Yenilenebilir enerji kaynaklarının elektrik enerjisi üretimi amaçlı kullanımına ilişkin kan.tas.(ss.646)
Eskişehir Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 96. Birleşim · 3. yasama yılı · 10 Mayıs 2005 · 1.149 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma
Kaynak göster
Mehmet Vedat Yücesan (CHP), 10 Mayıs 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 96. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: YENİLENEBİLİR ENERJİ KAYNAKLARININ ELEKTRİK ENERJİSİ ÜRETİMİ AMAÇLI KULLANIMINA İLİŞKİN KAN.TAS.(SS.646)); konuşma 1.149 kelime.
Mehmet Vedat Yücesan (CHP, Eskişehir). “Yenilenebilir enerji kaynaklarının elektrik enerjisi üretimi amaçlı kullanımına ilişkin kan.tas.(ss.646)”. TBMM Genel Kurulu, 96. Birleşim tutanağı, 10 Mayıs 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-vedat-yucesan-22-2005-05-10-yenilenebilir-enerji-kaynaklarinin-elektrik-enerjisi-uretimi-amacli-ku (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA MEHMET VEDAT YÜCESAN (Eskişehir)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına İlişkin Kanun Tasarının 9 uncu maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun ve şahsımın görüşlerini belirtmek üzere söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, konuşmama başlamadan önce, Grubum ve şahsım adına hepinize saygılar sunuyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkelerin sanayileşmesinde, kalkınmasında ve gelişmişlik düzeylerinin artmasında elektrik enerjisinin etkisi büyüktür. Kullanım kolaylığı, temizliği, atık bırakmaması nedeniyle, elektrik enerjisi tüketiminin genel enerji tüketimi içindeki payı, sanayileşmiş ülkeler de dahil olmak üzere, tüm dünyada hızla artmaktadır. İkincil bir enerji olan elektrik enerjisi, birincil enerji kaynakları olan kömür, sıvı yakıt, doğalgaz ve yenilenebilir enerji kaynaklarından yararlanarak elde edilmektedir.
Elektrik enerjisi tüketimi ve üretimi, 1973 petrol krizine kadar petrole dayalı olarak gerçekleştirilmekteydi. Bu üretim biçiminin benimsenmesinde, petrolün sınırsız ve ucuz olacağına ilişkin piyasada hâkim olan genel bakış açısının rolü büyüktü. 1974 petrol kriziyle başlayan süreç, petrolün sonsuz bir kaynak olmadığı gerçeğini ortaya çıkarmıştır. Bu çerçevede, gelişmiş ülkeler, elektrik enerjisi üretiminde artan maliyetlerin sınaî üretimi zorlaması nedeniyle, ciddî önlemler almışlardır. Krizin aşılmasıyla birlikte, petrol fiyatları düşmesine rağmen, petrole dayalı elektrik enerjisi üretimi riskli olarak kabul edilmiş ve bu metotla elektrik üretiminden bir kaçış yaşanmıştır. Enerji politikalarının belirlenmesinde ulusal kaynakların daha etkin kullanımı önplana alınmıştır. Bu nedenle, ülkeler, elektrik enerjisi üretiminde güneş, rüzgâr ve jeotermal gibi yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmiştir.
Değerli arkadaşlarım, yapılan araştırmalar neticesinde dünya enerji ihtiyacının yüzde 38,5'ini karşılayan petrolün 41 yıl, yüzde 23,7'sini karşılayan doğalgazın 62 yıl, yüzde 224,7'sini karşılayan kömürün ise 230 yıl rezerv kullanım süresi bulunduğunu ortaya çıkarmıştır. Fosil kökenli bu yakıtlarla ilgili bilimsel gerçekler, ülkelerin yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelik araştırma ve geliştirme çalışmalarına hız kazandırmıştır.
Fosil yakıtların çevre üzerindeki olumsuz etkilerini azaltmak amacıyla 1997 yılında imzalanan Kyoto Protokolüyle birçok ülkeye yükümlülükler getirilmiştir. Söz konusu yükümlülükler, çevre dostu olan yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelimi artıran bir diğer önemli faktördür. Kyoto Protokolüyle Avrupa Birliği, hem Birlik olarak hem de üye ülkeler açısından sera gazı salınımlarını yüzde 8 azaltacağını kabul etmiştir. Bu taahhüt, yenilenebilir enerji kaynaklarının öncelikli olarak geliştirilmesini zorunlu kılmaktadır.
Avrupa Birliği, 2020 yılına kadar üye ülkelerde üretilen brüt enerjinin yüzde 12'sinin ve elektrik enerjisinin yüzde 22'sinin yenilenebilir kaynaklardan üretilmesini Birlik ülkelerine hedef olarak koymuştur. Elektrik enerjisi hedefinin yüzde 22'yle sınırlandırılması, doğal sebeplerden ve daha fazla su ile rüzgâr gücü oluşturulamamasından kaynaklanmaktadır.
Değerli arkadaşlarım, ülkemiz, yenilenebilir enerji kaynakları açısından oldukça zengin bir potansiyele sahiptir. Sahip olduğumuz zengin potansiyeli kullanım oranlarımız ise, maalesef, oldukça düşük düzeyde seyretmektedir. Ülke olarak, yenilenebilir enerji kaynaklarından sağladığımız elektrik enerjisinin, toplam elektrik üretimimiz içindeki payı çok düşüktür. Bu somut gerçeğin yanı sıra, ne yazık ki, enerji ihtiyacımızı karşılama bakımından dış ülkelere bağımlı durumdayız.
2003 yılı kasım ayı ile 2004 yılı kasım ayı arasındaki dönem verilerine göre, elektrik enerjisi üretimimizin yarısından fazlası ithal kaynaklardan karşılanmaktadır. Bu çerçevede, 135 939 000 000 kilovata ulaşan ilgili dönemlerdeki üretimin; 71 043 197 000 kilovatı ithal kaynaklardan, 64 906 820 000 kilovatı da yerli kaynaklardan elde edilmiştir. Oransal anlamda, ithal kaynakların toplam elektrik enerjisi üretimindeki payı, 52,3'e ulaşmıştır.
Değerli arkadaşlarım, bilimsel araştırmalar, Türkiye'nin elektrik enerjisi ihtiyacının en az 2 mislini yenilenebilir enerji kaynaklarından karşılayabileceğini ortaya çıkarmıştır. Kullanım oranlarına baktığımızda, ülkemiz enerji tüketimi içinde, hidrolik enerji dışındaki yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanım payı sadece 8,9'dur. Rüzgâr, güneş, hidrolik gibi yenilenebilir enerji kaynakları açısından zengin olan ülkemizin, bu potansiyelinin kullanılmaması kabul edilemez. Ülkemizi dışa bağımlılıktan kurtarmak için, bu kaynakların değerlendirilmesine yönelik çalışmalara hız verilmelidir. Benimsenecek olan temel yaklaşımlarla, hidrolik enerjinin genel üretimdeki payı artırılarak, su potansiyelinin kullanımı maksimum seviyeye çıkarılmalıdır.
Diğer taraftan, araştırmalar, ülkemizin rüzgâr potansiyelinin 83 000 megavat olduğunu göstermektedir; bu kapasite, yıllık 250 milyar kilovat üretim demektir. Bu açıdan, rüzgâr potansiyelimizden üretim sürecinde yararlanmanın yollarını araştırmalıyız.
Su ve rüzgâr dışında, yüzey sıcaklığı 40 derecenin üzerindeki 140 jeotermal saha, değerlendirmemiz gereken bir diğer önemli kaynağımızdır. Bugün değerlendirilebilir potansiyel 31 000 megavattır. Elektrik üretimi açısından jeotermal potansiyelimizse 4 500 megavattır; bunun ancak yüzde 2,97'si değerlendirilmektedir.
Güneş enerjisi uygulamaları açısından da ülkemiz oldukça uygun bir coğrafî konuma sahiptir.
Bu kaynakların yanı sıra, Türkiye, biyokütle enerjisi bakımından da zengin potansiyele sahip ülkelerden birisidir.
Değerli arkadaşlarım, yine, istatistiklere göre, ülkemizde, 12,8 milyon ton petrole eşdeğer biyokütle enerjisi potansiyeli bulunmaktadır. Bu potansiyel, ülke enerji ihtiyacının yüzde 40'ını karşılayabilecek düzeydedir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yenilenebilir enerji kaynaklarımızın büyük bir kısmı değerlendirilmeyi beklemektedir. Bugüne kadar yeterince değerlendirilemeyen bu kaynakların, gerek ülkenin özkaynakları olması ve dışa bağımlılığı azaltması gerekse çevrenin korunması, istihdam ve yerli teknoloji oluşturulmasına ilişkin katkıları gözardı edilmemelidir. Yenilenebilir enerji kaynaklarının, diğer enerji üretim sistemleriyle rekabetinin zor olması nedeniyle, bu kaynaklar, ulusal bir politika oluşturularak desteklenmelidir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yenilenebilir enerji kaynaklarının geniş çapta kullanımını engelleyen faktörlerin başında, bu enerjilerin kesikli olması ve depolanamaması gelmektedir. Bu enerjiler ile son kullanıcı arasında bir bağlayıcıya, yani sentetik bir yakıta gerek duyulmaktadır. Uzun yıllara dayanan araştırmalar bu bağlayıcının, ideal yakıt olarak kabul edilen hidrojen olduğunu göstermiştir.
Bu açıdan, yenilenebilir enerji kaynakları yönünden son derece zengin olan ülkemizin bu kaynaklarından etkin bir şekilde yararlanmak için, geleceğin elementi olarak sunulan hidrojen enerjisine yönelik çalışmalara da önem vermeliyiz diyorum.
Değerli milletvekilleri, hidrojen, dünyada en bol bulunan elementler arasında 9 uncu sırada yer almaktadır. Toplam dünya kütlesinin yaklaşık yüzde 1'i hidrojendir; evrende en bol bulunan elementtir ve evrenin tüm madde kütlesinin yüzde 75'ini oluşturur. Bu durum, hidrojeni, en uygun enerji kaynağı yapmaktadır. Tamamen zehirsiz bir gaz olan hidrojen, bilinen tüm yakıtlar içerisinde birim kütle başına en yüksek enerji içeriğine sahiptir. Kömür, doğalgaz gibi fosil kaynakların yanı sıra, su ve biyokütleden de elde edilen hidrojen, yerel olarak üretimi mümkün, kolayca ve güvenli olarak her yere taşınabilen, taşınması sırasında az enerji kaybı olan, ulaşım araçlarından ısınmaya, sanayiden mutfaklarımıza kadar her alanda yararlanılabilecek bir enerji kaynağıdır.
Değerli arkadaşlarım, Amerika Birleşik Devletleri, hidrojeni, geleceğin enerjisi olarak kabul etmekte ve 1,7 milyar dolarlık kaynağı bu alandaki çalışmalara ayırmaktadır. Avrupa Birliği ise, 5 milyar euroyu bu yöndeki çalışmalara tahsis etmektedir. Otomotiv sektörünün önde gelen üreticileri, hidrojen yakıtlı otomobil projelerine her sene milyonlarca dolar harcamaktadır. Ülke olarak, bizler de, geleceğe ilişkin enerji planlarımızda hidrojen enerjisine ağırlık vermeliyiz. Bilimsel anlamda araştırma-geliştirme altyapımız uygun olup, ülkemiz bu konuda uluslararası çalışmalar gerçekleştiren saygın bilim adamlarına sahiptir. Bu çerçevede dünyada tek olan Birleşmiş Milletler Uluslararası Hidrojen Enerji Teknolojileri Merkezinin 2004 yılında İstanbul'da faaliyete geçmesi sevindiricidir.
Değerli milletvekilleri, hidrojen enerjisinin önündeki en önemli sorun, hidrojenin patlayıcı özelliğidir. Bu sorunun çözümü sürecinde bor elementi önplana çıkmaktadır. Sodyumborhidrür, belli koşullarda yanmayan, ancak, istendiğinde hidrojeni açığa çıkaran bir önemli özelliğe sahiptir. Bu bağlamda, Türkiye'de bol miktarda bulunan bor madeni, hidrojenin patlayıcı özelliğinin kontrol altına alınmasında anahtar konuma sahip durumdadır.
Değerli arkadaşlarım, bildiğiniz üzere, bor rezervlerinin üçte 2'si ülkemizde bulunmaktadır. Gelecekte petrolden hidrojene geçiş, bor madeninin piyasasını daha da artıracak, bu mineralden elde edilebilecek geliri büyütecektir. Bu açıdan elimizdeki bor madenini işlemek üzere gerekli yatırımlara bir an önce başlamalıyız. Bor madenini sahiplenmek üzere, toplumun tüm kesimleri olarak güç birliğine yönelmeliyiz. Kaynaklarımız sınırsız değildir, onları iyi değerlendirmeli, kısa vadeli düşünmemeliyiz. Sadece bor değil, toryum, volfram gibi son derece önemli madenlerimizden optimum biçimde yararlanmanın yollarını araştırmalıyız...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
MEHMET VEDAT YÜCESAN (Devamla)Değerli Başkanım, tamamlıyorum.
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
33 konuşma daha · 10 Mayıs 2005