İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 89. BİRLEŞİM · SALI

Sosyal sigortalar ve genel sağlık sigortaları kanun tasarısı (s.s.1139)

Murat Başesgioğlu

İstanbul Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 89. Birleşim · 4. yasama yılı · 18 Nisan 2006 · 1.902 kelime · yaklaşık 10 dakikalık okuma

Kaynak göster

Murat Başesgioğlu (AK Parti), 18 Nisan 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 89. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: SOSYAL SİGORTALAR VE GENEL SAĞLIK SİGORTALARI KANUN TASARISI (S.S.1139)); konuşma 1.902 kelime.

Murat Başesgioğlu (AK Parti, İstanbul). “Sosyal sigortalar ve genel sağlık sigortaları kanun tasarısı (s.s.1139)”. TBMM Genel Kurulu, 89. Birleşim tutanağı, 18 Nisan 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/murat-basesgioglu-22-2006-04-18-sosyal-sigortalar-ve-genel-saglik-sigortalari-kanun-tasarisi-s-s-1139 (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI MURAT BAŞESGİOĞLU (İstanbul)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerimin başında Yüce Heyetinizi hem Bakanlığım hem de Hükümetimiz adına saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bugün, sosyal politika alanında hem bugünü hem de geleceğimizi ilgilendiren çok önemli bir yasal düzenlemeyi birlikte görüşüyoruz. Benden önce konuşan arkadaşlarımızın da ifade ettiği gibi, gerçekten, cumhuriyet tarihinde "reform" kelimesinin tam karşılığı olacak, tam içini dolduracak bir düzenleme yapmanın onurunu, gururunu, inşallah, hep birlikte yaşayacağız.

Gönül arzu ederdi ki, böyle önemli bir düzenlemeyi, iktidarıyla, anamuhalefetiyle ve diğer muhalefet partileriyle birlikte yapalım. Gerçi, Genel Kurul aşamasına gelinceye kadar, bu anlamda, bütün milletvekillerimizin, iktidar-muhalefet demeden, komisyonlarda ve alt komisyonlarda bu tasarıya çok önemli katkıları olmuştur.

İzin verirseniz, ben, bu tasarının biraz hazırlık aşamasından sizlere bahsetmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, biz, Bakanlık olarak, sosyal güvenlik reformu hazırlık çalışmalarına 16 Aralık 2002 tarihinde başladık. Bugün, 18 Nisan 2006'dır. 2002 Aralığından bu tarafa çok yoğun bir şekilde bir çalışma yürüttük. Bu çalışmayı, kamu, hem kendi arasında hem de sosyal taraflarla paylaşarak yaptı. Sayısız seminer, konferans, toplantı yapıldı. Sosyal Güvenlik Yüksek Danışma Kurulunda, Çalışma Meclisinde defalarca bu konuda görüş alışverişinde bulunuldu. Ekonomik Sosyal Konsey, Sayın Başbakanımızın başkanlığında, sırf sosyal güvenlik gündem maddesiyle toplandı. Bunun ardından, Emek Platformu ve Emek Platformunun bileşenleriyle oluşturduğumuz çalışma platformunda bu tasarıları defalarca görüştük. Ardından, Yasama Meclisimizdeki safahatı geldi. Çalışma Komisyonunda ve Bütçe Plan Komisyonunda, her iki komisyonda da alt komisyon kurulmak kaydıyla bu tasarılar enine boyuna incelendi. Dolayısıyla, bu tasarıda, hem sosyal diyaloğu gerçekleştirmek hem de katılımcı anlayışı bu tasarıya aksettirmek istedik. Biz, bu işin başında, bu tasarı çalışmalarına başlarken, hiçbir, daha önceden planlanmış bir görüşü, daha önceden hazırlanmış bir fikri dikte ettirmek anlamıyla çıkmadık. Bütün anlayışımız, kabul edilebilir, ülkenin gerçeklerine uygun bütün önerileri bu tasarıda değerlendirmek çerçevesinde olmuştur ve bu anlayışımız çerçevesi içerisinde, Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Tasarısına gelen 174 öneriden 109'unu kabul ettik, bunun kabul oranı yüzde 63'tür; kurum yasasına ilişkin, Emek Platformundan, diğer sosyal taraflardan gelen 101 önerinin 72'sini kabul ettik, bunun da kabul oranı yüzde 71'dir.

Değerli arkadaşlarım, bütün bu çalışmalar neticesinde, tabiî, bazı hususlarda görüş ayrılıkları olması doğaldır; ancak, burada, muhalefet partilerimizin belirttiği veyahut da sosyal taraflarımızın dışarıda belirttikleri hususlardaki konuları neden kabul etmediniz diye sorduğunuz zaman, artık, bu anlamda duvara dayandığımızı, bu ileri sürülen önerileri kabul ettiğimiz zaman bu reformun içinin boşaltılacağını, artık, bu çizgiden itibaren popülizme kaçacağımızı gördüğümüz için biz bu önerileri kabul etmedik. Eğer, bunu kabul etseydik, üçbuçuk yıldır kamuoyunu, sosyal tarafları boşuna oyalamış olurduk ve reform yapma mantığından da, reform yapma çizgisinden de önemli ölçüde sapmış olurduk.

Bu konuda şöyle bir öneride bulunmak istiyorum, az konuştuk, çok konuştuk diyenlere: Sayın Kemal Kılıçdaroğlu'nun vermiş olduğu bir Meclis araştırması önergesi var -zannedersem, 9 uncu sırada, araştırma önergeleriyle ilgili bölümün 9 uncu sırasında- biz, Hükümet olarak, eğer Grubumuz da uygun görürse, bu Meclis araştırma önergesinin gündeme alınmasını arzu ederiz. Araştırma önergesinin konusu da, sosyal güvenlik sisteminin sorunlarına ilişkin bir araştırma önergesidir. Yasamız çıkar, yasa çıktıktan sonra, eşzamanlı olarak bu Meclisteki araştırma komisyonunun yapacağı çalışmalar bize büyük güç verir; hem bizim, belki, bilerek veya bilmeyerek gözden kaçırdığımız hususların tekrar üzerinden gitme imkânını da bu şekilde bulmuş oluruz. Yani "fikirlerimizi söyleyemedik, konuşamadık" diyenlere, işte, Meclisin en meşru platformunu kendilerine öneri olarak sunuyorum. Bu, bize, aynı zamanda, dediğim gibi, yasanın yürütme aşamasında da büyük bir güç verecektir.

Diğer bir husus, değerli arkadaşlarım, neden temel yasa oldu; yani, bunca gayrete rağmen, bunca katılımcı anlayışla bu yasayı hazırlamamıza rağmen neden temel yasa yapma ihtiyacını duydunuz diye arkadaşlarımız soruyorlar.

Değerli arkadaşlarım, bir hesaplama yaptırdım; 170 küsur maddeyi normal prosedür içerisinde görüşürsek, yirmi haftalık bir zamana ihtiyacımız var. Yirmi hafta demek, beş aylık bir zaman demektir. Bu kadar tartışılmış, bu kadar kamuoyuna mal olmuş bir tasarıyı beş ay Meclisin gündeminde tutmanın takdirini, sizin takdirlerinize, sizin anlayışınıza sunuyorum. Yani, beş ay, burada, hiçbir şey görüşülmeyecek, sadece Sosyal Güvenlik Yasası görüşülecek. Böyle bir görüşme, böyle bir yasama mantığı yok.

Diğer parlamentoları da biliyoruz arkadaşlarım; komisyonlarda her şey enine boyuna tartışılıyor, genel kurulda sadece bir oylama oluyor. Belki, bizim, İçtüzüğümüzün de değiştirilerek, gelmemiz gereken nokta budur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Hükümet olarak, neden bir sosyal güvenlik reformu yapma arzusuyla ortaya çıktık; Çalışma Bakanlığının işi yoktu, hükümetin bu kadar yoğun iş arasında kendisine bir meşgalesi yoktu da, bu kadar üzerinde çalışılacak bir sosyal güvenlik reformu yapmayı mı tercih etti; değerli arkadaşlarım, bizim, Hükümet olarak ve Bakanlık olarak, sosyal güvenlik reformu yapma konusundaki anlayışımız, geleceğe duymuş olduğumuz sorumluluktan kaynaklanmaktadır. Biz de, başımızı kuma gömüp, bu, hiçbirimizin beğenmediği… İnanıyorum ki ben, bu kürsüde bu tasarıyı acımasızca eleştiren hiç kimse, Türkiye'de bir sosyal güvenlik reformuna ihtiyaç yoktur diyemez; diyenlerle, zaten, konuşacak bir şeyimiz yok.

Evet, bugünkü parametreleriyle, bizim, sosyal güvenlik sistemimizi sürdürmemiz mümkün değil. Eğer, sorumluluktan kaçarak, bu sosyal güvenlik sisteminin bütün maliyetlerini geleceğe erteleme konusunda bir sorumsuzluk anlayışı bizden bekleniyorsa, biz, bu anlayışı paylaşacak insanlar değiliz. Zannediyorum, Parlamentomuzdaki hiçbir milletvekili arkadaşımız da, geçmişe yönelik bu sorumluluk anlayışından kaçamaz. Bu reformu, bu nesil yapmazsa, bugünkü kuşak yapmazsa, gelecek kuşaklara çok ağır, onların omuzlarının taşıyamayacağı kadar bir yükü devredeceğimizin bilinmesi gerekir.

Değerli arkadaşlarım, bu sistemin 23 katrilyon lira açığı var. Eğer, biz, sisteme müdahale etmezsek, bu açık yüzde 100 artarak, önümüzdeki dönemde yüzde 8'leri, yüzde 10'ları bulacak. Bu demektir ki, yaklaşık, 50 milyar dolarlık, bu sosyal güvenlik sisteminin bir açığı var demektir.

Şunu da söyleyeyim; sistem, açıklarını karşılayacak bugünkü finansman ihtiyacını yaratmış olsa bile, sosyal güvenlik sisteminde bir düzenlemeye ihtiyacımız var. Yani, bu tasarıya karşı çıkanlar, bu tasarıya itiraz eden arkadaşlarımız bize "Sayın Bakan, her sene 20 milyar dolar olmak üzere beş senede sana 100 milyar dolarlık finansman açığını buraya koyduk" deseler dahi, sosyal güvenlik sisteminde bizim mutlaka ve mutlaka bir düzenleme yapmamız gerekiyor.

Niçin yapmamız gerekiyor; hepinizin bildiği sebeplerin çok kısa bir şekilde üzerinden geçmek istiyorum arkadaşlarım. Bir kere, kapsam itibariyle, bütün nüfusu kapsamıyor. Vatandaşlarımızın büyük bölümü hâlâ sosyal güvenlik güvencesinden yoksun durumdalar. Sosyal güvenlik kurumlarımız farklı norm ve standartta hizmet veriyor. Bağ-Kurluysanız, SSK'lıysanız, Emekli Sandığı mensubuysanız ayrı ayrı standartlarda hizmet alıyorsunuz. Bu da, eşitlik, adalet duygularını rencide eden, vatandaşlarımız arasında ayırımcılık yaratan bir husus. Demin ifade ettim, finansman açığı önemli bir konu.

Bunların dışında, nüfusumuzun, şu an itibariyle, genç bir kompozisyon arz etmesi, bizim, sosyal güvenlik sistemi yapma konusunda elimizi çabuk tutmamızı gerektirmektedir. Otuz yıl sonra genç nüfusumuza dayalı, sosyal güvenliğe olumlu yansımaları olacak bir düzenlemeyi yapma imkânına kavuşamayacağız, sahip olamayacağız.

Bunun gibi sayacağımız ve şu anda sürdürülemez noktasında olan sosyal güvenlik sistemimizde bir değişiklik yapılması kaçınılmazdır.

Biraz bu görüşlerimi rakamlarla da ifade etmem gerekirse, şu andaki sosyal güvenlik tablomuz şu şekildedir değerli arkadaşlarım: 7,5 milyon emeklimiz var, 13 300 000 sisteme prim ödeyen vatandaşımız var ve 45,5 milyon da sistemin bağımlısı var.

Bunun özeti şudur: 72-73 milyon insanın sağlık ve yaşlılık konusundaki bütün yükünü 13,3 milyon vatandaşımız çekmektedir. Nasıl Gelir Vergisinde vergide vergi tabanı darsa, sosyal güvenlik alanında da, maalesef, prim ödeyen vatandaşımızın sayısı 13,13 milyon kişidir.

2005 yılı itibariyle üç sosyal güvenlik kuruluşumuzun toplam harcaması, 58,4 milyar YTL'dir. Bu 58,4 milyar YTL'nin 35 milyar YTL'sini prim olarak toplamaktayız. Geri kalan 23,1 milyar YTL'lik miktar, sistemin açığı olarak karşımıza çıkmaktadır. Bunun da gayri safî millî hâsılaya oranı 4,8'dir ve tüm sosyal güvenlik harcamalarımız da 12,1 mesabesindedir ve her yıl sisteme, emekli olarak 300 000 civarında vatandaşımız girmektedir değerli arkadaşlarım.

Bir sosyal güvenlik sisteminin en büyük özelliklerinden birisi, ülkedeki yoksulluğu önlemesidir. Peki, şu andaki sosyal güvenlik sistemimiz ülkedeki yoksulluğu önleme konusunda ne durumdadır diye sorarsak, karşımıza hiç de bir iç açıcı tablo çıkmamaktadır. Biliyorsunuz ki, bunlar ülkemizin acı gerçekleri, ama, telaffuz etmekten çekinmeyeceğiz. Türkiye'de her 4 kişiden 1'isi yoksulluk sınırı altındadır ve gelir dağılımına göre en alt dilimle en üst dilim arasındaki vatandaşlarımızın gelir dağılımı arasında, bazı sektörlere göre, 10, 11, 12, 13 kat fark vardır; yani, en zenginimizle en fakirimiz arasında gelir dağılımında büyük adaletsizlik vardır. Bu, bugünün sorunu değil, bu, yıllardır gelen, değiştirmeye çalıştığımız bir kurgudur. Memnuniyetle ifade edeyim ki, Hükümetimiz döneminde bu orta grup gelirlerdeki standart artışı iyileşmiştir, gün geçtikçe de iyileştirilmeye çalışılmaktadır; ama, dünyada yaşanan bu küreselleşmenin getirmiş olduğu krizler karşısında, vatandaşlarımızı yoksulluğa karşı korumak zorundayız. Vatandaşlarımızı korumak için gerekli olan kurumları, mekanizmaları kurmak zorundayız.

İşte, bu mekanizmalardan en önemlisi de sosyal güvenlik sistemidir. Gelirin yeniden adil olarak dağıtımını sağlayacak tek mekanizma sosyal güvenlik sistemidir. Şimdi, demin söyledim, sosyal güvenlik sistemimiz, gelirin yeniden dağıtımı konusunda adil değildir, yoksulluğu önleme konusunda adil değildir dedim. Bunu rakamlarla ifade etmem gerekirse değerli arkadaşlarım, hazineden bu üç sosyal güvenlik kuruluşuna 23,1 milyar YTL'lik transfer yapılıyor. Yani, bu, sizlerden toplanan, diğer vatandaşlardan toplanan Gelir Vergisinin dağıtılması demektir. Bunu dağıtırken adil olmamız lazım.

Peki, bunu kime dağıtıyoruz; bunu, ancak ve ancak Bağ-Kur, SSK ve Emekli Sandığının sistemi içerisindeki emeklilere dağıtıyoruz. Oysa, Türkiye'de yoksulluk sıralamasında birinci sırada ücretsiz aile işçileri gelmektedir. İkinci sırada mevsimlik işçiler gelmektedir. Üçüncü sırada kendi nam ve hesabına çalışan insanlar gelmektedir. Maalesef ve maalesef, bu insanlar da sosyal güvenlik sistemi içerisinde değildir. Dolayısıyla, hazineden almış olduğumuz bu 23 katrilyon lira paradan tek kuruş bu fındıktaki, ormandaki, pamuktaki çalışan, bizim mevsimlik çalışan vatandaşımıza gitmemektedir. Bu paranın dağılımı nasıldır: Hazineden alınan bu para, SSK'lılar açısından, yılda 1 742 000 000 YTL, Emekli Sandığında, kişi başına, 5 576 000 000, Bağ-Kurda da 4 328 000 000 YTL, bu hazine transferinden bu vatandaşlarımıza gitmektedir. Evet, devlet bunları da desteklesin; ama, desteklemede öncelikli olarak ele alacağımız bu yoksulluk sınırı altındaki vatandaşlarımızdır. Dolayısıyla, yeni sosyal güvenlik sistemimiz, bu yoksulluğu giderme konusundaki çarpık yapıyı düzeltecektir, en azından, bunu düzeltme konusunda iddialıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sosyal güvenlik sistemimiz dört ana unsurdan oluşmaktadır. Bunlardan birisi emeklilik sistemidir, ikincisi genel sağlık sigortasıdır, üçüncüsü sosyal yardımlardır, dördüncüsü de daha önceki oylarınızla Meclisimizden geçerek kanunlaşan "tek çatı" dediğimiz sosyal güvenlik kurumu tasarısıdır. Burada sadece emeklilik sistemine ilişkin görüşlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum. Zaman yeterse diğer bölümlerde de genel sağlık sigortasına ilişkin konularda sizlere görüşlerimi arz edeceğim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün yaşlılık sigortası dediğimiz, emeklilikle ilgili üç sosyal güvenlik kuruluşumuz var; Bağ-Kur, Emekli Sandığı ve SSK. Bu mevcut sosyal güvenlik kuruluşlarımızın emeklilik kurgusu çalışma statüsüne göredir; yani, memursanız farklı, hizmet akdiyle çalışıyorsanız farklı standart ve normlara göre emekli olursunuz. Yeni sosyal güvenlik sistemimiz bu kurgudan vazgeçiyor, bu kurguyu terk ediyor. Peki ne diyor; diyoruz ki, bu ülkede bütün vatandaşlar, statüsü ne olursa olsun, çalışma hayatında geçen sürelere göre emekli olacaklardır. Yani, çalışırken kendi nam ve hesaplarına ne kadar prim kesintisi yapılmışsa, emekli olmalarında bu kendileri için önemli bir unsur olacaktır. Yoksa, son gelmiş olduğu görev 6 400 gösterge ve sair görevlere göre altı ay o görevi işgal edip, bütün çalışma hayatı ve bütün emeklilik hayatı, bu almış olduğu altı aylık şeye göre devam etmeyecektir; bundan, sistem vazgeçmektedir. Tek bir emeklilik sistemi, eşit bir emeklilik sistemi getirmeyi, bu yeni sistem ifade etmektedir.

Mevcut çalışanlarla ilgili, değerli arkadaşlarım, emekliliği hak etme şartlarında herhangi bir değişiklik getirmiyoruz; yani, bugün sistemde herhangi bir şekilde yer etmiş, çalışan vatandaşlarımız, kaç yaşında emekli olacaklarsa aynı yaşta emekli olacaklar, kaç gün prim ödemeleri gerekiyorsa, bu kanun yürürlüğe girdikten sonra da, yine, aynı şartlarda emekli olacaklar; bunların, bu emekliliği hak etme şartlarında herhangi bir değişiklik getirmiyoruz.

Peki, sistem ne değişiklik getiriyor; onu size kısaca arz etmek isterim. Bir kere, aylık bağlama oranlarını değiştiriyoruz. Şu anda, Emekli Sandığında yüzde 3 olan, Bağ-Kur ve SSK'da 2,6 olan, yani, her yılın karşılığında çarpılacak olan katsayıyı değiştiriyoruz. Bu, bizim, Avrupa'da en yüksek olduğumuz, şampiyon olduğumuz oranlardır. Lüksemburg dışında, bu aylık bağlama oranının bu kadar yüksek olduğu hiçbir ülke yok. Biz, 3; 2,6 oranlarıyla, bu anlamda en yüksek oranlara sahip ülkeyiz. Peki, buna rağmen, Türkiye'de emekli aylıklarının satın alma gücü niye düşük diye haklı olarak bir soru sorulabilir. Değerli arkadaşlarım, emekli aylıklarının Türkiye'de düşük olmasının nedeni, çalışırken alınan ücretlerin düzeyidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

39 konuşma daha · 18 Nisan 2006

39 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook