2006 merkezi bütçe kan.tas.(maliye bakanlığı, kamu ihale kurumu, gelir idaresi başkanlığı, özelleştirme idaresi başkanlığı, gelir bütçesi,) 16 ıncı tur
Artvin Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 41. Birleşim · 4. yasama yılı · 24 Aralık 2005 · 840 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma
Kaynak göster
Orhan Yıldız (AK Parti), 24 Aralık 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 41. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2006 MERKEZİ BÜTÇE KAN.TAS.(MALİYE BAKANLIĞI, KAMU İHALE KURUMU, GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI, ÖZELLEŞTİRME İDARESİ BAŞKANLIĞI, GELİR BÜTÇESİ,) 16 INCI TUR); konuşma 840 kelime.
Orhan Yıldız (AK Parti, Artvin). “2006 merkezi bütçe kan.tas.(maliye bakanlığı, kamu ihale kurumu, gelir idaresi başkanlığı, özelleştirme idaresi başkanlığı, gelir bütçesi,) 16 ıncı tur”. TBMM Genel Kurulu, 41. Birleşim tutanağı, 24 Aralık 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/orhan-yildiz-22-2005-12-24-2006-merkezi-butce-kan-tas-maliye-bakanligi-kamu-ihale-kurumu-gelir (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
AK PARTİ GRUBU ADINA ORHAN YILDIZ (Artvin)Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; Gelir İdaresi Başkanlığının bütçesi üzerinde Grubum adına söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Türk Gelir İdaresinin geçmişine baktığımız zaman, bünyesinde oldukça önemli sıkıntıları barındırdığını görürüz. Tabiî, bunların sayısı oldukça fazla olduğu için, hepsini burada saymamız mümkün değil; ama, kısaca bazılarına burada değinmek istiyorum.
Şimdi, birincisi, bir kere, bizim Gelir İdaresi teşkilatlarına baktığımız zaman şunu görüyoruz: Genelde, içe dönük bir yapılanma anlayışı içerisinde. Bu neyi getiriyor; olaya sadece devlet eksenli bir bakış açısını getiriyor; yani, kurallar düzenlenirken olaya devlet açısından bir bakış getiriyor; fakat, asıl önemli olan, maalesef, mükellef ayağı hep eksik kalmıştır bugüne kadar.
Daha önceki yasaya baktığımız zaman, örneğin Gelir İdaresi Genel Müdürlüğünü düzenleyen yasaya baktığımız zaman, özellikle Gelir İdaresinin görevlerini düzenleyen maddede "mükellef" kelimesinin bir kere dahi geçmiş olmadığını görüyoruz. Bu, son derece önemli bir eksikliktir; çünkü, geliri kimden toplayacaksınız; geliri mükelleften toplayacaksınız. Yani, gelir getirici faaliyetlerde birilerinin bulunması gerekiyor ki, siz, bir gelir elde edesiniz; ama, gidiyorsunuz, mükellefe hiç yer vermiyorsunuz, mükellefin haklarına hiç yer vermiyorsunuz. Böyle bir anlayış, son derece eksik bir anlayıştır; aynı zamanda, demokratik bir anlayış da değildir.
Tabiî, 2005 yılında Gelir İdaresi yeniden düzenlendiği zaman, bu eksiklik giderilmiştir. Özellikle Gelir İdaresi Başkanlığına ait olan yasanın 4 üncü maddesi, Gelir İdaresinin görevlerini düzenlemiş ve burada, mükelleflere de birtakım haklar ve birtakım yetkiler vermiştir. Bu yetkiler, yasanın 4 üncü maddesinin (b), (c), (d) ve (r ) bentlerinde açıkça yer almıştır.
Şimdi, arkadaşlar, bunlar son derece önemli şeyler; çünkü, mükellefe birtakım haklar vermek zorundasınız. Bu hakları vermezseniz, mükellef vergi idaresini, Gelir İdaresini düşman gibi görür. Buna imkân sağlamamak zorundayız. Geçmişte hep şu örnekleri gördük; vatandaşlar, mükellefler hep şikâyetçi oldular: Örneğin, bir vergi denetim memuru gidiyor inceleme yapıyor, hiçbir hata bulamıyor; fakat, diyor ki, ben devletin memuru olarak bir mesai harcadım ve hiçbir hatanızı da bulamadım; ama, size ceza yazmak zorundayım. Bu, son derece yanlış bir anlayıştır. Burada normalde yapılması gereken şey nedir; vatandaşa, bu vergi mükellefine bir takdir belgesi vermektir. Bunu yapmamız lâzım; ama, ne oluyor; ceza yazıyorsunuz ve sonuçta o vatandaşı küstürüyorsunuz. Yani, mükellef odaklı bir Gelir İdaresi teşkilatını kurmanız gerekiyor ve Gelir İdaresi Yasasıyla da bu eksiklik giderilmiştir ve bu, son derece de güzel bir uygulamadır.
Şimdi, vatandaşa, Gelir İdaresi Yasasıyla getirilen birtakım haklar ve yetkiler var. Ben bunlara kısaca değinmek istiyorum. Bir kere, diyor ki, Gelir İdaresi, mükelleflerin vergiye uyumunu kolaylaştırmak ve hizmetleri yerine getirmekle yükümlüdür. Yani, sadece geliri düzenleyen yasalar yapmayacaksınız, sadece bunları yürütmeyeceksiniz, uygulamayacaksınız; aynı zamanda, mükellefin de bu yasalara uyumunu kolaylaştıracaksınız ve bununla ilgili hizmetleri de yerine getirmek zorundasınız. Buradan şu sonuç çıkıyor: Yani, vatandaş, mükellef borçlarını yerine getirmesin, biz ceza yazalım ve bir gelir tahsil edelim şeklindeki bir anlayışın bu uygulamada, yani, gelir idaresi uygulamasında yeri yoktur. Devlet imkânlar nispetinde, vergi idaresi imkânlar nispetinde, vatandaşa ceza yazmadan gelirleri toplamakla yükümlüdür; buna gayret göstermelidir; çünkü, ne kadar çok ceza yazarsanız, usulsüzlükleri de o kadar çok artırırsınız. Önemli olan, toplumu, vergi mükelleflerini kurallara uymaya davet etmektir; buna gayret göstermektir.
Şimdi, yine, birtakım imkânlar daha getirilmiş; diyor ki: "Mükellef haklarının korunması ve başkanlıkla karşılıklı ilişkilerinin güven esasına dayanması." Yani, bu son derece önemli bir ilerleme; çünkü, ilk defa mükellef haklarından bahsediliyor ve ilişkinin de güven esasına dayalı olarak kurulması gereğinden bahsediliyor. Bu da, yine, Gelir İdaresi alanında çok önemli bir reform.
Yine, mükellefleri vergi mevzuatından doğan hakları ve ödevleri konusunda bilgilendirmek de Gelir İdaresinin görevleri arasında. Ayrıca, en son olarak da Gelir İdaresi, bir kurumsal etik kuralları düzenleyerek, bunu mükelleflere ve kendi personeline de bildirmek ve duyurmak zorunda; böyle bir yükümlülük verilmiş ve şüphesiz, bununla, yapılması gereken işin ilk ayağı oluşturulmuş oluyor; ama, bununla iş bitmiyor. Konulan bu ilkeleri aktif bir şekilde uygulamaya geçirmek de, aynı şekilde Gelir İdaresinin görevleri arasında olması lâzım; çünkü, biliyorsunuz, bürokrasideki reformlara karşı genel bir direnç… Maliyede, bu biraz daha fazla; kuralları koymak yeterli değil, uygulamak için daha büyük bir gayret gösterilmesi lâzım.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tabiî, Gelir İdaresi Başkanlığının temel taşları vergi daireleri. Bu konuda vergi dairelerine de birtakım görevler verilmiş; ama, kısaca şunu diyebiliriz: Vergi daireleri, vergi hukukunun genel ilkelerine dikkat edecek; ama, en az masrafla en çok geliri de toplayacak şekilde yapılandırılması lâzım. Bu amaçla da, Gelir İdaresi Yasasında önemli değişiklikler yapılmış ve 29 ilde de vergi dairesi başkanlıkları oluşturulmuştur.
Şimdi, tabiî, gerçekten Maliye Bakanlığının reform niteliğinde birçok uygulaması söz konusu; fakat, bunların hepsine burada değinmek de zaten mümkün değil, zamanımız da sınırlı. Burada ben şuna değinmek istiyorum: Özellikle çağdaş vergi mevzuatına uyum sağlayabilmek için yapılması gereken şey şu: Vergi oranlarını düşürmek ve vergi tabanını artırmak gerekiyor. Bu son derece önemli ve bu konuda özellikle Maliye Bakanlığı da vergi oranlarını düşürerek önemli bir adım atmıştır. Burada yapılması gereken şey, vergi tabanının artırılması. Bu manada da, tabiî ki kayıtdışının önüne geçilmesi son derece önemli.
Bugüne kadar hiç yapılmayan bir şey yapıldı, özellikle finansal getiriler de yüzde 15 civarında bir stopaja tâbi tutuldu. Bu da önemli bir şey, yani, yapılması gereken bir şey. Yalnız, burada özellikle ben bir şeye değinmek istiyorum; hisse senedi gelirlerinden elde edilecek olan yüzde 15'lik stopaj konusunda biraz daha düşünülmesi gerekiyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
32 konuşma daha · 24 Aralık 2005