Başbakanlık teşkilatı hakkında kanun hükmünde kararnamenin değiştirilerek kabulü hk (s.s 1180)
İstanbul Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 105. Birleşim · 4. yasama yılı · 23 Mayıs 2006 · 878 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma
Kaynak göster
Muharrem Karslı (AK Parti), 23 Mayıs 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 105. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: BAŞBAKANLIK TEŞKİLATI HAKKINDA KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMENİN DEĞİŞTİRİLEREK KABULÜ HK (S.S 1180)); konuşma 878 kelime.
Muharrem Karslı (AK Parti, İstanbul). “Başbakanlık teşkilatı hakkında kanun hükmünde kararnamenin değiştirilerek kabulü hk (s.s 1180)”. TBMM Genel Kurulu, 105. Birleşim tutanağı, 23 Mayıs 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/muharrem-karsli-22-2006-05-23-basbakanlik-teskilati-hakkinda-kanun-hukmunde-kararnamenin-degistirile (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
MUHARREM KARSLI (İstanbul)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Başbakanlık Teşkilatı Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkındaki Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair 1180 sayılı Kanun Tasarısı üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum; hepinizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.
Benden önceki konuşmacılar kanunun mahiyeti hakkında gereği kadar teknik bilgiler verdiler. Ben şu husus üzerinde durmak istiyorum: Sanayileşen ülkelerde suç oranı ve suç eğilimleri hızla artmaktadır. Bu, İngiltere'deki sanayi devrimi esnasında da böyle olmuştur, Amerika'da da böyle olmuştur, memleketimizde de, maalesef, böyle oluyor; çünkü, sanayileşme aile bağlarını zayıflatıyor, inançları zayıflatıyor, insanları yerinden yurdundan ediyor, göçlere sebep oluyor; bunlar da, aynı zamanda, işsizlik meydana getiriyor.
Türkiye'de, bütün Avrupa ülkelerinde olduğu gibi, belli bir işsizlik oranı var, yüzde 10 ile 12 arasında dalgalanan bir oranda devam ediyor. Bu, Almanya'da da aynıdır -Almanya'da da işsizlik oranı yüzde 12'dir- İngiltere'de de aynıdır; ama, oralardaki sebeplerle bizdeki sebepler farklıdır. Almanya'da büyüme hızı sıfır, ekonomi büyümüyor, büyümeyen ekonomide yeni istihdam alanları açılamadığı için işsizlik önlenemiyor; ama, Türkiye'de ekonomi hızla büyüdüğü halde, yine, o oranda bir işsizlik var; işsizliği hızla aşağıya doğru çekmek pek de mümkün olamıyor.
Türkiye'deki işsizliğin sebepleri arasında kronik ve yapısal sebepler var, bir de konjonktürel sebepler var. Kronik ve yapısal sebepler başlıca göçler. Türkiye'nin doğusundan batısına göçler devam ediyor, hızla devam ediyor. Türkiye'de nüfus hızla artıyor. Türkiye'de nüfus artış hızı yüzde 1,8 yıllık olarak. Çin'de bile bizim yarımız kadar; yani, 0,8-0,9 civarında bir artış var. Ülkemizde hâlâ hızlı nüfus artışı var. Bu hızlı nüfus artışı aynı zamanda göçlere sebep oluyor, doğudan batıya göçler oluyor, köyden şehre göçler oluyor. Köyünde birkaç dönüm tarlasında kıt kanaat karnını doyuran vatandaşımız, büyükşehirlerden birinin varoşlarına gelip yerleştiği zaman hemen işsiz sınıfına yazılıyor.
Konjonktürel sebepler de şunlar: Bir defa, Türkiye, 2001 yılında çok büyük, şiddetli bir kriz geçirdi. Bu kriz sonucunda pek çok fabrika kapandı. Pek çok fabrika kapandı, kapanmayan pek çok fabrika da makinelerini söküp Bulgaristan'a, şuraya buraya götürüp orada faaliyete başladılar. Dolayısıyla, bunların çalışanları da işsiz kaldı. Şimdi şu anda sağlamaya çalıştığımız büyüme hızıyla öncelikle bu 2001 krizinin yarattığı işsizliği telafi etmek zorundayız. Aynı zamanda artan nüfusa istihdam bulmak zorundayız. Doğudan batıya göç eden insanlara iş bulmak zorundayız. Köyden şehre göç eden insanlara iş bulmak zorundayız. Bir taraftan da enflasyonla mücadele etmek zorundayız. Bugüne kadar, otuz yaşında olan enflasyonumuzla çeşitli hükümetler mücadele etmek iddiasında bulundular. Enflasyonu belli bir seviyeye kadar bazıları indirdiler; mesela, rahmetli Turgut Özal 24 Ocak kararlarından sonra enflasyonu yüzde 42'lere çekti; fakat, orada kaldı. Hiçbir hükümet enflasyonu yüzde 7-8'lere kadar düşürmek imkânını bulamadı. Neden bulamadı; bunun sebebi şu: Enflasyonla mücadele edilen bir memlekette enflasyonla mücadele öncelikle bütçe açıklarını kapatmakla yapılır, devlet yatırımlarında israfı önlemekle yapılır, gereksiz yatırımları durdurmakla yapılır, bütçe açıklarını ve harcamaları kısmakla yapılır. Bütün bunlar da ülkedeki para sirkülasyonunu azalttığı için bir durgunluğa sebep olur; durgunluk da işsizliğe sebep olur.
İşte, memleketimizde yaşanan konjonktürel işsizlik sebepleri içinde en önemlisi de enflasyonla mücadeledir.
Bildiğiniz gibi işsizlik, işsiz kitleleri meydana getiriyor ve bu işsiz kitleler de suça daha fazla eğilimli oluyor; ama, bir taraftan da memleketimizde yatırımlar hızla çoğalıyor, devlet yatırımları 2002 yılında 6 katrilyon liradan bugün 27 katrilyon liraya çıkarılmıştır son bütçemizde. Ayrıca, özel sektör yatırımları 65 katrilyonla bağlanmıştır 2005 yılında ve gelen yabancı sermaye de, şimdiye kadar gelen toplam yabancı sermayenin 2 katına ulaşmış bulunuyor. Dolayısıyla, işsizlik konusunda geleceğe ümitle bakmak imkânımız var; ama, suç suçtur, terör terördür. Bunlarla da ayrıca mücadele etmek gerekiyor.
Bir ülkede gerilim politikası hiçbir zaman iktidarların işine yaramaz. Gerilim daima muhalefetin işine yarar ve muhalefetin teşvik ettiği bir şeydir. Bir iktidarın gerilim yaratması, kendi bindiği dalı kesmesi demektir; çünkü, gerilim yaratıldığı zaman memlekete, kavga, gürültü, kaos, bunalım içinde yaşayan bir ülkede kararsız seçmenler bakar ki "yahu, şu memlekette hiçbir iş doğru yürümüyor, işler yolunda değil, her şey karmakarışık; demek ki, bu memleket iyi yönetilmiyor, kötü yönetiliyor" diye kararsız seçmenlerin etkilenmesi mümkündür ve muhalefetlerin gerilim politikası da kararsız seçmenlerin oylarını almaya yöneliktir ve Türkiye'de de, maalesef, bu yapılıyor. Yoksa, bir Danıştay olayının arkasında Hükümetin bulunması katiyen mantıkî bir şey değil.
Eğer, geçen bütçe müzakerelerinde muhalefet liderlerini dinlediyseniz, hatırınızda kaldıysa, o zaman daha, ülkede gerilim, gelecek seçimlere kadar şiddetli bir gerilim ve bunalım politikasının uygulanacağını sizler de fark etmişsinizdir. Ben, fark ettiğim için, milletvekili olarak, seçim bölgemdeki ilçe toplantılarında hep bunları anlattım, yılbaşından beri bunları anlatıyorum ve kendilerini, teşkilatımızı, bu gerilim politikalarına kapılmamaları ve sükûnetlerini muhafaza etmeleri için uyarıyorum; ama, her geçen gün, biraz daha haklı çıktığımı, maalesef, görüyorum.
Bir Danıştay olayı, daha beş dakika geçmeden, Hükümetin üstüne yıkılmak istendi ve şimdi, bakıyoruz, soruşturma ilerledikçe, Danıştay olayının arkasından ne çapanoğulları çıkıyor, ne Susurluk'u kaldı ne sauna mafyaları kaldı. Onun için, böyle durumlarda, hemen olayın üzerine balıklama atlamak yerine, biraz bekleyip olayın mahiyetini anlamak, yapılacak en doğru bir harekettir.
Bu kanunla, biraz evvelki konuşmacılar yeteri kadar anlattılar sanıyorum, terörle mücadele, suçla mücadele, iç ve dış güvenlik meseleleri, bir genel müdürlüğün, Başbakanlığa bağlı bir genel müdürlüğün görev alanına terk edilmiyor. Bu genel müdürlüğün görevi, sadece koordinasyondur. Yoksa, terörle mücadeleyi, suçla mücadeleyi, yine ilgili kurumlar yapmaya devam edecektir. Sadece, bu koordinasyon görevini, şimdiye kadar Güvenlik İşleri Başkanlığı adı altında bol kadroyla yürüten teşkilatın yerini, Güvenlik İşleri Genel Müdürlüğü adı altında, reforme edilmiş, daha etkin hale getirilmiş, daha iyi çalışır hale getirilmiş, daha nitelikli elemanlarla teçhiz edilmiş yeni bir teşkilat almaktadır; bütün olay budur.
Bu teşkilatın, ülkemizdeki suç ve terörle mücadelede verimli ve başarılı olmasını diliyor, hepinize sevgi ve saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
31 konuşma daha · 23 Mayıs 2006