İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 40. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

2011 yılı merkezi yönetim bütçe kanunun tasarısı ile 2009 yılı merkezi yönetim kesinhesap kanunu tasarısı hakkında

Mümin İnan

Niğde Milletvekili · MHP

Genel Kurul, 40. Birleşim · 5. yasama yılı · 23 Aralık 2010 · 1.213 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma

Kaynak göster

Mümin İnan (MHP), 23 Aralık 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 40. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2011 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNUN TASARISI İLE 2009 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİNHESAP KANUNU TASARISI HAKKINDA); konuşma 1.213 kelime.

Mümin İnan (MHP, Niğde). “2011 yılı merkezi yönetim bütçe kanunun tasarısı ile 2009 yılı merkezi yönetim kesinhesap kanunu tasarısı hakkında”. TBMM Genel Kurulu, 40. Birleşim tutanağı, 23 Aralık 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mumin-inan-23-2010-12-23-2011-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunun-tasarisi-ile-2009-yili-merkezi-2 (erişim: 28 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

MHP GRUBU ADINA MÜMİN İNAN (Niğde)Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım; 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 12’nci maddesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygı ve sevgilerimle selamlıyorum.

Bu maddede, yurt içi ve yurt dışı kaynaklardan sağlanacak imkânların Türk lirası karşılıklarının bütçeleştirilmesi, dış kaynaklardan bağış ve yardım yoluyla gelen malzemelerin tertibinde mevcut ödeneklerin yetmemesi hâlinde navlun bedelleri ve gümrük vergileri karşılığının bütçelere ödenek kaydının yapılabilmesi imkânı sağlanmaktadır.

Ayrıca, Millî Savunma Bakanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığının ihtiyaçları için yabancı devletlerden askerî yardım yoluyla sağlanacak malzeme bedellerinin bütçeye kayıt şekliyle ilgili hükümlere yer verilmektedir.

Yine bütçe kanunu tasarısının bu maddesinde, Türkiye-Avrupa Birliği mali iş birliği kapsamında sağlanacak mali imkânların karşılığı olarak ilgili idarelerin bütçelerine konulan tutarların Ulusal Fon’a ödenmesine ve kullanılmasına ilişkin esaslar belirtilmektedir.

Bu maddeyle, Maliye Bakanına, yurt içi ve yurt dışı kaynaklardan hibe ve bağış yoluyla gelecek imkânları bütçeye gelir-gider kaydetmeye yetki verilmektedir.

Maddenin diğer hükümlerinde ise Türkiye ile Avrupa Birliği mali iş birliği kapsamında sağlanacak imkânların Ulusal Fon’a aktarılmasına ilişkin düzenlemeler bulunmaktadır.

AB’ye üye ve aday olan ülkelere eğitim, sağlık, enerji, tarım, ulaştırma, çevre gibi alanlarda destek sağlamaktadır. “AB’ye uyum” adı altında ülkemizdeki bütün sistem AKP iktidarları döneminde dönüştürülmeye çalışılmış, neredeyse, “Yapısal reform” adı altında teşkilat yapısı değiştirilmeyen idare birimi kalmamıştır.

AKP hükûmetlerinin bütün bu çabalarına rağmen yılda ortalama 100 milyar euroya yakın proje fonlayan AB fonlarından, ülkemize iktidarları döneminde acaba yılda ortalama kaç euro fon girişi olmuş ve bu fonların ne kadarından kamu sektörü, ne kadarından özel sektör faydalanmıştır?

Yine, gelen bu fonların ne kadarı bağış ve ne kadarı hibe, ne kadarı da borç niteliğindedir? Bu hibe ve ayni yardımların neler olduğunun, kamuoyuna Hükûmet yetkilileri tarafından da açıklanması gerekir. Bildiğimiz kadarıyla, bu fonlardan Türkiye en az yararlanan ülke konumundadır.

Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım; Türkiye'nin 2011 bütçe programına göre bütçenin gelirlerinin 279 milyar TL, giderlerinin ise 312,5 milyar TL olacağı tahmin edilmektedir. Yıllardır gelirinin büyük bölümü dolaylı vergilerden elde eden devlet, yeni bütçede de bu politikasından vazgeçmemiştir. Buna göre, 2011’de vergilerin yüzde 67’si -KDV, ÖTV, özel iletişim vergisi gibi- dolaylı vergi kalemlerinden toplanacaktır. Devlet bu yıl toplam 279 milyar TL gelir beklemektedir, bunun 202,2 milyar lirası vergi gelirlerinden oluşmakta. Devlet, vatandaştan 47,3 milyar lira gelir vergisi, 23,1 milyar da kurumlar vergisi olmak üzere 70,4 milyar lira, kazanandan elde edecektir. Buna da asgari ücret ve diğer ücretlerden elde edilecek vergiler dâhildir. Diğer taraftan 67,8 milyar TL KDV, 61,1 milyar ÖTV olmak üzere bu paranın 2 katı tutarını da, miktarını da, zengin ve fakir ayrımı yapmadan geniş toplum kesimlerinin yaptığı harcamalardan alınan dolaylı vergi gelirleri oluşturmaktadır. Elmas, pırlanta gibi değerli taşların KDV’sinin sıfır olduğunu düşünürseniz, bu kadar dolaylı vergiyi kimin ödeyeceğini de vatandaşımız çok kolaylıkla anlayabilir.

Vergi sistemimizdeki çarpıklığı daha net bir şekilde ortaya koyabilmek için, hâlen komisyonda görüşülen bir yasa tasarısı hakkında akademisyen bir yazarın, bir gazetede, 20 Aralık 2010 tarihli köşe yazısını sizlere iletmek istiyorum. “Kaçak Malda Bir Taşla Üç Kuş” yazısının son kısmını sizlere okuyorum değerli arkadaşlar:

“Bunların imalatı ve ticareti ile uğraşan mükellefler, -yani değerli maden ve taşlarla ilgili- işletmelerinde mevcut olduğu hâlde kayıtlarında yer almayan;

- Değerli madenleri (altın, platin ve gümüşü)

- Değerli taşları (pırlanta, elmas ve yakutu) yasanın yayımlandığı tarihi izleyen üçüncü ayın sonuna kadar, cinsi ve rayiç bedeli ile birlikte, ilgili vergi dairesine beyan edecekler.

- Bildirilen maden ve taşların değeri üzerinden, yüzde 2,5 vergi ödeyecekler.

- Bildirilen değerli maden ve taşlar için ayrıca KDV ve ÖTV ödenmeyecek.

- Bildirim konusu değerli maden ve taşların tutarı işletmeden vergisiz olarak çekilebilecek.

Torba yasa özellikle değerli taşlar için, büyük bir avantaj sağlamaktadır. Örneğin büyük bir kısmı ülkeye kaçak olarak getirilen pırlantalar için;

‘KDV zaten sıfırdı. Şimdi yüzde 20 ÖTV de ödemeden, sadece yüzde 2,5 vergi ile istediğin kadar kaçak pırlantayı beyan edebilirsin.’ denilmektedir.

Buna göre, örneğin 10 milyon TL’lik pırlanta beyan eden mükellef, bunun yüzde 2,5’unu ödeyerek, bunu yasallaştıracak.

Bu aşamada ÖTV fiilen ortadan kalkmış olacak.

Bitmedi, normalde şirketten yüzde 15 kâr dağıtımı stopajı ardından gelir vergisi ödeyerek elde edebileceği 10 milyon lirayı, on kuruş ödemeden şirketten çekebilecek.

Daha önce yazdığım gibi bundan iyisi Şam’da kayısı.

Kereste beyanı yüzde 10 iken, pırlantanın 2,5 olması ise dikkat çekici.” diye yazısını tamamlamış.

Bu konuyla uğraşan Hükûmet yetkilileri var mıdır, Hükûmete yakın yandaşlar var mıdır onu bilemiyorum ama AKP hükûmetlerinin bu pırlanta ve elmas gibi mücevher tacirlerine sürekli ekstra kolaylıklar sağlamaya çalışması gerçekten dikkat çekicidir değerli arkadaşlar. Oysa halkımızın büyük bir çoğunluğu pırlantadan ziyade “Elektrik, sulama borcum ne olacak; sosyal güvenlik primlerimi nasıl öderim, vergi yapılandırmam nasıl olacak; Ziraat Bankası, Halkbank, esnaf kefalet ve tarım kredi borçlarım nasıl yapılandırılacak, kredi kartı borçları bu yapılandırılmaya dâhil edilecek mi?” gibi sorularla kendisi bir umutla Hükûmetten müjdeler beklemektedir. Üniversite mezunları kendisine iş bulabilecek midir, özel idarede çalışan işçiler hangi kurumlara dağıtılacaktır ve iş güvenliği sağlanabilecek midir? Bunlar şu anda bütün sosyal kesimlerimizin gündemini işgal etmektedir değerli arkadaşlar.

Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım; bütçe kanunları hükûmetlerin tercihlerini ortaya koyar. Bütçeye baktığınızda, hükûmetlerin hangi kesimlere yönelik çözümler planladığı, ülke kaynaklarını hangi kesimlere yönlendirmek istediği konusunda ipuçları elde ederiz. Önceki AKP bütçelerinde olduğu gibi bu bütçe de artan işsizliğe, üretimsizliğe, yoksulluğa, yatırım azlığına, gelir dağılımı adaletsizliğine, vergi adaletsizliğine çare arayan bir bütçe niteliğinde değildir. Ülkemizin acilen istatistik hesaplama modellerini değiştirerek, büyüdüğümüzü zannetmekten vazgeçip, üreterek büyümeye, kalkınmaya ve istihdama ihtiyacı vardır. AKP hükûmetleri sekiz yıldır maalesef Türkiye’yi boş vaatlerle, makyajla ve rakam cambazlığıyla yönetmeye çalışmıştır. Aynı şekilde de bunu devam ettirmektedirler.

Kapitalizmin ekonomik kurallarına göre bir toplumun gelişmişlik düzeyini fert başına düşen tüketim oranıyla açıklayan ve toplumu buna manipüle eden AKP hükûmetlerince hortlatılan tüketim ihtirası, insanlarımızı ürettiğinden fazlasını tüketmeye heveslendirmiş ve uluslararası küresel sermayenin atıl paraları mevcut ekonomik konjonktüre göre çok daha yüksek faizlerle vatandaşımıza kredi olarak verilmiştir. Tüzel kişiliği olduğu farz edilen devlet için de durum aynıdır. Üretimin hızla düştüğü ve üretim ihtirasının yükseldiği toplumlar her türlü siyasal ve sosyal patlamalara gebe olur. Sürekli resmî ve özel bankaların kredi mekanizmaları kullanılarak karşılıksız olarak ürettikleri para ekonomik hayatımızı felce uğratma aşamasına gelmiştir. Nihayet, bazı Hükûmet yetkililerinin ülkemize giren sıcak para girişinin kontrol altına alınması konusunda dillerinin ucuyla birtakım şeyler söylemesiyle... Ancak bunlar da söylemde kalmaktadır. Ancak tedbir bugüne kadar alınmamıştır. Bugün geldiğimiz nokta bunu net bir şekilde ortaya koymaktadır.

“Ülkeyi şuradan aldık, buraya uçurduk.” gibi söylemler ve medya desteğiyle vatandaşı âdeta propaganda bombardımanına tutarak düşünüp gerçekleri görmelerini engelleme çabalarınız artık ne yazık ki eskisi gibi etkili olamayacaktır çünkü artık mızrak çuvala sığmamaktadır. Ülkenin iç ve dış borç durumu ortadadır. Vatandaşlarımızın kredi kartı ve tüketici kredisi borçları artık en önemli boşanma sebeplerinden birisi hâline gelmiştir.

İktidarlarınız döneminde, hem bireyler hem de devlet olarak cumhuriyet tarihimizin en büyük borç bataklığına saplandık. Bu aşırı borç stokunun nasıl eritileceği konusunda Hükûmet yetkilileri bugüne kadar tatmin edici bir açıklama yapamamaktadırlar. PETKİM, TÜPRAŞ, Tekel, Ereğli Demir Çelik, Türk Telekom gibi kuruluşlar satıldı. Bundan sonra hangilerinin satılacağını da çok fazla bilemiyoruz.

Değerli arkadaşlar, milletimiz hiçbir dönemde millî birlik ve ekonomik olarak sıkıntılara bu dönemde maruz kaldığı kadar kalmadı. İhanet hiç bu kadar pervasız olmadı. Bu dönemde eşkıyalığın kimlik arayışı, bölücülüğün insan hakları, yıkımın açılım, devlete meydan okumanın özgürleşme olduğu anlatılmaya çalışıldı. İşçi, çiftçi, memur, emekli, esnaf ve sanatkâr, sanayici, bütün sosyal kesimlerin sıkıntıları ve dertleri hiçbir dönemde olmadığı kadar bu dönemde yükseldi.

Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak büyük Türk milletine…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MÜMİN İNAN (Devamla)Teşekkür ediyorum.

Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

162 konuşma daha · 23 Aralık 2010

162 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook