İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 94. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Türkiye bilimsel ve teknik araştırma kurumu kurulması hakkında kanunda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifi (s.s.877)

Mustafa Gazalcı

Denizli Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 94. Birleşim · 3. yasama yılı · 4 Mayıs 2005 · 1.306 kelime · yaklaşık 7 dakikalık okuma

Kaynak göster

Mustafa Gazalcı (CHP), 4 Mayıs 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 94. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRKİYE BİLİMSEL VE TEKNİK ARAŞTIRMA KURUMU KURULMASI HAKKINDA KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ (S.S.877)); konuşma 1.306 kelime.

Mustafa Gazalcı (CHP, Denizli). “Türkiye bilimsel ve teknik araştırma kurumu kurulması hakkında kanunda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifi (s.s.877)”. TBMM Genel Kurulu, 94. Birleşim tutanağı, 4 Mayıs 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mustafa-gazalci-22-2005-05-04-turkiye-bilimsel-ve-teknik-arastirma-kurumu-kurulmasi-hakkinda-kanunda-4 (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA MUSTAFA GAZALCI (Denizli)Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Değerli arkadaşlar, TÜBİTAK yasa teklifinin 9 uncu maddeye bağlı geçici 5 inci maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına ve kişisel olarak söz aldım; tümünüzü saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, cuma günü, dün ve bugün, TÜBİTAK'la ilgili konuşuyoruz, toplum da bizi izliyor ve AKP sözcüleri, buradan "Cumhuriyet Halk Partisi bu yasaya bir personel rejimi gibi bakıyor; bizim TÜBİTAK'ı ele geçirme niyetimiz olduğunu, kadrolaşma niyetimiz olduğunu söylüyor, başka bir şey söylemiyor" diyorlar.

Değerli arkadaşlar, geçmiş TÜBİTAK yönetimi de karalanıyor. Biraz önce burada konuşan arkadaşımız, işte, ben bir heyetle konuştum, bir kişiyle konuştum; orada bilim üretilmezmiş, herkes birbiriyle uğraşırmış; keşke araştırılsaydı diyor. Biz araştıralım istedik, TÜBİTAK'ı araştırmak için önerge verdik. Biz, Millî Eğitim Komisyonuna bu öneri geldiğinde, gelin, bir altkomisyon kuralım; bakın, bu çalakalem yazılmış, birçok şey eksik dedik; dinletemedik ve altkomisyon kurulması reddedildi.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bizim burada söylediklerimiz hiçbir kişiyi üzmek ya da kişileri hedef alarak onları eleştirmek değil; bir ilkeyi savunmak, özerkliği savunmaktır. Şu anda TÜBİTAK'ta Başkanvekili olarak görev yapan Sayın Nüket Yetiş, yardımcısı Sayın Ömer Anlağan -profesör arkadaşlar- ve Önder Yetiş, daha önce TÜBİTAK yönetiminde enstitü müdürleriydi. Özellikle Sayın Anlağan ve Sayın Yetiş, askerî projelerin yürütüldüğü iki stratejik enstitünün müdürüydü. Yetmiyor, şu andaki Yönetim Kurulunun 7'si, eski Bilim Kurulunda da üyeydi.

Şimdi, siz çıkıyorsunuz, durmadan, TÜBİTAK'ın eski Bilim Kurulunu, eski yönetimini eleştiriyorsunuz; birbirinin üzerine düştüler, bir şey yapılmadı diyorsunuz. Toptancılık yapıp, acımasız bir şekilde ezbere konuşuldu. Ben soruyorum şimdi, Sayın Başkan eski yönetimde, Yardımcısı eski yönetimde, 7'si eski yönetimde; bütün suç o 12 kişiden 5'i olan eski Başkan ile oradaki arkadaşların mıydı? Yani, siz, aslında, bu övdüğünüz yönetimi sürekli eleştiriyorsunuz, eğer eskiden hiçbir şey yapılmadıysa. Yanlış olan bu değil mi?!

Bir de Sayın Bakan da söyleyip duruyor, işte "Sayın Erdal İnönü 1993'te nasıl yapmışsa biz de şimdi yapıyoruz." Değerli arkadaşlarım, geçen kez konuşulurken de burada tek tek söyledik. Sayın Bakanım, bir kez daha altını çizip söylüyoruz: 1973'te yapılan, yani 278 sayılı özerk yasa hazırlanırken, ilk kez kuruluyordu. 1987'de -aynen sizin gibi- Özal döneminde özerklik değiştirildi, bilim kurulu yönetim kurulu oldu. 1993'te bu özerklik yeniden geri verildi. Yani, 1993'te yapılan ile bugünkü yapılan çok farklı bir şey. Siz, sanki yeniden... TÜBİTAK'ı, şimdi, önce yok ediyorsunuz, kendinize göre bir TÜBİTAK yaratıyorsunuz. Bu elbette önemli; yani, bilim, bilim insanlarıyla ve özerk kuruluşta yapılır. Bu konu işin can damarı ve duyarlı kısmı. Önce, yapılanma çok önemli.

Bakın, 2003 yılından beri uğraşıyorsunuz. Mahkemeleri dinlemiyorsunuz, Anayasa Mahkemesini dinlemiyorsunuz, Cumhurbaşkanını dinlemiyorsunuz, muhalefeti dinlemiyorsunuz, YÖK'ü dinlemiyorsunuz, Üniversitelerarası Kurulu dinlemiyorsunuz, dinlemiyorsunuz, dinlemiyorsunuz...

TÜBİTAK, 2003'e kadar aslında siyasete, hükümete yardımcı oluyordu, onun yönlendirmesine birtakım projeleriyle katkı sunuyordu. İsterseniz, o projelerden Vizyon 2003... Eski yönetim hazırlamıştır, anımsarsınız; şimdi ne aşamada, bilmiyorum. TÜBİTAK hükümeti bilgilendirir, yardımcı olurdu; ama, bu yasayla ve bundan önce yapılanlarla, maalesef, siyaset, hükümet, TÜBİTAK'ı yönlendirir oldu; aradaki ayırım bu. Yani, özerk bir kuruluş siyaseti yönlendireceği yerde, özerk olmayan, siyasetin karıştığı bir kurum yönlendirilir oldu; aradaki ayırım bu. Bizi dinleyenler, tarihe not düşüyorum, bir kere daha söylüyorum; AKP İktidarı, TÜBİTAK'la, bu yasayla ilgileniyor değil, 2003 Ocağından beri sürekli olarak ilgileniyor ve sürekli olarak karışıyor. Hatta, Başbakanlık Müsteşarı, Bilim Kurulunu kabulünde "yahu, siz hep aynı renkten, tondansınız, biraz farklı yapıda oluşun" diyordu üstü kapalı. Bilim Kurulu seçiyor, getiriyor hükümete; ne yapsın. Hükümet, yasaya göre Cumhurbaşkanına iletecek; bunu, birçok kez söyledik; iletme göreviyle görevli; hayır, iletmiyor, durduruyor, bloke ediyor.

Değerli arkadaşlar, bunları söylemek niye rahatsız ediyor ki sizleri?.. Olmamış mı bunlar; bunları biz kendimiz mi uyduruyoruz, mahkeme kararlarını?! Sonra, diyorsunuz ki, bir kezlik bir yetki istiyor; çünkü, burası felç oldu, çalışmıyor bu kurum, karar yetersayısı yok. Peki, arkadaş, sen benim seçtiğim insanları atamazsan, Başkanını, Bilim Kurulunu... Orası çalışamaz duruma gelmiş. Aslında, hukukdışı bir tutum vardı ve şimdi, siz, yine hukuku çiğneyerek bir çözüm istiyorsunuz. Yani, bu işin can damarı, bizce, özerkliği korumaktır. Özerklik üzerinde arkadaşlarım durdu, konuşanlar durdu; ben de biraz durmak istiyorum izninizle.

Değerli arkadaşlar, özerklik, kendi başına iş yapabilmektir, kendi yöneticilerini seçebilmektir, kendi kararlarını almaktır, kendi elemanlarını belirlemektir ve dışarıdan etkiye karşı bir zırhtır özerklik, bunun için yapılmıştır; siyasetin ve siyasetdışı zorbaların etkisini engellemek için özerkliğe başvurulmuştur.

İnsanlık gelişiminin tarihine bir baktığınız zaman; Avrupa'daki gelişmeye bakın, kilise ile siyasetin çatışmasına, bilim ile birtakım kurumların çatışmasına bakın, Bertrand Russel'ın "Bilim-Din Çatışması" adlı kitabına bakın, örneğin, orada, kilise, bütün bilim adamlarına "hayır, bu böyle değildir, şöyledir" demiştir; ama, zaman, bilim adamlarını haklı çıkarmıştır. Biz, üçyüz yıl geride kaldık gerçekten. Bir kara tahtanın bile gelmesi Türkiye'ye... Bir rasathane yıkılmıştır Osmanlı döneminde, salt bağnazlık yüzünden yıkılmıştır. Gözlemevi yıkılmıştır değerli arkadaşlar!.. Osmanlının geri kalmasının nedeni, bilimi tanımamaktan olmuştur, onu izleyememekten olmuştur. Bizim gerileme dönemi, duraklama dönemi, maalesef böyledir. Şimdi, 21 inci Yüzyıldayız.

Siz diyorsunuz ki "siz, tutucu davranıyorsunuz, siz durağan olanı, statükoyu savunuyorsunuz." Yani, özerkliği savunmak, ne zaman durağan olmaktır değerli arkadaşlar?! Biz, diyoruz ki, siyaset buraya karışmasın, yapmasın; hem akçalı bir özerklik olsun hem de yönetsel bir özerklik olsun, siyaset buraya karışmasın. Bu önergeyi hazırlayan arkadaş, televizyonda "elbette, siyasetin vizyonu olacak, biraz siyaset karışacak" dedi, burada da söyledi. "Siyaset uyum içinde olacak..." Biz de, kendisine, böyle bir anlayış olamaz, siyaset orayı biçimlendiremez diye söyledik. Bakın, 58 inci hükümet zamanında, sanayi adamlarıyla, üniversitelerle işbirliği yapılmış, güzel çalışmalar olmuş. İşleyen bir kurum. "Hayır, sen, benim suyumu bulandırıyorsun" ya da "bana göre yapmıyorsun, ben burayı kendime göre biçimlendireceğim" anlayışından kaynaklanmıştır değerli arkadaşlar. Yoksa, durup dururken, işte "teknik" adı "teknolojik" olsun, 12 kişi 14 olsun, biz, bunu Başbakanlık bütçesinden alalım, genel bütçeye ayıralım ya da ar-ge çalışmaları için biz burada artıralım deseniz, biz, hayır diyecek miyiz?.. Peki, bugün niye kaygılanıyoruz? Yoğurdu niye üflüyoruz? Sizin yaptıklarınız doğru değil. Bugüne kadar, TÜBİTAK üzerine birçok kez saldırıda bulundunuz, mahkeme kararlarını dinlemediniz, kendi içinde seçtiklerini yapmadınız ve idare mahkemesi bu konuda karar verdi. Çelişik tutumlarınız var; birisi, Danıştayda sonuçlanmadı diye idare mahkemesinin kararını uygulamıyorsunuz, bir tanesini -ki, tam tersine- Danıştayda olduğu halde, orada tutuyorsunuz.

Emeklilik konusunda, demin iki tane isim verdim ben, niye böyle oldu diye. 2004'te Bütçe Yasasında demişsiniz ki, emekli olanları ben almayacağım. Hatta, ben, Plan ve Bütçedeki arkadaşlarımla konuştum, TÜBİTAK'ı ekleyelim oraya demişler, istisnaî durumların arasına TÜBİTAK'ı ekleyelim; hükümet kabul etmemiş, hayır, TÜBİTAK olmasın o işin içinde demiş.

TÜBİTAK'a emekli insanları atama yapıyorsunuz. Tabiî ki emeklilik işlemi iptal edilecek. Benim sorduğum şu: Emekliyken, siz, bütçe yasasına karşın nasıl o iki emekli insanı aldınız, geldiniz oraya diyorum ben, bunu soruyorum. Bu yanlış diyorum ve tutumunuzda bir yanlışlık var. "Jik" eki eklemekteki amaç diyorum... Bundan önce anayasal hak arama için mahkemelere başvurmuş onca insan var, burada kendileri yok; suçlanıyorlar, daha önce suçlandılar, birtakım düzmece soruşturmalar geçirdi; bunların mahkeme kararları yok olacak mı? Tüzelkişilik başka mı olacak? Benim sorduğum çok açık; bu olmasın diyorum. Yok, "jik" eki eklemekle... "Teknik", "teknolojik" olsun... Ben de baktım Türkçe Sözlüğe; tamam. Fark etmez ki.

Peki, dünyada nasıl oluyor bu özerklik?.. Sanki bütün dünyada da böyle oluyormuş gibi bir izlenim yaratıyorsunuz; o da yanlış. Örneğin, Amerika Birleşik Devletlerinde ve Almanya'da... Bir iki örnek vermek istiyorum: ABD'de NSF, yani, Ulusal Bilim Vakfı var. 1950'de özel bir yasayla kurulmuş, tamamen özerk, bilimsel çalışmalar yapan bir kuruluş.

Almanya'da, DFG (Alman Araştırma Kurumu) örneği var. Federal hükümet, bu kuruluşa, bütçesine yüzde 50 yardım ediyor ve eyalet hükümetleri de yüzde 50 yardım yapıyor. Tamamen özerk bir kuruluş. Bu kuruluş, 94 000 dolayında ar-ge elemanını bünyesinde barındırıyor.

Ayrıca, Almanya'dan başka bir örnek vereyim size. MPG (Max Planck Kurumu) diye bir kuruluş var. Bu da özerk bir kuruluş. Burada, 2 500 bilim adamı, 9 000 ar-ge elemanı sürekli çalışmaktadır.

Şimdi, hani, siz, dünyaya açılmak diyorsunuz... Bizim yeni sayılan bu kuruluşumuz, gerçekten, kırkiki yıllık geçmişte de çok güzel, başarılı çalışmalar yapmış değerli arkadaşlar; yani, TÜBİTAK, güzel çalışmalar yapmış. Eksiği yok mu; var. Bu eksiği, eski yönetim tarafından birçok kez hükümete bildirilmiş; ar-ge çalışmaları için paranın artırılması söylenmiş; ama, kulaklar tıkanmış, gözler yumulmuş, yani, kalplerin duvarları sağırlaşmış, kabul edilmemiş. Ne zaman ki, siz, orada operasyonu gerçekleştirmişsiniz, halkın parasını -dün de söyledim- artırmışsınız... Yine de güzel bir şey; ama, biz kuşkuluyuz, tarafsız projeleri değerlendirmesinden kuşkuluyuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

62 konuşma daha · 4 Mayıs 2005

62 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook