, başta Hacı Bektaş Dergâhı olmak üzere bu türdeki değerler ve mekânlar Alevi yurttaşların örgütlerine iade edilsin; kamuda çalışan Alevilerin kimliklerinin saklanmasına neden olan dışlama, iş vermeme, emekliliğe zorlama, görevde yükseltmeme, belli görevlere atamama, belli kadrolara yükseltmeme, soruşturmalarla yıldırma, görevden uzaklaştırma ve sürgün, istisnai kadrolarda istihdam etmeme gibi durumlara Hükûmet hemen son versin. Ama aradan bunca zaman geçti, herhangi bir adım atılmadı. Bu Hükûmet döneminde de mahkeme kararları yok sayılıyor, uygulanmıyor. Biliyorsunuz, cemevleri ve zorunlu din dersleriyle ilgili olarak AİHM, Danıştay ve idare mahkemelerinin verdikleri kararlar Hükûmetin önünde duruyor ama yine de adım atılmıyor. Demokratik açılım tartışmalarının yapıldığı bugünlerde Alevi yurttaşlarımızın son derece haklı, demokratik ve meşru taleplerini bu vesileyle bir kez daha hatırlatmak istiyorum.
Alevi toplumu yurttaşları somut adımlar atılmamasını ve çalıştaylarla vakit kaybedilmesini bir tür oyalama olarak değerlendiriyor. Geleneksel ve egemen olan devlet siyaseti anlayışının uygulandığını düşünüyor. Sorunun sürece yayılıp oyalama turlarına geçildiğini düşünüyor. Taleplerin işe yaramaz hâle getirilmeye çalışıldığını hissediyor. Çalıştaylar sorun çözme toplantısından ziyade sinir bozucu seanslara dönüşmeye başlıyor. Alevi toplumunun meşru ve demokratik kurumlarını olması gerektiği gibi muhatap almayan, onların çabalarını ve taleplerini yeterince önemsemeyen, evrensel laiklik standartlarında düzenlemelere gitmeyen, halkın farklı kültürlere sahip olan kesimlerinin eşit hak ve özgürlük çağrılarını duymayan, onların kendilerini ifade etme haklarını güvenceye almayan bir yaklaşımla yaşamak istemiyoruz artık diyorlar.
Alevi toplumuna yönelik laik ve demokratik açılımların bir an önce yapılmasına ihtiyaç vardır. Dünya değişti ve değişiyor, Türkiye de değişti ve değişiyor. Artık insan hakları, özgür düşünce, özgür ifade, din ve vicdan özgürlüğü, eşit yurttaşlık hakkı, farklılıkların zenginlik kabul edildiği, her türde asimilasyonun yasaklandığı bir dönemi yaşıyoruz. Laik ve demokratik ülkelerde farklı inançlara mensup ya da bir inanca mensup olmayan bireylerin bir aradalığını ve eşit koşullarda yaşayabilmelerini sağlayacak hukuksal zemine ihtiyaç duyuluyor. Toplumu oluşturan bireylerin farklılıklarıyla bir arada yaşaması ancak böyle sağlanıyor. Türkiye toplumundaki bireyler de tek tip değildir. Türkiye’de tek tip vatandaş yaratma özlemi duyan ideolojik çevreler olsa da Türkiye toplumu tek tip değildir ve olmamıştır. Bugüne kadar olmamıştır, bundan sonra da olmamalıdır. Farklı kültürel kimliklerden oluşan bir zenginliğe sahiptir ve bunun kıymetini bilmeliyiz. Dolayısıyla Türkiye’de dinî kimlik temelinde süregelen ayrımcılığa karşı da anayasal vatandaşlık temelinde eşitlik talebini ön plana çıkararak ülkemizde de demokratikleşmenin bütün veçheleriyle yaşanmasını istiyoruz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
59 konuşma daha · 11 Kasım 2009