İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 28. BİRLEŞİM · SALI

2009 yılı merkezi yönetim bütçesi (s.s.312) 2007 yılı merkezi yönetim kesin hesap kanunu tasarısı ile merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki idare ve kurumların 2007 bütçe yılı kesin hesap tasarısı (s.s.313)

Mustafa Elitaş

Kayseri Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 28. Birleşim · 3. yasama yılı · 16 Aralık 2008 · 2.468 kelime · yaklaşık 12 dakikalık okuma

Kaynak göster

Mustafa Elitaş (AK Parti), 16 Aralık 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 28. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2009 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ (S.S.312) 2007 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI İLE MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ KAPSAMINDAKİ İDARE VE KURUMLARIN 2007 BÜTÇE YILI KESİN HESAP TASARISI (S.S.313)); konuşma 2.468 kelime.

Mustafa Elitaş (AK Parti, Kayseri). “2009 yılı merkezi yönetim bütçesi (s.s.312) 2007 yılı merkezi yönetim kesin hesap kanunu tasarısı ile merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki idare ve kurumların 2007 bütçe yılı kesin hesap tasarısı (s.s.313)”. TBMM Genel Kurulu, 28. Birleşim tutanağı, 16 Aralık 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mustafa-elitas-23-2008-12-16-2009-yili-merkezi-yonetim-butcesi-s-s-312-2007-yili-merkezi-yonetim (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

AK PARTİ GRUBU ADINA MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2009 Yılı Merkezi Bütçe Kanunu Tasarısı hakkında AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, 2009 yılı bütçesinin ülkemize, milletimize hayırlar getirmesini temenni ediyorum.

Değerli milletvekilleri, görüşeceğimiz 2009 yılı bütçesi AK PARTİ hükûmetlerinin 7’nci, yeni kamu mali yönetim sistemine uygun bir şekilde hazırlanan 4’üncü bütçe olacaktır.

Bildiğiniz gibi bütçe, belli bir dönem içinde toplanacak gelir ve yapılacak harcamaların tahminî ve karşılaştırmalı cetveli olup yetkili organlar tarafından bu giderlerin yapılması ve gelirlerin toplanması için verilen izindir. Hükûmetler bunun için, bütçe hakkının bir gereği olarak Parlamentodan yetki alırlar. Her şeyden önce, her yıl toplumda üretilen millî gelirin yaklaşık yüzde 30’a yakın bir kısmı bütçe yoluyla yeniden harmanlanır, toplanır ve yine kamuya, vatandaşa dağıtılır. İşte bu dağıtım aşamasında hükûmetler, yatırım politikalarının, sosyal politikalarının, büyüme politikalarının, istihdam ve gelir politikalarının nasıl dağılacağıyla ilgili yaklaşımlarını ortaya koyarlar. Bu açıdan bakıldığında, söz konusu politikaların yürütülmesi için de yıllık araçlar olarak karşımıza bütçeler çıkar.

Değerli milletvekilleri, bütçelerin birçok özelliği vardır. Bu özellikleri kısaca saymak gerekirse, öncelikle yönetilebilir olması, tahmin edilebilir olması gerekir ancak demokratik ülkelerde bütçelerin en önemli özelliklerinden birisi, vatandaşa karşı sorumluluk açısından, samimiyet, dürüstlük ve güven ilkesi olmalıdır. Ülkemizde 2002 yılına kadar yapılan bütçeleri değerlendirdiğimiz aşamada baktığımızda, açıkçası bütçelerin öngörülen harcamalar itibarıyla uyumlu olmadığı, makro dengelerin kurulamadığı gözlemlenmiştir. Bütçelerdeki güven ve istikrarın, samimiyetin olmasının en önemli unsurlarının başında, bu bütçeyle ilgili olan yediden yetmiş yediye herkesin hükûmetlerin yaptığı bütçelere güven duyup gelecekle ilgili projeksiyonlarını ona göre değerlendirmeleri ve ona göre programlarını çizmeleri amacıyla çok önemli süreçleri beraberinde getirmektedir. Eğer bütçeler uyumlu olmazsa, samimi ve güvenilir bir şekilde olmazsa, hükûmetlerin yaptığı bütçelerin tahmin yönünden inandırıcılığı olmazsa, faiz oranları, herkesin zihnindeki enflasyon oranları, herkesin gelecekle ilgili bakış açısıyla paralel bir şekilde tamamen karmaşık bir şekilde ortaya çıkacak ve insanların kararlarıyla ilgili verecekleri kanaatlerde, verecekleri kararlarda yeknesaklık olmayacak, bir başıbozukluk ortaya çıkacaktır.

Nitekim bugüne kadar yapılan bütçelere baktığımızda… Bakınız, size çeşitli örnekler vermek istiyorum. 1999 yılında Hükûmet 64,4 trilyon harcama yapacağını söylemiş, ancak 68,4 trilyon lira harcama gerçekleştirmiş. Yani söylediği ile icraatı arasında yüzde 6’lık bir sapma meydana gelmiş. 1991 bütçesinde ise 101 trilyon lira harcama yapacağım demiş, 132 trilyon lira harcama yapmış. Böylece vatandaşa verdiği sözden yüzde 31’lik bir sapmayla karşı karşıya kalınmış. 1994 yılında yüzde 10’luk bir sapma, 1995 yılında yüzde 30’luk bir sapma ortaya çıkmış. En son 2002 yılında 57’nci Hükûmetin yaptığı bütçede ise Hükûmet 98 katrilyon lira harcama yapacağını ve bununla ilgili gelirlerini toplayacağını taahhüt etmiş ama yüzde 18’lik bir sapmayla 115,6 katrilyon lira harcama gerçekleşmiştir.

2003 yılından itibaren AK PARTİ hükûmetlerinin yaptığı bütçeleri değerlendirdiğimizde, bakınız, Hükûmet 2003 yılında 146 katrilyon lira bütçe büyüklüğü hedeflemiş, ama dikkatinizi çekiyorum değerli arkadaşlar, bu süreçte 140,4 katrilyon lira harcama yapmış. Bırakın aşmayı, bugüne kadar yapılan, 2003 yılına kadar yapılan gelenekler içerisinde hükûmetlerin bütçeleri sürekli ek bütçelerle veya harcama aşmalarıyla karşı karşıya olmuş, ama 2003 yılındaki bütçede hemen hemen 6 katrilyon liralık bir eksik harcamayla vatandaşa bir güven tesis edilmiş.

Bu nereden kaynaklanmış? 2002 yılının 3 Kasım seçimlerinde milletinden aldığı emaneti ve milletin kendisine verdiği güveni en iyi şekilde kullanan ve güven ve istikrarı sağlayan bir iktidarın başa geçmesiyle birlikte faiz oranlarında önemli bir düşme ortaya çıkmış, tüyü bitmedik yetimin hakkını koruma amaçlı ortaya çıkan ve bu söylemle, bu şiarla milletten yetkiyi almış iktidar, yaptığı harcamaları en verimli şekilde kullanarak harcamaların vatandaşa tekrar hizmet olarak geri dönmesinde çok etkili bir fonksiyon sağlamış. Yine 2004, 2005 ve 2006 yılı bütçeleri tahminleri hemen hemen çok yakın bir şekilde gerçekleşmiş. 2007 yılı bütçesi, bizim bütçe kalemindeki harcama kalemimiz 204 milyar 989 milyon YTL iken 2007 yılı gerçekleşmesi 203 milyar 501 milyon YTL olmuş. Hemen hemen tahmin ile gerçekleşme arasındaki oran çok yakın bir vaziyette olmuş. Neyi gösteriyor bu? Bu bütçeyle ilgili kanaat sahibi olup buna göre projeksiyonlarını tahmin eden, gelecekle ilgili kararlarını veren herkesin Hükûmetin yaptığı bütçelere güvenini ortaya çıkarıyor. Ondan önceki dönemde, iş âlemi, finans sektörü ve bütün katılımcılar, bütün bütçeden fayda sağlayanlar, bütün bütçeyle ilgilenenler, geçmişle ilgili kanaatleri alırlar, gelecekle ilgili değerlendirmelerini, gelecekle ilgili yapılandırmalarını ortaya çıkarırlar ve maalesef bu da gelecekle ilgili alınan kararlarda, hükûmetlerin aldığı kararlara çok olumsuz yönde katkılar ortaya çıkarır.

Değerli arkadaşlar, eğer bütçe istenildiği gibi olmazsa topluma verdiğiniz sözü, verdiğiniz güveni tam olarak anlatamadığınız takdirde kötü bir yönetimin unsuru olarak faiz oranlarının artmasının, enflasyon oranlarının zirveye çıkmasının önlenemez hâle gelmesiyle karşı karşıya kalırsınız.

İşte 2002 yılı bütçesi, çok büyük bir oranda toplanan gelirlerin faiz harcamalarına gitmesiyle karşı karşıya kalmış, bütçelerden vatandaşın imkân sağlaması, onların refah seviyelerini, onların gelir düzeyini artırıcı bir etki yapmamıştır. Eğer AK PARTİ İktidarı da 3 Kasım 2002 seçimlerinde milletten aldığı yetkiyi kendinden önceki hükûmetler gibi kullanmış olsaydı –bakınız, size çok önemli bir rakam ifade etmek istiyorum- hiçbir değişim olmasaydı, bizden önceki iktidarın yaptığı icraatı gerçekleştirmiş, aynı şekilde devam etmiş olsaydık 2007 yılı bütçesinde faiz harcamalarımız 110 milyar YTL olacaktı. Şimdi, 2007 yılı bütçesinde faiz harcamalarımız 50 milyar YTL civarında olacak. Yani bizim, 2007 yılında gösterdiğimiz basiretli bir yönetimin sonucu olarak 50 milyarın üzerinde, 60 milyar YTL’ye yakın bir kaynağın vatandaşa tekrar hizmet olarak dönmesi imkânını ortaya çıkardık.

Bu yapılan tasarruflar nerede kullanılmış olabilir? Bu yapılan tasarruflar, işte, KÖYDES projesiyle vatandaşa hizmet olarak aktarılmış olabilir, BELDES projesiyle vatandaşa hizmet olarak aktarılmıştır ve yine, devletten maaşını alan işçimize, memurlarımıza, refah seviyesini yükseltici olarak maaşlarında önemli bir artış tesis edilmiştir.

Bakınız, 2002 yılı bütçesinde personel harcamaları yüzde 18 iken 2007 yılı gerçekleşmelerinde personel harcamaları yüzde 24 seviyesine ulaşmıştır. İşte, milletten topladığını yine milletle paylaşan iktidarın en önemli özelliklerinden birisi budur.

Değerli milletvekilleri, eğer bütçeleriniz tahmin edilebilir olmadığı sürece, güvenli bir şekilde olmadığı sürece, bu konuda faizlerin olumsuz yönde yükselişinin olacağını ifade etmiştim.

2002 yılı öncesi şirketlerin bilançolarına baktığınız zaman en önemli kalemler, kâr kalemlerinin içerisindeki unsurları faaliyet dışı kârlar oluşturmaktaydı. Faaliyet dışı kârlar nelerdir? İşletmelerin hiç alakası olmayan konularda işlem göstermesi yani kaynaklarını kamuya satması, kamunun imkânlarından, kamunun ihtiyacı olan borçlanma gereğinden dolayı yüksek oranda faiz elde edip, ülkenin üretken değerlerinin, sermayesinin, altyapısının, hiç uygun olmayan yerlerde devletten nemalanarak bunların ortaya çıkması şeklinde değerlendirmek mümkündür.

Değerli arkadaşlar, bütçedeki istikrar, fiyat istikrarını ve dolayısıyla ekonomik istikrarı da beraberinde getirmektedir. İşte bu yüzden bütçelerin güvenilirliği çok önemli bir noktadır.

Yine bütçeler, eğer güvenli bir şekilde devam ederse, bunun, gelir dağılımındaki adalette de çok önemli etkisi meydana gelmektedir. Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Fonu’nun ve sosyal faaliyetler neticesinde gelir dağılımındaki adaleti de size 2002 ve 2005 yılı rakamlarıyla ifade etmek istiyorum.

En son yapılan verilere göre, 2002 yılında gelir grupları içerisinde en düşük gelire sahip yüzde 20’lik dilimin 2002 yılındaki toplam gelirden aldığı pay yüzde 5,3 iken, 2005 yılı itibarıyla bu yüzde 6,1’e yükselmiştir. Bakın değerli arkadaşlar, bu aradaki fark yüzde 1’den az gibi gözükmesine rağmen iyileşme oranı yüzde 20’ye yakın bir iyileşmeyi de beraberinde getirmiştir. Yine, 2002 yılında toplam gelirden en yüksek alan beşinci en zengin diyebileceğimiz yüzde 20’lik kesim, önce 2002 yılında yüzde 51,1 alırken, 2005 yılında bu yüzde 44,4’e gerilemiştir. Bu aralardaki 6,5 puanlık fark, toplumun orta direk dediğimiz kesimlerine dağıtılmıştır. Birinci dilim, bildiğiniz gibi 5,3’ten 6,1’e çıkmış, ikinci dilim 9,8’den 11,1’e çıkmış, üçüncü dilim 14,1’den 15’e çıkmış, bu şekilde, son dilim olan dördüncü dilim ise 20,1’den 22,6’ya çıkmıştır. Bu manada da yapılan bütçelerin güven verici olmasıyla birlikte, sosyal nitelikli olmasıyla birlikte gelir dağılımındaki adaleti de beraberinde getirmiştir.

Değerli milletvekilleri, bütçeleriniz uygun olursa, bütçeleriniz inandırıcı olursa, güven verici olursa -sizin bu açıklarınızın neticesinde de- ekonomide yapısal reformlara imkân verecek düzenlemeleri de beraberinde getirir, ekonominin dış ve iç şoklara karşı dayanıklı güvenlik çemberini oluşturmuş, makro dengelerini kuran bir ekonomiyle karşı karşıya gelmiş olursunuz.

Değerli milletvekilleri, AK PARTİ hükûmetleri, bütçe açıkları cihetinden ortaya koyduğu başarıyı ekonominin bütün ünitelerine yayma azmi ve kararlılığı içindedir; nitekim vergi sisteminin yeniden yapılandırılması çerçevesinde vergi tabanının genişletilmesi, kayıt dışılığın azaltılması, vergi oranlarının düşürülmesi, vergi sisteminin basitleştirilmesi hususlarında çok önemli adımlar atılmıştır. Uzun süredir yüksek seviyelerde seyreden enflasyonun tek haneli seviyelere indirilmesi ve fiyat istikrarının sağlanması konularında önemli başarılar elde edilmiştir ancak son dönemde, özellikle 2007 yılından itibaren başlayıp 2008 yılında zirveye ulaşan enerji ve tarım fiyatlarındaki ve emtia fiyatlarındaki, ham madde fiyatlarındaki olağanüstü, öngörülemeyen yüksek bir orandaki artış küresel finans piyasalarında önemli sorunları da beraberinde getirmiş, enflasyon oranının 2008 yılında istediğimiz ölçüde düşmesini engelleyen unsurlardan olmuştur. Fakat buna rağmen kararlılıkla sürdürülen mali disiplin ve etkin borç yönetimi sonucunda borç stoku sürdürülebilir yapıya kavuşmuş, her yıl istikrarlı bir şekilde elde edilen faiz dışı fazla sayesinde kamu finansmanında önemli iyileşmeler meydana gelmiştir.

Ekonomideki yapısal reformların gerekli ve önemli bir boyutu olan özelleştirme uygulamalarında kamuya kaynak sağlamaktan daha çok üretim maliyetlerini düşürerek verimliliği yükseltmek ve bu sayede rekabet gücünü ve istihdamı artırmak en önemli amaç olmuştur. 2003 yılından itibaren gerçekleştirilen özelleştirmelerle hem kamu üzerinde yük oluşturan sektörlerin daha verimli hâle getirilmesi hem de devletin asli görevlerine yoğunlaşabilmesi sağlanmıştır. Özelleştirme İdaresi, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu verilerine göre, 1985 ile 2002 yılları arasında toplam 8 milyar Amerikan doları özelleştirme gerçekleştirmiştir. Yine o dönem içerisinde Özelleştirme İdaresinin bu 8 milyar Amerikan doları karşılığı özelleştirmeye paralel olarak yaptığı harcama 11 milyar Amerikan dolarına ulaşmıştır. Yani, Özelleştirme İdaresi özelleştirmiş ama bunu sadece giderlerinde kullanmıştır.

2003-2008 yılları arasındaki rakamları değerlendirdiğimizde, bu beş yıllık süre içerisinde 42 milyar Amerikan doları özelleştirme gerçekleştirilmiştir. Bu da ülke ekonomisindeki yapısal değişimin, dönüşümün en önemli özelliklerini ortaya koyan nihai sonuçlarından birisidir.

Değerli milletvekilleri, bilindiği üzere, şu anda bütün dünyanın karşı karşıya olduğu çok önemli küresel bir mali krizle karşı karşıyayız. Bu kriz IMF tarafından “1929 yılından bu tarafa görülebilecek en büyük kriz” olarak ifade edilmiş, Birleşmiş Milletler ise “yüzyılın krizi” olarak ifade etmeye çalışmış. Şu anda bu krizden global ekonomi içerisindeki hiçbir ülkenin etkilenmediğini ifade etmek mümkün değildir. Ama 2007 yılının ikinci yarısından itibaren, dünyanın en büyük ekonomisi Amerika Birleşik Devletleri’nde yılların birikimiyle ortaya çıkan güç bir anda patlamış ve dünya ekonomisi de bundan gerekli etkilerini de beraberinde almıştır.

Şu anda, 60’ıncı Hükûmet, iktidara geldiği günden bu tarafa, dünya ekonomisindeki ortaya çıkan gelişmeleri, özellikle Amerika Birleşik Devletleri’nde ortaya çıkan olumsuz gelişmeleri zamanında görmüş ve tedbirler paketini ta 2008 yılı başından itibaren almaya başlamış. Ne yapmışız? İstihdam paketiyle ilgili çok önemli gelişmeleri yapmışız. Yine değerli milletvekillerinin bu Parlamentoda kabul ettiği süreç içerisinde, 1 Ekim 2008 tarihinden itibaren istihdam edilen her bir işçinin yüzde 5 sigorta primini kamu üzerine yüklenerek istihdamın önündeki engelleri kaldırıcı ve maliyet unsurunu düzeltici, azaltıcı etki ortaya çıkarmış.

Yine, genç işsizlerimizi, hanımefendilerimizi iş sahasına çekebilmek için, yirmi dokuz yaşına kadar olan gençlerin, yaş hususu olmamak üzere bütün hanımefendilerin iş yerlerindeki istihdamını sağlamak amacıyla yüzde 100’den başlamak üzere beş yıl süreyle bunların sigorta primlerinin kamu tarafından ödeneceği ve işletmelere önemli katkı sağlamak amacıyla, işletmelerin maliyet unsurlarının azaltılmasını sağlamak amacıyla bu düzenlemeler de 2008 yılının ilk yarısından itibaren ortaya çıkarılmıştır.

Son bir aydır, hatta on beş gündür, Türkiye’de çeşitli gruplar kriz üzerine söylem geliştirmeye çalışıyorlar. Aslında bu dönem içerisinde global mali krizin dünyadaki bütün ülkeleri etkileyeceğini ifade etmiştik. Ülkemiz, global mali krizden en az seviyede etkilenebilmesi için çeşitli korunaklarını 2008 yılından itibaren almaya başlamış ve dünyada çıkan, Amerika Birleşik Devletleri’nde çıkan yangının, depremin oluşturduğu hararetin veya ortaya çıkardığı tsunaminin ülkemiz ekonomisini minimum seviyede etkilemesi için alınan yasal düzenlemelerle birlikte, sorumluluk sahibi olan herkesin, sivil toplum örgütlerinin, siyasi partilerin, medyanın bu konuda, krizin, mali krizin en az seviyede etkilenebilmesi amacıyla hepsinin üzerine düşen gayreti göstermesi gerekir. Söylemlerimizi bu çerçevede yapıp değerlendirmemiz gerekir.

Bakınız, şu anda kriz söylemi yapanları değerlendirirsek, bir kısım insanlar var ki kriz fırsatçılığı yapmaya çalışıyorlar. Krizin yaygınlaşmasını, yoğunlaşmasını arzu ederek, milletin alın teriyle biriktirdiği değerlerin ucuza gelmesi ve bunu çok ucuz fiyatla kapatma gayreti içerisinde olanlar var.

Hatırlayın, 22 Kasım 2000 tarihinde Türkiye bir mali krizle karşı karşıya geldi. Eylül 2000 tarihinde o zamanın IMF Türkiye Masası Şefi… Ki, herhâlde şu anda bizi televizyonları başında dinleyenlerin aklına… IMF Türkiye Masası Şefinin hangi takımı tuttuğu, Türk yemeklerinden hangisini sevdiğini çok iyi bilirlerdi. Ve o şahıs Eylül 2000 tarihinde piyasaların çok ısındığını ifade ederken, Türkiye ekonomisini idare edenlere önemli işaretleri verirken maalesef Hükûmet onları boynu bükük bir şekilde dinlemiş ve 22 Kasım 2000 tarihinde ilk mali kriz beraberinde gelmiş. Bu krizle birlikte, devlete güvenmiş, hatta babasının cenazesinde dahi devlet iç borçlanma senetleri alması tavsiye edilen bir bankanın sahibi, o gün itibarıyla devlet kâğıtlarının, yine faiz oranlarının olağanüstü şekilde artması münasebetiyle edimlerini, borçlarını karşılayamadığından dolayı, daha önce 1 milyar 200 milyon dolar verilen bankasının yüzde 70’lik hissesini maalesef krizle, hiç kimsenin kılı kıpırdamadan… O dönem içerisinde ekonomik büyüklük olarak baktığımızda aktif büyüklük olarak beşinci büyük banka olarak ifade edilen bir banka göz göre göre batırılmış ve çok hızlı bir şekilde yabancı bir bankaya 300 milyon dolara satılmış. Hem de tamamı satılmış. Ondan yedi sekiz ay önce yüzde 70’lik hissesi 1 milyar 200 milyon dolar eden bir banka maalesef kriz içerisinde boğdurulup 300 milyon dolara başkasına satılmıştır. İşte bu dönem içerisinde bunu söyleyenler, kriz fırsatçılığı yapanlar var.

Yine bir grup, sektör içerisinde bulunan ama sektör itibarıyla yapısal dönüşümünü değiştirememiş, krizden olumsuz yönde etkilenen insanlar var.

Yine, üçüncü bir grup ise, dünya ekonomisindeki gelişmeleri, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki gelişmeleri bir buçuk yıldır takip etmeyen, kendi iç dinamiklerini buna göre reorganize etmeyen, düzenlemeyen ve buradan ortaya çıkan sorunları Hükûmete yıkma gayreti içerisinde olan üçüncü bir zihniyet var. Bunlar da kendi başarısızlıklarını başkalarının üzerine yıkma gayreti içerisinde devam ediyorlar.

Değerli milletvekilleri, bakınız, Hükûmetimiz KÖYDES diye bir proje başlattı. O zaman, Plan ve Bütçe Komisyonunda değerli milletvekili arkadaşlarımızla köylere su için bütçeye ödenek koymamız gerektiğinde, değerli bir milletvekili arkadaşımız Türkiye genelinde üç yüz yirmi tane köyün susuz olduğunu ifade etti ve bununla ilgili çok düşük bir ödenek koyalım… O gün itibarıyla büyük bir ödenek ama baktığımızda küçük bir ödenek ki sonraki koyduklarımızla küçük bir ödenek olarak değerlendirilebilecek bir miktar ortaya konulmuştu. Fakat Sayın Başbakanımızın bu konudaki hassasiyeti, Hükûmetimizin bu konuda yaptığı olumlu çalışmalar neticesinde, cumhuriyet tarihinde ilk defa, köylerin kalkındırılması ve mahalle çeşmelerinden öte her evde çeşmede bir suyun akması, evde çeşme suyunun, şehir suyunun akması amacıyla ilk yıl 2 milyar YTL’lik ödenek konularak, bugün vatandaş memnuniyeti, köylerdeki önemli ölçüde artan memnuniyet beraberinde gelmiştir.

Biz, 3 Kasım 2002 seçimlerinde köye gittiğimiz zaman vatandaşlar bize “Köyde su istiyoruz.” diye bir ifade kullanmamıştır, “Biz köyümüzde kanalizasyon istiyoruz, yol istiyoruz.” diye ifade kullanmamıştır, sadece “Gidin, biz sizin dürüst, namuslu olarak çalışacağınıza inanıyoruz, ebe istiyoruz, imam istiyoruz.” ve bir de “Biz sizi ne zaman göreceğiz?” diye bizden taahhüt almıştır.

2002 yılı öncesinde, milletvekillerinin seçildiği yörelere gitmeleri en önemli faaliyetlerden biri sayılırken bugün 2008 Türkiye’sinde, değerli milletvekili arkadaşlarımız köyleri, beldeleri, ilçeleri gezdiklerinde yatırımla ilgili çok önemli taleplerle karşı karşıya kalıyor. Hatta, köylerin altyapı sorunları önemli ölçüde halledilmiş, kanalizasyonları yapılmış ve artık kanalizasyonların da arıtma şeklinde olması, illerin, ilçelerin kanalizasyonlarının arıtmayla tesis edilmesi gündeme getirilmiştir.

Değerli milletvekilleri, biraz önce konuşan siyasi parti yetkililerinin burada ifade ettikleri çeşitli rakamlardan söz etmek istiyorum. Ondan önce, ülkede sanayileşmenin, ülkede ekonomik verilerin iyileşmesi için yapılması gereken en önemli unsurlardan birisi altyapı yatırımlarıdır. “Altyapı yatırımları” derken haberleşme ve ulaşımı göz ardı etmek mümkün değildir. Çünkü haberleşmeyle birlikte zamanı satın alırsınız, iyi yollarla birlikte, hava ulaşımının hızlanmasıyla birlikte zamanı satın alır ve bu zamanın satın alınmasıyla birlikte çok önemli bir fonksiyonla, işletmenize ayıracağınız, ülkenize ayıracağınız zamanla birlikte çok büyük katkıları da beraberinde getirme imkânı bulmuş olursunuz.

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

10 konuşma daha · 16 Aralık 2008

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook