Yargı hizmetlerinin hızlandırılması amacıyla bazı kanunlarda değişiklik yapılması hakkında (s.s.725)
Kırşehir Milletvekili · MHP
Genel Kurul, 84. Birleşim · 5. yasama yılı · 30 Mart 2011 · 1.668 kelime · yaklaşık 8 dakikalık okuma
Kaynak göster
Metin Çobanoğlu (MHP), 30 Mart 2011 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 84. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: YARGI HİZMETLERİNİN HIZLANDIRILMASI AMACIYLA BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.725)); konuşma 1.668 kelime.
Metin Çobanoğlu (MHP, Kırşehir). “Yargı hizmetlerinin hızlandırılması amacıyla bazı kanunlarda değişiklik yapılması hakkında (s.s.725)”. TBMM Genel Kurulu, 84. Birleşim tutanağı, 30 Mart 2011. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/metin-cobanoglu-23-2011-03-30-yargi-hizmetlerinin-hizlandirilmasi-amaciyla-bazi-kanunlarda-degisikli (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
MHP GRUBU ADINA METİN ÇOBANOĞLU (Kırşehir)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yargı Hizmetlerinin Hızlandırılması Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın tümü üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, 11 Nisan tarihinde, Yüksek Seçim Kurulunun aldığı bir karar netice-sinde, milletvekili geçici aday listeleri Yüksek Seçim Kuruluna teslim edilecek yani önümüzde on günlük falan bir süre var. Tabii, Meclisin de artık son günleri. Bazı partiler bu anlamda ön seçim de yapacaklar, örneğin Cumhuriyet Halk Partisi. Böyle sıkışık bir ortamda, milletvekillerinin de ger-çekten çok ciddi bir yoğunluklarının olduğu bir ortamda yargı hizmetlerini hızlandırmak üzere bu kanun tasarısı üzerinde görüşüyoruz.
Gerçekten önemli bir kanun tasarısı. Yargımızla ilgili problemlere baktığımızda, gerçekten yargının çok ciddi bir şekilde ele alınması, ciddi bir yargı reformu yapılması noktasında hiç kimsenin bir itirazı yok. Ama dokuz senelik Adalet ve Kalkınma Partisinin İktidarına baktığımızda bu konuda ciddi hiçbir adım atmamış. Dokuz sene zarfında muhtelif değişiklikler, yenilikler yapılmış ama reform diyebileceğimiz, reform niteliğinde ve yargının problemlerini kökten çözecek anlamda bir değişiklik yapılamamış ve bugüne gelinmiş. Tabii, çok kısa bir sürede komisyonlarda da yeterince tartışılmadan, üzerinde konuşulmadan bu tasarı Genel Kurula indirilmiş, bugün de üzerinde konuşuyoruz.
Birçok kanun tasarısı üzerinde de aynı şeyleri söyledik. Bu aşağı yukarı dört yıla yakın bir süredir bu Mecliste gelen birçok kanun tasarıları, teklifleriyle ilgili bu eleştirilerimizi dile getirdik, burada bir kere daha dile getiriyoruz. Yine âdeta yangından mal kaçırırcasına hızlı bir şekilde ve ne kadar fayda sağlayacağı noktasında hepimizin şüphelerinin olduğu bir kanun tasarısı üzerinde görüşüyoruz.
Tabii ki yargımızın problemleri var. Yargı, iş yükü itibarıyla işin içinden çıkılamaz bir noktaya gelmiş. Bunun birçok sıkıntılarıyla günlük hayatımızda da karşılaşıyoruz, yaşıyoruz. Keşke, bu yargının içinde bulunduğu sıkıntılarla ilgili daha geniş kapsamlı, daha iyi hazırlanmış, daha iyi tartışılmış ve gerçekten yargının problemlerini çözecek bir tasarıyla bugün burada olunsaydı da biz de bu eleştirileri yapmasaydık. Dokuz sene sonra getirilen tasarıyla yargının iş yükünü hafifletmek veya yargı hizmetlerini hızlandırmak mümkün değil.
Yargıyla ilgili yapılan son değişikliklere şöyle bir göz atacak olursak, yargının problemlerini çözmekten ziyade, yandaş yargı veya taraflı yargı algısına sebep olacak birtakım değişiklikler gün-deme getirilmiştir. İşte son Anayasa değişikliği, bu Anayasa değişikliğinden sonra yapılan Yargıtay ve Danıştay Kanunu, Anayasa değişikliğinde Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun yapısının değiştirilmesi, Anayasa Mahkemesinin üye sayısının artırılması ve sonuç itibarıyla da bugün üzerinde konuştuğumuz tasarı.
Değerli milletvekilleri, referandum süresince de hep ifade ettik, 26 maddelik Anayasa değişikliğinin en önemli -sizce de bizce de- gözüken iki değişikliği vardı: Bir tanesi, Anayasa Mahkemesinin üye sayısının artırılması; diğeri, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun yapısının değiştirilmesi. Hep ifade ettik, dedik ki: ”Objektif birtakım kuralları koyalım, yanlı, taraflı veya yandaş noktaya adalet sistemimizi, yargı sistemimizi getirmeyelim.” diye defalarca ifade ettik ama nafile. Geldiğimiz nokta itibarıyla, gerçekten, adaletle ilgili, yargıyla ilgili, vatandaşımızın kafasında birçok soru işareti oluşmaktadır. Bakıyorsunuz, ülkemizi, hepimizi ilgilendiren, kamuoyunu meşgul eden önemli davalarla ilgili herkes farklı bir düşünce içerisinde. Bizim yargı sistemimizde hâkimler dosyaya, dosyadaki delil durumuna, kanunlara ve vicdani kanaatlerine göre de karar verirler. Ama bakıyorsunuz, çok önemli davalarda, hâkimler değişiyor, dosya aynı ama hâkimlerin verdikleri kararlar birbirlerine 180 derece zıt olabiliyor. İşte, yakın geçmişte yaşadığımız… Bakıyorsunuz, bir hâkim göreve geliyor veya bir hâkim görevde, tutukluları salıyor. Aradan bir ay geçiyor, bir başka hâkim, aynı davayla ilgili, görevlendiriliyor, o salıverilmiş tutukluların hepsini tutukluyor. Bunu anlamakta gerçekten zorlanıyoruz. Yani madem, bizim yargı sistemimizde, dosya üzerinden karar veriyoruz, dosyadaki delil durumuna göre karar veriyoruz, bir hâkimin verdiği kararın 180 derece tersini, bir başka hâkim, aynı dosya üzerinde, bir müddet sonra verebiliyor. Hâl böyle olunca hepimizin, vatandaşımızın da kafasında “Acaba yargı bir farklı yerlere mi gidiyor?”, “Yargı iktidar tarafından yönlendiriliyor mu?” gibi soru işaretleri oluşturulmasına sebep oluyor.
Değerli milletvekilleri, bunu ifade ederken tabii şunu da söylemeden geçemeyeceğim: Hepimizi ilgilendiren, kamuoyunun çok yakından takip ettiği davalarla ilgili şöyle de bir eleştiriye veya görüşlere kamuoyunda rastlıyoruz: Bizim hukuk sistemimizde tutukluluk bir tedbirdir. Neyin tedbiri? Delillerinin karartılmasının ve sanığın kaçma şüphesi varsa bunun tedbiridir; ama bakıyorsunuz, tutuklananlarla ilgili bir sene olmuş, iki sene olmuş, üç seneye yaklaşmış, deliller toplanmış, âdeta tutukluluk cezaya dönüşmüş, bu da kamu vicdanında ciddi sıkıntılara neden oluyor. Kimse bunu yan-lış anlamasın, bu ülkede suç işleyenler varsa mutlaka cezalandırılmalı ama zaman zaman bu davaların içeriğinden çok usul noktasında yapılan yanlışlıklar veya usulle ilgili olan tartışmalar asıl konunun çok daha fazla önüne geçiyor, bu konuda uygulayıcılar çok daha titiz davranmalı, çok daha eleştirilere mahal vermeyecek şekilde bu uygulamaları yapmalıdır diye düşünüyorum.
Değerli milletvekilleri, yine, uygulama noktasında özellikle son aylarda yine hepimizi rahatsız eden birtakım uygulamalara şahit oluyoruz. Basılmamış kitaplar toplatılıyor. Tabii ki içeriğini bilmiyoruz ama yine bu uygulamalar noktasında basılmamış kitaplar neticesinde ciddi bir baskı söz konusu. Evler aranıyor, bilgisayarlar kontrol ediliyor, evlere baskınlar düzenleniyor. İşte bugün, iki tane değerli bilim adamının evi aranmış ve birtakım kitaplar veya yayınlanacak kitaplarla ilgili araştırmalar yapılmış. Şimdi, misyonerlikle ilgili kitap yazmış hocalarımızın, arkadaşlarımızın evleri didik didik aranıyor. Efendim, bakın, Zirve Yayıneviyle ilgili Malatya’da yaşanan vahşeti hiçbirimizin tasvip etmesi mümkün değil, böyle bir şeyi kabul etmemiz mümkün değil ama Türkiye Cumhuriyeti devletinde misyonerlik faaliyetleriyle ilgili kitap yazan insanların baskı altına alınabilmesini de asla bir milletvekili ve Türkiye Cumhuriyeti devletinin bir vatandaşı olarak haklı görmemiz, tasvip etmemiz mümkün değil.
Sonra, bakıyorsunuz, filan kitapla ilgili arama yapılıyor, arkasından birtakım başka şeyler kamuoyuna yansıyor. İşte bu noktada bütün kurumların -yargımız da, adalet sistemimiz de, emniyet sistemimiz de- çok dikkatli ve hassas davranmaları gerektiği kanaatindeyim. Ama bakıyorsunuz Hükûmetin icraatlarına, uygulamalarına, asla ve asla aykırı bir sese tahammülü yok, hiçbir eleştiriye tahammülü yok, herkesten beklediği tek bir ses var.
Bakın değerli milletvekilleri, geçtiğimiz günlerde burada partimizin -Çevre ve Orman Bakanıyla ilgili olarak- bir araştırma komisyonu kurulması için önergesi olmuştu. Bu önergemiz Mecliste görüşülürken altı tane, ormancılıkla ilgili, sivil toplum örgütünün de bir açıklaması olmuştu.
Değerli milletvekilleri, Sayın Bakanın bu kürsüden konuşmalarına hep beraber şahit olduk. Sayın Bakan, yaptığı bir uygulamayla ilgili, ormancılık uygulamasıyla ilgili, kendilerini ilgilendiren sivil toplum örgütlerinin ortak yapmış oldukları bir açıklama üzerine bu Genel Kurulda, bu kürsüde “Ben onlardan bunun hesabını sorarım.” diyebilmiştir.
Değerli milletvekilleri, demokratik bir ülkede böyle bir şeyi kabullenmemiz mümkün değil. Herkes düşüncelerini hiçbir baskı altında olmadan çok açık, net ifade etmeli. O düşünceye katılırsınız katılmazsınız ama bu ülkedeki sivil toplum örgütlerini sizin istemediğiniz şeyleri söylediler veya sizin politikalarınıza aykırı konuştular diye Bakanlık yetkinizi, gücünüzü kullanarak “Ben onlardan bunun hesabını sorarım.” diyorsanız, o zaman demokratik bir ülke olmaktan ne kadar uzaklaştığımızın ve totaliter bir ülkeye doğru nasıl yaklaştığımızın da görüntüsü olarak karşımıza çıkmış olur.
Değerli milletvekilleri, bu uygulamaları artırmamız, örnekleri çoğaltmamız oldukça mümkün. Bakın, Adana Büyükşehir Belediye Başkanlığının yaşadığı bir sıkıntı var. Aylardan beri Adana Büyükşehir Belediye Başkanı, İçişleri Bakanının imzasıyla açıkta. İçişleri Bakanımızın böyle bir ana-yasal yetkisi var ama bu yetki, geçici bir süreye dayalı bir yetkidir. İki ayda bir bu yetkisini İçişleri Bakanı gözden geçirmek durumunda. Sekizinci aydayız değerli milletvekilleri ve tamı tamına, Adana Büyükşehir Belediyesiyle ilgili, Belediye Başkanıyla ilgili 63 tane müfettiş gönderilmiş. Ortada hiç-bir şey yok ama Adana Büyükşehir Belediye Başkanı hâlâ açıkta, İçişleri Bakanı tarafından. Bunu, belediye başkanlığı yapmış birisi olarak da hakikaten anlamakta zorlanıyorum. Suçu varsa müfettişler koysun ortaya ama yoksa, verin görevinin başına, işini yapsın. Değerli milletvekilleri, işte itirazımız burada, sıkıntımız burada.
Bakın, bir örnek daha vermek istiyorum. Konya’nın Ereğli ilçesinin Belediye Başkanı, bundan tam altı ay önce bir gece evi sabaha karşı 100 civarında emniyet görevlisi tarafından basıldı. Evin-den belediyeye getirildi, belediyedeki bütün evraklar toplandı. Altı ay sonra, geçtiğimiz cuma günü tekrar Sayın Belediye Başkanımız, 100 bin nüfuslu bir ilçenin Belediye Başkanı gözaltına alındı. Gittim kendisini ziyaret ettim değerli milletvekilleri. Düşünebiliyor musunuz? 100 bin nüfuslu bir ilçenin belediye başkanı polis nezaretinde, nezarethanede dört gün sorguda. Sonra ne oldu? Sonra pazartesi günü çıkarıldığı mahkemece serbest bırakıldı.
OKTAY VURAL (İzmir)Tam siyasi talimatla yapılan işler bunlar.
METİN ÇOBANOĞLU (Devamla)Şimdi, buradan sormak istiyorum değerli arkadaşlarım: O belediye başkanımızı kamuoyu nezdinde bu noktaya getirmenin vicdanen bir muhasebesini yapmanızı istiyorum. O başkanımız 100 bin nüfuslu bir ilçenin seçilmiş bir belediye başkanı. Suçu varsa hiç-bir itirazım yok ama seçimlere seksen gün kala böyle bir uygulamayı doğru bulmadığımı da buradan ifade etmek istiyorum.
Değerli milletvekilleri, bakın -çelişkiyi biraz daha vurgulamak açısından- Konya’nın, hemen Ereğli’nin yanında bir de Karapınar Belediyesi var. Değerli milletvekilleri, orada da sizin partiniz-den seçilmiş bir belediye başkanı arkadaşımız var. Elimde bir yazı var. Değerli milletvekilleri, o belediyede yapılan bir ihaleyle ilgili bir yolsuzluk, usulsüzlük tespit edilmiş. Müfettiş raporları var, savcılık incelemesi var. İçişleri Bakanlığımıza yargılanması için yazı yazılıyor. Değerli milletvekilleri, bakın, Ereğli Belediye Başkanının maruz kaldığı bir müfettiş raporu yok, müfettiş incelemesi var, böyle bir suç unsuru bulamamış -Ereğli- ama Karapınar’da müfettiş raporu var, yargılanması için izin isteniyor. Değerli arkadaşlarım, İçişleri Bakanlığımızın yazısı, aynen okuyorum: “Söz konusu arıtma tesisi bakım ve onarım ihalesinin 9 ayrı bölüm hâlinde yapılması ihale tekniği ve ihale mevzuatına aykırı ise de bilgi eksikliği ve tecrübe yetersizliği nedeniyle böyle bir yola başvurduğu anla-
şıldığından yargılanmasına gerek yoktur. “
OKTAY VURAL (İzmir)Vay, vay, vay! Yemişler, malı götürüyorlar!
METİN ÇOBANOĞLU (Devamla)Evet.
Yani değerli milletvekilleri, bakın, bugün iktidarsınız, 12 Hazirandan sonra yoksunuz ama gelin, bu devleti hukuk devleti yapalım, hukuku bağımsız yapalım, hâkim teminatını sağlayalım, bu çelişkileri bir daha bu ülkede yaşamayalım değerli milletvekilleri, burası bizim, burada yaşayacağız. Buradaki, iktidardaki günler geçer ama yarın devran değişir ama devran değiştiğinde de hiçbir arkadaşımızın, hiçbir belediye başkanımızın, hiçbir vatandaşımızın böyle bir şeyi yaşamasına asla ve asla gönlüm razı olmaz.
Niye hukuk devleti diyoruz? Hukuk devletinde devleti idare eden iktidarların egemenliğine karşı vatandaşın korunması lazım, vatandaşa özgür bir alan bırakmamız lazım. Bu özgürlüğü, hak ve özgürlükleri de yargı marifetiyle korumamız lazım ama yargı marifetiyle koruyabilmenin yolu bağımsız yargı, hâkimlik teminatı ve kuvvetler ayrılığı prensibini uygulamaktan geçer. İşte, sizin döneminizde yapılan değişikliklerle ciddi olarak hukuk devleti ilkemiz zedelenmiştir, kuvvetler ayrılığı prensibimiz -üzülerek söylüyorum- ortadan kaldırılmıştır. Sonuç itibarıyla da alınan kararlar, verilen kararlar, biraz önce Ereğli ve Karapınar belediyelerini verdiğim örnekteki gibidir.
Bugün üzerinde konuştuğumuz tasarıya gelecek olursak bununla yargıyı hızlandırmak mümkün değil, bir sonuca da varmak mümkün değil ama üzülerek söylüyorum, yine her zamanki olduğu gibi çoğunluğunuza dayanarak bu dayatmalarla bunu da geçireceksiniz ama sonuç itibarıyla yargıda hızlanma diye bir şey olmayacak, yargının sorunları büyüyerek devam edecek. İnşallah bizim iktidarımızda buna da kökten çözüm bulacağımıza inanıyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
70 konuşma daha · 30 Mart 2011