2009 yılı merkezi yönetim bütçesi (s.s.312) 2007 yılı merkezi yönetim kesin hesap kanunu tasarısı ile merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki idare ve kurumların 2007 bütçe yılı kesin hesap tasarısı (s.s.313)
Kocaeli Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 28. Birleşim · 3. yasama yılı · 16 Aralık 2008 · 2.429 kelime · yaklaşık 12 dakikalık okuma
Kaynak göster
Nihat Ergün (AK Parti), 16 Aralık 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 28. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2009 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ (S.S.312) 2007 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI İLE MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ KAPSAMINDAKİ İDARE VE KURUMLARIN 2007 BÜTÇE YILI KESİN HESAP TASARISI (S.S.313)); konuşma 2.429 kelime.
Nihat Ergün (AK Parti, Kocaeli). “2009 yılı merkezi yönetim bütçesi (s.s.312) 2007 yılı merkezi yönetim kesin hesap kanunu tasarısı ile merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki idare ve kurumların 2007 bütçe yılı kesin hesap tasarısı (s.s.313)”. TBMM Genel Kurulu, 28. Birleşim tutanağı, 16 Aralık 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/nihat-ergun-23-2008-12-16-2009-yili-merkezi-yonetim-butcesi-s-s-312-2007-yili-merkezi-yonetim (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
AK PARTİ GRUBU ADINA NİHAT ERGÜN (Kocaeli)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2007 yılı kesin hesabı ve 2009 yılı bütçe kanun tasarısının tümü üzerinde AK PARTİ Grubunun görüşlerini açıklamak üzere söz aldım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlarım.
İnsanoğlunun yeryüzündeki en önemli faaliyeti iktisadi faaliyettir. Hayatını idame ettirebilmek için gerekli olan gıda, barınma, güvenlik ve benzeri her türlü ihtiyacı gidermek amacıyla çalışmak zorundadır. Herkesin bildiği bir şey, ihtiyaçlarımızın sınırsız, kaynaklarımızın sınırlı olduğudur. Bir yönden kaynaklarımızı artırmaya çalışırken diğer yönden ihtiyaçlarımızı planlamak, önceliklerimizi iyi tespit etmek durumundayız. İktisat, sınırlı imkânlarla nihayetsiz ihtiyaçların karşılanması işidir. Kişiler, aileler veya işletmeler bütçelerini yaparken bu konuya azami titizlik ve dikkat göstermektedir. Bu dikkati göstermeyenleri bekleyen sonuçlar ve sorunlar hepimizce malumdur.
Demokratik parlamenter rejimlerde yasama, yürütme ve yargıdan oluşan devletin motoru hükûmetlerdir. Sorunları çok, imkânları sınırlı bir ülkede Hükûmetin kamu kaynaklarını nasıl yönettiğini ve yöneteceğini gösteren en önemli belge, bütçe uygulamaları ve tasarılarıdır. Bu durum hükûmetlerin performansının tartışmasız bir numaralı ölçütüdür. Siyaset, biraz da mümkün olanı gerçekleştirme sanatı ise, hükûmet, iktidar mevcut şartlar altında mümkün olanın en iyisini nasıl gerçekleştirecektir, bütçeler bize bunları gösteren belgelerdir. Eğer kaynaklar gerçekten sınırlı ve yetersiz, problemler çeşitli ve çok, hatta bazıları ilerlemiş hastalık seviyesinde ise o zaman siyasi istikrar ve güven, bütçe disiplini, ciddi bir eylem planı ve öncelikler sıralaması daha da önem kazanmaktadır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; siyasi istikrar ve güven ortamının hem ülkenin genel yönetimi hem de bütçe uygulamaları ve disiplini yönünden ne kadar gerekli ve önemli olduğu siyasi tarihimizde de görülmüştür. 1950-60, 65-69, 83-90 yılları arasındaki istikrarlı dönem Türkiye’nin kalkınmasındaki en önemli işaretlerdir ve dördüncü bir dönem olarak da 2003-2008 AK PARTİ iktidarları dönemi bu istikrarın meyvelerini hep beraber tatmamıza imkân vermiştir.
2003 yılından bu yana AK PARTİ hükûmetlerinin bütçelerine hedefler, uygulamalar ve gerçekleşmeler yönünden kısaca göz attığımızda 2009 bütçesinin de durumu hakkında bir kanaate sahip olabiliriz.
Altı yıl boyunca bütçe uygulamalarıyla gerçekleşen gelir tahmin edilenden daha fazla olurken gerçekleşen harcama tahmin edilenden daha az olmuşsa, bu, sıkı bir disiplin, iyi bir planlama ve sağlam bir iradenin sonucudur, tesadüf değil. Üstelik bu başarı, başarılı performans, eğitimden, sağlıktan, sosyal yardım ve desteklerden, altyapı yatırımlarından taviz vermeden gerçekleştirilmişse, bu başarı alkışlanmayı hak eden bir başarıdır.
Bütçe açıkları ve bütçedeki faiz ödemelerinin bütçe içindeki payları gayrisafi yurt içi hasıla ile bütçe harcamalarına oranları bütün bütçelerin en kritik göstergelerinden sayılmalıdır. Bütçe gelirlerinin giderleri karşılama oranı 2002 yılında sadece yüzde 66’ydı yani bütçenin yüzde 40’a yakını, 35’ten fazlası açıktı. 2008 yılında ise bu oran yüzde 94’e ulaştı, bütçe açıkları yüzde 35’ten yüzde 5’e kadar gerilemiş oldu bütçe içerisinde. Faiz harcamalarının bütçe gelirlerine oranı ise 2002 yılında yüzde 65 iken 2008 yılında bu yüzde 25’e gerilemiştir.
Yukarıdaki veriler çerçevesinde 2009 yılı bütçesini değerlendirdiğimiz zaman da Hükûmetin şimdiye kadar gösterdiği sıkı disiplin, iyi planlama ve sağlam iradeyi devam ettireceği aşikârdır. Bütçe performansı, küresel, bölgesel ve ulusal bazı olumsuz koşullarla birlikte değerlendirildiğinde daha da önem ve anlam kazanmaktadır. 2003 yılından bu yana süren petrol ve doğal gaz fiyatlarındaki tırmanış, Irak’ın işgaliyle ortaya çıkan bölgesel bunalım, gerilim ve belirsizlikler, 2005’ten itibaren özellikle tırmandırılan terör olayları ve Türkiye’yi istikrarsızlaştırmak amacı güden iç hareketlenmeler, Mayıs 2006’daki gelişmeler, Nisan 2007’deki gelişmeler ve Mart 2008’deki gelişmelerle birlikte düşünüldüğünde bütçe performansı daha da önem kazanmaktadır. Bunların hiçbirisi Hükûmetin iradesini ve performansını örseleyemedi. Ancak uluslararası birçok yatırımcıyı, içerideki birçok yatırımcıyı tedirgin etmediğini de söyleyemeyiz.
2009 bütçesi de devam eden bazı olumsuzluklara ilaveten küresel, mali ve finansal krizin bütün dünyayı sarstığı bir ortamda hazırlandı ve uygulamaya konulacaktır. Bu koşullarda bu bütçenin gerçekçi, samimi ve güvenilir bir bütçe olması önemlidir. Bütçe, 262 milyar 110 milyon YTL’lik bir harcama öngörmektedir ve 2008’e göre harcamalarda yaklaşık 35 milyar YTL’lik bir artış öngörülmektedir. 248 milyar 759 milyonluk bir gelir öngörmekte ve yine 2008’e göre yaklaşık 35 milyar YTL’lik bir artış sağlanmaktadır. Faiz harcamalarının bütçedeki payı ise 2008’e göre daha düşük kalmaktadır. Bütçe açığı ise daha da azaltılmaktadır. Bunlar 2009 bütçesinin gerçekleridir.
Değerli arkadaşlar, Türkiye’nin sorunları, ihtiyaçları, toplumsal talep ve beklentiler dikkate alındığında bütçedeki harcama rakamlarının 500 milyar YTL’yi bulması da mümkündür. Böyle bir bütçe de hazırlanabilirdi. Acaba böyle bir bütçe gerçekçi bir bütçe olur muydu? Böyle bir bütçe samimi, inandırıcı bir bütçe olur muydu? Topluma, iç ve dış ekonomik aktörlere güven veren bir bütçe olabilir miydi? Şüphesiz olamazdı. İşte bu nedenle 2009 bütçesini de AK PARTİ iktidarlarının diğer bütçeleri gibi gerçekçi, samimi ve güven veren bir bütçe olarak gördüğümüzü ifade etmeliyim.
Sayın Baykal konuşmasında, bu bütçede harcamaların ve ücretlerin özellikle artırılması önerisinde bulundu. Buna mukabil ise bütçe gelir kalemlerini oluşturan vergilerin önemli oranda azaltılması gerektiğini ifade etti. “Bu küresel krizde bütçe böyle olmalıydı.” diyor. Yani 500 milyarlık harcama yapan bir bütçe ortaya koymalıydık. Peki, koysaydık nasıl bir bütçe açığı tablosu, nasıl bir borçlanma ihtiyacı ortaya çıkacağını tahmin edebiliyor musunuz? 500 milyarlık harcama öngören bir bütçenin kaynağı ne olabilir, kaynağı?
Değerli arkadaşlar, kaynağını ifade etmeden burada yapılan önerilerin değeri elbette olamaz. Kusura bakmasın Sayın Baykal, biz Zati Sungur değiliz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bu iş hesap işidir, bu iş planlama işidir. O nedenle, bütçe disiplini, bütçe uygulamalarındaki bugüne kadarki performans devam ettirilecektir.
Değerli Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; 2001 yılında yaşanan ekonomik kriz hepimize, siyasi istikrarın, bütçe açıklarını önlemenin, faiz giderlerini düşürmenin, kamu harcamalarını disiplin altına almanın, kamunun borçlanma ihtiyacını azaltmanın, finans sektörünü sıkı bir şekilde kontrol etmenin ve bazı yapısal reformları gerçekleştirmenin önemini çok acı faturalarla öğretti. Öğrendiklerimizi bir kenara koyup topluma yeni acı bedeller ödetmeye hiç niyetimiz yoktur.
2001 yılında yaşadığımız kriz bizim kendi iç hastalıklarımızın bir tezahürüdür. Özellikle 1990’lı yıllar boyunca devam eden siyasi istikrarsızlık her türlü iç hastalığın oluşmasının zeminini hazırlamıştır. Her kafadan ayrı bir sesin çıktığı koalisyon ortamlarında sağlıklı kararlar alınamadığı gibi, alınan kararlar da uygulanamamış veya arkasında güçlü bir iradeyle durulamamıştır. Popülizm had safhaya varmış, “Kim ne veriyorsa 5 fazlası benden.” diyen politikacı tipi geçer akçe olunca sosyal güvenlik ve diğer sübvansiyonlarda doğan açıklar, aşırı borçlanma, yüksek faiz ve bütçe açıklarının kaynağını oluşturmuştur. Bir öncelik sıralamasına dayanmayan ve plansız yatırım programları, gereksiz projelere dağıtılan kıt kaynaklar israf olup, heba olup gitmiştir. Siyasete yapılan postmodern müdahaleler bir yandan istikrarsızlığı derinleştirirken diğer yandan Türkiye’de eşi görülmedik bir banka boşaltma operasyonu yürütülmüştür. Müdahalecilerden bir kısmı da boşaltılan bankaların yönetim kurullarında görev almaktan kaçınmamışlardır.
Banka kurmak, çok özel bir imtiyazdır değerli arkadaşlar, para toplama imtiyazı vermektir, Bakanlar Kurulu kararıyla para toplama imtiyazı vermektir. Bu imtiyazın verildiği kişilerin son derece dürüst ve yetkin kişiler olması gerekirken ve beklenirken “Hamilikart yakinimdir.”, “Tanırım, iyi çocuklardır.”, “Arkasında biz varız.” mektuplarıyla refere edilen kişilere banka kurma izni verilmiş, üstelik yapılması gereken denetimler de yapılmamıştır. Bu büyük soygunu görmek istemeyenlerden daha kör, duymak istemeyenlerden daha sağır kim olabilir? Devlet gözünü yummasaydı, başını öbür tarafa çevirmeseydi bunlar olabilir miydi değerli arkadaşlar?
Çok şükür ki milletimiz 2002 sonunda önce siyasi istikrarı kendi eliyle sağlamış, karar alan, aldığı kararı uygulayan ve arkasında duran güçlü bir siyasi irade ortaya koymuştur, ortaya çıkartmıştır. Popülizm, plansızlık, israf ve soygun sona ermiştir. Son altı yıldaki bütçe rakamları, uygulamaları ve yapılan hizmetler açık bir şekilde bunu ortaya koymaktadır.
Değerli arkadaşlar, işte bunlar, yukarıda saydığımız örnekler bizi 2001 kriziyle birlikte IMF’nin kapısına götüren gerçeklerdir. 30 milyar dolarlık borç almak… Hani “Borç alan emir alır.” deniyor ya. Borcu biz almadık, başkası aldı. Herhâlde emri de onlar almış olmalı. “Siz parayı verin, biz yönetiriz.” denildi ama onlar dediler ki: “Siz parayı yönetebilseydiniz elinizdeki parayı yönetirdiniz. Benim verdiğim parayı hiç yönetemezsiniz. Verdiğim parayla beraber parayı yönetecek adamı da yanında göndereceğim.” Gönderdi mi göndermedi mi? Gerçek bu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Karşılaştığımız manzara budur değerli arkadaşlar. Biz kararlı bir şekilde hortumcuların hem hortumunu kestik hem de mallarına el koyarak halkın parasının büyük bir bölümünü geri aldık değerli arkadaşlar.
Kuşkusuz, o gün olanların siyasi faturasını da halk kesti. O günün iktidar sahiplerinden bir siyasi parti yüzde 22,5’ten yüzde 1,5’e geriledi, bir başka siyasi parti yüzde 18,5’ten 8,5’e geriledi, bir başka siyasi parti yaklaşık yüzde 15’ten 5’e geriledi. Eğer böyle bir şey olursa halk kime fatura keseceğini çok iyi bilmektedir. O günleri biz gördük.
Değerli arkadaşlar, bir örnek daha vermek istiyorum, çok önemli bir örnek: 2000 yılı Sayıştay raporu var, hazine işlemleri raporu, Türkiye’deki yap-işlet-devret modellerini inceliyor. Bir baraj hikâyesi anlatıyor, diyor ki: Yüzde 50’si tamamlanmış bir baraj var. Toplam maliyeti 200 milyon dolara bitebilir fakat bir anda bazı operasyonlarla yap-işlet-devret’e alınmış ve dış kredi bulunarak on beş yıl vadeli geri ödeme planıyla yapılmasına karar verilmiş.
200 milyon dolarlık işin kaça ihale edildiğini biliyor musunuz arkadaşlar? 960 milyon dolara. Bunun yaklaşık 700 milyon doları o parayı veren ülkede, geride kaldı. Çünkü boruların, bütün fittings malzemelerin, hatta arıtma tesislerinin kumu bile İngiltere’den geldi, bu ülkeden geldi, yaklaşık 700 milyon doları o ülkede zaten kaldı. Suyun satış fiyatını da kendilerinin belirleyeceği bir anlaşma yapıldı. 142 milyon metreküp suyun satışı hazine tarafından garanti edildi: “Siz bunu ödeyemezseniz hazine ödeyecek.” Hâlâ ödüyor. 142 milyon metreküp suyun satışı garanti edildi. On beş yıl geri ödemeyle kaç para ödenecek biliyor musunuz arkadaşlar? 4,5 milyar dolar. Hâlâ ödeniyor. Hazine bu parayı hâlâ ödüyor değerli arkadaşlar.
HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar)Bu baraj, hangi baraj?
NİHAT ERGÜN (Devamla)Eğer bu barajın suyunu on beş yıl boyunca vatandaş su parası olarak ödeyebilse, bugün yaklaşık olarak bütün harcamalarla suyun maliyeti yaklaşık 1 YTL, biraz daha düşük, suyun tonunu 20 YTL’den aşağıya kullanamazdı.
BEKİR BOZDAĞ (Yozgat)Neresi burası, neresi?
NİHAT ERGÜN (Devamla)Değerli arkadaşlar, şimdi, bunu hukuka, hukuk kitabına sığdırmış olabilirsiniz. Bundan ben bir kişiyi de suçlamıyorum çünkü bu iş bir kişinin boyunu çok aşan bir iş, bu organize bir iş. O bir kişinin bunu yapabilecek kapasitesi zaten yok tek başına ama bu işin içinde olan aktörlerden birisi olabilir. Hukuk kitabına sığdırdınız diyelim, bu, ahlak kitabına, bu vicdan kitabına sığar mı değerli arkadaşlar! (AK PARTİ sıralarından alkışlar) 200 milyon dolarlık bir işin 4,5 milyar dolarlık geri ödemeyle yap-işlet-devret’le yaptırılması hangi ahlaka, hangi vicdana sığıyor değerli arkadaşlar.
SONER AKSOY (Kütahya)Resmî soygun bu!
RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur)Gereğini yapın!
HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar)Neresi burası, neresi?
NİHAT ERGÜN (Devamla)O baraj benim vilayetimde değerli arkadaşlar, Yuvacık Barajı, Kocaeli’de. Hikâyesi bu. İşte bunlar, Türkiye hazinesini nasıl ellere teslim ettiğimizi… Şimdi aday o arkadaş. Bakalım ne olacak? Hayırlı olsun.
RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur)Bütün dosyalardan beraat etmiş!
NİHAT ERGÜN (Devamla)Değerli arkadaşlar, Sayın Baykal burada birtakım konuşmalar yaptı ancak belli ki töresini devam ettirdi. Çünkü yalanlaması yapılmış, tekzibi yapılmış, cevabı verilmiş konulara hiç itibar etmiyor, sanki verilmemiş gibi… Bütün o söylediklerinin hemen hemen hepsinin cevabı verildi. Bir tanesini örnek vereyim: Sayın Başbakanlık Müsteşarı, Telekom’da Oger adına denetim kurulu üyesi olmuş. Sorular, sorular, sorular… “Şöyle mi olmuş, böyle mi olmuş?” Anlamsız sorular. Değerli arkadaşlar, 11 Kasım tarihinde Telekom yalanlamış bunu, 12 Kasım tarihinde Başbakanlık Müsteşarı kendisi yalanlamış bunu, 14 Kasım tarihinde de Telekom yaptığı olağanüstü genel kurulla bütün yönetim ve denetim kurulu üyelerinin yeni tespitini yapmış, Ticaret Sicili Gazetesi’ndeki bu hatanın oradaki matbuattan kaynaklandığını ya da Telekom’un bazı teknik yanlışlarından kaynaklandığını ifade etmiş. Bütün bunlar yalanlanmış olduğu hâlde, tekzip edilmiş olduğu hâlde şu Meclis kürsüsünden tekrar tekrar söylendi. Ayıp değil mi? Yakıştı mı yani bu şimdi? Ha yakıştıysa benim lafım yok, yakışsın, o da size helal olsun!
AKİF EKİCİ (Gaziantep)Senin ismini yazmamışlar yanlışlıkla Nihat Bey!
NİHAT ERGÜN (Devamla)Ama bu bir töre. Siz her zaman bunu yapıyorsunuz. Önder Sav bunu yaptı.
HAKKI SUHA OKAY (Ankara)Sayın Ergün…
NİHAT ERGÜN (Devamla)“Benim telefonumu dinlemişler…”
HAKKI SUHA OKAY (Ankara)Sayın Ergün…
NİHAT ERGÜN (Devamla)Seni dinleyen falan yok, sen kendini dinletmişsin.
HAKKI SUHA OKAY (Ankara)Sayın Ergün…
NİHAT ERGÜN (Devamla)Telekom’a başvurdu, Turkcell’e başvurdu, şuraya başvurdu. Bütün belgeler yalanladı ama hâlâ.... (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Siz, şimdi, şu Çankaya Belediyesindeki yamyam hikâyesi var ya, o yamyam hikâyesini bir halledin, ondan sonra gelin, konuşalım değerli arkadaşlar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
HAKKI SUHA OKAY (Ankara)Şu Deniz Fenerini Sabah ATV’yle birlikte bir açıkla.
NİHAT ERGÜN (Devamla)Bugün dünyada yaşanan finansal kriz özellikle ABD kaynaklı salgın bir hastalık niteliğindedir. Elbette bizim de başımızın ağrımasına, midemizin bulanmasına, ateşimizin yükselmesine, bir miktar hâlsizliğe yol açmaktadır. Geçtiğimiz altı yılda iç hastalıklarımızı büyük oranda tedavi ettiğimiz için, bağışıklık sistemimiz güçlendiği için küresel şoklara bugün daha dayanaklıyız değerli arkadaşlar. Mali sistemimizde ve bankacılık sistemimizde büyük bir açık bulunmuyor, disiplin ve denetim altındalar. Gerek Maliye Bakanımızın konuşmasında açıkladığı gerekse biraz sonra Sayın Başbakanımızın konuşmasında ifade edeceği alınmış ve alınacak bazı tedbirlerle yolumuza sağlıklı bir şekilde devam etme şansına sahibiz. Hatta enerji maliyetlerinin azaltılması, bazı ithal ara mallarının iç piyasada üretilmesi, genel olarak dış ticaret açığının ve cari açığın düşürülmesi, yeni yabancı sermaye yatırımlarının çekilmesi ve yeni ihracat pazarlarına ulaşmak gibi fırsatların da yakalanması mümkün olabilecektir. Hepimiz biliyoruz ki ekonominin yüzde 60’ı psikolojidir. Dünyadaki bunalımın ülkemize etkilerini sağlam bir psikolojiyle, sabır ile ve birbirimize daha çok güvenerek daha kolay göğüsler ve aşabiliriz değerli arkadaşlar.
Birçok önemli olayda insanlar yangından değil, panikten zarar görmektedirler. Toplumda panik havası meydana getirmeye çalışanlar, amaçları bu olmasa da ülkemize ve milletimize en büyük kötülüğü yaparlar.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bütçenin sosyal devlet uygulamalarına imkân verip vermediği de çok önemlidir. Sosyal devlet, sosyalist devlet değildir, içtimai hayatı kolaylaştıran sosyal politikalara önem veren, sosyal hizmetlerin sayısını ve kalitesini artırmak için kaynak ve çaba harcayan devlettir. AK PARTİ hükûmetleri ve bütçeleri son altı yılda eğitim, sağlık, konut, özürlü ve diğer dezavantajlı kesimlere yönelik sosyal yardım ve destekleme politika ve uygulamaları ile sosyal devletin en güzel örneklerini vermiştir. 2009 bütçesi de aynı politikaların ve uygulamaların devamı niteliğindedir.
Özellikle, Hükûmetin kömür dağıtımına, belediyelerin gıda ve burs vermesine karşı çıkanlar ve bunu engellemek için mahkeme mahkeme dolaşanlar yarın bu insanların yüzüne nasıl bakacaklar değerli arkadaşlar? Adama sormazlar mı “Fakirin fukaranın kömürüne, gıdasına karşısın…”
HAKKI SUHA OKAY (Ankara)Fitre ve zekâtın üzerine yatanlar bu hesabı nasıl verecekler?
NİHAT ERGÜN (Devamla)“…gençlerin belediyelerden burs almasına karşısın. Sen kimin yanındasın arkadaş? Kimin avukatısın sen?” demezler mi? Derler. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
HAKKI SUHA OKAY (Ankara)Nihat Bey, Deniz Fenerinde fitre ve zekâtın üzerine yattığınızın hesabını nasıl vereceksiniz?
NİHAT ERGÜN (Devamla)İşte o soruya cevap hazırlayın şimdiden.
HAKKI SUHA OKAY (Ankara)Millete “din, iman” deyip kandırmanın hesabını nasıl vereceksin?
NİHAT ERGÜN (Devamla)Değerli arkadaşlar, eskiden konut sistemi şöyleydi: On yıl, on beş yıl para ödüyordunuz, aidat ödüyordunuz. On yıl sonra konutunuzu alabilirseniz ne âlâ! Alırsanız da yolu, altyapısı olmayan, kötü bir inşaatla yapılmış bir konuta sahip olabilirsiniz. Eski sistem buydu. On beş yıl öde, on beş yıl sonra alabilirsen al! Şimdiki sistem ne arkadaşlar? Şimdi al, on beş yılda öde. Hangisi daha iyi?
HAKKI SUHA OKAY (Ankara)İnanıyor musun sen buna Allah aşkına? İnanıyor musun ya?
NİHAT ERGÜN (Devamla)Evet. 500 bin konut başladı, 300 binden fazlası teslim edildi. “İnanıyor musun?” diyor. Gerçek bu.
HAKKI SUHA OKAY (Ankara)Vatandaşın elinden arsayı al, rant yap, kâr et…
NİHAT ERGÜN (Devamla)Bu, inanılacak bir şey değil, ispat edilecek bir şey, ispatı mümkün olan bir meseledir.
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
10 konuşma daha · 16 Aralık 2008