İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 101. BİRLEŞİM · SALI

Ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazı hakkında kanunda değişikilik yapılması (s.s.902)

Muharrem Kılıç

Malatya Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 101. Birleşim · 3. yasama yılı · 24 Mayıs 2005 · 1.505 kelime · yaklaşık 8 dakikalık okuma

Kaynak göster

Muharrem Kılıç (CHP), 24 Mayıs 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 101. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: CEZA VE GÜVENLİK TEDBİRLERİNİN İNFAZI HAKKINDA KANUNDA DEĞİŞİKİLİK YAPILMASI (S.S.902)); konuşma 1.505 kelime.

Muharrem Kılıç (CHP, Malatya). “Ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazı hakkında kanunda değişikilik yapılması (s.s.902)”. TBMM Genel Kurulu, 101. Birleşim tutanağı, 24 Mayıs 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/muharrem-kilic-22-2005-05-24-ceza-ve-guvenlik-tedbirlerinin-infazi-hakkinda-kanunda-degisikilik-yap (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA MUHARREM KILIÇ (Malatya)Sayın Başkanım, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifiyle ilgili olarak, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına görüşlerimizi açıklayacağım; Yüce Heyeti saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, görüştüğümüz, bir kanun teklifi. Kilis Milletvekilimiz Sayın Hasan Kara'nın ve Tokat Milletvekilimiz Sayın Zeyid Aslan'ın hazırlayıp sundukları bir yasa teklifi; ancak, yasa teklifinin gerekçesini okuduğumuzda, bunun bir teklif değil de tasarı olarak yazıldığını görüyoruz. Okuyayım: "Kanunun uygulanmasına başlandığında ortaya çıkabilecek muhtemel aksaklık ve eksiklikler tespit edilmiş ve bunları gidermek amacıyla bir kısım maddelerde değişiklik yapılması zorunlu hale gelmiştir. Bu nedenle tasarı hazırlanmıştır." Tasarı olması nereden geliyor; bu, şuradan geliyor: Bu teklif, gerçek anlamda, milletvekili arkadaşlarımız tarafından görülen muhtemel aksaklıklarla ilgili olarak getirilmedi karşımıza; Sayın Adalet Bakanlığının mutfağında hazırlandı, incelendi. Hükümetin burada ne düşündüğünü bilmemiz mümkün değil; ancak, bunun bir bakanlık hazırlığı olduğu apaçık ortada; ancak, karşımıza teklif olarak geliyor.

Biz şunu istiyoruz: Bu, teklif de olabilir, tasarı da olabilir; ancak, bir bütünlük arz etmeli. Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Kanunun çıkış tarihi, yani, Mecliste kabul ediliş tarihi 13.12.2004, yayım tarihi de 29.12.2004. Yani, bu kanunun çıkarılmasından itibaren, henüz, altı aylık bir zaman bile geçmedi; ancak, yeteri kadar hazırlık aşamasından sonra karşımıza gelmediği için, biz bunu Ceza İnfaz Kanunu hazırlık aşamasındayken, burada onikinci ayda görüşülürken de dile getirmiştik ve demiştik ki, bu kanunu aceleye getiriyorsunuz; bu kanunda acele etmeyelim...

(x) 902 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

Komisyonlardan bir aceleyle geçti, altkomisyondan bir gün gibi bir sürede geçti, yine Meclis gündeminden de, yeteri kadar incelenmeden, tartışılmadan geçmiş oldu.

Değerli arkadaşlar, bu kanunlar önemli kanunlar. Türk Ceza Kanunu, Ceza Muhakemeleri Kanunu, Ceza İnfaz Kanunu; bunlar önemli kanunlar; çünkü, insanların hürriyetiyle ilgili kanunlar, insanların özgürlükleriyle ilgili kanunlar. Bu nedenle, bu konularda çok dikkat edilmesi gerekir.

Ne yapıyoruz; Meclis, sürekli çift tarife çalışıyor. Önce, bir aceleyle yasaları çıkarıyoruz; yeteri kadar olgunlaşmadan, yeteri kadar irdelenmeden, yeteri kadar incelenmeden yasaları bir aceleyle çıkarıyoruz, arkasından, bir bakıyoruz ki, sürekli teklifler geliyor, sürekli değişiklik önerileri geliyor.

Bu, hızlı çalışmak değil. Hızlı çalışalım derken arkadaşlarımızın mesaisini, Meclisin mesaisini fuzulen işgal etmiş oluyoruz. Yine, dediğim gibi, henüz daha altı ayını doldurmamış bir kanun üzerinde 8 maddelik bir değişiklik teklifi. Yine, bu hafta içinde gelecek, Ceza Kanununda 35 maddelik değişiklik teklifi, Ceza Muhakemeleri Kanununda 34 maddelik bir değişiklik teklifi... Yani, henüz üzerinde daha mürekkebi kurumadan çıkardığımız kanunları silbaştan yeniden ele alıyoruz. Bu, demin de belirttiğim gibi, yasaların yeteri kadar olgunlaşmadığını gösteriyor.

Değerli arkadaşlar, ceza ve adalet sistemi içinde sanıklar yargılanıyor, hüküm veriliyor, hüküm kesinleşiyor, sıra bu hükmün infazına geliyor. Bu görüştüğümüz kanun, hükmün infazıyla ilgili bir kanun. İnfaz hukuku, uluslararası sözleşmelerden, Avrupa Konseyinin yayımladığı hapis cezası kurallarında dikkate alınması gereken hükümlerden ve iç hukuk düzenlemelerimizden kaynaklanıyor.

Ülkemizdeki infaz sistemi, çok uzun süreler koğuş sistemiyle yürütüldü. Hükümlüler cezalarını koğuşlarda çekiyorlardı 30 kişilik, 40 kişilik, 50 kişilik koğuşlarda. Ancak, bu sistem büyük sorunlar yarattı; cezaevindeki hükümlülerin kontrolü zorlaştı, onların eğitimi, iş imkânları bu şartlarda sağlanamadı, ıslahı da bu şartlarda mümkün değildi. Bu nedenle, bu sistemden vazgeçildi. Ancak, koğuş sistemi devam ederken, bir sistem daha vardı. Bu sistem, sadece Terörle Mücadele Kanununun 16 ncı maddesinde ve Çıkar Amaçlı Suç Örgütleri Kanununda düzenlenen bir sistemdi. Bu, kamuoyunda "F" tipi" denilen bir düzenleme.

F tipi cezaevlerinde, hükümlüler, cezalarını tek kişilik veya üç kişilik odalarda çekiyorlardı. Ancak, bu, dediğim gibi, terörü önleme amaçlı bir düzenlemeydi. Yine, çıkar amaçlı suç örgütlerinde, bu mafya türü örgütlenmelerde, bu örgüt mensuplarını kontrol etmek için getirilmiş bir düzenlemeydi. Ancak, biz, yaptığımız düzenlemelerde işin ortasını bulamıyoruz. Bu getirdiğimiz Ceza İnfaz Kanunuyla F tipi uygulamalarını Türkiye genelinde genel bir uygulama haline getiriyoruz.

Ceza İnfaz Kanununun 9 uncu maddesi yüksek güvenlikli kapalı ceza infaz kurumlarını düzenliyor. Burada, büyük, ölçüde ağır cezalık örgüt suçları söz konusu. Ancak, bu 9 uncu maddenin üçüncü fıkrasında, normal cezaevlerinde gününü doldururken, "eylem ve tutumları nedeniyle tehlikeli halde bulunan ve özel gözetim ve denetim altında bulundurulmaları gerekli olduğu saptananlar ile bu kurumlarda düzen ve disiplini bozanlar, iyileştirme tedbir, araç ve usullerine ısrarla karşı koyanlar da bu kurumlara -yüksek güvenlikli kapalı ceza infaz kurumlarına- gönderilirler..." Yani, burası, sadece terör suçlularına ait bir yer olmaktan çıkıyor. Normal cezaevi şartlarında bir insan yaşarken "sen düzeni ve disiplini bozdun", "yüksek sesle türkü söyledin" veya "eğitim çalışmalarını aksattın" gibi basit nedenlerle de olsa, bu insanları bu ceza infaz kurumlarına göndermek olası. Buralar nasıl cezaevleri? Yine 9 uncu maddede tanımı yapılıyor "bir veya üç kişilik odalarda barındırıldıkları tesislerdir. Bu kurumlarda bireysel veya grup halinde iyileştirme yöntemleri uygulanır" diyor.

Yine, bu sistemin nasıl uygulandığını 34 üncü maddede görmekteyiz. 34 üncü maddede "Kapalı ceza infaz kurumlarında oda ve koridor kapıları kapalı tutulur. Kapılar aşağıdaki hallerde açılır" denilerek birtakım kıstasların dışında, 1 kişilik, 3 kişilik odaların kapısının kapalı tutulacağı, bu insanların cezalarını buralarda çekeceği belirtiliyor.

Şimdi, arkadaşlarımızın getirmiş olduğu bu teklifin 1 inci maddesi, işte bu Ceza İnfaz Kanununun 9 uncu maddesinin beşinci fıkrasını düzenliyor. Beşinci fıkrada, hangi suçtan hükümlü olursa olsun yüksek güvenlikli kapalı ceza infaz kurumlarında cezasının üçte 1'ini bu kurumlarda geçiren hükümlüler pişmanlık duyduklarında, bu sürelerini iyi halle geçirdikleri takdirde, diğer ceza infaz kurumlarına geçebiliyorlardı; ancak, bu getirilen düzenlemeyle bu üçte 1'lik... Yani, düşünebiliyor musunuz; diyelim ki 30 yıl mahkûmiyet aldı, önceki düzenleme, bunun 10 yılını tek kişilik veya 3 kişilik odada geçirecek diyor; ancak, bu da yeterli görülmüyor bu teklifte, müebbetle ilgili cezalarda bu oran üçte 2'si olsun; yani, 30 yıllık bir cezanın 20 yılı yüksek güvenlikli cezaevlerinde geçirilsin deniyor.

Değerli arkadaşlar, bu karşımızdaki hükümlüler hükümlü de olsa, bunlar insan. Kimse "benim başıma gelmez" demesin. Türkiye'de cezaevine girmek -Allah kimseye vermesin; fakat- herkesin başına gelebilecek bir olay. O nedenle, bu cezaları koyarken, bu cezaları buraya getirirken, bu uygulamayı buraya getirirken, biraz insaflı davranmamız gerekiyor, biraz vicdanı elden bırakmamamız gerekiyor. Bu ülkenin, yıllarca, en tanınmış edebiyatçıları, şairleri, ozanları, tanınmış politikacıları o cezaevlerinden geldi geçti.

Faruk Hocanın bir sözü var:"Hükümlünün üzerindeki cilayı kazırsanız, altından insan çıkar" der. Yani, onlar da toplumun bireyleridir; suçlarını çektikten sonra, cezaları infaz edildikten sonra, onlar da, yine, aramıza katılacaktır, onlar da bizlerden birileri olacaktır, komşumuz olacak veyahut da bir şekilde, onlarla ilişki içine gireceğiz. Bu nedenle, onların ruh sağlıkları, onların beden sağlıkları bizim için önemli olmalı.

Yine, bu düzenlemelerden bir tanesi, avukatlarla ilgili özel düzenlemeler; yani, terör örgütü mensuplarının avukatlarıyla ilgili özel düzenlemeler getiriyoruz.

Değerli arkadaşlar, terör örgütü mensuplarının avukatlarından bir kısmı avukatlık sınırlarını aşabilir, aşmıştır da; ancak, bunlarla ilgili birkaç tane, avukatlık mesleğinden birkaç kişi görevini kötüye kullandı diye tüm avukatları töhmet altında bırakacak bir düzenlemeyi buraya getirmemiz yerinde olmayacaktır; çünkü, biz, burada özel bir düzenleme yapmıyoruz, Türkiye genelinde uygulanacak bir düzenleme getiriyoruz. Eğer, bir avukat suç işlemişse, bir avukat görevini kötüye kullanmışsa, bir avukat terör örgütüne yardım yapıyorsa, bununla ilgili soruşturma yapılır, bununla ilgili gerekli izinler alınır Adalet Bakanlığından, hakkında dava açılır; gerçekten hakkında yeteri kadar kanıt elde edilmişse, çok rahatlıkla bunlarla ilgili ceza verilir. Zaten, ben, yirmi yıllık avukatlık hayatımda, avukatlarla ilgili soruşturma istemlerinden bir tanesinin Adalet Bakanlığından izin verilmeden döndüğüne şahit olmadım. Tüm avukatlarla ilgili, hangisi olursa olsun, en basit suçlardan da olsa, bir dilekçe verilse, Adalet Bakanlığı bunlarla ilgili hemen izin verir, gönderir.

Değerli arkadaşlar, avukatlar, Avukatlık Kanununa göre kamu hizmeti yaparlar; avukatların diğer serbest meslek erbaplarından farkları vardır; avukatlar, yargının ayrılmaz bir parçasıdır, savunmanın bekasıdır; avukatlar olmadan toplum hayatının ne hale gelebileceğini düşünemezsiniz bile. Yargı üç ayaklıdır; üç ayağından bir tanesini yok sayarsanız, üç ayaktan bir tanesini üvey evlat gibi görürseniz, o ülkede yargı sistemini oturtamazsınız. Bu nedenle, teröre bulaşmış birkaç avukat olabilir, teröre bulaşmış birkaç savcı da olabilir, birkaç hâkim de olabilir, eczacı da olabilir, doktor da olabilir; yani, o meslek erbabından birkaç kişi yanlış yaptı diye o meslek erbabının çalışma şartlarını zorlaştırmak bize yarar getirmez.

Kaldı ki, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6 ncı maddesinde, adil yargılanma hakkından bahsedilir ve orada, insanların kendi seçeceği savunmanları vasıtasıyla savunmalarının yapılacağı öngörülür. Eğer, biz, bu düzenlemeyi bu şekilde getirirsek, yarın, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde, ülkemizi çok zor durumlara sokarız, ülkemiz çok büyük tazminatlarla karşı karşıya gelir. Yani, biz, artık, kapalı bir toplum değiliz, uygar toplumlarla iç içeyiz. Bu nedenle, biz, kendi şartlarımız böyle, bizim ülkemizin şartları bunu gerektiriyor, buna göre düzenleme yaparız diyemeyiz; çünkü, demokrasinin, hukukun kuralları vardır. Biz, bize göre demokrasi, bize göre hukuk diyemeyiz; uygar ülkelerde hukuk nasıl işliyorsa, uygar ülkelerde demokrasi nasıl işliyorsa, bizde de aynı sistemin işlemesi gerekir.

Yine, bu teklifin çok önemli bir maddesi de, hükümlünün cezaevinden çıkarılmasına ilişkin düzenleme. Hükümlü, mahkûm oluyor, cezaevine koyuyorsunuz. Tutuklu veya hükümlü, fark etmez. Artık, o kişi cezaevine girdikten sonra, o kişinin kollukla, zabıtayla ilişkisi kesilmiştir; ancak, bu düzenlemenin, bu teklifin 6 ncı maddesiyle, cezaevinde bulunan hükümlü, hâkim ve savcının, cumhuriyet savcısının teklifi, hâkimin kararıyla, dört güne kadar, onbeş günü geçmemek üzere çıkarılıp, kolluğa verilerek, hadi gerekli yer göstermeleri yapsın denebilecek.

Değerli arkadaşlar, bununla ilgili düzenleme, geçmişte, Terörle Mücadele Kanununda vardı; ancak, uygulamasında çok büyük sıkıntılar yaşadık. Ben, yıllarca avukatlık yapan bir kişi olarak, bunun çok büyük sakıncalarını gördüm. Cezaevinden mahkûm çıkarılır, kolluğa teslim edilir; bunlar, genellikle, pişmanlık duyan, güya terör mensubu insanlar olur; ancak, bunlar suç makinesidir, bunlar suça alışmıştır, bunları toplum içinde bırakırsanız bunların ne yapacağını bilemezsiniz. Nitekim, ben, avukatlık yaşamımda, cezaevinden çıkarılıp götürülen, ancak, dışarıda işadamlarından haraç isteyen, bu şekilde pişmanlıktan faydalanan insanlara şahit oldum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

32 konuşma daha · 24 Mayıs 2005

32 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook