2006 merkezi bütçe kan.tas.(maliye bakanlığı, kamu ihale kurumu, gelir idaresi başkanlığı, özelleştirme idaresi başkanlığı, gelir bütçesi,) 16 ıncı tur
Diyarbakır Milletvekili ·
Genel Kurul, 41. Birleşim · 4. yasama yılı · 24 Aralık 2005 · 2.497 kelime · yaklaşık 12 dakikalık okuma
Kaynak göster
Muhsin Koçyiğit, 24 Aralık 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 41. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2006 MERKEZİ BÜTÇE KAN.TAS.(MALİYE BAKANLIĞI, KAMU İHALE KURUMU, GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI, ÖZELLEŞTİRME İDARESİ BAŞKANLIĞI, GELİR BÜTÇESİ,) 16 INCI TUR); konuşma 2.497 kelime.
Muhsin Koçyiğit (Diyarbakır). “2006 merkezi bütçe kan.tas.(maliye bakanlığı, kamu ihale kurumu, gelir idaresi başkanlığı, özelleştirme idaresi başkanlığı, gelir bütçesi,) 16 ıncı tur”. TBMM Genel Kurulu, 41. Birleşim tutanağı, 24 Aralık 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/muhsin-kocyigit-22-2005-12-24-2006-merkezi-butce-kan-tas-maliye-bakanligi-kamu-ihale-kurumu-gelir (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA MUHSİN KOÇYİĞİT (Diyarbakır)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Maliye Bakanlığı bütçesi ile gelir bütçesi hakkında değerlendirmelerde bulunmak üzere, Anavatan Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, gerçekten de, onbeş günden beri burada tartıştığımız bütçelerimiz, daha doğrusu AKP bütçeleri, aslında, bir yerde, Sayın Başbakanımızın deyimiyle -muhalefete- bir çelikçomağa benzemektedir. IMF, bize, bu bütçeyi oyalanalım diye çerçevesini kendisi çizmiş, büyüklüklerini kendisi belirlemiş, maalesef, biz, burada, onbeş gündür bunun içeriğini doldurmaya çalışıyoruz ve sonunda da, bu bütçe maratonunun sonunda da, İktidar Partisinin çoğunluk grubuyla IMF talimatları kabul edilerek yürürlüğe girecektir.
Yine, bu değerlendirmeye başlamadan önce, yine, AKP adına konuşan bir sayın milletvekili arkadaşımız, değerlendirmesinde, borçların fazlalığını, kendilerinden önceki dönemlerdeki hükümetlerin uzun vadeli, onsekiz aya varan vadeli borçlanmaya bağlamış. Bunun gerekçesi de, borç faizleri vade bitiminde ana borca eklendiği için kendi dönemlerine isabet ettiğini, bu nedenle borçlanmanın yüksek gözüktüğünü söylemiş; fakat, yine, sayın milletvekili, kendi konuşmasının sonunda, kendi dönemlerinde borç vadelerinin uzadığını, üç yıldan kırkyedi yıla kadar uzadığını söylemiş. Aslında, bir yerde kendisini tekzip etmiştir; çünkü, o zaman da, bu dönemde gözükmeyen borç faizlerinin bir bölümü üç yıl sonraya, hatta, kırkyedi yıl sonraya kadar gidebilecektir. Demek ki, bütçeye ilişkin değerlendirmede bulunduğumuz zaman, gerçekçi değerlendirme yapmak lâzım.
Borçlar konusunda esas olan şudur: 2002 yılında, AKP, iktidara geldiğinde, 235 katrilyon lira borç bulmuştur. Bunu, üç yıllık uygulamalar sonucunda 100 katrilyon lira artırarak 335 katrilyon liraya çıkarmıştır. Yani, bu dönemde, AKP, hiçbir zaman net borç ödeyicisi olmamış, devamlı borç üreten, ürettiği borçları geleceğe öteleyen, erteleyen bir yapıya kavuşturmuştur. Bunları belirttikten sonra, esas olarak bütçe üzerine geçmek istiyorum.
Değerli arkadaşlarım, hepimizin bildiği gibi, bütçe, Türkiye Büyük Millet Meclisince, Bakanlar Kuruluna bir yıl süreyle gelirlerin toplanmasına izin ve harcamaların yapılmasına yetki veren bir kanundur; özelliği de, bu kanunun geçici bir kanun olması ve Cumhurbaşkanınca veto edilmemesidir. Tabiî, bütçelerin temel nitelikleri vardır; bu da, saydam, açık ve tutarlı olmasıdır. Ancak, AKP bütçelerinin sağlam, tutarlı ve dirençli olduğunu söyleyemeyiz; çünkü, AKP'nin getirdiği bütün bütçelerde, bütçelerin başlangıç rakamları ile ödenek rakamları ile yıl sonu ödenek rakamları arasında büyük farklar oluşmuştur. Örneğin, Enerji Bakanlığının bütçe kalemlerindeki sapma oranı yüzde 3 874'tür. Yine, AKP'nin getirdiği bütün bütçelerde, cari işlemler açıkları konusunda özellikle sapmalar olmuştur; hatta, bir yerde istikrarsızlığın, öngörüsüzlüğün istikrarı yakalanmıştır. Nasıl mı; örneğin, cari işlemler açığı, 2003 yılında yüzde 129, 2004'te yüzde 103 ve 2005 yılında da yüzde 101 oranında sapma göstermiştir. Demek ki, AKP bütün revizelere rağmen, bütün öngörüsüne rağmen, sene sonunda bir türlü bütçenin iki yakasını bir araya getirememektedir; bir öngörüsüzlük gitmektedir.
Değerli arkadaşlarım, değerli milletvekilleri; 2006 yılı bütçesinin incelemesine baktığımız zaman, 2005 yılında 57 katrilyon lira olan faiz giderleri, bu bütçede azalarak 46 katrilyon liraya düşmüştür; fakat, yine bütçenin oransal yapısına baktığımız zaman, yine bu bütçeden en fazla payı yüzde 30'la faiz giderleri almaktadır. Demek ki, faiz giderleri azalmış; fakat, bütçe içindeki fazlalığını devam ettirmiştir.
Değerli arkadaşlarım, tabiî, bu bütçenin bir özelliği de, gayri safî millî hâsılanın yüzde 6,5'i oranında faiz dışı fazla öngörülmesi lâzımdı. Bildiğimiz gibi, bütçede, faiz giderlerinin ödenmesi için 46 katrilyon lira öngörülmüş; fakat, bir de, bu faizlerin anaparaları vardır. Bu anaparaların da ödenebilmesi için, bütçede, bir faiz dışı fazla yaratılması gerekiyor. İşte, bu, IMF'nin dediği yüzde 6,5 faiz dışı fazla da, bu borçların anaparasının ödenmesi içindir. 2006 yılı bütçesi, bu bakımdan, içborçların çevrilebilmesi, dışborçların güvenli ve hızlı bir şekilde geri ödenmesinin sağlanması ve faiz giderlerinin ödenmesine odaklanmış bir bütçedir. 2006 yılı bütçesine bakıldığı zaman, bir ekonomik büyüklük olarak, 46 katrilyon lira faiz giderleri, tarıma ayrılan pay 4 katrilyon, sağlığa 4 katrilyon, sosyal güvenlik açıklarının kapatılması için transfer gideri adı altında 23 katrilyon lira para ayrılmış bulunmaktadır. Burada görüldüğü gibi, özellikle toplumu rahatlatacak, topluma rahat nefes aldıracak giderler oldukça düşük düzeylerde, yüzde 1,5 veya yüzde 2 düzeylerinde bulunmaktadır.
Değerli arkadaşlarım, 2006 yılı bütçesi, incelediğimiz zaman, esnek bir bütçe değildir; çünkü, bu bütçenin büyük bir kesimini, giderlerin büyük bir kesimini, yüzde 80'e varan kesimini, zorunlu olarak yapılması gereken giderler oluşturmaktadır. Bütçeden tasarruf yapılabilecek kısım, sadece, yüzde 20'lik bölümde. Bu da ne demektir; eğer, bu bütçede bir tasarruf yapılacaksa, bu, daha ziyade, yatırım harcamalarının kısılmasında olacaktır. Bu da, gelecekten fedakârlık yapılarak yapılan bir yatırımdır. Bu bakımdan, 2006 yılı bütçesinde de, yine, malî disiplin önplana çıkmış bulunmaktadır ve bu esnek olmayan bütçe de, hükümete, bütçe içerisinde, bütçeyi yönetebilme ve bu yönetebilme sayesinde ekonomiyi etkileme faaliyetlerini vermeyecektir; yani, kendi politikasını, burada, uygulama imkânı fazla olmayacaktır.
Değerli arkadaşlarım, aynı şekilde, 2006 bütçe kanunu tasarısını incelediğimiz zaman, burada, 11 milyar YTL'lik bir net vergi artışının olduğunu görmekteyiz. 2006 yılında deflatörün yüzde 6 olduğu dikkate alınırsa, bunu çıkardığımızda, demek ki, 2006 yılında net vergi artışı 5 katrilyondur. Bunu da gayri safî millî hâsıla olan 539 katrilyona böldüğümüz zaman, yüzde 1'lik bir vergi artışı demektir. Demek ki, 2006 yılında, çalışanlar, emekliler, işsizler, esnaf ve sanatkârlar ek yüzde 1 daha fazla vergi ödeyeceklerdir, ceplerinden daha fazla vergi gidecektir.
Bir de, bu bütçe, kendi içerisinde samimî, gerçekçi değildir. Bir yandan 2006 yılında büyüme oranını yüzde 5, enflasyonu yüzde 6 olarak alıyor, öte yandan da, vergilerdeki artışları bunların üzerinde tutuyor. Şöyle: Örneğin, Gelir Vergisinde 2006 yılındaki artış yüzde 8,7; Kurumlar Vergisindeki artış yüzde 12,9; Motorlu Taşıtlar Vergisi ve harçlardaki artış ise yeniden değerleme oranı olan yüzde 9,8 oranındadır. Burada ayrıca, telefon konuşması üzerinden alınan Özel İletişim Vergisindeki artış -önümüzdeki yıl- yüzde 22,5 oranındadır; yani, bir yerde yüzde 6 enflasyon diyoruz, diğer taraftan da konuşma üzerinden Özel İletişim Vergilerini yüzde 22 olarak hesaplıyoruz. Bu da, bunun gerçekçi olmadığını göstermektedir.
Değerli arkadaşlarım, değerli milletvekilleri, bütçelerin kalkınma ve gelecek açısından en önemli araçları yatırımlardır. Yatırımlar açısından da, AKP Hükümetlerinin performansı pek iyi değildir. Gerçekten de, kamu sabit sermaye yatırımları son derece düşüktür. Kamu sabit sermaye yatırımlarının gayri safî millî hâsılaya oranı da giderek düşmektedir. Eğer 2001 yılı baz alınırsa, 100 kabul edilirse, 2002'de yüzde 98'e, 2003'te yüzde 76'ya, 2004'te ise yüzde 66'ya düşmüştür. Demek ki, yatırımlar giderek azalmaktadır. Toplam yatırımlar içerisinde özel sektör yatırımlarının artacağı varsayılmış. Bu da bir öngörüden ibarettir; çünkü, AKP Hükümetlerinin bütçeleri başlangıçta ne ise sonunda da o olmuyor, genellikle bir sapma meydana geliyor. Bu bakımdan, bunlara da bir yerde önyargılı davranmakta fayda vardır.
Değerli arkadaşlarım, değerli milletvekilleri; 2006 yılı bütçesinde memurlara, emeklilere, ücretlilere ayrılan paylar oldukça düşük düzeyde kalmıştır. Ülkemizde 3 700 000 emekli, aile efradıyla birlikte 12 000 000 kişi yapar. Bunların tümü emekli maaşıyla geçinmektedir. Emeklilerin bu bütçeyle aldıkları ortalama maaş 450 000 000 liradır. Aynı şekilde, memurlara verilen ortalama maaş 700 000 000-800 000 000 lira civarındadır. Türk-İşin yaptığı açıklamaya göre, 2 çocuklu bir ailenin açlık sınırı 526 000 000 lira, yoksulluk sınırı ise 1 600 000 000 liradır. Bunu dikkate aldığımızda, demek ki Türkiye'deki emekliler, esnaf, ticaret erbabı ve memurların bir kısmı açlık sınırında, geri kalanları da yoksulluk sınırında bir gelirle yaşamaya muhtaç edilmişlerdir.
Değerli arkadaşlarım, 1995 yılını baz alıp 100 kabul edersek, reel maaşlar, 1999 yılında yüzde 127 iken, 2002'de yüzde 115'e, 2003'te yüzde 106'ya, 2005'te ise yüzde 105'e gerilemiştir. Görüldüğü gibi, IMF programının uygulandığı son altı yılda memur maaşlarının satın alma gücü yüzde 127'den yüzde 105'e gerileyerek, yaklaşık yüzde 22'lik bir reel gelir kaybı meydana gelmiştir.
Yine bir başka açıdan baktığımızda, reel ücretler kriz öncesine göre yüzde 35, sizin çok sevdiğiniz karşılaştırmada 2001 yılına göre ise yüzde 15 daha gerilemiş bulunmaktadır. Demek ki, halkın satın alma gücü düşmüştür, halk fakirleşmiştir, halk yoksullaşmıştır.
Memur, ücretli ve emekliler çetin yaşam koşulları karşısında, hükümetin bu tutumuyla kaderleriyle baş başa bırakılmışlardır. Enflasyondaki sözde düşme, memurların satın alma gücüne yansımamaktadır; çünkü, enflasyon hesaplamasında baz alınan kalemler, satın alma gücünü gerçekçi bir şekilde yansıtmamaktadır. Hane halkı harcamalarına göre, kiraların ağırlığı yüzde 17 olmasına rağmen, yüzde 27 olarak alınmış. Aynı şekilde, gıdaların ağırlığı yüzde 44 olmasına rağmen, daha düşük düzeyde alınmıştır. Yine, akaryakıt ve enerji harcamaları da, bu hane halkı enflasyon hesaplamasında gerçekçi ağırlıkta dikkate alınmamıştır. Bu nedenle, tüm bunları bir araya getirdiğimiz zaman, gerçek enflasyon ile kâğıt üzerindeki enflasyon birbirinin aynı değildir. Bu bakımdan, halk şunu soruyor haklı olarak. Evet, enflasyon düştü gözüküyor da, bu neden benim satın alma gücüme yansımadı, neden benim cebime yansımadı, çarşı pazara neden yansımadı? Bunun hesabının verilmesi lâzımdır.
Değerli arkadaşlarım, tüm bunlar sonucunda, hükümetin çalışanlara yaptığı yüzde 5'lik komik zamma ek olarak, bunların reel kayıplarının giderilebilmesi için asgarî yüzde 15 ek bir zam daha yapılması gerekmektedir; ancak, bu durumda, belki bunların durumları biraz düzelebilir. Aslında, memur maaşları konusunda da trajikomik bir durum uygulanmaktadır. Sözde, memur sendikalarıyla yapılan anlaşmalarda bir sözleşme imzalanmaktadır; aslında, bu, sendikacılık değil, bir sendikalaşma oyunudur; çünkü, burada, memurların gerçekten de kendilerini temsil edecek doğru dürüst bir sendikası yoktur.
Sendikanın olabilmesi için üç ayağın olması lâzım; toplugörüşme, toplupazarlık ve grev hakkı. Bugünkü sistemde sadece toplugörüşme vardır, sendikalaşmanın olmazsa olmaz diğer iki koşulu olan toplupazarlık ve grev hakkı yoktur. Bu nedenle, memurlar, sözde Kamu İşveren Kuruluyla eşit koşullarda masaya oturarak, yumruklarını masaya vurarak, özgür bir şekilde kendi maaşlarını, kendi geleceklerini saptama hakkından yoksundurlar ve bu süreç sonunda da bir anlaşmazlık, Kamu İşveren Kuruluyla anlaşmazlık Uzlaştırma Kuruluna gidiyor. Tabiî, Uzlaştırma Kurulu da, hükümetin atadığı bir kurul olmasına rağmen, bir yerde hükümet, kendi atadığı Uzlaştırma Kurulunun kararlarını hiçe sayarak, istediği zammı, memurlara, işçilere, çalışanlara, emeklilere verebilmektedir; yani, bir yerde, memurlar, sendikalaşmak zorunda değil, hükümetin iki dudağı arasındaki bir eylemle, ne takdir ederlerse o maaşla yetinmek zorunda kalmaktadırlar. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bütçe harcamalarında, bildiğiniz gibi, temel kaynak, sağlam kaynak vergilerdir. Vergi olmadan harcama olmaz. Biraz da vergilerden bahsetmek istiyorum. Hepimizin bildiği gibi, vergiler, dolaylı ve dolaysız diye ikiye ayrılmaktadır. Dolaylı vergiler, haksız, adaletsiz ve ahlaksız vergilerdir; çünkü, bu kişilerin harcamasını vergilendirmektedir. Dolaysız vergiler de, daha adil vergilerdir. Bu bakımdan, bir vergi sisteminin adil olup olmadığını anlamak için, vergi sistemi içindeki dolaylı ve dolaysız vergilerin ağırlığına bakmak lâzımdır. AKP iktidara geldiği zaman bunu çok eleştirmiştir, geldiğinde bunların yapısını değiştirerek vergi yükünü azaltacağından bahsetmiştir. AKP, geldiği zaman, yüzde 66 olan dolaylı vergilerin ağırlığını, üç yıl içerisinde 7 puan artırarak yüzde 73'e çıkarmıştır. Demek ki, AKP de, işçiden, memurdan, köylüden, esnaftan, sabit ve dar gelirlilerden aldığı vergiyi artırmış, üst gelir gruplarından alınan vergileri ise azaltmıştır. Demek ki, bunların adalet anlayışı da bu; adalet anlayışları, zenginlere gelir aktarmasına dayalı bir anlayıştan ibarettir.
Değerli arkadaşlarım, akaryakıt üzerinden alınan vergiler oldukça yüksektir. Bunu arkadaşlarımız da belirttiler. Gerçekten, bugün, akaryakıt üzerinde dolaylı vergi olarak -yani ÖTV ve KDV olarak- yüzde 65 - 70'e kadar vergi alınmaktadır. Bu, çok adil olmayan bir şeydir; çünkü, bu vergi gelirlerinin artırılabilmesi için, IMF'in talimatları doğrultusunda çıkarılan akaryakıtta otomatik vergilendirme sistemiyle, devamlı, otomatik şekilde akaryakıta zam gelmektedir. Sayın Başbakanımız, bazen, gereksiz şekilde petrol şirketlerine atarak suçu, bundan kurtulmaya çalışmaktadır. Aslında, burada petrol şirketlerinin bir suçu, kabahati yoktur; burada esas olan IMF'in talimatlarını uygulayan, onun dediği şekilde kanun çıkarıp, bu akaryakıt üzerindeki vergileri yüzde 70'lere kadar çıkaran hükümetindir. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)
Değerli arkadaşlarım, sadece akaryakıttan değil; çünkü, akaryakıt dışında içki üzerinden -alkollü içkiler- alınan vergiler de çok yüksektir. Bunun bir karşılaştırmasını yapmak istiyorum. Örneğin, 1 000 litre alkollü içki üzerindeki ÖTV -avro olarak- Türkiye'de 707 avro, Avrupa Birliğinde 333; şarapta, Türkiye'de 1 952 avro, Avrupa'da 483 avro. Demek ki, içkilerde de 1'e 10'a yakın bir artış vardır Avrupa'ya göre. Bu bakımdan, içkilerde çok yüksek vergi olduğundan dolayı, bu, bir yerde, kaçak içki imalatını özendirmiştir.
Hepimizin bildiği gibi, kaçak içki imalatı sonucu bunları kullanan yurttaşlarımız yaşamlarını kaybetmişlerdir. Hatta, bir yerde, bir babanın ürettiği kaçak içkiyi içen oğlu da vefat etmiştir ve dünyada, vergi literatürüne, ilk kez, Türkiye, verginin ölüm etkisini de eklemiş bulunmaktadır. Demek ki, bu bakımdan da bir şampiyonluk, AKP'ye nasip olmuştur; verginin ölüm etkisi de, böylece, vergi literatürüne girmiştir.
Değerli arkadaşlarım, Motorlu Taşıtlar Vergisi de, gerçekten, Türkiye'de çok fazladır. Aldığımız motorlu taşıtların fiyatı içerisinde ÖTV, KDV dışında, bir de her yıl ödenen Motorlu Taşıtlar Vergisi, Avrupa'dakinin 5 ile 10 katı arasında değişmektedir.
Değerli arkadaşlarım, AKP iktidara geldiği zaman vergi vaatlerinde bulunmuştur; iktidara gelmeden önce seçim meydanlarında halka vaatlerde bulunmuştur. Bunlardan biri de vergilerle ilgili. Şöyle bir ifade var: "Yeni vergiler getirmek kolaycılığına gidilmeyecektir." Bu ifadeyle, bir yerde, önceki hükümetler eleştirilmiş, bir taraftan da vergilerin indirileceği iması verilmiştir; ama, durum böyle olmamıştır. İktidara geldikten sonra ilk iş olarak, AKP, ne kadar geçici vergi varsa, hepsini kaldırmıştır; ama, neyini kaldırmıştır; sadece "geçici" ibaresini kaldırıp, bunları devamlı yapmıştır.
Hepimizin bildiği gibi, büyük depremden sonra, sosyal yaraların toplumsal dayanışmayla sarılabilmesi için, geçici vergiler çıkarılmıştır telefon ücretleri üzerinden, özellikle İletişim Vergisi. AKP geldi; bunları kaldıracağı yerde, hepsinin süresini uzattı, bir kısmının da niteliğini değiştirerek, harçlar içine alarak devamlı duruma getirdi.
AHMET YENİ (Samsun)Siz CHP'de iken ne vaatte bulundunuz?!
MUHSİN KOÇYİĞİT (Devamla)Demek ki, AKP, vergiler konusunda da dediğini yapmamıştır. Hatta, yine, burada, deminki ölüme benzer bir şey daha olmuştur. AKP İletişim Vergisi adı altında iletişimsizliği vergilendirmiştir. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)
AHMET YENİ (Samsun)Siz CHP'de iken ne vaatlerde bulundunuz Sayın Vekilim?!
MUHSİN KOÇYİĞİT (Devamla)Nasıl mı? Örneğin, borcundan dolayı, yaptığı zamlardan dolayı, halkı fakirleştirdiğinden dolayı, borcunu ödeyemeyen masum vatandaşların telefonu kapatılmış, kapatılan telefonların borçlarına faiz tahakkuk ettirilmiştir. Daha sonra, bu faizler üzerinden de, vergi alınarak, bir yerde, iletişimsizliğin üzerinden İletişim Vergisi alınmış, böyle komik durumlar meydana gelmiştir. Ayrıca, hiç vergi kapsamında olmayan 18 000'e yakın vergi abonesi, sabit vergi abonesi vergi kapsamına alınarak, vergi, fakirlikte tabana yayılmıştır, fakirler üzerine tamamen bindirilmiştir.
Değerli arkadaşlarım, değerli milletvekilleri; bugün, akaryakıt üzerinden vergilerden bahsetmiştik. Gerçekten de, artık, bugün, Türkiye'de onbinlerce akaryakıt istasyonu vergi daireleri vardır. Buralarda, Maliye Bakanlığı Gelirler İdaresi, sıfır finansmanla vergilerini tıpış tıpış tahsil etmektedir; çünkü, her akaryakıt istasyonu, bir vergi dairesi gibi, vergileri toplayıp, maliyeye vermektedir. Bu bakımdan, onları kutlamak gerekiyor bir yerde.
Değerli arkadaşlarım, değerli milletvekilleri; biraz da vergi indirimlerinden bahsetmek istiyorum. Tabiî ki, vergi indiriminin kimlere ya da kime yaradığı önemlidir; önemli olan ona bakmak lâzım. AKP iktidara geldiği zaman, ilk iş olarak, en az geçim indirimini IMF'nin talimatı sonucunda kaldırmıştır. Hepimizin bildiği gibi, eskiden ücretlerin vergilendirilmesinde asgarî bir geçim indirimi vardı; bunun dışında kalan tutar vergilendiriliyordu. AKP, bunu kaldırarak, ücretin tümünü vergiye tâbi tutmuştur. Aynı şekilde, bugün de, IMF niyet mektuplarında vergi iadelerinin reforma tâbi tutulacağından bahsediliyor. Bunun Türkçesi, açılımı, vergi iadelerinin önümüzdeki dönem kaldırılacağıdır. Bunu da burada belirtmek istiyorum.
Ayrıca, AKP iktidara geldiğinde Kurumlar Vergisinde bir geçici istisna vardı. Bu da, bildiğimiz gibi, 1980'li yılların sonunda şirketlerin özkaynak yetersizliğine bir çözüm olarak, bu şirketlerin bilançolarının aktifinde iki tam yıl süreyle kalan gayrimenkullerin…
HASAN KARA (Kilis)Yedek akçe…
MUHSİN KOÇYİĞİT (Devamla)Gayrimenkul… Yedek akçe…
…gayrimenkullerin satılması halinde buradan elde edilen vergiler sermayeye ilave edildiği zaman, bunlar vergiye tâbi tutulmayacaktı. Tabiî, bunun da belli bir süresi vardı; 31.12.2004 tarihine kadar. Her ne ise AKP'de bu geçici şeye karşı bir alerji var. Burada da gelip bu geçiciyi kaldırdı; bunlardaki istisnayı devamlı duruma getirdi. Bu da kime yaramıştır; elbette, yine, zenginlere, büyük şirketlere, holdinglere yaramıştır. Şu ana kadar anlattığım gibi, AKP'liler tarafından emeklilere, işsizlere, çalışanlara, dargelirlilere, tek bir icraat vergiler bakımından olmamıştır.
AHMET YENİ (Samsun)Sermayeye karşı mısınız Sayın Vekilim?!
MUHSİN KOÇYİĞİT (Devamla)Sermayeye taraftarız sermayenin taraftarı Anavatan Partisidir; çünkü, serbest piyasa ekonomisini getiren Anavatan Partisidir, serbest rekabeti getiren Anavatan Partisidir.
AHMET YENİ (Samsun)CHP'de iken böyle konuşmuyordun ama.
MUHSİN KOÇYİĞİT (Devamla)Hepimizin bildiği gibi, 1980'li yılların başında rahmetli Turgut Özal'ın önderliğinde Anavatan Partisi iktidara gelerek Türkiye'ye çağ atlatmıştır.
AHMET YENİ (Samsun)CHP'de böyle konuşmuyordun ama.
MUHSİN KOÇYİĞİT (Devamla)Ne mi yapmıştır; cebinizdeki telefonları vermiştir, evinizdeki televizyonları vermiştir.
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
32 konuşma daha · 24 Aralık 2005