İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 87. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Sosyal güvenlik kurumu kanunu tasarısı ve sağlık, aile, çalışma ve sosyal işler hk. (s.s.1102)

Murat Başesgioğlu

İstanbul Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 87. Birleşim · 4. yasama yılı · 12 Nisan 2006 · 1.965 kelime · yaklaşık 10 dakikalık okuma

Kaynak göster

Murat Başesgioğlu (AK Parti), 12 Nisan 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 87. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: SOSYAL GÜVENLİK KURUMU KANUNU TASARISI VE SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER HK. (S.S.1102)); konuşma 1.965 kelime.

Murat Başesgioğlu (AK Parti, İstanbul). “Sosyal güvenlik kurumu kanunu tasarısı ve sağlık, aile, çalışma ve sosyal işler hk. (s.s.1102)”. TBMM Genel Kurulu, 87. Birleşim tutanağı, 12 Nisan 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/murat-basesgioglu-22-2006-04-12-sosyal-guvenlik-kurumu-kanunu-tasarisi-ve-saglik-aile-calisma-ve-sos (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI MURAT BAŞESGİOĞLU (İstanbul)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerimin başında, Yüce Heyetinizi, şahsım ve Hükümetimiz adına saygıyla selamlıyorum.

Tabiî, gönül arzu ederdi ki, bu kadar kapsamlı, aşağı yukarı bütün vatandaşlarımızı yakinen ilgilendiren ve gelecekte bu ülkenin vatandaşı olma onurunu taşıyacak kişileri de ilgilendirecek bu kadar kapsamlı bir yasayı, iktidar-muhalefet elbirliği içerisinde ve ülkemizin gerçeklerine uygun bir şekilde, burada müzakere edebilelim. Bu sebeple, Anavatan Partisi Grubuna ve Sayın Genel Başkana çok teşekkür ediyorum katkıları için, katılımları için. Umarım, ilerleyen saatlerde veyahut da dönemde, Cumhuriyet Halk Partisi de, bu çalışmalarımıza iştirak ederek, bu tasarıların Genel Kuruldan geçmesi aşamasında, komisyonda vermiş oldukları katkılarını burada da tekrarlarlar diye düşünüyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün, gerçekten, sosyal politika alanında Parlamento tarihine not düşecek önemli bir görüşme atmosferi içerisindeyiz; çünkü, bu hazırlamış olduğumuz tasarıları sadece bugünün değil, geleceğin kurgulanması, geleceğin düzenlenmesi olarak kabul etmemiz gerekmektedir.

Hükümetimiz, bugüne kadar uygulamakta olduğu ekonomik politikalarla beraber sosyal politikaların da uygulanması gerektiğine inanmış ve zaman zaman, bu sosyal politika, alanında mevzuat değişikliklerini gündeme getirmiştir. Bunlardan belki de en önemlisi, bugün görüşmekte olduğumuz sosyal güvenlik reformu tasarısıdır.

Değerli arkadaşlarım, sosyal politika, bir toplumun barış içerisinde, huzur içerisinde, dayanışma içerisinde yaşamasını sağlayan en önemli enstrümanlardan biridir. Özellikle dünyada yaşanmakta olan bu küreselleşmenin getirmiş olduğu olumsuz etkilerden toplumları ve bireyleri korumak için sosyal politika, şu anda, devletlerin ve toplumların elindeki en önemli araçlardan biridir ve sosyal güvenlik de, sosyal politikanın en temel öğelerinden birini oluşturmaktadır. Bir ülkede sosyal güvenlik kurumları ve sosyal güvenlik kurgusu ne kadar düzgün olursa, o ülkede sosyal dayanışma, sosyal yardımlaşma ve birlikte yaşamanın huzuru o derece yüksek düzeylerde seyreder.

Şimdi, bizim toplumumuzun geleneğine baktığımız zaman, sosyal güvenlik reformu yahut da sosyal güvenlik kurumlarının mevzuatımıza geçiş konusunda bir elli yıllık mazisi olduğunu görmekteyiz. Emekli Sandığı ve Sosyal Sigortalar Kurumu, Türkiye'de, 1950'li yıllarda kurulmuştur; Bağ-Kur 1971, 1972 yıllarında sosyal güvenlik mevzuatımıza girmiştir. Ama, toplum olarak, daha geriye gittiğimizde, lonca teşkilatlarını, hayır kurumlarını, yardım derneklerini ve aile içi dayanışmamızı, toplumsal dayanışmamızı görmekteyiz. Biz, gerçekten, belki de Avrupa toplumlarına nazaran, bu saymış olduğum, kültürümüzün bize vermiş olduğu dayanışma ve yardımlaşma mekanizmasıyla, bugüne kadar, toplum içerisindeki birtakım sosyal huzursuzlukları giderme konusunda önemli mesafeler kat ettik; ama, bugün şöyle bir gerçekle de karşı karşıyayız: Artık, bu saymış olduğum geleneksel mekanizmalar, halen bu önemli fonksiyonlarını yürütmekle beraber, karşımızdaki dalganın yaratmış olduğu bu olumsuz esintileri karşılama konusunda yeterli değildir. Niye değildir; ekonomik nedenlerle değildir, toplum yapısındaki değişmelerden dolayı değildir. Hulasa, devlet olarak, artık, yeni, çağdaş sosyal güvenlik kurumlarına ihtiyacımız vardır.

Elli yıllık uygulamasıyla, sosyal güvenlik sistemimizin bugün geldiği nokta nedir, bir fotoğrafını çekmemiz gerekirse, tek cümleyle değerli arkadaşlarım, bugünkü sosyal güvenlik kurumlarımızın ve sistemimizin sürdürülebilir olmadığını söylemek mümkündür. Niçin böyledir; benden önce konuşan değerli sözcüler de ifade ettiler, bir kere, kapsam itibariyle, bütün nüfusu kapsaması itibariyle sosyal güvenlik sisteminin eksiklikleri vardır. Bütün vatandaşlarımız sosyal koruma altında değildir, sosyal güvenlik sisteminin sağlamış olduğu hak ve yükümlülüklerden istifade edememektedirler. İkinci neden, sosyal güvenlik kuruluşlarımızın sağlamış olduğu hizmetler arasında norm ve standart birliği yoktur. Eğer Bağ-Kurluysanız başka türlü hizmet alırsınız, Emekli Sandığı rejimine tabi iseniz, memursanız başka standartta ve normda hizmet alırsınız, hizmet akdiyle çalışırsanız başka norm ve standartta hizmet alırsınız. Aslında, bu çalışma ilişkilerine dayalı, bu statüye dayalı durumu ortadan kaldırmak ve vatandaşlarımız arasında eşitlik sağlamamız gerekiyordu. Bu tasarının temel esprilerinden birisi, eşit ve adil bir emeklilik sistemini benimsemiş olmasıdır.

Başka nedir sosyal güvenlik sistemimizin arızaları; finansman açığı, bugün önemli boyutlara ulaşmıştır. Bütçe üzerindeki baskıları dolayısıyla, borçlanma maliyetlerini artırma dolayısıyla, borç stokunu artırma dolayısıyla, sosyal güvenlik açıkları gerçekten tartışılmaya değer bir konudur.

Ama, değerli arkadaşlarım, burada, bu sosyal güvenlik açığı kavramını, daha önceki konuşmalarımdan da hatırlayacaksınız, toplumumuzda genel manada kabul gördüğü şekilde ben anlamıyorum. Sosyal güvenlik açığını, karadelik veyahut da boşa gitmiş, boşa harcanmış bir meblağ olarak görmüyorum; çünkü, sosyal güvenlik kuruluşlarımızın yapmış olduğu harcamalar, genelde iki ana kalemden oluşmaktadır: Bir, emeklilik maaşıdır; ikincisi, sağlık harcamasıdır. Bunlar da, bir sosyal devletin vatandaşlarına yapması gereken, harcaması gereken miktarlardır.

Bizim, 2005 yılı itibariyle toplam sosyal güvenlik harcamamız, üç kuruluşun sosyal güvenlik harcaması, yaklaşık 58,5 katrilyon liradır, yeni birim ifadesiyle 58,5 milyar Yeni Türk Lirasıdır; yani, Bağ-Kur, SSK ve Emekli Sandığı, sağlık ve emeklilik alanında, bu ülkenin vatandaşlarına 58,5 milyar liralık bir harcama yapmışlardır. Bu harcama, gayri safî millî hâsılamızın yaklaşık yüzde 12,1'ine isabet etmektedir. Bu oran, Avrupa ülkeleriyle kıyasladığımız zaman düşük bir orandır. Yüzde 25, yüzde 30 olan, yani, gayri safî millî hâsılasının yüzde 30'unu sosyal güvenlik harcamasına ayırmış ülkeler vardır. Almanya'nın, 1990-1995 arasında sosyal güvenlik harcamalarına ayırdığı pay, kamu bütçesinin yaklaşık yüzde 50'si mesabesindedir.

Dolayısıyla, Türkiye'de bu yüzde 12,1'lik miktarı ve meblağı çok görmememiz lazım. Ama, bizim sıkıntımız, borç stoku çok olan bir ülke olduğumuz için, demin de ifade etmeye çalıştığım gibi, borçlanmanın ekonomimiz üzerinde yaratmış olduğu menfi tesirlerdir, makroekonomik istikrarı bozma konusundaki hususlardır. Yoksa, ülkenin borçlu olmadığı, borç stokunun olmadığı, borçlanma maliyetlerinin düşük olduğu bir ortamda, biz de, mutlaka ve mutlaka, sosyal güvenlik harcamalarımıza daha fazla pay ayırmak zorundayız.

Bunun dışında, değerli arkadaşlarım, sosyal güvenlik sistemimizin dengeleri bozuktur. Örneğin, arkadaşlarım da ifade ettiler, aktif-pasif oranı dediğimiz, yani, kaç çalışana kaç emeklinin düştüğü oranı şu anda 1,8'e karşılık 1'dir; yani, 1,8 çalışanımız, 1 emekliye karşılık gelmektedir. Bunun dünyadaki normal standardı 4'e 1'dir, yani, 4 çalışanın, 1 emekli aylığını finanse etmesi gerekir. Eğer biz bu sisteme müdahale etmezsek, belli bir çerçeve çizmezsek, 1,8 olan bu aktüeryal denge önümüzdeki yıllarda daha bozulacak, neredeyse 1'e 1 gelecektir. Yani, 1 çalışana 1 emeklinin geldiği bir aktif-pasif dengesiyle, o sosyal güvenlik sistemini sürdürmek mümkün değildir. O zaman, bugün 23,3 katrilyon lira veyahut da milyar YTL hazineden transfer yapılan sosyal güvenlik sistemine, belki 50 milyar YTL, 50 katrilyon lira bir sosyal transferi yapmak zorunda kalacağız. Bu da, bizim, ekonomik dengemizi, ekonomik sistemimizi daha çok bozacaktır.

Bunun dışında, bir sosyal güvenlik sisteminin en önemli özelliği, yoksulluğu azaltmasıdır. Bir yerde, sosyal güvenlik sistemi, gelirin yeniden dağıtımı demektir; yani, vatandaşlardan toplanan geliri, adil ve eşit bir şekilde dağıtmanın kanallarından biridir. Bizim sosyal güvenlik sistemimizin yoksulluğu giderme konusundaki performansı nedir diye baktığımız zaman, maalesef, hiç başarılı olmadığını görüyoruz. Niçin görüyoruz değerli arkadaşlarım; demin arz ettim, 23,3 katrilyon liralık veyahut da milyar YTL'lik hazine transferinden, yani, vatandaşlardan topladığımız vergiler kime gidiyor diye baktığımız zaman, ancak, bu paranın, sistem içerisinde, yani göreceli olarak geliri iyi olan işveren ve ücretli ve maaşlılara gittiğini görüyoruz; çünkü, onların sistemdeki açığını veyahut da emekli aylıklarını takviye etmek için bu 23,3 katrilyon liralık meblağ transfer ediliyor. Oysa, Türkiye'de, hepinizin bildiği gibi, ülkemizde, yoksulluk sıralamasında birinci sırada ücretsiz aile işçileri gelmektedir. İkinci sırada yevmiyeli işçiler, yani, çayda, fındıkta, ormanda, pancarda çalışan, mevsimlik çalışan vatandaşlarımız gelmektedir. Üçüncü sırada ise uzun süreli işsiz vatandaşlarımız gelmektedir. Bu insanlar, maalesef, sosyal güvenlik sistemi içerisinde olmadığı için bu 23,3 milyar YTL'den tek kuruş para bu insanlarımıza gitmemektedir. Buradan da, sosyal güvenlik sistemimizin yoksulluğu giderme konusundaki performansının çok düşük olduğunu, adil olmadığını rahatlıkla görmemiz mümkündür. İşte, yeni düşündüğümüz sosyal güvenlik sistemimizin önemli fonksiyonlarından biri de, gelirin adil dağıtılmasına imkân verecek ve ülkemizde yoksulluğu giderme konusunda başarılı olmasını sağlayacak bir düzenlemedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; huzurunuza gelmiş olan sosyal güvenlik tasarımız dört ana unsurdan oluşmaktadır: Birincisi, emeklilik sigortaları ve genel sağlık sigortasını düzenleyen Sosyal Sigortalar Kurumu Kanun Tasarısıdır. Bu, iki kanundur. Şu anda görüşmekte olduğumuz "tek çatı" diye tabir ettiğimiz, Emekli Sandığı, Bağ-Kur ve SSK'yı tek çatı altında hem fonksiyon olarak hem de fizikî anlamda birleştirecek kurumsal yapıdır. Bir diğeri "primsiz ödemeler" dediğimiz, işsizliğin yaratmış olduğu yoksulluğu, başka türlü sosyal sıkıntıların yaratmış olduğu yoksulluğu gidermek ve sosyal devletin gerçekten yoksun vatandaşlarına, ihtiyaç sahibi vatandaşlarına, onların ihtiyaçlarını giderme konusunda yardım edeceği "primsiz ödemeler sistemi" dediğimiz Sosyal Yardımlar Kanun Tasarısı da bu reformun önemli ayaklarından birisidir.

Bugün üzerinde konuştuğumuz kanun tasarısı kurumsal yapıya ilişkindir. Arkadaşlarım, Sayın Özcan bu konuda çok detaylı bilgi verdiler, Ünal Bey çok detaylı bilgi verdi; kurumsal yapı hangi değişiklikleri getiriyor.

Değerli arkadaşlarım, elli yılı aşkın süredir ülkemizde hizmet veren bu üç sosyal güvenlik kuruluşu Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı altında birleşiyor. Artık, Emekli Sandığı, Bağ-Kur, SSK kalmayacak. Bu kuruluşlardan hizmet alan vatandaşlarımız, yasanın yürürlüğe girmesiyle birlikte, Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığından hizmet almaya başlayacaklar. Bunun pratikteki önemi ne olacak, vatandaşın günlük hayatına ne yansıyacak; yine, arkadaşlarım, çok güzel isabetli örnek verdiler; şu anda, bizde, Sosyal Sigortalar Kurumunu örnek vermem gerekirse, bir vatandaşımızın aylığını bağlatabilmesi için geçen süre ortalama 57 gündür. Biz hükümete geldiğimizde 85-86 gün civarında olan bu süreyi, arkadaşlarımızın titiz çalışmasıyla 57 güne ancak indirebildik; ama, değerli arkadaşlarım, bu ülkede bir emekli aylığının bağlanmasının en fazla 1 saatlik işi var. 1 saatte kurumlararası yeterli iletişim sağlandığı zaman vatandaşımızın emekli aylığını bağlamak mümkündür. İşte, 57 günlük süreyi biz 1 saate indirmeyi hedefliyoruz. 1 saatte, bu ülkede, vatandaşlarımıza emekli aylığı bağlanacaktır. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Şu anda bizim sosyal güvenlik sistemimiz il bazında örgütlenmiştir; ilçe bazında bizim, birkaç ilçe hariç, irtibat büromuz yoktur. Yeni teşkilat yapılanmamızda nüfusu belli bir miktarın üzerinde olan ilçelerimizde sosyal güvenlik merkezi kuracağız. Tek noktadan hizmet merkezi dediğimiz, banka şubeleri gibi modern, tamamen bilgi işlem teknolojisine dayalı, vatandaşın dolaşmadığı, bilginin dolaştığı sistemi kuracağız; yani, vatandaşımızın sosyal güvenlik hizmeti, sağlık hizmeti, yani, bir sosyal güvenlik kurumundan ne ihtiyacı varsa, ne talep ediyorsa, bu tek nokta hizmet merkezine gidip oradan hizmet alabilecekler ve vatandaşlarımızın nüfus cüzdanlarındaki Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası sosyal güvenlik numarası olacaktır. Hem bu şekilde kayıtdışını önlemek hem de vatandaşlarımıza bir kolaylık sağlamak istiyoruz.

Kurum yasamızın kayıtdışı istihdamı önleme konusunda çok önemli fonksiyonları var. Bankaların bazı işlemlerinin yapılabilmesi için sosyal güvenlik numarası istenecektir. Birçok Batı ülkesinde alacağınız cep telefonu için sizden sosyal güvenlik numarası isterler, sosyal güvenlik numaranız yoksa, size cep telefonu vermezler. Bu, kayıtdışını önlemek için basit tedbirlerden biridir. Biz de bankacılık işlemlerinde bazı hususlarda sosyal güvenlik numarasını isteyeceğiz. Bu şekilde, hem kayıtdışı ekonomi hem de kayıtdışı istihdamı önleme konusunda önemli adımlar atacağız.

Değerli arkadaşlarım, şu anda bu üç sosyal güvenlik kuruluşumuzda 25 000 civarında çalışan arkadaşımız var. Yıllardır Emekli Sandığına, Bağ-Kura, SSK'ya hizmet etmiş, alınteri dökmüş, mesai vermiş, Türkiye'de sosyal güvenlik hizmetlerinin iyi yürütülmesine katkı vermiş arkadaşlarımız var. Biz, bütün bu arkadaşlarımızı bünyemizde tutacağız. Personelimizin hiç tedirgin olmasına gerek yok; yani, havuz tabir ettiğimiz başka kurumlara bu arkadaşları göndermeyeceğiz. Bu arkadaşlarımız, bizim yetişmiş arkadaşlarımızdır. Kurum içerisinde bunları muhafaza edeceğiz. Eğer sizin de onayınız olursa, biraz özlük haklarını iyileştirme konusunda bir niyetimiz var. İnşallah, onlara daha rahat ortamlarda, daha rahat şartlarda bir imkân sağlamayı düşünüyoruz, sizlerin de onayınız olursa.

Değerli arkadaşlarım, izniniz olursa, bu süreçle ilgili kısa süre içerisinde de size bilgi vermek istiyorum. Bu sosyal güvenlik reformu, benim hatırlayabildiğim kadarıyla, kamuoyuna mal olma açısından, tartışma açısından, katılımcı anlayış açısından en çok toplumda tartışılmış ve kamuoyuna mal olmuş bir tasarıdır. Biz, hükümete geldiğimizin birinci haftasında, Maliye Bakanı, Sağlık Bakanı, hazine bakanımız, DPT, ilgili teşkilattan mensup arkadaşlarımız toplandık. Hükümet programımız ve acil eylem planı çerçevesinde sosyal güvenlik reformunu hayata geçirmek için, hükümetimizin birinci haftasında, yani, 2002 yılı aralık ayında çalışmaya başladık. 2002 yılından bugüne kadar, bu tasarı, hem kamunun kendi içinde hem sosyal taraflarla hem de sosyal diyalogun bütün platformlarında, Ekonomik Sosyal Konseyde, Emek Platformunda, Çalışma Meclisinde ve Sosyal Güvenlik Yüksek Danışma Kurulunda defalarca tartışıldı ve bu tartışmalar süreci içerisinde, biz, sendikalarımızdan, konfederasyonlarımızdan gelen makul önerileri bu tasarıya derç ettik. Arkadaşlarımızın yapmış olduğu çalışmaya göre 184 öneri gelmiş, bizim hükümetimizin veyahut da kamunun yapmış olduğu önerilerin dışında 184 öneri gelmiş. Bu 184 önerinin, biz, büyük bölümünü, yüzde 65'lik, yüzde 70'lik bölümünü kabul etmişiz, makul görmüşüz ve tasarıya monte etmişiz.

Şimdi, kabul edilmeyen, kabul edilmesi mümkün olmayan ne var derseniz; aslında bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar husus var. Peki, bunları kabul edemez miydiniz; bunları kabul etseydik arkadaşlarım, çok popülist bir yönteme girmiş olurduk, üçbuçuk yıldır yapmış olduğumuz bu titiz çalışmanın içini boşaltmış olurduk. Yani, artık, bunlar, bizim duvara dayandığımız parametrik değişikliklerdir; yani, bunları yaparsanız, ileride tekrar tekrar değiştirmek zorunda kalacağınız bir sosyal güvenlik reformu yapmış olursunuz, bunun adına reform demek mümkün olmaz, bunun içi boşaltılmış olur ve önümüzdeki yıllarda daha sert, daha keskin reformlar yapmak zorunda kalırsınız.

Şunu söylemek istiyorum: Hiçbir peşin hükümle hareket etmedik; yani, hangi kuruluştan geldiğine bakmaksızın ülkenin yararınaysa, sistemin yararınaysa bu tasarıları kabul ettik.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

24 konuşma daha · 12 Nisan 2006

24 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook