Sosyal güvenlik prim alacaklarının yeniden yapılandırılması ve bazı kanunlarda değişiklik yapılması hakkında (s.s.1066)
Diyarbakır Milletvekili ·
Genel Kurul, 62. Birleşim · 4. yasama yılı · 14 Şubat 2006 · 1.180 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma
Kaynak göster
Muhsin Koçyiğit, 14 Şubat 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 62. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: SOSYAL GÜVENLİK PRİM ALACAKLARININ YENİDEN YAPILANDIRILMASI VE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.1066)); konuşma 1.180 kelime.
Muhsin Koçyiğit (Diyarbakır). “Sosyal güvenlik prim alacaklarının yeniden yapılandırılması ve bazı kanunlarda değişiklik yapılması hakkında (s.s.1066)”. TBMM Genel Kurulu, 62. Birleşim tutanağı, 14 Şubat 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/muhsin-kocyigit-22-2006-02-14-sosyal-guvenlik-prim-alacaklarinin-yeniden-yapilandirilmasi-ve-bazi-ka (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA MUHSİN KOÇYİĞİT (Diyarbakır)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 1066 sıra sayılı Sosyal Güvenlik Prim Alacaklarının Yeniden Yapılandırılmasına İlişkin Yasa Tasarısı üzerinde Anavatan Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Genel Kurumuzu saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepimizin bildiği gibi, 2000 ve 2001 krizleri sonucunda, mükellefler, borçlular zor duruma düşmüşlerdi. Gerek 2001'den kalan borçlar ve gerekse 2002'den beri uygulanan ekonomik ve sosyal politikalar sonucu, bir yandan gelir dağılımı bozulmuş, öte yandan da yoksulluk ve fakirlik alabildiğine arttığı için, işverenlerimiz, mükelleflerimiz, maalesef, borçlarını ödeyememişlerdir; ne sigorta primi borçlarını ve ne de vergi borçlarını. Buna ilişkin olarak, 2003 yılında, Vergi Barışı Af Yasası çıkarılmış, vergi borçları, bir yerde, bir beyaz sayfa açılarak, bunlar tarihin sayfasına gömülmüştür. Aslında, aynı tarihlerde, 2003 yılında, sosyal sigorta prim alacaklarının yeniden yapılandırılması için de bir tasarı vardı, çıktı; fakat, bu, uygulama imkânı bulamadı. Neden bulamadı; çünkü, o yapılandırma, temelde bir af yasası değildi, sadece, borçları, artı, borçların faiz ve gecikme zamlarını alarak, toplamını uzun bir vadeye yayarak taksitle alıyordu. Af olmadığı için, indirme olmadığı için, mükellefler nezdinde, borçlular nezdinde itibar görmedi ve uygulama imkânı bulamadı. Aslında, 2003 yılından beri, bugüne kadar gelinen süreç içerisinde, tüm işverenlerin prim borçları katlanarak geldi; çünkü, aradan tam dört yıl geçti. Dört yıl önce bu tasarı çıkarılmış olsaydı, bugün, af kapsamına giren 22 katrilyon liralık alacak yerine, belki de 6-7 katrilyon liralık bir afla bu sonuçlanabilirdi; ama, maalesef, o çıkarılmadı ve bugünlere kadar gelindi. Tabiî, burada, hükümet, belki de bunu getirmeyi istedi. Nitekim, en son 2003 yılı ekim ayında, torba yasasının 8 inci maddesinde SSK ve Bağ-Kur prim affı getirildi; ama, IMF karşı çıktığı için, o yasa tasarısı geri çekildi ve bugünlere gelindi. Bir yerde, IMF böyle bir tasarının çıkmasını istemiyor. Sebebi de, Dünya Bankası ve IMF'ye olan borçların hızlı ve güvenilir bir şekilde geri alınabilmesi için bütçede faiz dışı fazla yaratılması gerekiyor. Faiz dışı fazla yaratılabilmesi için de tüm borçların, tüm alacakların tahsil edilerek bütçeye irat kaydedilmesi, gelir kaydedilmesi gerekiyor. Bu bakımdan, bugüne kadar, IMF'nin zorlamasıyla, karşı çıkmasıyla ve IMF'ye verilen taahhütler gereği böyle bir yasa çıkarılamamıştır ve işte bugünlere kadar gelindi. Bugün, aşağı yukarı, SSK'lı ve Bağ-Kurlu 2,5 milyon civarında borçlunun 22 katrilyon lira civarındaki alacakları yeniden yapılandırılacak. Bu, gerçekten de çok büyük bir rakam. Tabiî, bu borçlar zamanında tahsil edilmediğinden bütçede karadelikler oluşmuş, sosyal güvenlik sistemi tamamen çökmüş ve aktuaryel dengeler bozularak, bir yerde, SSK ve Bağ-Kur işlem yapamaz, görev yapamaz duruma getirilmiştir. Şu anda, bu yasanın, bu af yasasının bir an önce çıkarılıp, bu borçların bir yerde tahsil edilerek bir beyaz sayfanın açılması gerekmektedir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu af yasası kapsamına çok sayıda prim, gecikme cezası girmektedir; idarî para cezaları da bunun içerisindedir. Aslında, bunlar, bugüne kadar çok fazla birikerek geldi; bunlar zamanında affedilmedi ve olay büyüdü, bugünlere kadar gelindi.
Şimdi, bu yasa tasarısının 1 inci maddesini demin Divan'da bulunan Sayın Milletvekili arkadaşım okudu ve Türkiye'de bir kişinin bu maddeyi anladığını iddia eden varsa gelsin buraya. Ben de bir eski maliyeci olmama rağmen, Plan ve Bütçe Komisyonu üyesi olmama rağmen ve bu yasa tasarısı üzerinde de çok fazla zaman kat etmeme rağmen, bu maddeyi anlamakta çok fazla güçlük çektim. Gerçekten de, çok üst düzeyde, çok teknik bir madde; bunu anlayabilmek, yorumlayabilmek, uygulayabilmek için, en azından malî müşavir, hatta yeminli malî müşavir olmak gerekiyor; bunlar bile bunun altından çıkamazlar, çıkmaları çok zor.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle, bu 1 inci maddede SSK alacaklarının ve Bağ-Kur prim alacaklarının yapılandırılmasında farklılıklar, çifte standartlar vardır. Öncelikle, Bağ-Kurlu - SSK'lı ayırımı yapılmıştır; daha sonra, SSK'lılar kendi aralarında ayırıma tabi tutulmuş, "100 milyar liranın üzerinde borcu olanlar" ve "100 milyar liranın altında borcu olanlar" diye, bir yeniden yapılandırma getirilmiştir; ondan sonra da, 100 milyarın üstünde borcu olanların bu yasa kapsamına girebilmesi için, bir çok zor durum tanımı yapılmış ve bu "çok zor durum" tanımında da "deftere tabi olanlar" ve "deftere tabi olmayanlar" diye bir ayırım getirilmiş; yani, tam bir bilmece. Kimin kapsama gireceği, kimin girmeyeceği daha belli değil. Ancak, bu yasa tasarısı çıkacak, yayımlanacak, uzmanlar, bilirkişiler çalışacaklar, ondan sonra, sen gireceksin, sen girmeyeceksin diye yorumda bulunabilecekler. Gerçekten de, karmaşık, yapı bozukluğu var, anlama zorluğu var ve kimlere uygulanacağı kesinlikle belli değil. Bu bakımdan, inanıyoruz ki, bu yasa tasarısı, çok basit düzeyde hazırlansaydı ve ondan sonra, bir mükellef, bir işveren, borcunu kendisi hesaplayabilmesi gerekiyordu. Aslında, bugüne kadar, bu zor durumda olan mükelleflerimiz, bir yerde, geçmişte prim borcunu ödemedikleri paralarını, bu yasa tasarısı çıktıktan sonra, bir yerde, kapsama girip girmediklerini hesaplatmak için, malî müşavirlere ve muhasebecilere ücretler ödeyeceklerdir; onlara, bir ücret kapısı, bir gelir kapısı açılacaktır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi, 100 milyar liranın üstünde borcu olan mükelleflerden kimlerin gireceği için, önce bir bilançosuna bakmak gerekiyor. Bu bilançosunun aktifindeki (dönen değerler - stoklar)/ kısa vadeli borçlar= Likidite oranı, cari oran yüzde 50'nin altındaysa kapsama giriyor, yüzde 50'nin üzerindeyse kapsama girmiyor. Aynı şekilde, deftere tabi olmayan mükellefler açısından, bu likidite rasyosu, cari oran yüzde 30'un altında ise giriyor, yüzde 30'un üzerindeyse girmiyor; yani, yasa, kendi içerisinde de çelişkili, kendi içerisinde de çifte standartlarla donatılmış, tamamen ayrı; oysa, Anayasamıza göre, yasaların, basit, anlaşılır, uygulanabilir, eşit ve genel olması lazım; yani, herkese eşit uygulanması lazım. Bir yerde, bir af kanunu çıkarıyoruz; ondan sonra, bu af kanunu, kendi içerisinde -ikili standart olsa bir şey değil- tam beşli, altılı farklılıklar, altı tane çifte standartlar getirilmiştir. Tüm bunlar, bu yasanın, Anayasa Mahkemesinden döneceğini göstermektedir. Sadece bir cari oran hesaplarken bile, bilançonun aktifindeki bir alacak kısmı bile başlıbaşına bir olay. Hepimizin bildiği gibi, bir alacaklının dönen değer içerisine girebilmesi için, öncelikle Vergi Usul Kanununun 323 üncü maddesindeki şüpheli alacakları ayırmamız lazım, değersiz alacaklardan ayırmamız lazım, ondan sonra da alacağa ulaşalım. Alacaktan sonra da bankayı ve stokları ekleyeceksiniz, bundan kısa vadeli borçları çıkaracaksınız, belli bir oran bulacaksınız. Tüm bunları, işverenlerin, mükelleflerin anlaması elbette mümkün değil.
Değerli arkadaşlarım, değerli milletvekilleri; bu yasa tasarısı, af yasası, kendi koşulları dışında başka koşullara da bağlanmış. Bu yasanın geçerli olabilmesi için, yasa kapsamına giren mükelleflerin vergi borcunun olmaması gerekiyor. Eğer vergi borcu varsa yasa kapsamına girmiyor. Aynı şekilde, buradaki işverenlerin yasa kapsamına girebilmesi için, vergi borcu dışında, eğer teşviklerden yararlanıyorlarsa, bu teşviklerden de yararlanma durumu ortaya çıkıyor; çünkü, bir müteşebbis korkacak; şimdi ben yasa tasarısını kabul edersem, yeniden yapılandırmayı kabul edersem, yarın bu taksitlerden birini ödeyemezsem, kullandığım teşvikler de elden gidecek… Bunun için, bu kapsama girip girmemek konusunda tereddüt edecektir; ya teşvikleri gözden çıkaracaktır ya da prim affına girmeyi göze alacaktır. Bu bakımdan, bu yasa tasarısı, kendi içerisinde özel koşulları dışında başka özel koşullara da bağlanmıştır.
Bunlardan birincisi vergiler demiştik. Oysa, biz buraya baktığımız zaman, bu, gerçekte bir prim affı mı yoksa bir vergi tahsilatı mıdır, bunu ayırmakta güçlük çekiyoruz; çünkü, bu yasa tasarısı içerisinde yer alan net aktifler, bilançolar, cari oranlar bile Maliye Bakanlığı tebliğlerinden alınmış, buradaki yasa maddesinin içerisine monte edilmiştir. Bu bakımdan, diyoruz ki: Maliye Bakanlığı ile Çalışma Bakanlığı ortaklaşa hazırlamışlar, hem vergi borçlarını garantiye almak hem de prim borçlarının -eğer mükellefler kabul ederse- tahsilatını sağlamak…
Bir de, burada bir çifte standart daha vardır; Bağ-Kura tabi olanlar, geçmişte Bağ-Kur prim borçlarını ödemedikleri için, kendileri ve aileleri sağlık yardımlarından faydalanamadılar ve bunlar, geçmişe yönelik olarak, kendi ceplerinden,kendi paralarından tedavi giderlerini, ilaç paralarını karşıladılar.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
49 konuşma daha · 14 Şubat 2006