2003 mali yılı bütçesi 6 ncı tur görüşmelerinde
Adana Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 55. Birleşim · 1. yasama yılı · 25 Mart 2003 · 1.011 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Mehmet Ziya Yergök (CHP), 25 Mart 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 55. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2003 MALİ YILI BÜTÇESİ 6 NCI TUR GÖRÜŞMELERİNDE); konuşma 1.011 kelime.
Mehmet Ziya Yergök (CHP, Adana). “2003 mali yılı bütçesi 6 ncı tur görüşmelerinde”. TBMM Genel Kurulu, 55. Birleşim tutanağı, 25 Mart 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-ziya-yergok-22-2003-03-25-2003-mali-yili-butcesi-6-nci-tur-gorusmelerinde (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA MEHMET ZİYA YERGÖK (Adana)Sayın Başkan, Yüce Meclisin değerli üyeleri; Adalet Bakanlığı bütçesi üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, görüşlerimi sunmak için söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, cumhuriyetle birlikte gerçekleştirilen hukuk devrimi, toplumu çağdaş uygarlık düzeyine ulaştırmayı amaçlamış ve büyük atılımlar yapılmıştır. Aradan geçen zaman içerisinde toplumun ihtiyaçlarını karşılamak üzere birçok yeni düzenlemeler yapılmıştır; ancak, ülkemizde ve dünyada sosyal, toplumsal ve ekonomik alanda öylesine hızlı bir değişim yaşanmıştır ki, yapılan düzenlemeler, bu gelişim ve değişim hızını yakalayamamıştır. Bütün bunlara, hızlı nüfus artışı, yoğun iş yükü ve çalışma koşullarının olumsuzluğu da eklenince, adalet mekanizması, bugün, çağdaş ve demokratik bir toplumun hizmet beklentilerinin gerisinde kalmıştır. Bu durum, doğal olarak, adalet hizmetlerinin gecikmesine ve adalete güvenin azalmasına neden olmuştur. Yargının çağdaş bir yapıya, adil ve hızlı bir işleyişe kavuşması, toplumun ihtiyacına cevap verecek düzenlemelerin süratle yapılması yolunda, bugüne kadar, yasama ve yürütme organları üzerlerine düşen görevleri yerine getirmemişlerdir. Beş yıllık kalkınma planlarında bütün bu konulara, yargı sorunlarına ve çözümlerine yer verilmiş olmasına rağmen, adalet hizmetleri için yeterli kaynak ayrılmadığı, Adalet Bakanlığı bütçesinin genel bütçe içerisindeki payı yüzde 1'lerin altında kaldığı için, bu öneriler yaşama geçirilememiştir.
Görüşmekte olduğumuz 2003 malî yılı bütçesinde de bu acı gerçek değişmemiş, Adalet Bakanlığının genel bütçe içerisindeki payı binde 7,5 olarak geçen yılın da altında gerçekleşmiştir. Bu durum, üzüntü verici, hatta utanç verici bir tabloyu ortaya koymaktadır. Bugün, birçok kurumun ve genel müdürlüğün bütçesi bile Adalet Bakanlığının bütçesinden kat kat fazladır. Cumhuriyetin ilk yıllarında, kuruluş döneminin zorluklarına ve imkânsızlıklarına rağmen, adalete bütçeden ayrılan pay, bugünkünün 4 katı, 5 katı düzeyindeydi. İşte, cumhuriyeti kuranların adalete bakışları ile günümüzde ve son yıllarda ülkeyi yönetenlerin adalete verdikleri değer.
Adalet Bakanlığının 2002 malî yılı bütçesi üzerinde 6 Aralık 2001 tarihinde bu kürsüden Adalet ve Kalkınma Partisi adına konuşan bir sayın sözcü "bir devletin hukuk devleti olup olmadığının bir turnusol kâğıdı var; bunun adı, bütçedir; Adalet Bakanlığına bütçeden yüzde 1'in altında pay ayrılıyorsa, o devlet, hukuk devleti değildir" demiştir. Aynı partinin diğer sözcüsü ise, Adalet Bakanlığına bütçeden ayrılan payın düşük oluşunu eleştirerek "adaletten tasarruf edemezsiniz; adaletten tasarruf demek, hırsıza, soyguncuya doğrudan yardım etmek demektir; bu tasarruf nedeniyle, bu düşüncede olanları ayıplıyorum, bu düzenlemeyi getirenleri ayıplıyorum" demiştir. Ancak, bu konuşmaların yapılmasından bir yıl sonra, bu sayın sözcülerin mensubu olduğu ve üstelik, isminde "adalet" sözcüğü bulunan Adalet ve Kalkınma Partisi, büyük bir çoğunlukla ve tek başına iktidara gelmiş olmasına rağmen, adalete ayrılan pay, bir önceki yılın da altında gerçekleşmiştir. Bu tutarsızlığı ve çelişkiyi, ben de, burada, ayıplamak durumundayım.
Kuşkusuz, devletimizin içerisinde bulunduğu imkânları ve zorlukları biliyoruz; ancak, Plan ve Bütçe Komisyonunda önerdiğimiz ve Sayın Bakanın da dile getirdiği gibi, bütçenin diğer fasıllarından, diğer kurumların bütçelerinden belli oranda yapılacak kesintilerle, Adalet Bakanlığının bütçesinde gerçekçi bir iyileştirme yapılabilirdi; fakat, yapılmamıştır. Bu bütçe olanaklarıyla, hukuk alanında, yargı alanında yapılması gereken -bir kısmı hükümet programında da ifade edilen- reformların yapılması şöyle dursun, adalet teşkilatı, artan sorunlar karşısında günlük işleyişini bile sürdürmekte zorlanmaya devam edecektir.
Bugün, yargının, bireyler arasındaki ilişkiyi düzenlemekte yetersiz kalması ve adaletin gecikmesiyle ortaya çıkan boşluğu yasadışı gruplar doldurmaktadır. Halbuki, demokratik hukuk devletinde, bağımsız yargı, ülkenin ve toplumun güvencesidir. Bir insanlık onuru olan hak aramanın en son ve en etkili yeri yargıdır. Ünlü bir düşünürün dediği gibi "bağımsız bir mahkemenin varlığı ve orada adaletin mutlaka gerçekleşeceği inancı, kişiye en büyük güven duygusunu verir." Bugün, yurttaşlarımızın bu güven duygusunu taşıdıklarını söyleyebilir miyiz; üzülerek ifade etmeliyim ki, artık, adliyenin adaletine güvenmiyor, adaletin kestiği parmak acıyor, hukukdışı güç odaklarında hak arama eğilimi giderek artıyor. Ne var ki, bunun sorumlusu, kesinlikle, sınırlı olanaklara karşın sınırsız bir özveriyle çalışan yargı mensupları değildir; adalet hizmetlerini yalnız tüketici bir hizmet sektörü olarak gören, adalet hizmetlerine yıllardır gerekli yatırımı yapmayan, adaletin, güçlü, etkin, yansız ve bağımsız olmasından korkan yürütme organlarıdır, hükümetlerdir; ancak, bu, çok yanlış bir yaklaşımdır. Adalet hizmetlerine olan bu yaklaşım değiştirilmeli, adalet hizmetlerine yatırım hızlandırılmalı, kadro açıkları hızla kapatılmalı, her kademede, yargıya, en son teknoloji sokulmalı, işlevi olan, çağdaş mimariye sahip, adliye hizmet binaları yapılmalı, yargı bağımsızlığının önündeki bütün engeller ortadan kaldırılmalıdır. Unutulmamalıdır ki, bağımsız yargı ve güvenceli yargıç, hukuk devleti olmanın vazgeçilmez koşuludur. Hukuk devletini, artık, bir yaşam biçimi olarak görmeli ve kabul etmeliyiz; ancak, ne yazık ki, bizde, devlet, zaman zaman kendi kurallara uymadığı gibi, bazen, kesinleşmiş yargı kararlarını bile uygulamamaktadır; bu, devletin hukuk devleti niteliğiyle asla bağdaşmayacak bir durumdur.
Sayın milletvekilleri, 22 nci Dönemde de Yüce Mecliste birçok yasa çıkarıldı. Birkısım yasa tasarıları komisyonlarda görüşülmektedir. Biz, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, bunlardan, hukuka uygun bulduklarımıza, ülkemiz için, ulusumuz için yararlı olacağına inandıklarımıza hem komisyon aşamalarında hem Genel Kurulda destek verdik, katkıda bulunduk. Bu anlayışımızı, bundan sonraki yasama çalışmaları içinde de sürdüreceğiz; ancak, bilinmelidir ki, Yüce Meclisten yasa çıkarmak yetmiyor. Yıllar önce çocuk mahkemeleri ve trafik mahkemelerinin kurulması öngörülmüş; ancak, kâğıt üzerinde kalmış, yaygınlaştırılamamıştır. Umarım, aile mahkemeleri de aynı akıbete uğramaz.
Değerli milletvekilleri, ülkemizde bir önemli sorun da hukuk eğitimi alanında yaşanmaktadır. Bugün, ülkemizde yeni açılan vakıf üniversitelerindeki fakültelerle birlikte 33 hukuk fakültesi bulunmaktadır. Bu sayı, ihtiyacın çok üzerindedir. Hukuk fakültelerindeki hukuk eğitimi düzeyi ve öğretim üyesi sayısı yetersizdir. Fakültelerimizin bu durumu, ülkemiz hukukunun ve yargı sisteminin de önemli sorunlarından ve asıl parçalarından birini teşkil etmektedir. "Bir dekan, bir mekân" anlayışıyla, artık, hukuk fakültesi açılmasının önüne geçilmelidir.
Günümüzde yargıda en çok yakınma bilirkişilik kurumundan gelmektedir. Bu kurum, kesinlikle yeniden ele alınarak, yargılamaya yardımcı bir kurum haline getirilmelidir.
Diğer taraftan, yargıçlar ve savcılar, uygun ve yeterli biçimde, meslekiçi eğitime tabi tutulmalıdır. Adalet akademisi tasarısının Genel Kurulda kabul edilmesiyle, bu düşüncenin gerçekleşeceğini umuyoruz.
Yargı mensuplarının özlük haklarının ve gelir durumlarının mutlak surette iyileştirilmesi gerekmektedir. Yargıç, millet adına karar vermekte ve bu nedenle hiçbir kamu görevlisinde olmayan bir sorumluluğu taşımaktadır. Yargıcı, sıradan bir meslek memuru, herhangi bir devlet memuru olarak gören anlayışı terk etmeliyiz.
Ayrıca, yargıda nitelikli ve eğitimli personel seçimine de önem verilmelidir. Bugün adlî işlerde ve ceza infaz kurumlarında çalışan personel, çok ağır koşullarda, büyük özveriyle görev yapmaktadır.
Diğer taraftan, adlî makamların emir ve denetiminde çalışacak idarî kolluktan ayrı bir adlî kolluk gücü de mutlaka oluşturulmalıdır.
Sayın üyeler, yargı, sav-savunma-karar üçlüsünden oluşur. Adalet, nasıl ülkenin temeliyse, savunma da, adaletin temelidir. Bugün, sağlık ve sosyal güvenlik yönünden, avukatlar, hemen hiçbir güvenceye sahip bulunmamaktadır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
72 konuşma daha · 25 Mart 2003