İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 57. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

Vakiflar kanunun 9.11.2006 tarihli ve 5555 sayılı kanunda bazı maddelerinde değişiklik yapılması hakkında (s.s.98)

Metin Çobanoğlu

Kırşehir Milletvekili · MHP

Genel Kurul, 57. Birleşim · 2. yasama yılı · 31 Ocak 2008 · 1.032 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Metin Çobanoğlu (MHP), 31 Ocak 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 57. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: VAKİFLAR KANUNUN 9.11.2006 TARİHLİ VE 5555 SAYILI KANUNDA BAZI MADDELERİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.98)); konuşma 1.032 kelime.

Metin Çobanoğlu (MHP, Kırşehir). “Vakiflar kanunun 9.11.2006 tarihli ve 5555 sayılı kanunda bazı maddelerinde değişiklik yapılması hakkında (s.s.98)”. TBMM Genel Kurulu, 57. Birleşim tutanağı, 31 Ocak 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/metin-cobanoglu-23-2008-01-31-vakiflar-kanunun-9-11-2006-tarihli-ve-5555-sayili-kanunda-bazi-maddele (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

MHP GRUBU ADINA METİN ÇOBANOĞLU (Kırşehir)Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; Cumhurbaşkanının tekrar görüşülmesi amacıyla dokuz maddesini Meclise iade ettiği 5555 sayılı Vakıflar Yasası’nın 14’üncü maddesiyle ilgili Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, parti grubu olarak bu Yasa’nın tamamına karşıyız. Böyle bir yasanın ülkemizin ihtiyacı olduğu kanaatinde de değiliz ve bırakın Sayın Cumhurbaşkanımızın veto ettiği dokuz maddeyi, 5555 sayılı Yasa’nın böyle bir şekilde görüşülmesini ve kanunlaşmasını doğru bulmuyoruz. Ülkemizin ihtiyaçları noktasında 2762 sayılı Yasa yeterlidir, bu şekliyle de devam etmesi gerektiğine inanıyoruz.

Değerli milletvekilleri, şöyle bir düşünüyoruz: Ülkemizin böyle bir yasaya gerçekten ihtiyacı var mıydı? Böyle bir araştırma yapıldı mı, incelendi mi? Bakın, hem Meclise geliş şekli itibarıyla bu Yasa Avrupa Birliği tarafından bize dikte edilmiş, maalesef, birçok konuda olduğu gibi AKP İktidarı bu konuda da teslimiyetçi anlayışını sürdürmüş ve bu Yasa’yı geçen dönem Meclisten geçirmiş. Cumhurbaşkanının vetosu üzerine hiçbir kelimesine dokunmadan, hiçbir virgülüne dokunmadan bugün Genel Kurulda öncelikli olarak görüşüyoruz.

Değerli arkadaşlarım, bu bir teslimiyetin tescilidir. Bakın, Sayın Başbakanımız ve AKP İktidarı, Avrupa Birliği görüşmelerinde hep peşin kabulle masaya oturmuş ve her denileni yapan bir iktidar çizmiştir. Değerli arkadaşlarım, tabii, her denileni yapan bir iktidar görüntüsü verildikten sonra Avrupa Birliği de bizden her istediğini, Lozan’da alamadıklarını, yıllardan beri isteyip yapamadıklarını teker teker -mevcut iktidar vasıtasıyla da- yapmanın bir yolunu bulmuştur.

Değerli arkadaşlarım, geçtiğimiz günlerde Yunanistan Başbakanı ülkemizi ziyaret etti. Bu ziyaret çerçevesinde basına sızan bazı konularda da işte, Fener Rum Patrikhanesinin ekümenik sıfatının tanınması, yine, Ege’de Yunan tezlerinin kabulü anlamına gelecek “casus belli”den vazgeçilmesi noktasında da bazı talepler oldu. Görüyoruz ki bazı bakanlarımız da bu anlamda, yani “Bunları verebiliriz. Bundan vazgeçebiliriz.” mealinde de sözlerde, beyanlarda bulunmaktadırlar.

Değerli arkadaşlarım, geçtiğimiz yıllarda, yine Meclis Başkanımız Sayın Bülent Arınç bu anlamda bir söz etmişti. “Biz ‘casus belli’den vazgeçebiliriz.” demişti. İlerleme raporlarına girdi. “Meclis Başkanı bile Ege’de Yunan tezlerinin haklılığını güçlendirecek şekilde beyanat vermiştir, ama Türkiye bu konuda gereğini yapmamıştır.” demişlerdir.

Değerli arkadaşlarım, bu konuda hassas davranmak zorundayız. Millî menfaatlerimizi gözetmek zorundayız. Eğer, bu konu, teslimiyetçi anlayış bu şekliyle devam ederse önümüzdeki günlerde ekümenliği de tanırız, Ege’de Yunan tezlerini de kabul ederiz; Fırat’ın, Dicle’nin sularının kullanımını da yabancılara bırakırız. Dahası… Dahası, işte sözde Ermeni soykırımını bile bu Meclise getirmek durumunda kalırız.

Onun için, bu konularda, özellikle Avrupa Birliğinin dayatmaları noktasında Meclis olarak, milletvekilleri olarak, Hükûmet olarak millî menfaatlerimizi gözetmek zorundayız.

Bakın, Avrupalıların, özellikle Yunanistan’ın kendi tezlerinde hiçbir zaman değişiklik olmuyor. Yüz yıl Girit’le ilgili politikalarında en ufak bir geri adım atmamışlar, ama yüz yıl sonra Girit’e hâkim olmuşlar. İşte, Ege’de de, ekümenlikte de, sözde soykırımda da Batılının Türkiye’ye bakış açısı budur. Ama, onların istemesi çok önemli değil, bizim kabulümüz… İşte, bu Yasa’yı da biz Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak bu çerçevede değerlendiriyoruz.

Bakın, burada, çok değerli, iktidara mensup milletvekili arkadaşlarımız konuştular. Bu konuşmaları dikkatlice dinledik, fakat okuduğumuzu mu farklı anlıyoruz? Yani, biz de aynı metni okuyoruz, sizler de aynı metni okuyorsunuz, ama sonuç itibarıyla sizler farklı anlıyorsunuz, biz farklı anlıyoruz.

Adalet Komisyonunda da ifade ettim, ben şahsen bu Yasa’yla ilgili, vicdanımda ikna olmadım değerli arkadaşlar. Sizler olduysanız onu da kendi takdirinize bırakıyorum. Ama ben bu Yasa’da anladıklarımı da sizlerle paylaşmak istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, burada sıkıntı… Bir kere şunun altını çizmemiz lazım: Buradaki… Sayın Adalet Bakanımız da 29 Ocakta burada konuşma yaptı ve talihsiz bir açıklama yaptı, dedi ki: “Ne var yani?” Türkiye’de yaşayan birtakım azınlıklar var, Rumlar, Ermeniler, Yahudiler. Bunlar bizim birinci sınıf vatandaşlarımız, buna hiçbir itirazımız yok. “Ne var yani, bunlar vakıf kursa? Biz bunların elinden mallarını almışız.” dedi. Değerli arkadaşlarım, 74 yılında bir Yargıtay kararı var. Yani, bizim hukuka bakış açımız bu anlamda mı olmalıydı?

Yine, buradaki mesele ülkemizde yaşayan azınlıkların, Lozan’da tanımlanmış azınlıkların vakıf kurması değil değerli arkadaşlarım. Buradaki mesele cemaat vakıfları, yani cumhuriyet kurulmadan önce dinî esaslara göre kurulmuş vakıfların, Hristiyan, Yahudi vakıflarının, cumhuriyet döneminde kurulmuş vakıflarla eşit hâle getirilmesindeki sıkıntıdır. Bunu anlamak lazım. Yoksa, ülkemizde yaşayan her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı gibi, her Türk vatandaşı gibi, şu anda azınlıklar da vakıfları kurabilmektedirler. Ama problem, cumhuriyetten önce gelen, bize miras kalmış, Lozan’la da bunları koruma altına aldığımız vakıflardır. Burada yaptığımız hadise ne? Bakın, cumhuriyet bunu kuruluş döneminde o kadar güzel çözmüş ki. Ne yapmış? 1926’da Medeni Kanun’umuzu kabul etmişiz. Dokuz yıllık bir sürede de bu cemaat vakıflarıyla ilgili çalışmalar yapılmış, yurt dışından önemli hukukçular getirilmiş ve bunun sonucunda cemaat vakıflarıyla ilgili bir istisna tanınmış. Yani, bizim, cumhuriyet kurulduktan sonra dinî temelli vakıf kurulması Medeni Kanun’umuza göre mümkün değil. Ama geçmişten gelen bu vakıfları da, Lozan’da bir istisna olduğu için, böyle bir taahhütte bulunduğumuz için bu vakıflara bu istisna tanınmış ve o zamanki irade demiş ki: “Bunları muhafaza edelim, mülhak vakıflara yakın bir vakıf gibi değerlendirelim, ama on yıl içerisinde yöneticisini atayamayan veya bu anlamda kimse kalmayan, başvurusu olmazsa yönetici atanmak üzerinde, bu vakıfları mazbut vakıflar hâline getirelim. Yani Vakıflar Genel Müdürlüğünün idaresi altına verelim.” Yani o zamanki idare, bu cemaat vakıflarının bu noktada da, yani kendi işlevini göremeyecek hâle geldikleri zaman da Vakıflar Genel Müdürlüğünün idare ettiği vakıflar hâline getirilmesini uygun görmüş.

Peki, biz şimdi ne yapıyoruz? Bu vakıfları, cemaat vakıflarını, dinî esaslara göre cumhuriyetten önce kurulmuş bu vakıfları Medeni Kanun’a göre kurulmuş vakıflarla eşit statüye getiriyoruz. Eşit statüye getirdikten sonra, istedikleri kadar şube açmalarını, ticaret yapmalarını, dışarıdan, içeriden bağış almalarını serbest hâle getiriyoruz.

Değerli arkadaşlarım, samimi söylüyorum, bu, Türkiye Cumhuriyeti devletinin içine bırakılmış, pimi çekilmiş bir bombadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

METİN ÇOBANOĞLU (Devamla)Bunu şu şekilde görmemiz mümkün değil: “Efendim, bu vakıfları zaten Osmanlılar olarak en güzel kuran millet biziz.” Doğrudur, ama mesele o değil. Mesele, şimdi bu mesele cumhuriyet yönetimi tarafından halledilmişken tekrar eskiye bir dönüş söz konusudur.

Peki, değerli arkadaşlarım, bizi kuran irade, cumhuriyeti kuran irade o şekilde ayırmış ki bu vakıfları, Medeni Kanun’dan sonra kurulan vakıflara “tesis”, öncekilere, bu cemaat vakıflarına “vakıf” demiş. Ne zamana kadar? 1967 yılına kadar. Şimdi biz bunların, bu birikimin hepsini bir kenara bırakıyoruz, cemaat vakıflarını diğer vakıflarla eşit hâle getiriyoruz.

Değerli arkadaşlarım, bir de bu Kanun, bu tasarı hazırlanırken -öyle sanıyorum- vicdanlarını rahatlatmak için iktidar partisine mensup arkadaşlar bir mütekabiliyet esası koymuşlar. Bu mütekabiliyet esasının bu Kanun’la uygulanma şansı yoktur. Bakın, mütekabiliyet noktasında esas alacaksak Yunanistan’ı esas alabiliriz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

METİN ÇOBANOĞLU (Devamla)Yunanistan’ın 1980’de çıkardığı Vakıf Yasası, bizim 1935’te çıkardığımız yasanın çok daha gerisindedir.

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

50 konuşma daha · 31 Ocak 2008

50 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook