İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 110. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

Geleneksel türk el sanatları üretici ve sanatkarlarının sorunlarının araştırılarak, el sanatlarının geliştirilmesi, korunması ve gelecek kuşaklara aktarılması için gereken önlemlerin belirlenmesi hakkında (s.s 1006)

Mevlüt Coşkuner

Isparta Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 110. Birleşim · 4. yasama yılı · 1 Haziran 2006 · 1.290 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma

Kaynak göster

Mevlüt Coşkuner (CHP), 1 Haziran 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 110. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: GELENEKSEL TÜRK EL SANATLARI ÜRETİCİ VE SANATKARLARININ SORUNLARININ ARAŞTIRILARAK, EL SANATLARININ GELİŞTİRİLMESİ, KORUNMASI VE GELECEK KUŞAKLARA AKTARILMASI İÇİN GEREKEN ÖNLEMLERİN BELİRLENMESİ HAKKINDA (S.S 1006)); konuşma 1.290 kelime.

Mevlüt Coşkuner (CHP, Isparta). “Geleneksel türk el sanatları üretici ve sanatkarlarının sorunlarının araştırılarak, el sanatlarının geliştirilmesi, korunması ve gelecek kuşaklara aktarılması için gereken önlemlerin belirlenmesi hakkında (s.s 1006)”. TBMM Genel Kurulu, 110. Birleşim tutanağı, 1 Haziran 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mevlut-coskuner-22-2006-06-01-geleneksel-turk-el-sanatlari-uretici-ve-sanatkarlarinin-sorunlarinin-a (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

MEVLÜT COŞKUNER (Isparta)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kütahya Milletvekilimiz Hasan Fehmi Kinay ve 39 milletvekilimizin, geleneksel Türk el sanatları üretici ve sanatkârlarının sorunlarının araştırılarak, el sanatlarının geliştirilmesi, korunması ve gelecek kuşaklara aktarılması için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla, şahsım adına söz aldım; hepinizi ve Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, konunun daha detayına inen arkadaşlarımı dinledim ve Sayın Nadir Saraç, Sayın Hasan Fehmi Kinay -zaten kendisi de getirmişti- arkadaşlarım çok detaylı bir şekilde anlattılar. Ben, konuşmamı belli bölümlere ayıracağım. O nedenle de, ben, arkadaşlarıma çok teşekkür ediyorum.

Yalnız, konuşmama geçmeden önce, şunu da belirtmeden geçemeyeceğim: Böyle önemli bir konuyu, böyle büyük bir projeyi, Türkiye'yi ilgilendiren, ulusal bir sorun olan bu araştırma raporu görüşmesinde, yer yer saydım, 30 kişi, 30 milletvekili Mecliste, bir ara da 41'e çıktı; şimdi de, zannediyorum, herhalde 35-36'lardadır. Ben, 41'e çıktığı için "41 kere maşallah" diyorum ve ayrıca da, bundan sonra töre cinayeti görüşülecek, herhalde onu da 20 kişiyle görüşürüz, ondan sonra da gider, istirahatımıza bakarız ve gerçekten, bu araştırma komisyonlarının önemi kavranmış olmadığı orta yere çıkar ve vaktimizi boşa harcamış oluruz ve ben, şahsen, bundan üzüldüm. Dilerim ki, bizden sonra görüşülecek olan töre cinayetleri komisyonunun raporunda sevgili milletvekillerim Meclise gelirler de gerçekten önemine has görüşürüz diye düşünüyorum.

Değerli milletvekilleri, Komisyonumuz güzel bir çalışma yapmıştır; çinicilik, halıcılık, halı dokumacılığı, ipek dokumacılığı, bakır işlemeciliği, gümüş vesaire gibi; arkadaşlarım bunu çok güzel anlattılar ve olayın geneline hitap ettiler. Genel gerekçe ise, baktığımız zaman, sanatkârların, ustaların yetişmediği, üreticinin bulunamadığı gibi, ayrıca, malzeme kullanımı, ölü hayvan üzerinden yapağı alındığı, istem ve taleplere göre model çizilemediği gibi ve bunların da doğru olduğunu ben de söylemek istiyorum. Örneğin, halı dokuyucusunun gerçek sorunları çözüldüğü zaman bunların kendiliğinden çözülebileceğine ve Türk el sanatlarının da her biriminin ayrı ayrı sorunlarının olduğu, bu sorunları da teşvikle, kooperatifleşmekle ve devlet desteğiyle giderileceğine inanıyorum; ama, halıcılık yapan, ülkemin her yöresinde halıcılık yapan vatandaşın sorunlarının bu şekilde giderileceğini zannetmiyorum. O nedenle, halıcılığın kurtuluşu halı işçilerinin sigortalı olmasından geçer diye düşünüyorum. Bunun dışındaki öneriler boş demiyorum; ama, o öneriler daha sonra işlenecek önerilerdir. Her çalışan, sosyal güvencesinin olmasını ister. Türkiye'de bugüne kadar da halı işçilerinden emekli olmuş tek kişi yoktur. Bir devlet kuruluşu olan Sümer Halı bile doğuda 100 000 metrekare halı yaptırmaktadır, çalıştığı işçileri sigortalı değildir. Kurs veriyoruz, öğretiyoruz diye işi bugüne kadar götürmüşüz. Sevgili Bakanım da iki dakika konuştu, çekti, gitti. Sevgili Bakanımın halı dokuttuğu yerlerdeki işçiler "kurs" adı altında veyahut da "öğretim" adı altında sigortasızdır. O halde, benim taşradaki, Anadolu'daki, emeğini sarf eden ve o konuya emek veren işleticinin çalıştırdığı halıcıyı nasıl sigortalı yapacak; bunu anlamak mümkün değil.

Bir devlet kuruluşu olan Sümer Halı sigorta yaptıramazken, özel girişimci hiç sigorta yaptıramaz. Neden; 2x3=6 metrekare bir Milas halısı 300 000 000 liraya mal oluyor; 50 lira da kendisi kâr ediyor satarken, 350 lira. Bu halıyı da, 6 metrekare halıyı da iki insan bir ayda dokuyor. Peki, şimdi, 300 liraya mal ettiğiniz ve 50 lira kâr ettiğiniz bu halıya ve halı işçisine 400 lira sigorta yaptırırsanız, öyle zannediyorum ki, bunun altından çıkmak mümkün değildir. Önce, halıyı merdiven altından kurtarmak gerekir, halıyı meslek haline getirmek gerekir. Eğer bunu yapamıyorsanız, öyle zannediyorum ki, elma döneminde, anason döneminde ve arpa, buğday döneminde halı üreticimiz günde en kral halıcı 4 000 000 lira, 5 000 000 liralık halı dokur ve bunu bırakacaktır, elmaya gidecektir yevmiyeye veyahut da okuldan çocuğu döndüğü zaman halıdan kalkacaktır, ona yemek koyacaktır, beyi işten geldikten sonra ona hizmet etmek için halı önünden kalkacaktır ve maalesef, halıyı, güncel ihtiyaçlarını gidermek üzere zorunlu olarak yapacaktır. Eğer ki, halıyı gerçekten meslek haline getirseniz ve halı işçisini sigortalı hale getirseniz, o insan, 4-5 milyon da olsa, halıyı dokur, emekli olduğumda ilacımı alırım, sosyal güvenliğim olur diye, meseleye böyle bakar diye düşünüyorum.

Değerli arkadaşlarım, soruna eğer çözüm bulmak istiyor isek, biz -elbette ki, bugünün ürünü değildir- yirmi yıllık enflasyonun, halı fiyatlarını yükseltmesi ve ölmesine sebep olduğunu biliyoruz. Halının bütün girdileri, rakip ülkelerde halı girdilerinin 2-3 mislidir. Rakip ülkelerde, halıcıların, bizim halıcılarımızın rekabet gücü kalmamıştır. Halı ihraç edilirse, ekonomik bir değer ifadesidir. El halısının iç satım şansı yoktur. Ucuz makine halıları, iç piyasayı istila etmiştir, vatandaşın cebine uygun fiyatlarla satılmaktadır. Halıcılığımızı, turizm faaliyetimizin dışında düşünemeyiz. Gelen turist, halı, kilim, deri, kuyum alır. Turizme devlet nasıl destek veriyor ise, halıcıya da öyle destek vermelidir diye düşünüyorum.

Değerli arkadaşlarım, halı, Türkiye'de bu başıboşluktan, sosyal güvencesizlik yüzünden, bir meslek olamamıştır. Boş kalındığı zaman halı dokunmaktadır. Ben de diyorum ki, gerçekten, Türkiye'de işsizlik sorunu var ise -hepimiz de aynısını söylüyoruz- gelin, bu işin gerekçelerini yerine getirelim; çünkü, önergeyi veren arkadaşım, milletvekilim de çok güzel bir iş yapmıştır; kendisine teşekkür ediyorum, Hasan Beye. Ayrıca, Komisyonumuz da, gerçekten, güzel çalışmıştır.

Sigortayı çözelim. İthal edilen halılardan, devlet, büyük miktarda vergi alıyor. Türkiye'ye ithal halı giriyor; Çininden ve İranından. Devlet de buradan büyük miktarda vergi alıyor. Bu paralar bir fonda toplansın ve halıcılarımızın ödediği KDV'ler de bu fona aktarılsın ve halıcımızı sigortalı hale getirelim.

Elbette ki, kahvede oturan 65 yaşındaki insanımıza maaş veriyoruz, vereceğiz; ama, bunun ötesinde üretime katılan insanlarımızı düşünmez isek, öyle zannediyorum, çözüm yolunu zorlaştırmış oluruz diye düşünüyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKANDevam edin.

MEVLÜT COŞKUNER (Devamla)Değerli arkadaşlarım, elbette ki, belediyelerin ihtiyaç sahiplerine kömür, yiyecek vermesine karşı değiliz; ama, gerçek ihtiyaç sahiplerine… Eğer ki, belediyelerimizin gerçek ihtiyaç sahiplerinin dışında belli kaygılarla oralara dağıttığı ulufeleri ve diğer taraftan özel idarelerin lüzumsuz harcamalarını kısar isek, öyle zannediyorum ki, biz, her yerde halıcılığı başarırız diye düşünüyorum.

Sene 1965 idi, Mardin'in Ömerlisinde halı dokunur idi. Şimdi, Karaman'dan geldim. Karaman'daki genç kızlarımızı, bacılarımızı, annelerimizi de halı başında gördüm; maalesef, fondan bir para aktararak orada halı dokunuyor; ama, maalesef, paralarını alamamışlar. O nedenle, gereksiz şeyleri unutup, gerçekten bu projeyi sunan, bu araştırmayı sunan arkadaşların değerli belgeleri iyi değerlendirilmeli ve bunlara sahip çıkılmalı.

İnsanlara bir defa balık yedirip karnını doyurmaktan ise, ona balık tutmayı öğretmeliyiz. Balık tutmayı öğrenen insanımız da, canı balık istediği zaman gereğini yapar ve balığını tutar, karnını doyurur.

Bakın, size ustalarımızdan, sanatkârlarımızdan birisinin eserlerini tanıtıp, o binlerce ustanın, binlerce sanatkârın yerine koyarak bunu anlatacağım ve konuşmamı tamamlayacağım.

Değerli arkadaşlarım, Isparta'da bir öğretmen, -daha önce konuşmuştum- adı Ahmet Aksakal. Bu insan otuzbeş yıldır halıcılık yapar. "Ulusal değerlerimiz ve dünyayı aydınlatanlar" diye projesi vardır. Dünyayı aydınlatanlardan, şöyle baktığımız zaman, Einstain'ın resmi, ipek üzerine yün olarak dokunmuştur. Şurada, büyük, Ata duvar halıları. Diyor ki bu sanatkâr: "İlmik ilmik, düğüm düğüm seni dokudum, ipim yetmedi; bir güzel dünya bırakmışsın bizlere; sana olan borcum daha bitmedi." Acaba bizim onlara borcumuz biter mi? Tekrar, ulusal değerlerimiz duvar halısı. Burada İstiklal Marşı. Burada, Büyük Atatürk'ün resmi ve burada da, "Ey Türk Gençliği" yapılmış. Bunlar, ipek üzerine yün olarak dokunmaktadır ve örneği de Türkiye'de yok denilebilecek kadar azdır, hatta yoktur.

Değerli arkadaşlarım, yine burada, ulusal değerlerimiz duvar halısında, baktığımız zaman, İstiklâl Marşımız ve Atamız, Gençliğe Hitabemiz ve kenarlarında da İstiklâl Marşının notaları çıkarılmıştır. Böyle sanatçılarımız var, böyle üretenlerimiz var. Biz, bunların elinden tutmaz isek, öyle zannediyorum ki, ileriki günlerde bunları da bulamayacağız. Son olarak da şurada, Türk Bayrağımız, içinde İstiklâl Marşımız ve kenarlarında da İstiklâl Marşımızın notaları çıkarılmış.

Değerli arkadaşlar, bu arkadaşımız Burdur'un bir yöresinde 70-100 tane insan çalıştırıyor idi. Benim kendi köyümde de insanlar çalışırdı. Yalvaç'ın köylerinde, Gelendost'un köylerinde, Şarkikarağaç'ın köylerinde halıcı diye bir şey kalmadı. Şimdi kalan atölyelerin durumu da bu ve Burdur'da bu sanatçının, sanatkârın 70-100 işçisinden 7 işçisi kaldı; onlar da Denizli'de tekstil fabrikasında iş bulabilirlerse, oraya gidiyorlar.

Kısacası, çok önemli bir konuydu. Ben, bütün konuşmacı arkadaşlara, bize teknik olarak katkıda bulunan bütün arkadaşlarımıza, kurum ve kuruluşlardan gelen bütün insanlarımıza saygılarımı, sevgilerimi iletiyorum, kendilerine teşekkür ediyorum. Ayrıca, Hasan Milletvekilime, Hasan Arkadaşıma tekrar teşekkür ederken, diyorum ki: Gelin bu Aksakalları yalnız bırakmayalım, bunların halısını yapabilmesi için mutlaka merdiven altından halıyı kurtarıp ve gerçekten halıcılığı meslek haline getirelim ve hem ülkemiz kazansın hem biz kazanalım ve hem turizme bir elçilik yapıp, onu da kendi önlerine sunalım diyorum.

Beni dinlediğiniz için hepinize teşekkür ediyorum, saygılarımı sunuyorum. (Alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

25 konuşma daha · 1 Haziran 2006

25 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook