İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 56. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Tarım ürünleri lisanslı depoculuk kanun tasarı (s.s. 701)

Muhsin Koçyiğit

Diyarbakır Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 56. Birleşim · 3. yasama yılı · 9 Şubat 2005 · 1.544 kelime · yaklaşık 8 dakikalık okuma

Kaynak göster

Muhsin Koçyiğit (CHP), 9 Şubat 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 56. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TARIM ÜRÜNLERİ LİSANSLI DEPOCULUK KANUN TASARI (S.S. 701)); konuşma 1.544 kelime.

Muhsin Koçyiğit (CHP, Diyarbakır). “Tarım ürünleri lisanslı depoculuk kanun tasarı (s.s. 701)”. TBMM Genel Kurulu, 56. Birleşim tutanağı, 9 Şubat 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/muhsin-kocyigit-22-2005-02-09-tarim-urunleri-lisansli-depoculuk-kanun-tasari-s-s-701 (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA MUHSİN KOÇYİĞİT (Diyarbakır)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 701 sıra sayılı Tarım Ürünleri Lisanslı Depoculuk Kanun Tasarısının 22 nci maddesi üzerine söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz Tarım Ürünleri Lisanslı Depoculuk Yasa Tasarısı elbette önemlidir; ancak, deponun olabilmesi için, öncelikle, bu depoya konulacak, stoklanacak ürünün de olması gereklidir; ürün olmadan depo yapılmasının hiçbir anlamı yoktur. Onun için, izninizle, öncelikle tarım politikaları üzerinde durmak istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, hükümetin IMF denetimi ve gözetiminde uyguladığı politikalar sonucu tarım kesimi tamamen çökmüş, çiftçilerimiz yoksulluğa mahkûm edilmiştir. Çiftçinin ürünü para etmezken, temel tarım girdileri olan gübre, mazot, sulama, enerji, tohum ve makine fiyatları ortalama yüzde 40 oranında artmıştır. IMF programı ve politikaları gerekçe gösterilerek, bir taraftan, tütün ve şekerpancarı ekim alanları hızla daraltılırken, öte yandan da, tabanfiyatları düşük tutulmak suretiyle de tarım kesimimiz ve çiftçilerimiz yok edilmek istenmektedir.

Değerli arkadaşlarım, güncel olması bakımından, pamuktan örnek vermek istiyorum. Türkiye Ziraat Odaları Birliği, üreticilerin bu yılki pamuk satış fiyatını 1 533 000 lira olarak belirlemiştir. Üretimde kullanılan mazota yüzde 33, gübreye yüzde 57, sulama ücretlerine yüzde 27 zam olmasına rağmen, tarım fiyatları yüzde 50 oranında düşmüştür. 2003 yılı aralık ayında pamuk ithal maliyeti 970 000 lira iken, 2004 Aralık ayında ithal maliyeti 650 000 liraya kadar düşmüştür. Bu fiyatlar iç piyasayı da etkilediğinden, yurtiçi borsa fiyatları, geçen yıldan daha düşük düzeyde seyretmektedir.

Değerli arkadaşlarım, son yıllarda girdi fiyatlarındaki artışa rağmen ürün fiyatlarında herhangi bir artış olmaması, primlerin yeterli miktarda ve zamanında verilmemesi sonucu pamuk ekim alanları yerini hububata, mısıra ve meyve bahçelerine bırakmaktadır.

Bilindiği gibi, hükümet, 2003 yılında pamuk üreticisine kilo başına 450 000 lira destekleme primi sözü verdi; ödemedi. Daha sonra, 90 000 liraya düşürdü; en sonunda, yapılan baskılar sonucunda, kısa zaman önce, primi 220 000 liraya kadar çıkardı; ancak, bu primler henüz ödenmedi; bekliyor. Oysa, Yunanistan, pamuk üreticisine kilo başına 960 000, ABD ise 525 000 lira destekleme primi vermektedir. Bu koşullarda Yunanistan pamuk üreticisi ile Türk pamuk üreticisinin rekabet etmesi elbette olanaksızdır.

Ayrıca, yine, son günlerde Suriye'den kilogramı 500 000 liradan pamuk ithal edilmesi sonucu, özellikle, Güneydoğu Anadolu Bölgesinde pamuğun kilogramı 350 000-400 000 liraya kadar düşmüştür. Pamuk üreticisi pamuğunu toplamayarak, tarlada bırakmayı tercih etmektedir; çünkü, pamuk toplama maliyetini bile karşılayamamaktadır, çıkaramamaktadır. Türkiye, Yunanistan ve Suriye'den pamuk ithalatı yaptığından, iç piyasada pamuk fiyatları sürekli düşmekte, bu nedenle pamuk ekim alanları hızla daralırken, aksine, Yunanistan'da artmaktadır.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 2004 yılında oluşan piyasa fiyatları sonucu, üreticilerin gelir kaybının önlenmesi ve üretimin devamlılığının sağlanabilmesi için, öncelikle, hükümetin, pamuğun maliyet fiyatı olan 1 200 000 lira ile ortalama satış fiyatı olan 550 000 lira arasındaki farkı oluşturan asgarî 650 000 lirayı üreticiye destekleme primi olarak ödemesi gerekmektedir. Ancak böyle davranılırsa üretici ayakta kalabilir; aksi halde, çiftçi zarar edeceğinden bir daha pamuk ekmez. Bunun dışında, ayrıca, büyük üretici organizasyonları Tariş ve Çukobirlik gibi kooperatiflerin piyasada daha dengeleyici rol üstlenmeleri ve Avrupa Birliğinde olduğu gibi müdahale kurumu gibi görev yapmaları gerekmektedir.

Tüm bu nedenlerle pamukta dışa bağımlılığımız her geçen yıl biraz daha artmaktadır. 2001 yılında 457 000 ton olan pamuk ithalatımız, uygulanan dışa bağımlı politikalar sonucu 2003 yılında yüzde 25'lik bir artışla yaklaşık 572 000 tona ulaşmıştır. Eğer, hükümetin tarım kesimini dışlayıcı politikaları böyle devam ederse, korkarım ki önümüzdeki yıl pamuk ekecek üretici bulunamayacaktır.

Değerli arkadaşlarım, pamuk ve buğday üreticisi gibi, mısır, ayçiçeği, tütün ve şekerpancarı üreticisi de aynı şekilde perişanları oynamaktadır. Pamuk ve mısır üreticisinin yaşadığı sorunları buğday üreticisi fazlasıyla yaşamaktadır. Üretici, geçen yıl buğdayın kilosunu 380 000 liraya sattığı halde bu yıl 280 000 liraya dahi satamamıştır. Bunun başlıca iki nedeni vardır; birincisi, hükümet IMF politikalarını sıkı bir şekilde uyguladığından, faizdışı fazlayı tutturabilmek için fiyatları düşük tutması, sürekli düşürmesi; ikincisi, IMF politikalarının bir sonucu olarak hükümetin artık tabanfiyatı uygulamasından vazgeçmesidir. Çünkü, Toprak Mahsulleri Ofisi hükümet tarafından tamamen devredışı bırakılmıştır. 13 bölge müdürlüğünün tümü, 50'ye yakın şube müdürlüğü, 100'e yakın alım merkezi kapatıldığından, Ofis piyasadan yeterince buğday alamadığından, çiftçiyi tüccarın insafına terk etmiş bulunmakta, tüccar da istediği fiyatı vererek ürünü çiftçiden ucuza almıştır.

Değerli arkadaşlarım, bugün, dahilde işleme rejimi kapsamında unluk buğday yurt dışından gerekenden fazla ithal edilmek suretiyle, bu rejim âdeta iktidar yanlılarının rant kapısına dönüştürülmüştür. Yurt dışından amacı dışında düşük fiyattan gerekenden fazla buğday ithal edilmesi, yerli üreticilerin buğday fiyatının düşmesine neden olmaktadır.

Özetle, dahilde işleme rejimi çerçevesinde ülkemize ucuz fiyatla giren buğday, ülkemiz buğday üreticisinin hak ettiği fiyatı almasını engellediğinden, dahilde işleme rejiminin üretici yararına yeniden gözden geçirilmesi gerekmektedir.

Değerli arkadaşlarım, tarım sektörümüzün sorunları saymakla bitmez. Bugün, çiftçilerimiz doğrudan gelir desteğini zamanında alamadıklarından ve de banka borç ve faizlerini ödeyemediklerinden, tefecilerin insafına terk edilerek, icralık olmuşlardır.

Aynı şekilde, 2003 yılı ocak ayından itibaren elektriğe yapılan desteklemenin kaldırılmasıyla, tarımsal sulamada kullanılan elektriğin birim fiyatı, içme ve kullanma suyu abone grubu düzeyine çıkarıldığından, üreticilerimizin kullandığı elektriğin birim fiyatı 2002 Aralık ayına göre 2003 Ocak ayında yüzde 34,4 oranında artmış bulunmaktadır.

Destekleme politikalarındaki yanlışlıklar ve tarımsal desteklerin kaldırılması sonucu alım gücü azalan üreticilerimiz, maliyet bedeli içerisinde büyük bir yer tutan elektrik borçlarını ödemekte oldukça zorlanmaktadır.

Evet, bugün, çiftçilerimizin büyük bir kısmı, banka borçları gibi elektrik borçlarını da ödeyememektedir. Bu nedenle, çiftçilerimizin elektrik, banka ve Bağ-Kur borç ve faizlerinin yeniden yapılandırılarak kolayca ödeyebilecekleri düzeye çekilmesi büyük önem arz etmektedir.

Değerli arkadaşlarım, aslında, tarımının sorunları sürekli tartışılmakta, irdelenmekte, bu konuda kitaplar yazılmaktadır. Sorun ve çözüm yolları, aslında bilinmekte, ancak, sorunun çözümünü engelleyen tek şey siyasî irade eksikliğidir. Evet, tarımın sorunlarını benimseyip çözecek örgütlenme ve siyasî irade eksikliği mevcuttur. Tarım sektörü, bugün, dışlanarak, ekonominin dışına itilmektedir.

Gelişmiş Batı ülkelerinde topyekûn kalkınma modeli benimsenmiş olup, bunun içinde, tarım, önemli yer tutmaktadır. Tarımsal üretim, sistemli bir şekilde teşvik edilerek desteklenmektedir. Bu nedenle, tarımda yapısal değişimler sağlanarak, üretim miktarı, ürün stokları ve tarımsal ürün ihracatları sürekli artmaktadır. Hepsinin stoklanmış ürün fazlaları vardır. Bugün, AB, ABD, Kanada ve Japonya'da tarımsal ürün fazlası mevcuttur. Bu ürünleri satabilmeleri için, bizim gibi gelişmekte olan ülkelere "sen tarımla uğraşma, tarımı destekleme, üretim yapma" diyebilmektedirler. Amaç, kendi tarımsal ürün fazlalarını bizim gibi ülkelere satabilmektir.

Değerli milletvekilleri, Hollanda'nın, çoğu denizden doldurma toprakları olup, kanaletler gezdirilerek tarımsal üretim yapılmaktadır. Toprak büyüklüğü, ancak bizim Konya İlimiz kadardır. Ancak, dünyanın en önde gelen tarımcı ülkelerinden biridir. Gelişmiş Batı ülkeleri, bize "siz tarımınızı desteklemeyin, tarımsal üretim yapmayın" diyor; ancak, kendileri, teşvik ve desteklerin asgarî yüzde 50'sini bu sektöre vermektedirler.

Değerli milletvekilleri, bugüne değin ulusal bir tarım politikası oluşturamayan Türkiye, ABD'nin egemenliğinde olan Dünya Ticaret Örgütü toplantılarında da sesini yeterince çıkaramamaktadır.

Ağustos 2004'te Cenevre'de yapılan Dünya Ticaret Örgütü görüşmelerinin anlaşmayla sonuçlanması, tamamen, bizim gibi az gelişmiş ülkelerin aleyhine olmuştur. Dünya Ticaret Örgütünün Cenevre'de aldığı kararlara göre, 1.1.2005 tarihinden itibaren, gümrük vergilerinde indirim, devletin üretim sübvansiyonlarının ve dışsatım sübvansiyonlarının düşürülmesi kararlaştırılmıştır. Dünya tarımsal ticaretinin serbestleştirilmesine yönelik bu düzenlemeler, ABD, AB ve Kanada gibi ülkelerin, az gelişmiş ve gelişmekte olan dünyanın tarımsal piyasasını ele geçirmesine neden olacaktır; çünkü, ülkemizin, gelişmiş Batı ülkelerinin tarımıyla rekabet etmesi mümkün değildir.

Bizde verimlilik düşüktür. Ortalama tarım işletmesi büyüklüğü bizde 59 dekar, onlarda 180 dekardır. Bizde sulu tarım oranı düşüktür. Batı ülkelerinde yoğun tarımsal teknoloji ve gübre kullanımı vardır. Yine, Batı ülkelerinde tarımsal girdi maliyetleri düşük ve tarımsal sübvansiyon, destek ve teşvikleri yüksektir.

Bu koşullar altında, bizim gibi gelişmekte olan ülkelerin onlarla rekabet etmesi elbette mümkün değildir.

Tarifelerin kaldırılıp dünya tarımsal ticaretinin serbestleştirilerek rekabete açılmasından etkilenen sektörlerin başında hayvancılık gelecektir. Şu anda, Türkiye'de en yüksek gümrük vergisi yüzde 227,5 ile sığır, keçi ve koyun etinde uygulanıyor. Tavukçulukta uygulanan oran ise yüzde 65'tir. Bu yüksek korumacılığa rağmen sektör korunamazken, bir de gümrük vergilerinin kaldırıldığı durumu düşünün.

Değerli milletvekilleri, tarım, ülkemiz için yapısal önemi olan bir sektördür; çünkü, ülkemizin üçte 1'i bu sektörde yaşar, bu sektörden geçinir. Ülkemizde tarımın millî gelire katkısı yüzde 11,7'dir, millî gelirden aldığı pay ise binde 7'dir; yani, yüzde 1 bile değildir. Oysa, üyesi olmaya çalıştığımız AB ülkelerinde tarımın millî gelire katkısı yüzde 2, millî gelirden aldığı pay ise yüzde 1,5'tir; yani, AB ülkeleri tarıma ne veriyorsa, aşağı yukarı onu alıyor. Oysa, ülkemizde, tarım sektörü ulusal gelire yüzde 11 veriyor, ondan ise ancak yüzde 1 pay bile alamıyor. AB ülkelerinde bire 1 olan ilişki, ülkemizde onikide 1'dir; bu, çok büyük bir eşitsizliktir. AB ülkelerinde nüfusun yüzde 5'i tarım sektöründe çalışırken, ülkemizde bu oran yüzde 33'tür. Onun için, ülkemizde tarım sektöründe yapısal dönüşümün sağlanabilmesi için, on yıl üst üste asgarî 10 milyar doların bu sektöre harcanarak buradaki nüfusun yüzde 10'lara düşürülmesi gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri, ülkemizin kanayan yaralarından biri de GAP'ın bitirilememesidir. Maalesef, her geçen yıl, GAP Projesine daha az kaynak aktarılmaktadır. Ülkemiz tarımsal üretimine Çukurova gibi 2-3 tane daha Çukurova katabilecek bir kapasiteyi, gereksiz yere boşa harcıyoruz. Ülkemizde tarımsal sanayiin ve istihdamın gelişmesine büyük katkı sağlayacak bu projenin yaşama geçirilememesi, büyük bir eksikliktir. Bugün, GAP enerji yatırımlarının yüzde 85'i tamamlandığı halde, sulama yatırımlarında bu düzey yüzde 11-12 civarındadır. Bir an önce sulama yatırımları tamamlanarak, bölgemizin ve ülkemizin önü açılmalıdır.

Değerli milletvekilleri, tarım ürünlerinde lisanslı depoculuk elbette önemlidir; ancak, depo kadar, depoda stoklanacak ürün de önemlidir. Tarımda hasat ile satış arasındaki süre içinde saklama ve koruma görevi üstlenen depoculuğu, özel işletmeler gibi kamu sektörü de yapabilmelidir. Ancak, burada depoculuk faaliyeti kadar önemli olan diğer bir konu da, kamunun depoculukta yeteri kadar ürün stoku yaparak, alım ve satım yönünde piyasada dengeleyici rol üstlenebilmesidir; yani, AB'de olduğu gibi, kamunun müdahale kurumu olarak görev yapabilmesi sağlanmalıdır. Ancak, bu yasa tasarısında bunun olmamasını bir eksiklik olarak görüyoruz.

Tarım sektörünün ülke ekonomisi içinde hak ettiği payı alabilmesi umuduyla sözlerimi bitirirken, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

25 konuşma daha · 9 Şubat 2005

25 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook