Trakya'daki su kaynaklarının korunması ve su kıtlığına karşı alınması gerekn önlemler, küresel ısınmanın ülkemize etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemler, çıldır gülünde meydana gelen kirliliğin sebepleri ve çözümlerinin araştırılarak alınması gereken önlemler, su kaynaklarının kullanımı ve korunması ile ankara'da yaşanan su sorunlarının araştırılması, beyşehir gölünün su seviyesi ve ekolojik dengesiyle ilgili, küresel ısınma ve iklim değişikliği sorunlarının araştırılması, küresel ısınma ve küresel ısınmanın neden oluğu su sorunları, izmir ili başta olmak üzere ege bölgesindeki su kaynakları yönetiminde yaşanan sorunlar hakkında, iznik gölündeki çevre sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemler hakkında, gediz nehrindeki kirliliğin araştırılarak alınması gereken önlemler, uluabat gölündeki çevre sorunlarının araştırılması, mavi tünel projesi'nin silifke ovası ve göksu deltasına muhtemel etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemler hakkında (10/1,4,5,7,9,10
Niğde Milletvekili · MHP
Genel Kurul, 10. Birleşim · 2. yasama yılı · 23 Ekim 2007 · 2.387 kelime · yaklaşık 12 dakikalık okuma
Kaynak göster
Mümin İnan (MHP), 23 Ekim 2007 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 10. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TRAKYA'DAKİ SU KAYNAKLARININ KORUNMASI VE SU KITLIĞINA KARŞI ALINMASI GEREKN ÖNLEMLER, KÜRESEL ISINMANIN ÜLKEMİZE ETKİLERİNİN ARAŞTIRILARAK ALINMASI GEREKEN ÖNLEMLER, ÇILDIR GÜLÜNDE MEYDANA GELEN KİRLİLİĞİN SEBEPLERİ VE ÇÖZÜMLERİNİN ARAŞTIRILARAK ALINMASI GEREKEN ÖNLEMLER, SU KAYNAKLARININ KULLANIMI VE KORUNMASI İLE ANKARA'DA YAŞANAN SU SORUNLARININ ARAŞTIRILMASI, BEYŞEHİR GÖLÜNÜN SU SEVİYESİ VE EKOLOJİK DENGESİYLE İLGİLİ, KÜRESEL ISINMA VE İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ SORUNLARININ ARAŞTIRILMASI, KÜRESEL ISINMA VE KÜRESEL ISINMANIN NEDEN OLUĞU SU SORUNLARI, İZMİR İLİ BAŞTA OLMAK ÜZERE EGE BÖLGESİNDEKİ SU KAYNAKLARI YÖNETİMİNDE YAŞANAN SORUNLAR HAKKINDA, İZNİK GÖLÜNDEKİ ÇEVRE SORUNLARININ ARAŞTIRILARAK ALINMASI GEREKEN ÖNLEMLER HAKKINDA, GEDİZ NEHRİNDEKİ KİRLİLİĞİN ARAŞTIRILARAK ALINMASI GEREKEN ÖNLEMLER, ULUABAT GÖLÜNDEKİ ÇEVRE SORUNLARININ ARAŞTIRILMASI, MAVİ TÜNEL PROJESİ'NİN SİLİFKE OVASI VE GÖKSU DELTASINA MUHTEMEL ETKİLERİNİN ARAŞTIRILARAK ALINMASI GEREKEN ÖNLEMLER HAKKINDA (10/1,4,5,7,9,10); konuşma 2.387 kelime.
Mümin İnan (MHP, Niğde). “Trakya'daki su kaynaklarının korunması ve su kıtlığına karşı alınması gerekn önlemler, küresel ısınmanın ülkemize etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemler, çıldır gülünde meydana gelen kirliliğin sebepleri ve çözümlerinin araştırılarak alınması gereken önlemler, su kaynaklarının kullanımı ve korunması ile ankara'da yaşanan su sorunlarının araştırılması, beyşehir gölünün su seviyesi ve ekolojik dengesiyle ilgili, küresel ısınma ve iklim değişikliği sorunlarının araştırılması, küresel ısınma ve küresel ısınmanın neden oluğu su sorunları, izmir ili başta olmak üzere ege bölgesindeki su kaynakları yönetiminde yaşanan sorunlar hakkında, iznik gölündeki çevre sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemler hakkında, gediz nehrindeki kirliliğin araştırılarak alınması gereken önlemler, uluabat gölündeki çevre sorunlarının araştırılması, mavi tünel projesi'nin silifke ovası ve göksu deltasına muhtemel etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemler hakkında (10/1,4,5,7,9,10”. TBMM Genel Kurulu, 10. Birleşim tutanağı, 23 Ekim 2007. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mumin-inan-23-2007-10-23-trakya-daki-su-kaynaklarinin-korunmasi-ve-su-kitligina-karsi-alinmasi (erişim: 28 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
MHP GRUBU ADINA MÜMİN İNAN (Niğde)Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım; küresel ısınmanın etkileri ve su kaynaklarlarının sürdürülebilir yönetimi konusunda Türkiye Büyük Millet Meclisi araştırma önergelerinin birlikte yapılacak olan ön görüşmesi için Milliyetçi Hareket Partisi adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.
Türkiye Büyük Millet Meclisine Başkan Vekili seçilen Sayın Meral Akşener ve Sayın Güldal Mumcu Hanımefendileri de tebrik ediyor, onlara başarılar diliyorum.
Yıllardan beri yüreklerimizi yakmaya devam eden terör olaylarını, ayrıca teröristleri, bunlara cesaret veren, destekleyen, hoşgörüyle bakan ve onları lanetlemekten çekinenleri de kınıyorum. Şehitlerimize Yüce Allah’tan rahmet, yakınlarına ve aziz milletimize başsağlığı temenni ederken, bu konuda artık sözlerin bitmesi ve eylemin şimdi zamanı olduğunu ifade etmek istiyorum.
Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; kâinatın bütün dengeleri ve sistemi tamamen insan hayatı üzerine kurulmuştur. Evrende yaşadığımız dünyadan başka canlı hayatı barındıran herhangi bir gezegenin olup olmadığını şimdilik bilmiyoruz, olma ya da olmama ihtimalinin yüzde 50 olduğunu söyleyebiliriz belki. Bu gezegen yaratıldığı günden itibaren kurulan dengesi ve sistemi üzerinde iyi ve alışılagelen bir yörüngede giderken, sanayi devrimiyle beraber, artık, dünya hayatı iyi gitmemeye başlamıştır.
İnsanoğlunun daha iyi ve lüks yaşama düşüncesinden kaynaklanan faaliyetleri dünyanın alışılagelmiş ezberini bozmaya başladı ve dünyamız hastalandı. Kısacası, dünyamızın düzeni bozuldu. Bu düzen öyle bir ince hesaba dayanmaktadır ki, dengeyi sağlayan elemanlardan biri değişime uğradığında ya da ortadan kaldırıldığında canlı hayatı birbiri ardınca zora girmeye başlıyor. İnsanoğlu sadece kendisi için kurulmuş bu sisteme kendi elleriyle hastalık bulaştırıyor ve dünya hastalanıyor. Kısacası dünyanın ateşi yükseliyor. “Küresel ısınma” dediğimiz dünyanın normal iklim ısısını yükselmesi, insanoğlunun bugüne kadar karşı karşıya kaldığı en büyük imtihandır.
Endüstri devrimine kadar atmosferimizin içermiş olduğu karbondioksit miktarı, tahminlere göre milyonda 280 parçacıktı ve bu, yaşam için normaldi. Moleküler yapısı gereği karbon, dünya yüzeyinde uzaya geri dönecek ısıyı emmekte, bu da dünya ısısını dengede tutmaktaydı. İnsanlık, sanayi devrimine bu yapıyla ulaştı. Yeni uygarlıkla, elektrik için, kömür, petrol, doğal gaz, kısacası fosil yakıtlara geçtiğimizde, atmosferdeki karbondioksit oranı 1950’lerde yapılan ölçümlerde 315 seviyelerine ulaşmıştı bile. Bugün ise değer 380 seviyelerindedir. Her yıl milyonda 2 parçacık artmaktadır. Bu, bize asla küçük gelmemelidir. Bu artış aynı oranda devam ettiği anda, otuz beş yıl sonra, bilim adamlarının tehlike sınırı olan 450 parçacığa ulaşması mümkün olur. Bundan sonraki artışlar hangi oranda olabilir, onları tahmin etmek de imkânsız. Fakat, şu anda bile, bu ısı, dünya üzerindeki kutuplarda donmuş en büyük su kaynaklarını eritmeye başladı bile.
Peki, şu anda küresel ısınmayı durdurabilir miyiz? Buna vereceğimiz cevap “Hayır.” Ne yaparsak yapalım, bugün bunun önüne geçme şansımız yok. Çünkü, ısı, atmosferde etkisini belli bir müddet sonra göstermektedir. Yapılmasını öngöreceğimiz tedbirler, zarar ve zararlıları kontrol altına almak olmalıdır. Tehlikenin bu kadar büyük olmasına rağmen, şu anda bile bu mümkün görünmemektedir. Yakın zamanlara kadar bu tehlikenin boyutları hakkında elimizde ciddi bilgiler yoktu. Araştırmacıların tehlikeli çizgi olarak gördükleri milyonda 450 parçacığa yavaş yavaş ulaşmak için insanlık hızlı bir biçimde adım atmaktadır.
Sera gazı emisyonları, atmosferin enerji emme durumunu artırmak suretiyle, gelen ve giden enerji arasındaki dengeyi bozmaktadır. Bilim adamları iklim sistemini kontrol eden sistemin motorunun değişmekte olduğunu ve bu imtihanın atlatılması için bazı şeylerin değişmesi gerektiğini öngörmektedirler. Çünkü, sanayi devrimiyle tabiat ve insan arasındaki dengenin olumsuz ve kalıcı bir biçimde canlıların aleyhine bozulduğunu söyleyebiliriz. Bunlara dayalı olarak 1992 tarihli Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi son, dönemde gerçekleştirilen ve ülkelerin bu büyük sorunla baş edebilmek için bir araya gelmiş oldukları önemli bir düzenlemedir.
Küresel iklim son derece karmaşık bir sistem olduğundan, bunun bizi ne oranda ve nasıl etkileyeceğini net olarak bilmek son derece güçtür. Milyonlarca insanın hayatlarını bağladıkları iklimin belirli belirsiz birçok sorunu beraberinde getirmesi, zaten dünyada var olan sorunlarla beraber doğrudan artan kıtlık, açlık ve felaketlere yol açabilecektir.
Sözleşme üzerinde anlaşmaya varan ülke sayısı bugün 175 civarındadır. Burada önemli olan, bu ülkelerin bu sözleşmeyle ortada ciddi bir sorunun varlığını kabul etmeleridir. Bu sözleşme 21 Mart 1994 tarihinden itibaren yürürlüktedir. Sözleşme, atmosferdeki sera gazı birikimlerini, iklim sistemine tehlikeli insan kaynaklı müdahaleleri önleyerek belirli bir düzeyde tutmak gibi nihai bir hedef koymaktadır. Ayrıca, söz konusu düzeyin ekosistemlerin iklim değişimine doğal olarak uyum sağlamasına, gıda üretiminin herhangi bir tehdide uğramamasına ve ekonomik kalkınmanın sürdürülebilir bir biçimde devam etmesine imkân tanıyacak bir zaman süresi içinde tutulması gerektiğini de belirtmektedir.
Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; iklim değişikliği insanlık için bir tehlikedir ve bunun gelecekteki olumsuz etkilerini net olarak kimse bilememektedir. Mesela, bölgesel yağış sistemleri değişebilir, daha çok yağmur yağsa bile zamansız ve dengesiz yağışlar, daha çabuk buharlaşma ve kuraklıklara yol açabilir. Özellikle yoksul ve gelişmekte olan ülkeler, tatlı su kaynağı sıkıntıları ve halk sağlığıyla ilgili sorunlarla karşı karşıya kalabilir. Şimdiden küresel ekonomi, küresel su kaynakları üzerinde ciddi tehditler oluşturmaya başlamıştır bile. İklim ve tarım kuşakları kutuplara doğru kayabilir, orta enlemdeki ovalar kuraklıkla karşı karşıya kaldığı için gıda üretiminde ciddi düşüşler görülebilir. Eriyen buzullar deniz suyunun yükselmesine yol açtığından, nüfusu yoğun olan sahil bölgelerinden içlere doğru göçler oluşabilir.
Sözleşme, daha sonraki somut girişimler için bir nirengi noktası oluşturmaktadır. Sözleşme, bugün için anlamlı oldukları tartışılmaz ön adımlar atmaktadır. Buna bağlı olarak ülkeler, iklim değişikliğini yavaşlatacak millî politikalar ve programlar hazırlama konusunda da anlaşmaya varmışlardır.
Sözleşme, iklim değişikliğine ilişkin bilimsel araştırmaları da düzenlemektedir. İklim değişikliği sorunu, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasında var olan birçok sorunu daha da gerginleştiren ortamı oluşturmaktadır. Bugün iklim değişikliğinin en büyük sorumluları gelişmiş ülkelerdir. Sözleşme, zengin ülkelere bu konuda daha çok sorumluluk yüklemektedir. Yoksul ülkelerin ekonomik kalkınma haklarını tanıyan sözleşme, bu ülkelerin iklim değişikliğine açık olduğunu kabul etmektedir.
Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; dünya nüfusu arttıkça insanın çevreye yönelik talepleri de artmaktadır ve insanlar daha iyi bir yaşam talep etmektedirler: Daha çok ve daha iyi yiyecek, daha çok içecek, daha temiz su, daha fazla elektrik, daha çok konut istekleri vardır. Milyarlarca insanın tatlı su temininde zaten giderek artan ciddi sorunları varken, göllerden ve nehirlerden tarım için daha çok su çekilmekte ve tüketilmektedir. Bu doğal su depoları tüketildiğinde tarımda da büyük sorunlar yaşanacaktır ve dünyanın birçok yöresinde insanlar açlıkla karşı karşıya gelecektir. İnsanlık, bir yolunu bulup da doğal çevreyi tahrip etmeden sürdürülebilir kalkınmayı başarmak mecburiyetindedir. Sağlıklı teknoloji ve bilgi birikiminin geliştirilmesini sağlayabilirsek, mesela güneş enerjisi gibi temiz enerjinin daha pratik yollarını bulabilirsek, kömür ve petrol gibi fosil yakıtların tüketimini azaltabiliriz. Bunun için bütün insanlığın iklim değişikliği konusunda eğitilmesi gerekmektedir.
Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; 1992 yılında imzalanan İklim Sözleşmesi’nden sonra hükûmetler kamuoyu baskısına dayanamayarak, 1997 yılında Kyoto Protokolü’nü de imza etmişlerdir, ancak bu protokol daha karmaşık ve farklı, ayrıntılı hükümler getirmektedir. Bu, sera gazı emisyonlarını kontrol altına alma gibi çok güç bir işin ortaya çıkmasıdır. Farklı ekonomik ve siyasi çıkarları olan ülkeleri aynı ortamda buluşturmak da son derece güçtür. Bundan dolayıdır ki, dünyayı en çok kirleten, başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere, Protokol’e henüz imza koymamışlardır.
Kyoto Protokolü ekonomik hayatın başlıca sektörlerini etkileyeceğinden, çevre ile sürdürülebilir kalkınma alanında bugüne kadar kabul edilen en kapsamlı anlaşmadır.
Protokol, belli başlı 6 sera gazını ele almaktadır. Gelişmiş ülkelerdeki emisyonların azaltılmasına yönelik bağlayıcı hedefler ve zaman süreleri belirlenmektedir. Ayrıca, bu azalmaların inandırıcı ve doğrulanabilir olmasını da öngörmektedir. Ekonomileri geçiş sürecinde olan ülkelere ise ek esneklikler getirmektedir.
Kyoto Protokolü nihai bir sonuç durumunda değildir, ancak zamanla güçlendirilecek, üzerine yeni şeyler konacak bir belgedir. Ortak uygulama projeleri, diğer gelişmiş ülkelerdeki projelerin finansmanlarında da yararlanılacak emisyon birimlerini öngörmektedir. Oluşturulacak temiz kalkınma mekanizması, gelişmekte olan ülkelerde emisyon azaltıcı, önleyici projelerin finansmanı için kredi sağlayacaktır.
Küresel ısınma sonucunda, dünyanın birçok yerinde su kaynakları ile insanların su talepleri arasındaki açı giderek büyümektedir. Yüzey ve taban suyu seviyesi düşüyor, ırmaklar kuruyor ve giderek azalan su kaynakları için rekabet alabildiğine büyüyor. Kuraklığa karşı en büyük güvencemiz olan su desteğini de bu şekliyle kaybediyoruz. İnsanın yaşadığı dünyada emniyette olması için gıda üretimine, su ortamının sağlığına ve sosyopolitik istikrara ihtiyaç vardır. İnsanlığı tehdit eden bu konuya karşı bilim adamlarının uyarılar yapmasına rağmen, devletler bu konudaki tedbirleri almakta çoğu zaman ayak sürümektedirler.
Su olmazsa hayat ve büyüme son bulur. Dünya nüfusunun hızla artması, buna bağlı olarak daha çok gıda tüketimi isteği ve bunu üretebilmek için çiftçilere daha çok su.
Dünyada göl, ırmak ve su kaynaklarından insan faaliyetleri için çekilen suyun yüzde 10’u evlerde ve belediyelerde, yüzde 10’u endüstride ve yüzde 65’i tarımda kullanılmaktadır. Tarımın genel itibarıyla su ağırlıklı bir sektör olduğunu ele alırsak, geleneksel yöntemlerle 1 ton tahıl üretmek için bin ton su kullanmamız gerekmektedir.
Topraktan sızan ve buharlaşan su miktarı, etkin olmayan yöntemlerden dolayı çok fazladır. Bu sebepten dolayı, sulanabilir tarım alanları küresel gıda üretimi açısından son derece büyük önem taşımaktadır. Bugün, tüm dünyada sulanan alanlar dünyanın yüzde 16’sını oluşturmasına rağmen, bu alanlarda üretilen gıda miktarı da yüzde 40’ları bulmaktadır.
Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; yirmi yıl sonra tahmin edilen dünya nüfusunun tahıl ihtiyacını karşılamak için 780 ila 800 milyar metreküp ek suya ihtiyacımız vardır, ama, dünya, şu anda bu suyu nereden bulacağını da bilmemektedir.
Gelecekte gıda ihtiyacını karşılamak için ekinlere daha çok su bulmak zorundayız. Bu konuda ciddi sıkıntılar vardır. Irmak akışlarının azalması, taban suyunun düşmesi, yani tedarik projeleri için ekonomik ve çevresel açıdan sağlıklı alanların olmaması, ayrıca kentsel su kullanım miktarının artması, tarım için su miktarının kısıtlanmasına neden olmaktadır.
Yer altı sularının aşırı çekimi ve su yataklarının hızla boşalması, dünyanın sulama bölgelerinin tamamında olduğu gibi, ülkemizin birçok bölgesinde de mevcuttur. Mesela, Konya Ovası’nda ve Niğde’mizde buna bağlı olarak toprak çöküntülerini çıplak gözle bile görmek artık mümkündür. Yer altından çekilen suyun aynı oranda doğal sistemle oralara eşit miktarda dolmamasından dolayı, taban suyu derinlere inmekte, tuzlu su ve deniz suyunun tatlı su kaynaklarına karışmasına neden olmaktadır. Ayrıca, suyun boşalması, su yatağının jeolojik malzemelerinin sıkışmasına neden olarak, suyu tutacak gözenek ve delikleri yok edip, yer altı depolama kapasitesini de düşürmektedir. Bunun da telafisi mümkün değildir ve bunun bedeli ileride çok ağır olabilir.
Ayrıca, aşırı su kullanımı neticesinde dünyadaki sulanabilir arazilerin yüzde 10’unu aşkın bir bölümünün aşırı tuzlanmadan dolayı devre dışı kaldığını biliyoruz. Bu oranın Türkiye’mizde çok daha fazla olduğu tahmin edilmektedir.
1950’den bu yana dünyadaki su kullanma ihtiyacı 3-4 kat artmıştır. Buna bağlı olarak, büyük baraj projeleri ve ırmak saptırmalarıyla sudan azami yararlanma hayata geçirilmeye çalışılırken, doğal hayatın dengesinin korunmasına aynı oranda özen gösterilmemiştir. Bu başarısızlık sonucunda temel ekolojik denge bozulurken, birçok kuş, bitki, balık ve canlı türünün yok olduğuna, göllerin yok olduğuna, sazlıkların kuruduğuna, sulak alanların ortadan kalktığına şahit oluyoruz. Son dönemde büyük şehirlerimize ırmak saptırmalarıyla getirilecek suların yaratacağı çevresel etkiler çok iyi hesap edilmelidir.
Su kaynaklarının giderek ihtiyaçların altında kalması, ülke içinde ve ülkeler arasında su rekabetinin artmasına neden olmaktadır. Eşit olmayan su dağılımları ve zengin ülkelerin kaynakları ele geçirme imkânlarını elinde bulundurması, yeni ve büyük su projeleri, yeni gerilim kaynakları oluşturmaktadır. Devletler arasında kaynak savaşına yol açması en muhtemel kaynağın önümüzdeki dönemlerde su olduğunu söyleyebiliriz. Suyun alt tarafındaki ülkelerin suyu kontrol eden ülkelerden güçsüz olması durumunda çatışma olma ihtimali azdır. Fakat, tersi durumlarda çatışmalar ve politik istikrarsızlıklar ortaya çıkabilir.
Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; günümüzün su konusunda çatışma yaşanması potansiyelini taşıyan sıcak bölgelerin hiçbirinde tüm tarafları içeren uluslararası anlaşmalar yoktur. Uluslararası resmî yaptırım hukuku olmadığı için, ilgili ülkeler arasında yapılacak anlaşmalara, bunlara bağlı kalınabilir.
Dicle ve Fırat, bizim açımızdan bakıldığında bize önemli avantajlar getirmektedir. Zaman zaman Dicle ve Fırat’ın uluslararası bir yönetime bırakılması gibi Batı’dan gelecek isteklere de millet olarak sağlam bir biçimde ayakta durmalıyız. Ayrıca son zamanlarda suların, nehirlerin, barajların özelleştirilmesi gibi konularda hata yapmamalı ve bunlar devletin mutlak kontrolünde olmalıdır diye düşünüyoruz.
Ülkeler kendi içinde ve dünya için yeni su stratejisi oluşturmalıdır. Kaynak bolluğunun yaşandığı bir dünyada aşırı su tüketimi insanlığa hizmet etmiştir, ancak su kaynaklarının kıt olduğu bir dünyada su tüketimi, bizi felaketlere götürebilir. İyi bir planlama, ekonomik gelişmişlikle beraber ekosistemlerin korunması arasındaki bağın doğru kurulması ve insanın buna katılımının mutlaka sağlanması gerekmektedir. Suyun ekonomik yarar olarak görülmesi şarttır.
Tüm dünya su kullanımının üçte 2’sini tarımda kullanmaktadır. Tarımda yapılacak küçük tasarruflar ile şehirlere ve çevreye büyük oranlarda su aktarılabilir. Bunun için, tarımda kullanılan suyun mutlaka damlama sulama yöntemiyle yapılması kaçınılmaz bir zorunluluktur. Damlama suyuna geçen çiftçilerimizin su kullanımını yüzde 30 ila yüzde 60 arasında azalttıklarını ve verimlerini artırdıklarını görüyoruz. Damlama ve yağmurlama su sistemlerini tercih eden çiftçilerimizin mümkün olduğu kadar desteklenmesi de şarttır.
Tarımsal üretimde verimliliğin ve kalitenin arttırılması, üretim giderlerinin düşürülerek kârlılığın sağlanması ve su kaynaklarının verimli olarak kullanılması ancak bu metotlarla mümkün görülmektedir.
Bugün ülkemizin birçok yöresinde olduğu gibi Niğde’mizde de taban suyunun derinlere inmesi sonucunda, bu suyun elektrikle çıkartılması çiftçilerimize önemli elektrik maliyetleri yüklemektedir.
Anadolu çiftçisi kuraklığın da etkisiyle sıkıntılı günler geçirmektedir. Buna bağlı olarak üst üste gelen tarımsal sulama elektrik borçları ödenmesi artık imkânsız hâle gelmiştir. Bu borçların çiftçinin ödeyebileceği düzeyde yeniden yapılandırılması hem devletimizin hem de çiftçilerimizin lehine olacaktır diye ifade etmek istiyorum.
Diğer taraftan, şehir içme suyu şebekelerinde kaçak ve kayıpların önüne geçebilmek amacıyla yeni isale hatları için belediyelere özel destekler de verilmesi gerekmektedir.
Ayrıca, evlerdeki israfın önlenmesi için de bir bilinçlendirme kampanyası yapılmalıdır. Bütün belediyelerde ve sanayi tesislerinde atık su arıtmalarının kurulmasına destek olunmalı ve atık suyun tarımda kullanılabilir hâle getirilmesi sağlanmalıdır. Ayrıca, sanayi tesislerine takılacak filtrelerle, sera gazı etkisi yapan gazların salınımının kontrol edilmesi ve yine, karbondioksit emen ormanlarımızın korunması ve yeni orman alanlarının oluşturulması için, acilen gerekli tedbirlerin alınması gerekmektedir.
Su için en önemli tasarruf faydalı kullanımdır. İnsanın faydasına olmadan bir damla suyun bile denize gitmesi kabul edilebilir bir şey değildir. Özellikle ülkemizin su kaynakları göz önüne alındığında, bunun, daha da dikkate alınması gerekmektedir. Ancak, su kaynaklarının planlanması ve yönetimine dair yaşanan sorunlar, sanayileşme ve kentleşme sürecinin plansız seyri, yenilenebilir su miktarlarında olumsuz değişmelere yol açmış durumdadır. Gelecekte büyük sorunlar doğuracak su kıtlığının önüne geçilebilmesi için, acil olarak, dünya çapında, su kaynaklarının kullanımında olumlu sonuçlar verecek alternatif çözümler gerekmektedir. Yoksa, karmaşa dolu bir geleceğe doğru hızlı bir biçimde gitmekteyiz.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; önerge sahibi arkadaşlarımızın, Türkiye’nin farklı bölgelerinden aynı konuyu dile getirmelerinden anlaşılan, sorunların ortak olmasıdır. Önerge sahibi arkadaşlarıma, duyarlıkları için, grubumuz adına çok teşekkür ediyorum. Dünyanın gelecekteki iklimini koruma gerekliliğine ilişkin süreçte, bütün devletlerin ve insanların, çözüme yönelik kararlara katkı sağlaması gerekmektedir. İklim değişikliği insanın denetimi dışına çıkmadan hemen şimdi, işe başlama zamanıdır diye düşünüyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
MÜMİN İNAN (Devamla)Bu sebeple, 21’inci Dönem ve 22’nci Dönem Parlamento çalışmalarının içerisinde, küresel ısınmanın neden olduğu sorunların oluşturduğu riskin araştırılarak gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla hazırlanan Meclis araştırma komisyonu raporlarından da faydalanmak suretiyle, daha uzun süreli, yeni tespitler ve güncel önerilerde bulunması için, araştırma komisyonu kurulmasının yanı, sıra toprak ve su için ayrı, hava ve küresel ısınma için de ayrı olmak üzere iki alt komisyonun kurulmasını da öneriyoruz, faydalı olacağı inancındayız. Bu önerilerin arasına Niğde ilinin su kaynaklarının ve Akkaya Barajı’nın da inceleme kapsamına alınmasını istirham ediyorum.
Milliyetçi Hareket Partisi olarak da komisyonların kurulmasını destekliyor, kurulacak komisyonlara başarılar temenni ediyorum, bu duygu ve düşüncelerle yüce heyetinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.(MHP sıralarından Alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
21 konuşma daha · 23 Ekim 2007