İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 52. BİRLEŞİM · SALI

Türk el sanatları üretici ve sanatkarlarının sorunlarının araştırılarak, el sanatlarının geliştirilmesi, korunması ve gelecek kuşaklara aktarılması için alınması gereken önlemler hk (10/128)

Mevlüt Coşkuner

Isparta Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 52. Birleşim · 3. yasama yılı · 1 Şubat 2005 · 1.606 kelime · yaklaşık 8 dakikalık okuma

Kaynak göster

Mevlüt Coşkuner (CHP), 1 Şubat 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 52. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRK EL SANATLARI ÜRETİCİ VE SANATKARLARININ SORUNLARININ ARAŞTIRILARAK, EL SANATLARININ GELİŞTİRİLMESİ, KORUNMASI VE GELECEK KUŞAKLARA AKTARILMASI İÇİN ALINMASI GEREKEN ÖNLEMLER HK (10/128)); konuşma 1.606 kelime.

Mevlüt Coşkuner (CHP, Isparta). “Türk el sanatları üretici ve sanatkarlarının sorunlarının araştırılarak, el sanatlarının geliştirilmesi, korunması ve gelecek kuşaklara aktarılması için alınması gereken önlemler hk (10/128)”. TBMM Genel Kurulu, 52. Birleşim tutanağı, 1 Şubat 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mevlut-coskuner-22-2005-02-01-turk-el-sanatlari-uretici-ve-sanatkarlarinin-sorunlarinin-arastirilara (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA MEVLÜT COŞKUNER (Isparta)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; geleneksel Türk el sanatlarının geliştirilmesi, korunması, gelecek kuşaklara aktarılması ve bu sanat dallarında çalışarak geçimini temin eden üreticilerin içinde bulunduğu sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi, sanatkârların içinde bulundukları sıkıntıların ortadan kaldırılması için uygulanabilecek politikaların tespit edilmesi amacıyla Kütahya Milletvekilimiz Hasan Fehmi Kinay ve 39 arkadaşımızın vermiş olduğu araştırma önergesine ilişkin Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; Yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.

Üzerinde yaşadığımız bu topraklar, tarih boyunca birçok kültürün beşiği sayılmıştır; bunun yanı sıra, bir zamanlar, çok çeşitli ve zengin el sanatlarının merkezi olarak da ün yapmıştır. Anadolunun önemli bir sanat merkezi olarak tanınması, üzerinde yaşayan Türklerin yetenekli, çalışkan ve zevkli olmasının yanı sıra, o çağlara göre eşsiz coğrafî konumundan da kaynaklanıyordu. Günümüzde, Anadolu el sanatları görkemli günlerini aramaktadır. Bu sanatların bir kısmı gerilemiş, bir kısmı değerini kaybetmiş, bir kısmı da tümüyle ortadan kalkmıştır; ama, bir kısmı da günümüzde işlevini sürdürmektedir. Kültürümüzün önemli değerleri arasında olan el sanatları, hammaddeleri, geleneksel üretim teknikleri, yaşayan ustaları, ülkemizde yayılma alanları, geçmişi ve geleceği bakımından toplumumuzu çok yakından ilgilendirmektedir.

Anadolu topraklarının insanı, sevdasını, acısını, sevincini çeşitli biçimlerde ortaya koymuştur; sözde anlatabildiklerini türküye, ağıta, şiire dökmüş, sözde anlatamadıklarını çoraba, kilime ve dokumalara bir küçük nakışla dile getirmiştir. Değerli Edebiyat Öğretmenim Özbek İncebayraktar'ın Türkiyem şiirinde söylediği gibi "Mekik mekik halı dokunur/ Ispartalım saçına gül takınır/ Sevdan ile sarhoş oldum Türkiyem/ Aklımı aldın, bir hoş oldum Türkiyem." Bu sarhoşluktan ve bu memnuniyetlikten baktığımız zaman, şairin sözünü ettiği Türkiye'yi ve o el sanatlarını can çekişmekte görüyoruz; amacımız da, şairin sözünü ettiği bu el sanatlarını ve hoşnutluk duyduğu Türkiye'yi yeniden yaratmaktır.

Binlerce yıllık birikimi, kimi zaman bir dokumaya, kimi zaman bir tahtaya, kimi zaman bir madene aktaran Anadolu köylüsü, elemeği, göznuruyla oluşturduğu bu eserlerini süslemede oldukça özen göstermiştir. El sanatları, kapalı ekonomi dönemlerinde meydana getirilişinin ardından, halkın kendi gereksinimlerini karşılamasının yanı sıra, çevrelerinde birtakım gelenek ve görenekleri oluşturmuş; ancak, bir süre sonra, ekonomik ve sosyal değişimler sonucu, sanayi toplumu oluşmuş, tüketim için üretilen mamuller, halk sanatının kaynağı olan köylere kadar girmeyi başarmış; köylünün estetik düşüncesini yansıtan ve yaratıcı zekâlarının birer ürünü olan bu eserlerin yok olmaya başladığı görülmüştür.

Sanat zevkinin ağır bastığı el sanatları yapımı, tam bir sanayileşme gerçekleştikten sonra da devam edecektir. Bugün, el sanatlarıyla uğraşan sanatkârlar, kredi ve hammadde bulamama, mamullerini gereği gibi pazarlayıp, değerlendirememe sıkıntısı içindedirler.

Geleneksel Türk el sanatlarının; halıcılık, kilimcilik, kumaş dokumacılığı, yazmacılık, çinicilik, seramik, çömlek yapımcılığı, oya yapımcılığı, deri işçiliği, taş işçiliği, bakırcılık, örmecilik, ahşap ve ağaç işçiliği gibi dalları vardır.

Anadolu'da yaşayan tüm uygarlıklar, el sanatlarına büyük önem vermişlerdir. Selçuklularla birlikte gelen değişik üslupların en önemlisi Türkmen takılarıdır. Osmanlı İmparatorluğu döneminde ise, imparatorluğun gelişimine paralel olarak mücevher de göze çarpmıştır ve kazanım sağlamıştır. Ayrıca, yine Selçuklular döneminden bakırcılık da Anadolunun birçok bölgesinde hem sanatsal hem de maddî bir uğraşı alanıdır. Ayrıca, ahşap işçiliği, halı, kilim dokumacılığı gibi el sanatları da Selçuklular döneminde gelişmiş ve kendine özgü bir nitelik kazanmıştır.

Günümüz Türkiyesine baktığımızda, yurdumuzun dört bir tarafındaki insanlarımızın, geçmişten gelen kültürünü el sanatlarında yaşatmaya devam ettiğini görüyoruz. Kütahyamızın çinisi, Erzurumumuzun oltutaşı, Gaziantep'te bakırcılık, Eskişehir'de lületaşı, Siirt'te Siirt battaniyesi, Denizli'de buldanbezi ve dokumaları, Uşak-Hereke ve Ispartamızın halısı, aklımıza gelenlerdendir. Maalesef, günümüzde bu el sanatlarının birçoğu büyük sıkıntılar yaşamaktadır. Devlet desteğinden mahrum bırakılmış bu sanatlar ve bu sanat kollarının yaşaması için kamu, sivil toplum örgütleri ve üniversitelerin koordineli çalışması şarttır. Bu sanat dallarının gelişiminde ve günümüze taşınmasında önemli rol oynayan usta-çırak ilişkileri, maalesef, günümüzde, hem ustalarımıza sahip çıkmadığımızdan hem de hevesli gençlerimizin sayısının azalmasından sıkıntılı bir duruma gelmiştir. Bu sebeple, ilgili kurumların yerel kurslar düzenlemesi uygun olacaktır.

Eski ve yeni el sanatlarımızı içeride ve dışarıda tanıtmalı ve yaymalıyız. Bu sektörde çalışan sanatkâr ve işçilerimize pazar bulmak çok önemlidir. Kendi evlerinde ve atölyelerinde faaliyet gösteren bu vatandaşlarımıza destek kredileri vermeliyiz. Genelden önce yerel kalkınmayı planlamalıyız. Bunun için, öncelikli olarak, Türkiye el sanatları haritasının, güncel çalışmaları yaparak, gerekli harita orta yere çıkarılmalıdır. Böylece, hangi yöremizde hangi el sanatını destekleyebileceğimizi daha iyi planlayabiliriz.

Biraz önce saydığım bu el sanatlarımızın hepsini buradan anlatmam çok zor; ama, ben, kendi yörem olan Ispartamızın bir zamanlar çok meşhur olan halısıyla ilgili birkaç konuya değinmek istiyorum; ama, biraz önce söylediğim gibi, Türkiye'nin haritası çıkarılırken, daha önce yaşadığımız, kalkınmada öncelikli illerde olduğu gibi, 1 500 dolar baz alınırken ve 10 dolar yüzünden, 5 dolar yüzünden geri bırakılan illerimiz mağdur edilmiştir; ama, bunun yanında, ikinci etapta, kalkınmada öncelikli illere baktığımız zaman, 1 800-2 000 dolar gibi kazancı olan illerimize bu tanınmıştır. Eğer, böyle yapacaksak, bu planı da yapma gereği duymamalıyız; çünkü, halkımız bunu da görür ve bundan sonra da, yine, kendi içerisinde burukluğunu yaşar diye düşünüyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben, Isparta halımızla ilgili, geçen yıl içerisinde bir soru önergesi verdim, bakanlığımızın, hem halımıza hem de sanatkârlarımıza bakışını öğrenmeye çalıştım. Halıcılık, ülkemizde, 1 000 000'a yakın vatandaşımızın ekonomisini doğrudan veya dolaylı olarak etkilemektedir; ama, maalesef, son yıllarda halıcılığın bir devlet politikası haline gelmemesi ve yeterli desteği görmemesi sonucu, hem iç hem de dışpazarda hammaddesi ve işçiliği daha ucuz olan Çin'den, İran'dan Türkiyemize halı gelmektedir.

Değerli arkadaşlarım, ben, öyle düşünüyorum -ki, halıcı arkadaşlarımdan öğrendiğime göre- Türkiye'den model elde eden Çin Devleti, arızalı modelleri dahi dokuyup Türkiyemize gönderiyor. Demek ki, onlar bizim modellerimizi götürüyor; ama, içinde arızalı model de aynı şekilde halıya dönüşüyor ve Türkiye'ye geliyor. Biz, daha önceki dönemlerde söylediğim gibi, Çin'in bütün mallarını Türkiyemize sokarken, halımızda da Çin ve İran, maalesef, başrolleri oynamaktadır. Örneğin, bugün, Isparta'da halıcılık sektörü neredeyse durmuştur. Biz, şimdi, buna baktığımızda eğitim yönteminin desteklenmesi gerektiğini söylüyoruz.

Halıcılık sektörüne katkı olsun diye bir şeyi de sizlere anımsatmak isterim. Isparta'ya taşınan Sümer Halı AŞ'de çalışan 80 işçi ve usta 5.2.2004 tarihi itibariyle işten çıkarılmıştır. Maalesef, sorduğumuz zaman neden çıkarıldı diye "biz, içerideki halıları eritemiyoruz" diyorlar; ama, bu araştırma önergesini veren arkadaşımız, verdiği metnin bir yerinde şöyle söylüyor: "Ustalarımıza sahip çıkmadığımız için." Evet, ustalara sahip çıkmadığımız doğru; ama, yetişmiş 80 işçi ve ustayı kapının önüne koymak, politik bakmak anlamında bunu gündeme getirir isek, öyle zannediyorum ki, bunu da laf olsun diye getirmiş oluruz. Bizim amacımız, elbette ki, destek vermek, elbette ki, bu araştırma önergesine olumlu oy vermek; ama, maalesef, Isparta'da yaşanan ve Türkiye'nin diğer bölgelerinde yetişen ustaların Isparta'ya aktarılmasından sonra, o ustaların kapı önüne konulması, bizi biraz düşündürüyor.

Değerli arkadaşlarım, Isparta'da Sümer Halının depolarını gezdim ve o depolarda 100 000 metrekare halı vardı. Bunu da Isparta milletvekillerine telefonla bildirdim ve "işçi çıkarılıyor" dedim. O arkadaşlarım da bana söz verdi; ama, ne sözdür ki, anlamıyorum, oradaki işçiler ve ustalar kapının önüne konuldu. Oysaki, burada, işçilerin maaşını, ustaların maaşını ödemiyorum, ödeyemiyorum diyen anlayışa şu soruyu sormak isterim: 100 000 metrekare halı depoda dururken ve sadece 6 tane ipek halı satıldığı zaman bir ay o giderleri karşılayacağını bilmemize rağmen, maalesef, orada, işçiler kapının önüne konulmuştur.

Maalesef, hükümet yetkilisi arkadaşların söyledikleriyle yaptıkları birbirine uymuyor. Dilerim ki, Kütahya Milletvekilimizin bu araştırma önergesine kulak verirler ve ustalarımızı ve işçilerimizi, uygulamada, nedense kapının önüne koyuyoruz ve bundan da vazgeçeceğimizi düşünüyorum.

Çağdaş dünya ve ülkeler arasında yer alabilmek, ancak kendimiz olmayı başarabilmekten geçer, böyle mümkündür. Milletimizin tarih boyunca oluşturduğu zengin kültürü kullanmadan yeni eserler ortaya koymamız mümkün değildir.

Değerli arkadaşlarım, Isparta'ya girmeden önce, elemeğine ve elemeğiyle beraber göznuru olan bu değerlere nasıl kıymet biçildiğini sizlere bir Isparta türküsüyle, 1955-1970 yılları arasında söylenen bir türküyle anlatmak istiyorum. Neden seneleri söylüyorum; çünkü, bu şiirin ve türkünün içinde 5 000 lira geçiyor; bugünkü 5 000 lirayı anlamayınız diye konuşuyorum.

"Sıra sıra karpuzlar

Evde kalası kızlar

Beşbin lira ediyor

Halı dokuyan kızlar.

Gülün dalında tokur

Genç kızlar halı dokur

Benim sevdiğim güzel

Gönen'de kitap okur.

Evinde tezgâh çatlı

Tezgâhta halı taklı

Halı dokuyan kızlar

Koynunda para çaklı."

Değerli arkadaşlarım, şiirden de anladığımız gibi, elemeğinin, göznurunun ne kadar önemli olduğunu söylüyoruz. Sene 1957-1960 "halı dokuyan kızın koynunda beşbin lira var" diyor ve "para çaklı" diyor. Halı dokuyan kız beşbin liraya... O anlamda baktığımız zaman, bugün, maalesef, hem halımızı hem kilimimizi hem diğer girdilerimizi mahvetmişiz; onun yanında da "Gönen'de kitap okur" anlamını... Türkiye'de kitap okuyanın da sayısını azaltmışız.

Değerli arkadaşlarım, bu halılardan bahsederken... Ben, kendim de halı tezgâhlarında halı dokudum çocukluğumda. Köylerdeki halı tezgâhları, halı atölyeleri -1960'lı, 1970'li yıllarda, oraya baktığımız zaman, oradaki halı dokuyan kızlarımızın emeğinin içinde- bizim kilimimiz, bizim halımız şunları getiriyordu bize: Bunlar bizim öküz paramızdı, bunlar bizim traktör paramızdı, bunlar bizim yağ paramız, tuz paramız, kil paramızdı ve okuyan çocuğumuzun parasıydı. Üretenler, kendi ihtiyaçlarını gördükten sonra, bunları sağlıyordu, ayakta duruyordu; ama, maalesef -benim en kır köyümde bile halı tezgâhları vardı- onlardan çok az bir kısmı kaldı. İşte, ona dönersek, değer verirsek, yine, biz, o 1955'li, 1960'lı yıllarda söylenen türküde kendimizi buluruz ve o insanlarımıza iş yaratırız. O insanlarımızdan bazılarını örnek vermem gerekirse değerli arkadaşlar; Çarıksaray'da hâlâ halı atölyeleri var. Onların traktör paraları oradan çıkıyor, okuttukları kardeşlerinin paraları oradan çıkıyor. Yine, tuzlarının, killerinin, her türlü giderlerinin parası oradan çıkıyor. Ayrıca, kızlarımız çeyiz parasını da oradan çıkarıyor.

Değerli arkadaşlarım, Isparta'yı tanımanız açısından söylüyorum; Isparta'da bir emekli öğretmen Ahmet Aksakal; bu öğretmen, dünyanın bütün ülkelerinin başbakan, bakan ve büyüklerinin resimlerini halıya çiziyor. Ayrıca da, bu arkadaşımız İstiklal Marşını ve Ata'nın Gençliğe Hitabını yine halılara çiziyor. Öyle düşünüyorum ki, bu öğretmenin elinden kimse tutmadı, ama, o, Türkiye'yi, Türkiye'nin Isparta halısını dünyaya duyurdu ve onun ötesinde de, bunu geliştirerek, her gün çalışmasına devam ediyor.

Demek ki, bizler, eğer biraz gayret eder isek, önümüzü görmek istersek -bu atölyeleri, bu evlerdeki tezgâhları- ve Ahmet Aksakal gibi öğretmenlerin elinden tutar isek, biz, Çin'den gelen, İran'dan gelen halının önünü kestiğimiz gibi, yine, şiirlerde söylendiği gibi, o coşkuyu yaşayacağız, o coşkuları yaşatacağız.

Ben, Grubum adına şunu söylemek istiyorum; biz, olumlu olan her şeyin yanında varız, yeter ki şunu yapmayın diyoruz: Elmamızı yine depolarda bıraktınız, gülümüzü yine mahvettiniz, hiç olmazsa halımızı mahvetmeyin, hiç olmazsa Türkiye'deki bakırcılığı, lületaşını mahvetmeyin. Gelin, hep beraber bu araştırma önergesini kabul edelim diyorum ve bundan da hiç endişe duymuyorum.

Hepinize saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

16 konuşma daha · 1 Şubat 2005

16 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook