24 kasım öğretmenler günü hakkında
Denizli Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 23. Birleşim · 4. yasama yılı · 24 Kasım 2005 · 636 kelime · yaklaşık 3 dakikalık okuma
Kaynak göster
Mustafa Gazalcı (CHP), 24 Kasım 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 23. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 24 KASIM ÖĞRETMENLER GÜNÜ HAKKINDA); konuşma 636 kelime.
Mustafa Gazalcı (CHP, Denizli). “24 kasım öğretmenler günü hakkında”. TBMM Genel Kurulu, 23. Birleşim tutanağı, 24 Kasım 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mustafa-gazalci-22-2005-11-24-24-kasim-ogretmenler-gunu-hakkinda (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
MUSTAFA GAZALCI (Denizli)Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; tümünüzü saygıyla selamlıyorum.
24 Kasım Öğretmenler Gününde, tüm çalışan, emekli öğretmenlerin günlerini, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına ve kişisel olarak kutluyorum.
Ayrıca, görevi başında yaşamını yitiren, aramızdan ayrılan öğretmenleri de saygıyla anıyorum.
Atatürk'ün, millet mekteplerinin açılmasından sonra Başöğretmenliği üstlendiği günün anısına düzenlenen 24 Kasımlar, 1981'den bu yana kutlanıyor. Gün dolayısıyla birkaç gün öğretmenlerin sorunları konuşuluyor, daha sonra da öğretmenler sorunlarıyla baş başa kalıyor.
Öğretmenleri sevmek, onları anlamak ve sorunlarını çözmekle olur. Eğer, gerçekten, öğretmenleri seviyorsak, onları anlayalım, sorunlarını bir bir çözelim.
Bakın, UNESCO ve ILO'nun 5 Ekim 1966 tarihinde ortaklaşa kabul ettikleri "Öğretmen Hakları Statüsü" üzerinden tam kırk yıl geçti. Orada şu söyleniyor: "Öğretmenlerin çalışma koşulları, eğitimin en yüksek derecede etkinliğini sağlayacak nitelikte olmalı ve öğretmenlere, kendilerini tümüyle mesleksel uğraşlarına adama olanağı vermelidir."
Türk Devletinin de altında imzası olan bu ortak belgenin öğretmenlere tanıdığı haklar, maalesef, yaşama geçirilmemiştir, aradan kırk yıl geçmiş olmasına karşın.
Ülkemiz öğretmenleri, yıllardır, ekonomik, sosyal sorunlarla yaşamaktadır; geçimini sağlayabilmek için, kendi mesleğiyle ilgisi olmayan alanlarda ikinci iş yapmak zorunda kalmaktadır.
Ne acı ki, üç yıllık AKP döneminde de öğretmen sorunları eksilmemiş, artmıştır. Onlara yeni haklar verilmediği gibi, Millî Eğitim Temel Yasasında ve yönetmeliklerde yapılan, sıkça yapılan değişikliklerle öğretmenlerin kazanılmış hakları budanmıştır. Birçok öğretmenin, eğitim yöneticisinin, isteği dışında yeri değiştirilmiş, yöneticilikleri ellerinden alınmıştır; yerlerine, birçoğu geçici görevle -tabiî, öğretmenlerimizi sakınıyorum, yine eğitim yöneticilerinin birçoğunu ayırıyorum- maalesef, ehliyetsiz, yetersiz kişiler atanmıştır ve mahkeme kararı alınmış olmasına karşın, görevden alınanlar görevine döndürülmemiştir.
Bugün, öğretmenlerin büyük bir kesimini örgütleyen sendikalar, demokratik istemlerini dile getirebilmek için tepkilerini ortaya koyuyorlar; onlar, nitelikli eğitim için, insan gibi yaşayacak bir ücret için, sözleşmeli öğretmenliğe son verilmesi için, sendikal haklar için, öğrencilerinin yılda en az 2 kez sağlık taramasından geçirilmesi ve 1 bardak süt için eylem yapıyorlar. Onların haklarını savunmakla görevli Millî Eğitim Bakanı, millî eğitim müdürlüklerine bir genelge çıkarıyor, 18.11.2005'te televizyonlarda açıklama yapıyor, sanki öğretmenler izinsiz gösteri yapıyormuş, yasadışı iş yapıyormuş izlenimini veriyor ve onların, dünyanın Avrupa Birliği ülkeleri içinde en çok çalıştığı halde en az ücret almaları karşısında, OECD'nin yayımladığı rapor için "bunda bir yanlış var; öğretmenler yeteri kadar çalışmıyor, iki gün derse giriyor" diyerek, derse girme ile öğretmenlerin çalışma saatlerini birbirine karıştırıyor ve öğretmenlerin haklarını, böyle bir anlamlı günde bile savunmuyor.
Değerli arkadaşlar, en güzel binalar, okullar yapılsa, en yeni teknolojik buluşlar oraya getirilse, öğretmen yoksa nitelikli eğitim olamaz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKANBuyurun efendim.
MUSTAFA GAZALCI (Devamla)Millî Eğitim Bakanı, yazılı bir soruya verdiği yanıtta, 130 000 dal öğretmenine gereksinim olduğunu söyledi. Her yıl 1,5 milyon çocuğumuz, yeniden, okula kavuşuyor. İkili eğitim, kalabalık ve birleştirilmiş sınıflar sürüyor. 20 000'e yakın öğretmenimiz emekli olmaya zorlanıyor; ama, bunların yerine yeterli öğretmen almıyoruz. Okullarda, branşına göre, bilgisayar alanında yüzde 46, engellilerin eğitimi için yüzde 27, rehberlik alanında yüzde 25, İngilizce öğretmenliğinde yüzde 17, iş eğitiminde yüzde 13, okulöncesinde yüzde 10 açık varken, onbinlerce, diplomasını kazanmış öğrenmen adayı atanmayı bekliyor... Bir yanda yurdun çeşitli yerlerinde öğretmen bekleyen öğrenciler, bir yanda atanmayı bekleyen, diplomasını almış, hak kazanmış genç öğretmen adayları... Bunları buluşturmak gerekir.
AB ülkeleri içerisinde Türkiye öğretmenlerinin çalışma saati -Sayın Bakanım, derse girdiği saat değil- OECD raporundan söylüyorum, 1 816 saat. Onbeş yıllık bir öğretmenin aldığı ücret 800 YTL. Eylül 2005 itibariyle, 4 kişilik bir ailenin geçimi için 1 800 YTL'ye gereksinim var. Yoksulluk sınırı 715 YTL. Birçok öğretmenimiz, yoksulluk sınırının yarısı kadar bile aylık almıyor. Sayın Bakan "öğretmenlerin ders ücretlerini üç katına çıkaracağız" diye televizyonlarda bir açıklama yaptı; hepimiz sevindik. Komisyona, Genel Kurula gelince destekleyeceğimizi söyledik. Sonra, ne olduysa Maliye Bakanlığında, bu iş durduruldu; yük getiriyor dediler, keşke paramız olsa da versek dediler. Birçok yerlere para bulunduğu halde, öğretmene gelince… Önce haber uçuruldu, sonra öğretmenlerin zorunlu derse girme saatleri komisyondan geçirildi.
Değerli arkadaşlar, 2006 yılı içinde kamu çalışanlarına ve öğretmenlere öngörülen zam yüzde 5'tir; 2,5-2,5 verilen. Yoksulluk sınırı, açlık sınırı devam edecektir öğretmen için.
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
21 konuşma daha · 24 Kasım 2005