İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 110. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

Töre ve namus cinayetler ile kadınlara ve çocuklara yönelik şiddetin sebeplerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla kurulan (10/148,182, 187, 284, 285) nolu meclis araştırma komisyonu raporu hk.(s.s1140)

Semiha Öyüş

Aydın Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 110. Birleşim · 4. yasama yılı · 1 Haziran 2006 · 981 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Semiha Öyüş (AK Parti), 1 Haziran 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 110. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÖRE VE NAMUS CİNAYETLER İLE KADINLARA VE ÇOCUKLARA YÖNELİK ŞİDDETİN SEBEPLERİNİN ARAŞTIRILARAK ALINMASI GEREKEN ÖNLEMLERİN BELİRLENMESİ AMACIYLA KURULAN (10/148,182, 187, 284, 285) NOLU MECLİS ARAŞTIRMA KOMİSYONU RAPORU HK.(S.S1140)); konuşma 981 kelime.

Semiha Öyüş (AK Parti, Aydın). “Töre ve namus cinayetler ile kadınlara ve çocuklara yönelik şiddetin sebeplerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla kurulan (10/148,182, 187, 284, 285) nolu meclis araştırma komisyonu raporu hk.(s.s1140)”. TBMM Genel Kurulu, 110. Birleşim tutanağı, 1 Haziran 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/semiha-oyus-22-2006-06-01-tore-ve-namus-cinayetler-ile-kadinlara-ve-cocuklara-yonelik-siddetin-s (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

SEMİHA ÖYÜŞ (Aydın)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 1140 sıra sayılı Araştırma Komisyonu Raporu üzerine söz aldım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Her gün yeni dramlara neden olan ve acilen çözüm bekleyen çok önemli bir konu olan, töre ve namus cinayetlerini, aile içi şiddeti araştırmak ve çözüm önerilerini ortaya koyabilmek amacıyla AK Parti milletvekilleri olarak bir Meclis araştırması komisyonu oluşturulmasına dair önerge verdik ve Cumhuriyet Halk Partili milletvekillerinin de verdiği önergelerle birleştirilerek, bir komisyon oluşturuldu.

Yaklaşık, dört aylık bir çalışma sonunda, konuyla ilgili hemen hemen tüm kurum ve kuruluşlardan ilgili uzmanları dinledik: İstanbul, Diyarbakır, Şanlıurfa, Trabzon ve Batman'da yerinde incelemeler yaptık. Bu çalışmalar sonunda edindiğim kanaatlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Şiddet, dünyanın her yerinde yaşanmakta, yine dünyanın her yerinde kadınlar ve çocuklar insan hakları ihlallerini ve şiddeti daha yaygın ve yoğun şekilde yaşamaktadır. Bu bakımdan, kadınların şiddete uğraması, ülke, sınıf, milliyet gibi bir fark gözetilmeksizin, tüm insanlığın yaşadığı en önemli sorunlardan biridir.

Eski çağlardan günümüze, ataerkil ve hiyerarşik toplum düzeni taşınmaktadır. Bu yapılar ve değerler, toplumun diğer özel koşullarına, ekonomik, tarihsel ve kültürel özelliklerine göre farklı biçimlerde görünse de, şiddet kurbanı kadın ve çocuklar aynı acıları, aynı ruhsal ve bedensel travmaları yaşamaktadır. Kimi zaman sakatlanmakta, kimi zaman ise hayatını kaybetmektedir; bazen de, bu ölüm intihar şeklinde görülmektedir. Her mağdurun ardından gözyaşı dökmek ise, cinayetleri önlemeye yetmemektedir.

Türkiye'de, dört beş günde bir bu anlamda cinayet işlendiği düşünülecek olursa, konunun önemi daha iyi anlaşılır. Bütün dünyada "töre ve namus cinayeti" diye adlandırılan cinayetler işleniyor. Birleşmiş Milletler verilerine göre, her yıl 5 000 civarında töre cinayeti işlenmekte. Çok üzülerek ifade edeyim ki, Türkiye, dünya ölçeğinde bu bakımdan önde gelen ülkelerden biridir.

Töre veya namus cinayeti olarak adlandırılan cinayetler, toplumda kendilerine bu yönde rol giydirilmiş, üzerinde toplum baskısının ağırlığını hissettiğini ileri süren kimselerce, zamana ve mekâna göre değişen ahlakî normların dışına çıktığı varsayımıyla kadınlara ve kızlara yöneltilmiş ve hayatına kastetmiş şekilde olduğunu müşahede ediyoruz.

Yaşama hakkı, en önde gelen insan hakkıdır. Kadın ve erkek, her şeyden önce, bu anlamda eşittir. Toplumda, kız çocukları ile erkek çocuklarının hayata hazırlanması, eğitim ve sağlık hizmetlerinden yararlandırılması bakımından hâlâ eşit davranılmadığı bir gerçektir. Kadınların yetişme tarzı nedeniyle, kendi haklarını başkalarına karşı ileri sürme ve hak elde etme konusunda âciz kaldığı hususunu önemsiyorum.

Kadının sosyal hayatta yer alması, kendini ifade etmesi, özgüven sahibi olması önemlidir. Bu cinayetlerin önlenmesi, aile içi şiddetin önlenmesi için, sosyokültürel çalışmalara ihtiyaç olduğu açık şekilde ortadadır. Türkiye, Birleşmiş Milletlerin hazırladığı Kadınlara Karşı Her Türlü Ayırımcılığın Önlenmesi Sözleşmesine ve İhtiyarî Protokole imza koymuştur.

CEDAW'ın 19 nolu tavsiye kararına göre de, devlet, gerekli yasal düzenlemeleri almak ve üçüncü kişilerin kadınlara yönelik insan hakları ihlallerini önlemekle yükümlüdür.

Avrupa Birliği üyeliği yolunda birçok emek veren ülkemizin bu anlamda eleştirilmeye maruz kalmaması ve çağdaş devletler seviyesinde bir görünüme kavuşabilmesi için, bu konuda, âdeta, seferberlik hareketi yaşamalıyız.

Türkiye Cumhuriyetini kuran, bize muasır medeniyetler seviyesini hedef gösteren Yüce Atamız, diğer dünya devletlerinden çok önce kadına seçme ve seçilme hakkı vermişti. Fakat, geçen zaman içinde ülke yönetimine talip olmuş hiçbir parti, O'nun kadar, kadını Meclise taşıyamadı. Kadını değersiz ve işlevsiz gören anlayışın yıkılması gerekir. Topyekûn şekilde kadına değer veren anlayışın hâkim kılınması için kadın-erkek hepimizin, tüm toplumun bu gerçeği kabul etmesi gerekiyor.

22 nci Dönem Meclis çalışmaları içinde, Avrupa Birliği sürecinde mevzuatımızda yapılan kapsamlı değişiklikler ve imzalanan uluslararası sözleşmelerle cinsiyet ayırımını ortadan kaldırmada, kadın-erkek eşitliğini sağlamada önemli adımlar atılmıştır. Devlet politikası olarak, geçmişten günümüze kadına yönelik ayırımcı bir devlet politikası uygulanmamasına rağmen, toplumsal zihniyet dönüşümünün sağlanamaması nedeniyle, kadınlarımız, yasalarla sağlanan haklarını uygulamada yeterince kullanma şansına sahip olamamışlardır.

Bu anlamda, kız çocuklarının okullaşması çok büyük önem arz etmektedir. Hükümetimizin "Haydi Kızlar Okula" kampanyası ve "Eğitime Yüzde Yüz Destek" kampanyası daha yoğun şekilde desteklenmelidir. Kadınlar eğitim haklarını kullanmaları halinde sosyal, ekonomik, siyasal haklarını da kullanabilmelerinin yolunu açacak ve erkeklerle eşit bireyler olarak ülkemizin kalkınmasında önemli rol oynayabileceklerdir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; aile içi şiddetin önlenmesinde aile mahkemelerinin kurulması çok önemli bir aşamadır. Fakat, bundan yararlanmayı bilmek de bunun kadar önemlidir. Yine, Medenî Kanunda yapılan değişiklikle mal rejimi, evlilikte edinilmiş mallara ortaklık rejimi olarak düzenlenmiştir. Bu yöndeki hak ve yükümlülükleri de bilmek ve özümsemek de önemlidir.

Bir de, miras hukukunun yasal çerçevesinde kadınlar ve erkekler eşit miras hakkına sahiptir; fakat, toplumda, hâlâ, bu eşitliğin kabul edilmediğini ve kadınların miras hakkından mahrum edildiğini gözlemliyorum. Bu husus her bölgede, her eğitim düzeyinde ailede görülmektedir. Bu ve buna benzer konularda, kadınların hakları ve hak elde etmeleri konusunda bilinç oluşturulması önemlidir.

Cinsiyet ayırımcılığının önlenmesi, kadın-erkek eşitliğinin sağlanması için, medyanın da işlevi yadsınamaz. Yine gözlemlerime göre, dizilerdeki tiplemeler bazen çok benimsenmekte ve idol olarak kabul görülüp, taklit edilmeye çalışılmaktadır. Bu bakımdan, televizyon kanal yöneticilerinin ve yazılı basının, toplumun bu hassasiyetine önem verip, programlarında, şiddet içeriğine ve müstehcenliğin olumsuz etkilerinden arınmış anlayışla özenli olması gerekmektedir.

Ayrıca, sivil toplum örgütlerinin, bilinç oluşturmak bakımından etkileri de inkâr edilemez; Yeni Türk Ceza Kanunu ve İş Kanununda, kadınlar lehine hükümlerin oluşturulmasında önemli katkıları olmuştur.

Bugün elimizde olan rapor, konuya ışık tutmak bakımından önemli değerlendirmeler sunmaktadır. Bu raporla vardığım sonuç: Temel eğitimde cinsiyet ayırımı yapılması; erken yaşta iş ve meslek sahibi olmadan evliliklerin yapılması; böylelikle, hayat hakkında yeterince mücadele gücüne kavuşmadan yapılan evliliklerde karşılaşılan hayat zorlukları karşısında, şiddete başvurarak yanlış çözüm arayışına yönelmek; bakabileceğinden çok çocuk sahibi olmak ve dünyaya getirdiği çocuğuna gerekli özeni gösterememek; sevgisizlik ve bunun gibi nedenlerle şiddetin yaygınlığı, yaygın şekilde yaşanmakta olmasıdır.

Bu bakımdan, aile eğitimine önem verilmesi, özgüven yükseltilmesine yönelik çalışmalar yapılması, sosyal faaliyetlere katılımın sağlanması, meslek edindirme kurslarının çoğaltılması gibi, yetişkin eğitimine ağırlık verilmesi, bilinç dönüşümünün sağlanması için gereklidir diye düşünüyorum. Ayrıca, din görevlilerinin, şiddet karşıtı bilgilendirme çalışmalarını yoğunlaştırması ya da madde bağımlısı kimselerin tedavi merkezlerinin oluşturulması gereklidir diye düşünüyorum. Ayrıca, MERNİS Projesinin bir an önce tamamlanıp, kesin nüfus belirlenmesi, nüfusa kayıtlı olmayan kimse kalmaması, eğitimde ve sağlıkta kurumların dengeli şekilde oluşturulup faaliyet göstermesi bakımından önemlidir diye düşünüyorum. Böylelikle, cinsiyet ayırımı yapılmadan tüm çocukların eğitim almaları, sağlık hizmetlerinden yararlanarak, beden ve ruh sağlığına sahip bir toplumun oluşturulması mümkün olur kanaatindeyim.

Bu düşüncelerle, komisyon raporunun olumlu gelişmelere vesile olmasını diliyor ve Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

25 konuşma daha · 1 Haziran 2006

25 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook