İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 107. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Sosyal güvenlik kurumu teşkilatının kuruluş ve görevleri hakkında (s.s.222)

Murat Başesgioğlu

İstanbul Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 107. Birleşim · 1. yasama yılı · 16 Temmuz 2003 · 1.345 kelime · yaklaşık 7 dakikalık okuma

Kaynak göster

Murat Başesgioğlu (AK Parti), 16 Temmuz 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 107. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: SOSYAL GÜVENLİK KURUMU TEŞKİLATININ KURULUŞ VE GÖREVLERİ HAKKINDA (S.S.222)); konuşma 1.345 kelime.

Murat Başesgioğlu (AK Parti, İstanbul). “Sosyal güvenlik kurumu teşkilatının kuruluş ve görevleri hakkında (s.s.222)”. TBMM Genel Kurulu, 107. Birleşim tutanağı, 16 Temmuz 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/murat-basesgioglu-22-2003-07-16-sosyal-guvenlik-kurumu-teskilatinin-kurulus-ve-gorevleri-hakkinda-s-s (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI MURAT BAŞESGİOĞLU (İstanbul)Sayın Başkan, çok değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi sözlerimin başında, saygıyla selamlıyorum.

Huzurunuza getirmiş olduğumuz tasarı, iki bölümden oluşuyor. Birincisi, Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığının kurulmasıyla, diğeri de, Bakanlık merkez teşkilatındaki yeni yapılandırmayla ilgili bölümleri içermektedir.

Hepinizin bildiği gibi, Anayasamız, herkesin sosyal güvenlik hakkına sahip olduğunu ifade etmektedir ve sosyal devlet olmanın gereği de, ülkede yaşayan vatandaşlara olabildiğince kaliteli bir sosyal güvenlik hizmeti sunmaktır.

Hepinizin bildiği gibi, ülkemizde sosyal güvenlik kuruluşları olarak hizmet eden kuruluşlarımız, başta Sosyal Sigortalar Kurumu olmak üzere Bağ-Kur, Emekli Sandığı ve son olarak, işsizlik sigortası uygulamasıyla birlikte, Türkiye İş Kurumu, bu sosyal güvenlik kuruluşlarımız arasına katılmış bulunmaktadır.

Sayın milletvekilleri, ülkemizde SSK kapsamında 33 500 000 ve Bağ-Kur kapsamında 15 500 000 vatandaşımız bulunmakta ve Emekli Sandığında ise 10 700 000 vatandaşımız Emekli Sandığı hizmetlerinden yararlanmaktadır; yani, nüfusumuzun toplam yüzde 86'sı sosyal güvenlik kapsamı içerisinde bulunmaktadır. Sizin de mutlaka dikkatinizi çekmiştir; sosyal güvenlik kuruluşlarımızın gerek bağlı olduğu kuruluşlar gerekse bu kapsamda bulunan vatandaşlarımıza uyguladıkları sigorta kollarındaki farklılıklar dolayısıyla, sosyal güvenlik kuruluşlarımız çok dağınık bir yapı arz etmektedir. Sosyal güvenlik kuruluşlarımızın bu şekilde dağınık bir görünüm arz etmesi, vatandaşa sigorta ve sağlık hizmeti sunumunda büyük sorunları beraberinde getirmektedir. Bu sebeple, hükümetimiz, açıklamış olduğu Acil Eylem Planında, bütünleştirilmiş bir sosyal güvenlik sistemini gerçekleştirmeyi kendisine hedef olarak seçmiştir. Şu anda tartıştığımız, huzurunuzda bulunan tasarı da bunun ilk adımlarından biridir. Şu anda, Plan ve Bütçe Komisyonunda bulunan Bağ-Kur Yasası, Sosyal Sigortalar Kurumu Başkanlığı Yasası da bu hedefi gerçekleştirecek önemli adımlardan biridir.

Değerli arkadaşlarım, bu kurum ne yapacaktır, Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı ne yapacaktır; arz ettiğim gibi, çok dağınık yapıda bulunan sosyal güvenlik kuruluşları arasında koordinasyonu sağlayacaktır, bunlar arasında norm ve standart birliğini sağlamayı kendine hedef tutacaktır. Öyle ki, bugün, sosyal güvenlik kuruluşlarımızın hangi esaslarla yürüdüğü, hangilerinin hangi sigorta kollarından vatandaşları istifade ettirdiği... Bu sunulan hizmetler arasında o kadar farklılıklar var ki, bu da, bütünleştirilmiş bir sosyal güvenlik sisteminden bizi çok uzaklara götürmektedir. Dolayısıyla, bu kurum, arz ettiğim, sosyal güvenlik kuruluşları arasındaki koordinasyonu, norm ve standart birliğini, bunların aktuaryel yapısını, finans yapısını, istatistik verilerini toplayarak, yönetime, bu sosyal güvenlik kuruluşlarımızın resminin tamamını çekme imkânı verecektir. Sadece resim çekmekle kalmayacak, bu sosyal güvenlik kuruluşlarımız arasındaki aksamaları ve eksikleri de gidermek için bütünsel bir plan yapma imkânını da verecektir. Yani, bu tasarı için "acele edildi" filan deniliyor; aslında, Türkiye, bu konuda geç bile kalmıştır. Bu ihtiyacı bizden önceki hükümetler de hissetmiştir ve bir kanun hükmündeki kararnameyle, bu sosyal güvenlik kurumu başkanlığı kurulması ihdas edilmiştir. O da, bilindiği gibi, Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildiği için, bu kanun hükmündeki kararnamede öngörülen teşkilat, bugüne kadar yasasız gelmiştir. Bunun daha evveliyatı vardır. Bu fonksiyonları görmek üzere, Çalışma Bakanlığı bünyesinde Sosyal Güvenlik Kuruluşları Genel Müdürlüğü vardı. Bu kanun hükmündeki kararnameyle, Çalışma Bakanlığındaki Sosyal Güvenlik Kuruluşları Genel Müdürlüğü iptal edilmiş, yerine, Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı ihdas edilmiştir. Demek istediğim şudur: Bu yeni kuruluşla birlikte burada ilave bir kadro, bir şişkinlik, bürokraside bir artış söz konusu değildir. Netice itibariyle, bu kuruluş, 1 başkan, 2 başkan yardımcısı ve 4 daireden müteşekkildir ki, eski genel müdürlük yapısıyla birlikte bunları da değerlendirdiğimiz zaman, bürokrasi konusunda bir artırım olmadığını da görmekteyiz.

Evet, sosyal güvenlik konusunda, ülke olarak, Meclis olarak çok dikkatli olmamız gerektiğini ve mutlaka, geleceğe dönük sağlıklı projeksiyonlar yapmak zorunda olduğumuzu, rakamlar bize göstermektedir.

Bir arkadaşım da söyledi; 2002 yılında bu sosyal güvenlik kuruluşlarımıza -Emekli Sandığı da dahil- Hazineden yapılan transfer 10 katrilyon liradır. Bu rakam, 2003 yılı bütçesinde 14,5 katrilyon liradır. Yatırımlara 7 katrilyon lira ayırabildiğimiz bir bütçe içerisinde 14,5 katrilyon liralık bir açık, gerçekten, büyük bir rakamdır.

Burada bir parantez açarak şunu ifade etmek istiyorum: Yani "sosyal güvenlik kuruluşlarının açıkları, açıkları" diye devamlı bahsediliyor. Burada, bu 14,5 katrilyon liralık Hazine transferinin de tartışılması gerektiği fikrindeyim. Sosyal devlet olmanın gereği olarak sosyal güvenlik kuruluşlarının yapmış olduğu bu hizmete, devletin de bir şekilde katkı vermesi gerekiyor. Bu sistemi, sadece işçi ve işverenlerden aldığımız primlerle döndürmek, salt o dar çerçevede bu kurumların aktuaryel dengesini kurmak, geçmişte mümkün olmadı. Son on yıldır da -1990'dan itibaren- bu kuruluşlarımızın, maalesef, aktuaryel dengesi bozulmuş durumda. Dolayısıyla, bu "sosyal güvenlik açığı" diye tabir ettiğimiz açığın da, sağlıklı bir zeminde tartışılmasının faydalı olacağı kanaatindeyim; çünkü, çoğu ülkelerde devlet, işçi ve işveren yanında, sosyal güvenlik sistemine katkı sağlamaktadır; devlet, belli oranlarda, üçlü bir yapı olarak, bu sistemin işleyişine katkı vermektedir. Denilebilir ki, biz de, Hazine transferleri yoluyla bu sisteme bir şekilde katkı veriyoruz, katkı vermeye de devam ediyoruz.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye genç nüfusa sahip olmasına rağmen -ki, genç nüfusa sahip ülkelerde sosyal güvenlik sistemlerinin fazla sıkıntısı olmaz- sosyal güvenlik sistemimizde sıkıntılarımız var; biraz evvel açıklarını, aktuaryel dengesini arz ettim. Bu kurumlarımızı, mutlaka, uzun vadede, sağlam, ayakları üzerinde durabilecek bir yapıya kavuşturmamız gerektiği inancındayım. İşte, Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı, bu sözünü ettiğim sosyal güvenlik kuruluşlarımızı, kurumsal manada, sağlıklı bir yapıya kavuşturacaktır.

Arkadaşlarım, haklı olarak "Emekli Sandığı nerede, sosyal yardım ve hizmet kurumları nerede" diye sordular. Elbette, bunlar da, bizim Acil Eylem Planında açıklamış olduğumuz bütünleştirilmiş sosyal güvenlik sistemi içerisinde yerlerini alacaklardır; ama, ilk etapta, bunun temeli olarak, şu anda huzurunuza getirmiş olduğumuz yasa tasarısıyla, Bakanlığıma bağlı sosyal güvenlik kuruluşları arasındaki koordinasyonu sağlamaya, bilahara da, Emekli Sandığının ve diğer sosyal yardım ve hizmet kurumlarının bu bütünleştirilmiş sosyal güvenlik sistemi içerisinde yer bulmasını sağlamaya çalışacağız.

Tasarımızın ikinci bölümü, Bakanlık merkez biriminde yeni yapılanmayla ilgilidir. Bunlardan en önemlisi, İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürlüğünü yeniden yapılandırıyoruz. Çalışma hayatımızda, işçilerimizi, çalışanlarımızı meslek kazaları ve meslek hastalıklarına karşı korumak büyük önem arz etmektedir. Bu ihtiyacı karşılamak için, bu genel müdürlüğümüzü yeniden yapılandırıyoruz.

Bilgi İşlem Daire Başkanlığı, teknolojiye uygun olarak yeniden ihdas edilmektedir. Merkez teşkilatımızda, bunun gibi, çağın gereklerine uygun, güncel ihtiyaçlarımıza cevap verecek yeni düzenlemeler yapılmaktadır.

Tasarımız, kısaca arz etmiş olduğum bu iki ana bölümden oluşmaktadır; ama, bu, bizim sosyal güvenlikte yapacağımız ilk ve son tasarı veyahut da hamle değildir. Bu, ilk basamağı olacaktır. İfade ettiğim gibi, Bağ-Kur Yasası, Sosyal Sigortalar Kurumu Başkanlığı Yasası da bunun ileri adımları olacak. İleriki aşamada da, Emekli Sandığı ve sosyal yardım ve hizmet kurumlarını da bu sisteme entegre etmek suretiyle, sizlerin onayıyla, sizlerin izniyle, Türkiye'de, sosyal politika alanında önemli bir reformu gerçekleştirmiş olacağız.

Değerli arkadaşlarım, izninizle, çok saygıdeğer konuşmacıların temas ettiği birkaç noktaya da cevap vermek istiyorum. Bunlardan birisi, 1 Temmuz itibariyle başlatmış olduğumuz Sağlık Bakanlığı ile Sosyal Sigortalar Kurumu arasında başlatılan Kamu Sağlık Tesislerinin Ortak Kullanılma Projesidir. Burada, tabiî, hiç kimse, mutlaka yanlış anlamayacaktır; yani, Sigortada hizmet yapan sağlık personelimizin, hekimlerimizin yetersiz olması gibi bir iddiayı ileri sürmek ve kabul etmek mümkün değildir. Gerçekten, insanüstü bir gayretle hizmet veren ve kaliteli hizmet veren çok değerli hekimlere ve sağlık personeline sahibiz; ama, şansızlığımız, fizikî imkânsızlıktır.

Değerli arkadaşlarım, Sosyal Sigortalar Kurumu olarak, 35 000 000 nüfusa 140 hastane ve 10 000 hekimle hizmet etmeye çalışıyoruz. Bu, mucize gibi bir şey. Onun için, bu büyük projeyi dönüştürünceye kadar, kısa vadede, Sağlık Bakanlığı ile iki kurumun hem personelini hem de fizikî imkânlarını birleştirmek için bir proje başlattık. Şu an itibariyle, daha önce Sosyal Sigortalar Kurumu sağlık tesislerine uğrayan hastalarımızdan yüzde 20 nispetinde bir oran, devlet hastanelerimize veyahut da ilk basamak tesislerine gidiyorlar. Bunun, bizim SSK hekimlerinin üzüleceği bir nokta olmaması lazım; çünkü, dediğiniz gibi, günde 1 doktorumuzun 40-50 hasta muayene etmesi en idealidir; ama, onlar, 100'ün üzerinde hastaya bakmak gibi bir mecburiyetle karşı karşıya kaldıkları için, bunda büyük bir zorluk çekiyorlardı. Bu, biraz da onların daha verimli çalışmalarına imkân verecek bir uygulama. Bunu, ilk etapta, 6 vilayetimizde başlattık. İnşallah, uygulamanın olumlu sonuçlarını gördükçe, bunu diğer vilayetlerimize de yaygınlaştıracağız. Burada önemli olan hastanın statüsü değil, yani, SSK'lı olması, Emekli Sandığına bağlı olması, Bağ-Kurlu olması, yeşil kartlı olması önemli değil; önemli olan, devlet olarak bizim, bu insanlara en iyi şekilde, sağlıklı ve kaliteli bir sağlık hizmeti sunmayı hedeflememizdir. Görebildiğim kadarıyla, uygulamamız, şu anda, ufak tefek eksikliklerine rağmen büyük bir başarıyla yürütülmektedir. Aksayan noktaları da en kısa zamanda gidermek için her iki Bakanlığın çalışanları, bürokratları büyük bir gayret içerisindedir. Biz de, Bakan olarak, bu uygulamayı günü gününe takip ediyoruz. İnşallah, daha verimli şekilde, vatandaşlarımızın hizmetine bu sağlık hizmetlerini sunma konusundaki gayretimizi devam ettireceğiz.

Değerli arkadaşlarım, özetle, tasarı hakkında size arz etmek istediklerim bunlar. Konuşan arkadaşlarımıza, değerli katkılarını veren arkadaşlarımıza, bütün gruplarımıza çok teşekkür ediyorum.

Tasarımızın Türk sosyal güvenlik sistemine hayırlı olmasını diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

34 konuşma daha · 16 Temmuz 2003

34 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook