Sosyal güvenlik kurumu kanunu tasarısı ve sağlık, aile, çalışma ve sosyal işler hk. (s.s.1102)
Ankara Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 87. Birleşim · 4. yasama yılı · 12 Nisan 2006 · 1.852 kelime · yaklaşık 9 dakikalık okuma
Kaynak göster
Mehmet Zekai Özcan (AK Parti), 12 Nisan 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 87. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: SOSYAL GÜVENLİK KURUMU KANUNU TASARISI VE SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER HK. (S.S.1102)); konuşma 1.852 kelime.
Mehmet Zekai Özcan (AK Parti, Ankara). “Sosyal güvenlik kurumu kanunu tasarısı ve sağlık, aile, çalışma ve sosyal işler hk. (s.s.1102)”. TBMM Genel Kurulu, 87. Birleşim tutanağı, 12 Nisan 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-zekai-ozcan-22-2006-04-12-sosyal-guvenlik-kurumu-kanunu-tasarisi-ve-saglik-aile-calisma-ve-sos (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
AK PARTİ GRUBU ADINA MEHMET ZEKAİ ÖZCAN (Ankara)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sosyal Güvenlik Kurumu Kanunu Tasarısı üzerinde AK Parti Grubu adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Tabiî, bu kanunla ilgili görüşlerime başlamadan önce, benden önce Sayın Kılıçdaroğlu ve Sayın Mumcu'nun bir iki konusuna temas etmek istiyorum. Tabiî, konu tamamen teknik olmasına rağmen, olay siyasî boyutlara çekilmiştir. Sayın Kılıçdaroğlu, Sayın Başbakanımızla ilgili "kameralarla iftar sofralarına, fakir sofralarına gitmektedir" diye bir ifadede bulundu. Benim bildiğim, Sayın Başbakanımız, kamerayla hiçbir iftar sofrasına katılmamıştır. Kaldı ki, Sayın Başbakan ve kadrosu, çoğu, zaten fakir sofralarından gelmektedir. Sosyal Dayanışma Fonunun il başkanı olduğunu söylemek suretiyle, aslında benim de anlayamadığım bir ifadede bulundu ki, bu -doğru olmadığını biliyoruz- illerde vali, ilçelerde kaymakamdır. Dolayısıyla, bunu kendisine yakıştıramadığımı da ifade etmek istiyorum.
Sayın Mumcu ise, görüştüğümüz konunun sosyal güvenlik kurumu kanunu olduğunu unutarak, herhalde, bunun emeklilik sigortası kanunu olduğu şeklinde düşünmüş ve bu tasarının geri çekilerek, işte, iki üç gün çalışmak suretiyle emeklilik sisteminin nasıl düzeltileceğini ifade etmiştir. Tabiî, bugün konuştuğumuz konu, emeklilik sigortası kanunuyla ilgisi olmayan, tamamen tek çatıyla ilgili bir kanundur. Kaldı ki, sosyal güvenlikte kısa vadeli, beş senede, on senede sosyal güvenlikle ilgili herhangi bir çözümün olması da söz konusu değildir; bu, bir uzun vadeli aktüeryal dengeye dayanır. Bunu gözardı edip kısa dönemde kaynak bulmak suretiyle sosyal güvenliğin problemlerini çözmeyi düşünmek de çok yanıltıcı bir durum olur.
Peki, biz ne yapıyoruz bugünkü tasarıyla; bugünkü tasarıyla, biz, elli seneden beri hizmet etmekte olan, kamu kesimi için Emekli Sandığı, işçi statüsündeki SSK ile otuzbeş yılı aşkın bir süredir kendi hesabına çalışan Bağ-Kurluların kurduğu Bağ-Kur kurumlarını, bu üç sosyal güvenlik kurumunu tek çatı altında birleştiriyoruz. Bizim bugünkü tasarımızın özü bu.
Peki, burada ne vardı; burada, vatandaşın bu kurumlarla ilişkilerinde verimsizlik vardı, uzun kuyruklar vardı, sıkıntı vardı ve bu kurumların mensupları kendi kurumlarından memnuniyetsizliklerini her zaman ifade etmişlerdir; çünkü, bunlar, çalışma statülerine göre kurulmuş kurumlardır.
Şimdi, biz, biliyorsunuz ki, tek emeklilik sistemi, tek sağlık sistemi, tek yardım sistemi olmak üzere bütün bu sosyal güvenlik sistemlerini birleştiriyoruz ve tek çatı altında topluyoruz. Bununla ilgili emeklilik sigortası kanunu ile genel sağlık sigortası kanununu yakın bir zamanda görüşeceğiz. Onunla da ilgili Plan ve Bütçedeki görüşmeler bitti, Genel Kurula inmiştir. Fakat, bu konuda şu sorular sorulabilir -çünkü, soruldu- bu sorunlar nedir, işte, farklı çalışma sistemleri, eşitsizlikler, sağlık hizmetlerinde farklılık, emeklilik sisteminde farklılık. Biliyoruz ki, aynı primi ödeyenler, bu kurumlar farklıysa, farklı sürelerde emekli aylığı almaya hak kazanıyorlar, farklı prim ödüyorlar ve farklı sağlık hizmeti alıyorlar; kimisi kamu hastanelerinden sadece alıyor SSK'da olduğu gibi, kimisi ise üniversiteye gidebiliyor, kimisi özel sağlık kurumlarından alabiliyor ve bu eşitsizlik ve dengesizlik adil bir şekilde düzeltilmeye çalışılacaktır.
Biliyoruz ki, Sosyal Sigortalar Kurumunda bugün 60 güne yakın bir süre içerisinde ancak ortalama emekli işlemleri bitmektedir; Bağ-Kurda otuz gün, Emekli Sandığında üç gün. Yine, malullük sürelerine baktığımızda, bir seneye varan sürede ancak malullük aylığı alabilmektedir. Hizmet birleştirilmesi eğer zorunlu oluyorsa, bu, bir seneye yakın bir zamanı gerektirebiliyor. Tabiî, bunun sonucunda, vatandaşın bıkkınlık, eziyet ve mutsuzluğunu getiriyor.
Biz ise, bunun yerine, vatandaş odaklı bir sistem kuruyoruz. Burada kurduğumuz sistem, üç yıl içerisinde tamamlanmak üzere, eğer üç yıl içerisinde tamamlanmazsa, Bakanlar Kurulu iki yıl uzatmak suretiyle, beş yıl içerisinde, tamamen bu dediğim kurumların tasfiye edilerek Sosyal Güvenlik Kurumuna dönüşmesini amaçlıyor.
Kurumsal dağınıklığa son veren, idarî ve malî açıdan özerk, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının ilgili kuruluşu, bugün için daha özerk bir yapıya kavuşmuştur; çünkü, "teşkilat kanununda olmayan hükümler, özel hukuk hükümlerine tabi" ifadesi kullanılmak suretiyle, bunun özerkliği perçinlenmiştir.
Genel kurul muhafaza ediliyor ve kamu-özel orantısı, yine, özel kesim lehine daha çok yapılmıştır. 56 sosyal taraf, 22 kamu kesimi olmak üzere 78 kişiden oluşan bir genel kurul teşekkül ediyor ve geçmişte biliyoruz ki, bu genel kurullar sadece konuşulup, istişare mahiyetinde olup, dağılan kurumlardı. Biz, burada, bu genel kurulların aldığı kararların öncelikle dikkate alınması konusunda yasaya da bir hüküm koymak suretiyle genel kurulların daha aktif olmasını sağladık.
Yönetim kurulu konusunda ilk defa sosyal taraflarla kamu kesimi eşit sayıda temsil ediliyor. Bugüne kadar, biliyoruz ki, Emekli Sandığı 6 kamu -özel kesim yoktu, sosyal kesim- Bağ-Kurda 4 kamu, 2 sosyal kesim vardı, SSK'da ise 5'e 3'tü. İlk defa, biz, bunu 5'e 5 yapmak suretiyle sosyal kesimlerin yönetim kurulunda ağırlıklarını koruduk ve bugün yönetim kurullarında olmayan yetkileri, yine, yönetim kurullarına tekrar devrettik. Biliyoruz ki, Sosyal Sigortalar Kurumunda daire başkanının atanması bile yönetim kurulun yetkisinde değildir. Oysaki bu tasarıda daire başkanının atanması bir tarafa, kurulacak olan her genel müdürlüğün altındaki 8 daire başkanlığının kurulması ve atanmasını da yönetim kuruluna yüklemek suretiyle yönetim kurulunun etkinliğini artırdık ve burada, kurum başkanı da, aynı zamanda, bakana değil, birinci derecede yönetim kuruluna karşı sorumlu, hesap verir niteliğini getirdik. Dolayısıyla, Cumhuriyet Halk Partili değerli arkadaşımın, tabiî, bu iddiası mesnetsiz olmaktadır.
Yine, yönetim kurulunun yetkilerini, görevlerini sınırlandırdık ve genelde kendi aldığı kararları, yine, kendisi uygulama hükmünü getirdik; çünkü, daha önce, devamlı bakanın onayına sunulan kararlardı. Daire başkanı, kurum başkanı ise 500 000 YTL'nin altındaki bütün onaylar kendisine verilmektedir; sadece, ihalesiz işler yönetim kuruluna gitmektedir. Yönetim kurulunun dışındaki başkana, üç başkan yardımcısı koymak suretiyle merkez teşkilatını bu şekilde düzenledik. Burada, getirdiğimiz ana hizmetler birimi olarak, Sosyal Sigortalar Genel Müdürlüğü, Genel Sağlık Sigortası Genel Müdürlüğü, Primsiz Ödemeler Genel Müdürlüğü, Hizmet Sunumu Genel Müdürlüğü, Rehberlik ve Teftiş Başkanlığı, Aktüerya ve Fon Yönetimi Daire Başkanlığı merkez teşkilatı olarak yeniden düzenlendi.
Danışma birimleri olarak, Strateji Geliştirme Başkanlığı, Hukuk Müşavirliği, Basın ve Halkla İlişkiler Müşavirliği olmak üzere danışma birimleri düzenlendi.
Yardımcı hizmet birimleri ise, İnsan Kaynakları Daire Başkanlığı, Destek Hizmetleri Daire Başkanlığı olarak yasada yer aldı.
Burada esas şöyle bir örnek vermek mümkündür: Yani, bir mutfak düşünelim, bir de lokanta, servis kısmı. Burada mutfak kısmında Genel Sağlık Sigortası Genel Müdürlüğü ile Primsiz Ödemeler Genel müdürlüğü ve Sosyal Sigortalar Genel Müdürlüğü, bu mutfakta aslında olayın mevzuat yönünü oluşturuyor ve yapılacak işlemleri düzenliyor. Servis kısmını ise Hizmet Sunumu Genel Müdürlüğü taşrada ve yine, ilde yapmaktadır.
Burada, Hizmet Sunumu Genel Müdürlüğü, bütün günlük operasyonları taşrada il müdürlükleri, 81 il müdürlüğü ve 1 700'e yakın sosyal güvenlik merkezi kurulması düşünülüyor ve bunlarla beraber bunu yürütecektir.
Kurumun gelirleri arasında değerli arkadaşlarım, bugüne kadar olmayan devlet katkısını ilk defa koyduk. Biliyoruz, 1994'ten sonra sosyal güvenlik açıkları hazine tarafından karşılanıyordu; fakat, devletin Sosyal Sigortalar Kurumuna, Bağ-Kura ve Emekli Sandığına doğrudan bir katkısı yoktu. İlk defa emeklilik sigortasında yüzde 5, sağlık sigortasında yüzde 3 olmak üzere, yüzde 8 oranında -ki, bu toplamda yüzde 24 küsur yapıyor- yani, yüzde 24 civarında bir katkısı devletin doğrudan bu kuruma tahsilat oranı nispetinde bulunacaktır. Buna rağmen açıklar devam ettiği sürece de, yine, merkezî bütçeden bu açıklar karşılanacaktır.
Burada, kurumun primsiz ödemeler için yapacağı giderler merkezî yönetim bütçesinden karşılanacak. Yine, sigorta fonu, sağlık fonu, primsiz ödemeler fonu kesinlikle birbirine aktarma yapamayacak ve bunlar, kaynaklarını, yine kendi fonlarından karşılayacaklardır.
Yine, yönetim giderleri, tahsilat gelirleri içerisindeki oranı yüzde 10'ken, bu kuruma, yüzde 5'le sınırlanmak suretiyle, yönetim giderlerinin daha kontrollü harcanması hükmü getirilmiştir.
Bu kurumu kurarken, değerli arkadaşlarım, çalışan personelin kesinlikle özlük haklarına dokunmadık ve onların özlük haklarını muhafaza etmesi için geçici maddelerde düzenlemeler yaptık ve kararnameli olan bütün kadrolar, bakanlık müşavirliğine önce atanıyor, ondan sonra, kurumun ihtiyacı nispetinde eski görevlerine devam ediyorlar bu geçiş döneminde. Eğer, makamlı; fakat, üçlü kararnameli olmayan görevler ise, başkanlık müşavirliği kadrosuna atanıyor; ama, yine, eski görevlerini bu geçiş döneminde sürdürmeye devam ediyorlar; ki, bu düzenleme ilk defa bu kurumla yapılmakta ve personelin özlük haklarını korumaya dönük ve onların lehine bir düzenleme olmaktadır. Tabiî, burada, atandıkları kadro ile fiilen çalıştıkları kadro arasındaki fark, hangisi daha fazlaysa onu almaya devam edeceklerdir.
Kurum, bugüne kadar, taşınmazlarını düşündüğümüzde, aslında, kurumun hem genel müdürlerini hem yönetim kurullarını en çok ilgilendiren ve zamanını alan taşınmazlarla ilgili sorunlarıydı; çünkü, prim borçlarına karşı, çoğu zaman, hamam bile almışlardır; tabiî, bunu kullanmamışlardır. Dolayısıyla, bu aldıkları emlakler, kendi başlarına sorun olmuştur. Bu kurumun emlakle ilgili problemlerinden ayrılması için, ihtiyaçları dışında herhangi bir taşınmaz alınmasını önleyecek de bir hüküm getirilmiştir. Şu anda ise, kendi ihtiyacı olmayan taşınmazların Maliye Bakanlığına devri suretiyle satılması, rayiç bedelleri üzerinden satılması hükmü getirilmiştir ki, yönetim kurulu bu rayiç bedeli kabul etmek koşuluyla.
Bunun dışında, bu kurumun, demin, Sayın Kılıçdaroğlu, tenkitte bulundu, işte, bu kurum bu kadar büyük bir kurum oldu; ama, siz teftiş kurulunu kaldırdınız diye. Biz, teftiş kurulunu, değerli arkadaşlarım, kaldırmadık. Burada, Rehberlik ve Teftiş Başkanlığı kurduk ve bunu daha güçlendirdik. Dolayısıyla, bu mevcut müfettişler, hem SSK hem Bağ-Kur hem Emekli Sandığındaki idarî müfettişler, SSK'daki sigorta müfettişleri, bu teftiş başkanlığının içerisinde bulunacak ve yine teftiş ve soruşturma görevlerini yapmaya devam edeceklerdir.
Değerli arkadaşlarım, tabiî, bu konu, bugünkü görüştüğümüz konu, tamamen teknik ve dediğim gibi, üç sosyal güvenlik kurumunun tek çatı altında birleştirilmesiyle ilgiliydi. Bu sosyal güvenlik reformunun birinci ayağı buydu. İkinci ayağı, büyük ihtimalle yarın görüşmesine başlayabileceğimiz Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu ve genel sağlık sigortası olacaktır. Dördüncüsü ise, primsiz rejimler olacaktır; fakat, bunun yasası henüz oluşmamıştır. Umuyoruz ki, iki üç ay içerisinde bu da oluştuğunda, yasalaştığında, bu dört ayak tamamlanmış olacaktır. Çünkü, sosyal güvenlik kurumları verimsiz çalışmıştır ve vatandaşın problemlerini zamanında çözememiştir ve memnuniyetsizlik yaratmıştır. Bunun yerine oluşturduğumuz ve en ücra kasabaya kadar gidecek olan sosyal güvenlik merkezleriyle bu çözülecektir. Bilgisayar altyapısı güçlendirilecektir. Bunun için, 50 civarında, yine, bilişim uzmanı alınması için kuruma sözleşme yetkisi verilmiştir.
Sosyal sigortalar, sosyal güvenlik açıklarına baktığımızda, değerli arkadaşlarım, 2005'te 23,3 katrilyon TL veya milyar YTL civarında bir açık olduğunu görüyoruz. Bu açık süratle artmaktadır; çünkü, bütçeye baktığımızda, bütçedeki payı yüzde 16,1'dir. Oysaki, dört sene önce, bunun bütçedeki payı yüzde 10'du. Bu, bu şekilde devam ettiği takdirde, tabiî, çok kısa zamanda, daha da büyük problem yaratacaktır; fakat, esas olan, sosyal güvenlikte çok söylenen ve bugüne kadar yapılamayan reformları AK Parti Hükümetinin başarabilmiş olmasıdır. Oysaki, biz, bu çatıyı yukarıda görüştüğümüzde, ne ANAP'lı ne de Cumhuriyet Halk Partili değerli arkadaşların ciddî hiçbir itirazı olmamıştır; çünkü, bu yasanın…
MUHARREM DOĞAN (Mardin)Anavatan Partisi, Sayın Başkan…
HÜSEYİN GÜLER (Mersin)İtirazlarımızı orada görmediniz mi?!
AHMET YENİ (Samsun)Seslendirin biraz…
MEHMET ZEKAİ ÖZCAN (Devamla)Ciddî bir itirazı yoktur.
Yani, itiraz ettikleri nedir; demin dediğim gibi, teftiş kurulu kaldırılıyor iddiası vardı Cumhuriyet Halk Partisinin, cevabını verdik. İkincisi, bakın, şu kadar önemli bir yasadaki yanlışlığı nasıl söylüyorlar; diyorlar ki: "Türkiye'de tek bir işveren konfederasyonu vardır; siz, nasıl 3 tane yazıyorsunuz?" Bu, orada da konuşuldu değerli arkadaşlarım, biz, bir kanun yapıyoruz, bugün, evet 1 tanedir; ama, yarın bunun 3 tane olmasını engelleyen bir hüküm yoktur. Eğer 1 taneyse, zaten ona göre… 5'i geçmeyeceğine göre, genel kurula vereceği üye sayısı 9'dur, 9'u verecektir, bu değişmemektedir. Yani, tenkit edilen konu, bu bilinmiyor mu diye. Üçüncü tenkit ettikleri konu, kurumun başkanı niçin süreli atanmıyor. Şimdi, burada, özerklik konusunda -demin ifade ettim- bu kurum, bugüne kadar kurulan yönetim kurulları ve kurumlar içerisinde en özerk kurum olmuştur; hem yönetim kuruluyla hem genel kuruluyla hem danışma birimiyle. Dolayısıyla, burada, bu kadar açık veren bir kuruma süreli bir başkan atanması halinde, hükümet programlarıyla uyuşmaması halindeki sıkıntıyı düşünmek bile istemiyorum. O bakımdan, böyle bir kuruma uzun vadeli bir başkan atanmasının, aslında, özerkliğiyle ilgisi yoktur; çünkü, özerklik yasalarla sağlanmıştır. Dediğim gibi, kurum başkanı, bakana sorumlu değil, yönetim kuruluna sorumludur. Bundan daha büyük bir özerklik olması düşünülemez.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKANBuyurun Sayın Özcan.
MEHMET ZEKAİ ÖZCAN (Devamla)Bu doğrultuda -muhalefet partilerinin ciddî bir eleştirisi olmayan- tek çatının, aslında, Sosyal Sigortalar Kurumu, Emekli Sandığı ve Bağ-Kurun birleşmesiyle daha güçlü olacağını ve milletimize daha yararlı hizmet edeceğini düşünüyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
24 konuşma daha · 12 Nisan 2006