Spor kulüplerinin sorunları ile sporda şiddet sorununun araştırılarak alınması gereken önlemler hakkında (s.s.733)
Yalova Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 88. Birleşim · 5. yasama yılı · 7 Nisan 2011 · 896 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma
Kaynak göster
Muharrem İnce (CHP), 7 Nisan 2011 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 88. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: SPOR KULÜPLERİNİN SORUNLARI İLE SPORDA ŞİDDET SORUNUNUN ARAŞTIRILARAK ALINMASI GEREKEN ÖNLEMLER HAKKINDA (S.S.733)); konuşma 896 kelime.
Muharrem İnce (CHP, Yalova). “Spor kulüplerinin sorunları ile sporda şiddet sorununun araştırılarak alınması gereken önlemler hakkında (s.s.733)”. TBMM Genel Kurulu, 88. Birleşim tutanağı, 7 Nisan 2011. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/muharrem-ince-23-2011-04-07-spor-kuluplerinin-sorunlari-ile-sporda-siddet-sorununun-arastirilarak (erişim: 28 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
MUHARREM İNCE (Yalova)Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Her dönemin bir anısı vardır, akılda kalanı vardır. Polatlı’dan düşman topçusunun sesi duyulurken Büyük Millet Meclisi toplanıyor. Meclis Başkanı Adnan Adıvar, konu şu: Meclisi Kayseri’ye taşıyalım. Oradaki lise boşaltılıyor, ranzalar yerleştiriliyor, karavanalar getiriliyor, milletvekillerine odalar ayarlanıyor, Meclis oraya taşınacak. O güne kadar hiç konuşmamış olan Tunceli Mebusu Diyap Ağa parmak kaldırıyor. Merak ediyor insanlar, diyorlar ki: “Diyap Ağa ne diyecek, hiç kürsüye gelmemiş birisi?” Dediği sözler şunlar: “Reis Bey, ne taşınması? Biz buraya ölmeye gelmedik mi?” diyor. Alkışlarla önerge reddediliyor. Belki de o Meclisin akılda kalanı budur. İnsan her zaman kahraman olamayabilir ama her zaman insan olmak mümkün.
Bana “22’nci Dönem Parlamentosunun akılda kalanı nedir?” diye sorarsanız. 1 Mart Tezkeresi’ydi. AKP ve CHP milletvekilleri… Bu kimseye mal edilemez. “Hayır.” diyenler vardı “Evet.” diyenler vardı. Bence 22’nci Dönem Parlamentosunun dik duruşuydu bu, onuruydu bu. Akılda kalan buydu bence. Bir gün eski milletvekili olduğumuzda torunlarımıza, çocuklarımıza “Ben de o gün o Meclisin üyesiydim. O kapalı oturumda ben de vardım.” diye belki de çocuklarımıza bunları anlatacağız.
“Bu dönemin akılda kalanı nedir?” diye bana sorarsanız bence şudur: Türk Ticaret Kanunu, Borçlar Kanunu gibi binlerce maddelik bu kanunları bir uzlaşmayla geçirdik buradan. Yıllar sürerdi bu kanunları buradan geçirmek, mümkün değildi bu uzlaşma sağlanmasaydı. Hesabını yapmak mümkün, bir maddenin ne kadar sürede geçtiği. Mümkün değildi. Yani biz bu dönem 22 Temmuz’dan itibaren bugüne kadar sadece bunları geçirmeye çalışsaydık geçiremezdik. Bu uzlaşmayla olmuştur. Hatta biz muhalefet olarak bu konuda çok ciddi eleştiriler almışızdır. “Kabul Edenler… Etmeyenler… Kabul edenler… Etmeyenler…“, “Siz muhalefet olarak orada ne iş yapıyorsunuz, niye itiraz etmiyorsunuz?” diye çok haksız eleştiriler de aldık. Umarım bundan sonraki dönemde gelecek arkadaşlarımızın da bu tür anıları olur.
Şimdi, siyasetin doğasından gelen gerginliklerle zaman zaman burada tansiyon yükseldi; amacımızı aşan sözler de söyledik, birbirimizi kırdık, incittik de belki. Umarım, kimseye kötü söz, kişiliğine hakaret edici, onu aşağılayıcı, onu yaralayıcı, kimliğine, kişiliğine böyle sözlerimiz olmamıştır diye düşünüyorum.
Bir yatılı okul öğrencisinin son gün romantizmi içerisinde ayrılışın bir derin hüznü var hepimizde. Kimi arkadaşlarımız “Listeye yeniden girecek miyim, giremeyecek miyim; girersem, seçilecek yerden mi gireceğim, daha alt sıralardan mı gireceğim?” diye… Bu telaş, normal bir telaş. Bu, hep olması gereken bir telaş ama ben iki kere üst üste gelmiş bir arkadaşınız olarak söyleyeyim, bir kere yüzde 60’ı yenilenecek bu Meclisin. Herkes saysın, 10 kişi yan yana sayıp 6 tanesinin olmayacağını düşünsün. Tabii, herkes kendini diğer 4’ün içinde düşünecektir.
Umarım, bugün gösterdiğimiz hoşgörü, bugün hiç sesimizi yükseltmeden, hepimiz birbirimizi alkışlayarak yaptığımız bu son gün romantizmini, 24’üncü Dönem Parlamentosunun ilk gününden böyle başlatırız diye düşünüyorum. İnşallah, böyle devam edecektir.
Ama şunu unutmayalım ki ortada bir çelişki vardır: Bu Meclise “gazi Meclis” derler, bu Meclise “yüce Meclis” derler, “Türkiye Büyük Millet Meclisi” derler ama zaman zaman da bu Meclise haksızlık etmekten hiç sakınmazlar. Nedir bu haksızlık? Bu Meclis, bu ülkede en fazla haksızlığa uğrayan kurumdur. Gazeteler şöyle yazar, şöyle derler: “İki yıl milletvekilliği yaptı, kıyak emekli maaşını almaya devam edecek.” Bu, Türkiye’deki en büyük palavradır ve ne yazık ki bu palavrayı basın yaza yaza öyle bir işlediler ki bunu, koca koca üniversite mezunu insanlar bana bunu soruyor, “Yok böyle bir şey.” diyorum ama inanmıyorlar.
Bakınız, onlarca genç arkadaşımız bir daha seçilemeyecek, emekli olamayacaklar yaşını doldurmadıkları için, hizmet süresini doldurmadıkları için ve bu arkadaşlarımız milletvekilliği yaptığı için iş de bulamayacaklar. Doktorsa doktorluğu unutmuş olacak, öğretmense öğretmenliğini unutmuş olacak, mühendisse mühendisliğini unutmuş olacak; milletvekilliği yapmış birisini kimse işinde çalıştırmak istemeyecek. Geçim sıkıntısı çeken bu türden onlarca arkadaşımız var ama gazeteler bunları “Kıyak emekli maaşı almaya devam ediyor.” diye yazacak.
Yine, bu Meclisin lokantaları yazılmaya devam edilecek. Hatta şöyle yapacaklar: Mutfaktan tüketilen et miktarını alıp onu 550’ye bölüp yırtıcı hayvanlarla bizim yediğimiz ek miktarı arasında bağlantı kuracaklar ama günde 8 bin kişinin bu Meclisi ziyaret ettiğini ise bir başka haber içerisinde geçirecekler, aynı haber içinde bunu söylemeyecekler.
Yine, kümes gibi odalarda görev yapmamıza rağmen, bu ülkede 150 bin makam otomobiliyle seyahat etmelerine rağmen, bu ülkede küçücük daire başkanlarının bile klimalı odalarıyla, anlı şanlı odacıları, çaycılarına rağmen bizim bir yerinden bulup vurmaya çalışacaklar.
MEHMET ŞANDIR (Mersin)Ceylan derisi...
MUHARREM İNCE (Devamla)Ceylan derisinden diyecekler, bir şey bulacaklar buna. Biz bunlara hazırlıklıyız. Ama kabahat bizim. Bu kürsülere çıkıp bunları savunmuyoruz, meydan okumuyoruz bunları yazanlara. Buraya çıkıp meydan okumalıyız. Yani diyecekler ki bize, partiye gideceğiz para isteyecekler, spor kulübüne para isteyecekler, garibana para isteyecekler, değirmenin suyunun nereden geldiğini hiç sormayacaklar, bunu nereden bulacağız diye sormayacaklar. Bizi, zaman zaman hırsız, iş takipçisi gözüyle de görecekler.
İçimizde yanlış yapan arkadaşlarımız olacak tabii ki her kurumda olduğu gibi. Yani bir deniz düşünün, o denizin içerisindeki, deniz suyunun içerisindeki bakteri miktarı neyse bir kova su aldığınızda yüzde olarak, oran olarak o kovanın içindeki deniz suyunda da aynı miktarda bakteri vardır. Sütte ne varsa kaymakta da o olacak. Bizim içimizde de yanlış yapan arkadaşlarımız olacak. Bu doğal. Ama bundan kurtulmanın bir yolu var sayın milletvekilleri. Bundan kurtulmanın yolu, yargının önünden kaçmamak. Dokunulmazlıklarından sıyrılmış bir meclis bu tür şaibelerle baş başa kalmayacaktır. Bunun olduğu bir meclis düşlüyorum.
Dokuz yıldır bu Mecliste çok sert konuşmalar yapanlardan birisiyim ben. Zaman zaman bazı arkadaşlarımızı incitmişimdir. Şimdi benim ruhumda var muhalefet yapmak. Onu espriyle yapayım bu sefer, kimseyi incitmeden yapayım.
Şimdi, değerli arkadaşlar, siz iktidar milletvekillerisiniz, hep bu kapıya alıştınız dokuz yıldır. Önümüzdeki dönem -çıkarken bu kapıdan çıkın da alışın- 12 Hazirandan sonra gelirken bu kapıyı kullanacaksınız yani bir alışkanlık yapsın diyorum.
Hepinize seçimlerde, özel yaşamınızda başarılar diliyorum.
Yüce Meclise saygılar sunuyorum. (Alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
42 konuşma daha · 7 Nisan 2011