İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 127. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

Dısişleri bakanlıığının kuruluş ve ve görevleri hakkında (s.s.524)

Metin Ergun

Muğla Milletvekili · MHP

Genel Kurul, 127. Birleşim · 4. yasama yılı · 1 Temmuz 2010 · 1.604 kelime · yaklaşık 8 dakikalık okuma

Kaynak göster

Metin Ergun (MHP), 1 Temmuz 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 127. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: DISİŞLERİ BAKANLIIĞININ KURULUŞ VE VE GÖREVLERİ HAKKINDA (S.S.524)); konuşma 1.604 kelime.

Metin Ergun (MHP, Muğla). “Dısişleri bakanlıığının kuruluş ve ve görevleri hakkında (s.s.524)”. TBMM Genel Kurulu, 127. Birleşim tutanağı, 1 Temmuz 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/metin-ergun-23-2010-07-01-disisleri-bakanliiginin-kurulus-ve-ve-gorevleri-hakkinda-s-s-524 (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

MHP GRUBU ADINA METİN ERGUN (Muğla)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; milletin kalpgâhı olan bu kürsüde milletin temsilcilerinin milletin hissiyatını dile getirmesi tabii bir şeydir. Bu yüzden bugün millet terör örgütünü yine lanetlemiştir, biz de lanetliyoruz, telin ediyoruz ve şehitlerimizin ailelerine başsağlığı diliyoruz, şehitlerimize de Allah’tan rahmet diliyoruz.

Dışişleri Bakanlığının Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle grubum ve şahsım adına yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

1991 yılında Sovyetler Birliğinin çözülüp Doğu Bloku’nun dağılmasından sonra dünyanın siyasi haritası değişmeye başlamıştır. Bu bir süreçtir; aynen 1910’lu, 20’li yıllardaki gibi bir süreçtir ve bu süreç henüz tamamlanmamıştır. Güç merkezleri değişmiş, farklılaşmış, küreselleşme olgusuyla karışarak daha farklı cazibe merkezleri oluşmuştur. Dolayısıyla Dışişleri Bakanlığımızın da bu doğrultuda yapılanması normaldir. Olması gereken de odur. Her ne kadar bu anlayışımızı tam olarak karşılamasa da biz parti olarak bu kanun tasarısını destekliyoruz ve olumlu oy kullanacağız ancak bu kanun tasarısını baz alarak Türkiye'nin dış politika sorunlarını ve AKP’nin yanlış yaklaşımlarını da burada milletin kürsüsünden dile getireceğiz, çeşitli önergeler vererek bunları dile getirmeye gayret sarf edeceğiz.

Jeopolitikçilerin dünyanın kalpgâhı dedikleri Türkiye; Avrupa, Asya, Afrika kıtalarının birleştiği kuzey, güney ve doğu ulaştırma yollarının üzerinde yer alan bir coğrafya üzerinde kurulmuştur. Bu coğrafi konumunun özelliği dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti, kurulduğu günden itibaren komşuları ve dünya ülkeleriyle karşılıklı saygıya dayalı dikkatli bir dış politika uygulaması içerisinde bulunmuştur. Cumhuriyetimizin kurucusu Büyük Mustafa Kemal Atatürk “yurtta sulh cihanda sulh” ilkesiyle Türkiye'nin içeride ve dışarıda barış, güven ve karşılıklı saygıya dayalı ilişkiler içerisinde olmasının gerekliliğini işaret etmiştir.

Sayın milletvekilleri, sekiz yıllık AKP hükûmetleri döneminde, Türkiye'nin kurulduğu günden itibaren büyük bir gayret ve dikkatle oluşturduğu jeopolitik, siyasi ve tarihî konumuna uygun hassas dengelere dayalı bu dış politika anlayışı ve denklemleri büyük ölçüde hasar görmüştür. Buna karşılık, AKP hükûmetleri, uzun yılların çabası neticesinde oluşturulan ve bu döneme kadar dikkat ve ihtimamla sürdürülen bu dış politika denkleminin yerini alacak gerçekçi ve tutarlı yeni politikalar da üretip uygulayamamışlardır.

AKP hükûmetlerinin sergilediği dış politika anlayışı, millî menfaatlerimizle örtüşmemektedir, gerçekçilikten uzaktır, romantiktir, hayalperest, hatta maceraperesttir, ayakları yere basmayan bir dış politika anlayışıdır. AKP hükûmetlerinin dış politika anlayışı, dış politika değerlerimizi göz ardı eden bir dağınıklık içerisindedir.

Dış politikanın tebessüm ve romantizmin ötesinde bir gerçeklik olduğunu unutan AKP hükûmetleri, fazlaca dış seyahat etmeyi ve şahsi ikili temaslar kurmayı bir marifet ve başarı gibi göstermeye çalışmışlardır. Yaşananlar bize göstermiştir ki bütün bu mütebessim temaslar ve seyahatler, Türkiye'nin temel dış politika sorunlarının millî menfaatlere uygun biçimde çözümünde hiçbir olumlu sonuç vermemiştir.

AKP hükûmetleri döneminde Türkiye'nin dış politikası şahsi ikili görüşmeler öne çıkarılarak yürütülmüştür. Bugün olduğu gibi, genellikle kapalı kapılar ardında gerçekleştirilen bu şahsi ikili görüşmeler kayda geçirilmemiş ve muhatabın sözlü vaatleriyle yetinilerek, Türkiye'nin dış politikası uluslararası ilişkiler açısından hiçbir anlam ifade etmeyen bu yöntemle yürütülmeye çalışılmıştır. Bu yönüyle baktığımız zaman, AKP hükûmetlerinin dış politikası sözeldir. Ne yazık ki Türkiye'nin millî menfaatleri son dönemdeki bu sözel dış politika anlayışıyla korunmaya çalışılmıştır. Herkesçe malumdur ki kayda geçirilmeyen ve dolayısıyla devlet hafızasına girmeyen dış politikadaki bu sözlü vaatler kişiseldir ve devletleri bağlamaz. Ufak iç politika hesapları peşinde olan ancak dış politikada farklı davranan AKP hükûmetleri, kendi dönemleri içinde Türk dış politikasını tamamen teslimiyetçi ve angaje bir anlayışla yürütmüşlerdir. Bu angaje ve teslimiyetçi anlayışlarını da dış politikada faydadan ziyade zarar getiren sahte kabadayılıklarla örtmeye çalışmışlardır.

“Çözümsüzlük çözüm değildir” ve “Muhatabından bir adım önde olmak” ifadesi dış politikada Türkiye’ye pahalıya mal olmuştur. Bu dönem içerisinde AKP hükûmetlerinin uluslararası bazı anlaşmazlık ve sorunların çözümünde büyük oranda kendi zorlamaları ile arabuluculuğa soyunduklarına da şahit olunmuştur. Bu girişimlerinde sorunlara çözüm bulmak bir yana, taraflarla bile ilişkileri bozma noktasına getirmişlerdir. Ayrıca bu politik davranışla Türkiye'nin aslında doğrudan ilgisinin olmadığı bu sorunlar, bu girişimler neticesinde Türkiye'nin sorunu hâline gelmiştir.

Gözlemlediğimiz bir başka husus, AKP hükûmetlerinin Türkiye'nin dış politikasını uzmanlaşmış, tecrübe sahibi Dışişleri mensuplarından dahi gizleyerek, kaçırarak, uzmanlıkları tartışılan danışmanlar eli ile kapalı kapılar ardında yürütme arayışı içinde olmalarıdır. Bu hatalı dış politika uygulamalarına karşı uyarıda bulunan deneyimli Dışişleri mensupları ise Hükûmet mensuplarınca zaman zaman, yer yer tahkir edilmişlerdir.

AKP hükûmetlerinin dış politikası yüzeyseldir ve sonuç odaksızdır. AKP hükûmetlerinin dış politikası verimsizdir ve sonuçsuzdur. Sekiz yıl boyunca sorunları çözmek adına büyük propagandalarla atılan hiçbir adım, evet hiçbir adım sonuç vermemiştir. Bunun olumlu bir tek örneği yoktur. Dolayısıyla denilebilir ki, AKP hükûmetlerinin dış politika uygulamaları Türkiye'nin temel sorunlarını çözmekten uzak olup, dost ve kardeş ülkelerle bile mevcut iyi ilişkileri ilk kez bozan bir seyir izlemiştir. AKP’nin yürüttüğü gerçekçilikten uzak bu hatalı dış politika, Türkiye'nin uluslararası camiadaki etkinliğini azaltmaya ve yalnızlaştırmaya yol açmıştır.

Ülkelerin dış politikaları karşılıklı çıkarlar ve güven üzerinde, kalıcı ittifaklar, değişken ittifaklar ekseninde tanzim edilir ve yürütülür. Artık, bir devlet politikası hâline gelmiş Türkiye millî dış politikasında özellikle Türk cumhuriyetleri, Pakistan ve benzeri gibi ülkelerle güven esasına dayalı bir değişmez kalıcı dostluk ve müttefik ilişkisi olarak devam ettirilmeliydi. AKP, takip ettiği ilkesiz ve omurgasız dış politika anlayışında bu hususa dikkat etmemiştir. AKP, yeni uluslararası sorunlara, arabulucu küresel güçlerin küresel projelerine eş başkan veya yeni yoldaşlar edinmeyi bir stratejik derinlik olarak görmüştür. Korkarız ki AKP’nin bu sanal stratejik derinliği Türkiye’ye çok büyük zararlar verecektir.

Yine bu dönemde Türkiye'nin dış politikası diplomasi gerçekliğinde ve literatüründe yeri olmayan “ağabey” ve benzeri gibi ifadeler kullanılarak Türkiye gibi köklü bir devletin geleneğine uymayacak şekilde gayriciddi söylemlerle yürütülmeye çalışılmıştır. AKP hükûmetleri döneminde Türk dış politikası, uzun erimli ve uzun soluklu olmaktan çıkarılarak çoğu zaman kendi içinde çelişkili, günübirlik, küçük politik hesapların dikkate alınmasıyla yürütülmeye çalışılmıştır.

Muhterem milletvekilleri, AKP hükûmetleri nasıl iç politikada inkârcı bir yaklaşımı benimsemiş ise dış politikada da aynı üslup ve yaklaşımı benimsemiştir. Onlara göre kendilerinden önce dış politikada hiçbir şey yapılmamış, Hatay ve Kıbrıs gibi örnekler unutularak hiç dik duruş sergilenmemiştir.

AKP dış politikada acelecidir. Bütün sorunları kendi dönemlerinde çözme hevesi ve aceleciliği içinde olmuşlardır. Türkiye'nin bilgisinden ve birikiminden istifade etmeyi düşünmemişlerdir. Türkiye'nin kazanım ve tecrübesini dikkate almamışlardır. Ne yazık ki, bu aceleci ve öngörüden uzak yaklaşımları yüzünden, sorunları çözme hayaliyle attıkları her adımda millî çıkarlarımız zarar görmüştür. AKP, dış politika uygulamasında kararlı, istikrarlı ve ilkeli bir duruş gösterememiştir. AKP İktidarı döneminde millî çıkarlarımızın korunması kararsız ve ilkesiz, gelişigüzel yaklaşımlara bırakılmıştır.

Yine yaşananlar göstermiştir ki, AKP hükûmetleri millî menfaatlerimizin korunması doğrultusunda gerekli öngörü ve soğukkanlı analiz yeteneğinden uzaktır. Analiz yeteneğinden ve stratejik derinlikten uzak oldukları için de, yürütülen millî çıkarlarımızdan taviz kampanyalarının tuzağına düşmekten kurtulamamışlardır. Bunda Türkiye'nin geçmiş birikimlerinin dikkate alınmaması ve bu yüzden gelecek perspektifinin sağlıklı olmaması da etkili olmuştur. Bu dönemde Türkiye'nin komşularıyla ilişkileri kulağa hoş gelmekle birlikte dış politika gerçekliğinde hiçbir anlam ifade etmeyen “sıfır sorun” söylemiyle yürütülmeye çalışılmıştır. Bu söylemin kılavuzluğunda yürütülmeye çalışılan dış politika komşularımızın hiçbiriyle mevcut temel sorunların çözümünde yardımcı olmamıştır. Uluslararası dayatmalarla benimsendiği anlaşılan bu teslimiyetçi söylemin uygulamada Türkiye'nin millî çıkarlarına hizmet etmediği anlaşılmıştır. Belki daha vahimi, bu politika uygulamasına karşı millî çıkarlar gözetilerek yapılan bütün uyarılar AKP hükûmetleri tarafından dikkate alınmamanın ötesinde sık sık çarpıtılarak, bu uyarıları yapanlar suçlanarak zan altında bırakılmıştır. Nitekim bu söylem kullanılarak ve dış dayatmaların zorlamasıyla millî çıkarlarımıza aykırı Ermenistan ile imzalanan protokoller Ermenistan ile ilişkilerimizde olumlu bir sonuç vermediği gibi dost ve kardeş Azerbaycan ile ilişkilerimizde önemli hasarlara sebebiyet vermiştir. Türkiye, uzun ömürlü bir imparatorluğun vârisi olarak eski coğrafyasındaki tarihî, kültürel ve aidiyet bağıyla bağlı milletlerle ve toplumlarla ortak mirası paylaşan bir milletin ülkesidir. Bu coğrafyalardan göç eden insanların akrabalık bağlarıyla bağlı olduğu toplumlarla ilişkileri devam etmektedir. Günümüzde bu insanlara karşı hakkaniyet ve evrensel hukuk kurallarına aykırı uygulamalara Türk milletince tepki gösterilmektedir.

Yukarıda da belirtildiği üzere, kurulduğu andan itibaren cumhuriyetimizin bu coğrafyalara yönelik temel politikası, iç işlerine saygı çerçevesinde buralarda yaşayan toplumlarla kültürel ve sosyal ilişkileri geliştirmek olmuştur. Ayrıca soğuk savaşın sona ermesinden sonra kurulan yeni Türk cumhuriyetleriyle örtüşen çıkarlarda iş birliği ilişkilerimizi yine iç işlerine saygı çerçevesinde geliştirmek de son dönem cumhuriyet hükûmetlerinin hedefi olmuştur. Ancak AKP hükûmetleri döneminde Türk dünyası unutulmuş, ilişkilerde hiçbir ilerleme sağlanamamış hatta tam tersi hasar bile görmüştür.

Sayın milletvekilleri, söylemde Irak’ın toprak bütünlüğü sık sık vurgulanmasına rağmen uygulamada AKP hükûmetlerinin kararsız politikaları neticesinde Irak’ın kuzeyinde sadece Irak’ın değil Türkiye’nin de millî birlik ve toprak bütünlüğünü bozabilecek bölücü teröre yataklık eden ve destek sağlayan bir siyasi yapının oluşması görmezden gelinmiştir. Tarihî Türkmen kenti Kerkük’ün demografik yapısının değişmesine ve toprak hukukunun tartışmalı bir hâle gelmesine köklü bir devlet ciddiyetiyle bağdaşmaz bir şekilde ses çıkarılmamış ve görmezden gelinmiştir. Kerkük’ün tapu ve nüfus idareleri yakılırken buna tepki gösteren kamuoyu “kayıtların aslı bizde” gibi pratikte hiçbir değeri olmayan söylemlerle yatıştırılmaya çalışılmıştır. İktidar, bu dönem içinde vuku bulan müttefiklik hukukuyla ve dostlukla bağdaşmayan, alçaklık numunesi olan, Türk askerinin başına çuval geçirilmesi hadisesi karşısında bir nota bile verme cesaretini gösterememiştir.

Son dönemde Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi ile İran arasındaki “uranyum zenginleştirmesi” temelinde yaşanan sorunun çözümünde arabuluculuğa soyunan AKP Hükûmeti, sorunun çözümüne bir katkıda bulunamadığı gibi Türkiye'nin uluslararası arenada yalnızlaşmasına yol açmış ve bugüne kadar İran’ın sorunu olan bir hadise Türkiye'nin de sorunu hâline gelmiştir.

AKP hükûmetleri, Türk milletinin millî davalarından biri olan Kıbrıs konusunda da “kazan/kazan” ya da “bir adım önde olmak” gibi dış politikada bir anlam ifade etmeyen sloganlarla hem KKTC’nin hem de Türkiye'nin millî çıkarlarına aykırı teslimiyetçi ve dışarıdan dayatılan “ver kurtul”cu bir politika izlemişlerdir. Bu bağlamda, büyük bir kampanyayla destek verdikleri Annan Planı doğrultusundaki politikaları, Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerini de olumsuz yönde etkileyerek iflas etmiştir.

57’nci Hükûmet döneminde Helsinki Zirvesi’nde sağlanan Türkiye'nin AB adaylık statüsü, AKP hükûmetleri döneminde ne yazık ki ucu açık bir sürece dönüşmüş durumdadır. Öyle ki, gelinen noktada bazı AB ülkelerince Türkiye’ye tam üyelik yerine sıkça “imtiyazlı ortaklık” önerilir hâle gelmiştir. Millî bütünlüğümüze ve millî çıkarlarımıza aykırı haksız AB dayatmaları ve AKP hükûmetlerinin bu dayatmalara teslim olmaları Türkiye’nin tam üyelik hedefini sonunda tehlikeye atmış gibi görünmektedir. Sonuç olarak, AKP hükûmetleri döneminde yürütülen Türk dış politikası, sorun çözmenin ötesinde yeni sorunlar üreten bir yapıya bürünmüştür. Buna karşılık bu dönemde Türkiye’nin temel sorunları görmezden gelinerek üstü örtülmüştür.

Bu duygu ve düşüncelerle hepinize saygılarımı sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

70 konuşma daha · 1 Temmuz 2010

70 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook