İş kanunu ve bazı kanunlarda değişiklik yapılması hakkında kanun tasarısı; trabzon mv.cevdet erdöl ve 2 mv. ile şanlıurfa mv.ramazan başak'ın çalışma ve sosyal güvenlik bakanlığının teşkilat ve görevleri hakkında kanun ile bazı kanunlarda değişiklik yapılması hakkında kanun teklifleri (s.s.:224)
Konya Milletvekili · MHP
Genel Kurul, 103. Birleşim · 2. yasama yılı · 13 Mayıs 2008 · 2.088 kelime · yaklaşık 10 dakikalık okuma
Kaynak göster
Mustafa Kalaycı (MHP), 13 Mayıs 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 103. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: İŞ KANUNU VE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA KANUN TASARISI; TRABZON MV.CEVDET ERDÖL VE 2 MV. İLE ŞANLIURFA MV.RAMAZAN BAŞAK'IN ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANLIĞININ TEŞKİLAT VE GÖREVLERİ HAKKINDA KANUN İLE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA KANUN TEKLİFLERİ (S.S.:224)); konuşma 2.088 kelime.
Mustafa Kalaycı (MHP, Konya). “İş kanunu ve bazı kanunlarda değişiklik yapılması hakkında kanun tasarısı; trabzon mv.cevdet erdöl ve 2 mv. ile şanlıurfa mv.ramazan başak'ın çalışma ve sosyal güvenlik bakanlığının teşkilat ve görevleri hakkında kanun ile bazı kanunlarda değişiklik yapılması hakkında kanun teklifleri (s.s.:224)”. TBMM Genel Kurulu, 103. Birleşim tutanağı, 13 Mayıs 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mustafa-kalayci-23-2008-05-13-is-kanunu-ve-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasi-hakkinda-kanun-tasar (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
MHP GRUBU ADINA MUSTAFA KALAYCI (Konya)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 224 sıra sayılı İş Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı’nın geneli üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına görüşlerimizi açıklamak üzere huzurlarınızda bulunmaktayım. Hepinizi saygılarımla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, yoksulluktan kurtulma ve toplumun refah düzeyini yükseltmenin yolu öncelikle, istihdam yaratan sürdürülebilir yüksek oranlı ekonomik büyümenin sağlanmasından geçmektedir. Ülkemizde her geçen yıl azalmakla ve 2007 yılında şok bir düşüş yaşanmakla birlikte ekonomimiz son beş yılda ortalama yüzde 6,9 büyümüştür. Bu denli büyüyen bir ekonominin normal şartlarda yılda yaklaşık 700 bin istihdam yaratması beklenirken istihdam artışı çok düşük düzeylerde kalmıştır. Nüfusumuzun ve dolayısıyla çalışma çağındaki iş gücü sayısının her yıl yaklaşık 1 milyon arttığı bir ortamda beş yılda istihdam artışı yıllık ortalama 240 bindir. Bu durum istihdam yaratmayan bir büyüme yaşadığımızı göstermektedir. Yüksek oranlı ekonomik büyümeye ve imalat sanayisi verimlilik artışına rağmen yeterli istihdam genişlemesi sağlanamamış; bir yandan yoksullaşma artmakta, diğer yandan da iç talebinin yeterince artırılamadığını ortaya koymaktadır. Çünkü normal şartlarda verimlilik artışının orta ve uzun vadede bir şekilde reel ücretlere yansıması, bunun da iç talebi harekete geçirmesi ve talep artışıyla talebin yapısında meydana gelecek değişmenin de büyüme etkisi yaratması gerekmektedir.
Son beş yıllık dönemde iş gücüne katılma oranı sürekli olarak düşmektedir. 2002 yılında yüzde 49,6 olan iş gücüne katılma oranı 2007 yılında yüzde 47,8’e gerilemiştir. 2003-2007 döneminde toplam iş gücü yıllık ortalama yüzde 1 artarken, iş gücüne dâhil olmayan nüfus yıllık ortalama 2,7 artmıştır. Bu durum, on beş ve daha yukarı yaştaki istihdam çağındaki nüfusun artan oranda iş gücü piyasasının dışında kaldığını göstermektedir.
İş gücü piyasalarının herkese aynı açıklıkta olmaması, bazı kesimlerin emeğini piyasaya arz etmesinde ve bazılarının da iş gücü piyasasında kalmasında diğer insanlara göre farklı biçimde zorluklar yaşamasına yol açmaktadır. Ülkemizde bu sorunları daha çok yaşayan genç işsizler, uzun süreli işsizler, kadınlar ve özürlüler, iş gücü piyasasına katılma hususunda dezavantajlı konuma gelmektedirler.
İş gücüne katılmayla eğitimlilik arasında doğrusal bir ilişki olup 2007 yılı itibarıyla okuryazar olmayanlarda iş gücüne katılma oranı yüzde 19,4; lise ve alt eğitimlilerde yüzde 46,4; lise ve meslek lisesi mezunlarında yüzde 56,7; yükseköğretimlilerde ise yüzde 78,6’dır. İş gücü piyasası dışında kalmayı tercih edenlerin yüzde 72,8’ini kadınlar oluşturmaktadır. Bu kadınların yüzde 63,1’i ev işleriyle meşguldür.
Kır-kent dağılımına bakıldığında, iş gücüne dâhil olmayanların çoğunluğunun kentlerde yaşadığı görülmektedir. İş gücüne dâhil olmayanlardan iş aramayan ancak çalışmaya hazır olduğunu ifade edenlerin sayısı beş yılda yaklaşık 2 kat artarak 1,8 milyonu aşmıştır. Bunların içinde yer alan iş bulma ümidi olmayanların sayısında beş yılda 10 kat artış olduğu görülmektedir. Çalışmaya hazır olduğunu ifade eden bu kesimin yüzde 60’tan fazlasını 15-29 yaş grubundaki genç ancak eğitim düzeyi düşük nüfus oluşturmaktadır. İş gücü piyasasına girme ihtimali en yüksek olan bu kesimin piyasaya girişiyle birlikte işsizlik oranı da artma eğilimi gösterecektir.
Ekonomik nedenlerle haftada kırk saatten daha az süre çalışıp mevcut işinde ya da ikinci bir işte daha fazla süreyle çalışmayı arzu edenler ile çeşitli nedenlerle mevcut işini değiştirmeyi düşünenlerin oluşturduğu eksik istihdam, atıl iş gücü olarak değerlendirilmekte olup “potansiyel işsizler” anlamına gelmektedir. Bu çerçevede açık işsizler, eksik istihdam ve iş aramayıp işbaşı yapmaya hazır olanlar birlikte değerlendirilerek türetilen işsizlik tanımına göre, 2007 yılında işsiz sayısı 5,2 milyona, işsizlik oranı da yüzde 20,3’e ulaşmaktadır. Gelişmiş ülkelerle kıyaslandığında, toplam istihdam içinde, ülkemizde ücretli, yevmiyeli istihdamın payının düşük ve ücretsiz aile işçisi payının yüksek olduğu görülmektedir.
Değerli milletvekilleri, AKP neredeyse üç yıldır “İstihdam paketi hazırlıyorum” diyerek kamuoyunu sürekli oyalamış ve bir beklenti içerisine sokmuştur; nihayet görüşmekte olduğumuz tasarıyı gündeme getirmiştir. Ancak tasarı, daha ilk bakışta, Hükûmetin, İşsizlik Sigortası Fonu’nda birikmiş olan işçilere ait kaynağa göz diktiğini göstermektedir. Tasarıya göre, işini kaybeden işsizlere maaş ödemek için kurulan ve bugüne kadar 32 milyar YTL’yi aşan kaynak biriken İşsizlik Sigortası Fonu işsizliğin çözümü için kaynak olacak. İstihdamın artırılması için, İşsizlik Fonu’ndan beş yıl içinde her yıl en az 1,3 milyar YTL kaynak çekilerek bazı yatırımlara aktarılacak. Yine, Özelleştirme Fonu’ndan 3,5 miyar YTL aktarılacak. Hükûmet, bütçe disiplininden tamamen uzaklaşmaktadır. Bütçe dengeleri bozulmaktadır. En önemli reformlardan olan kamu mali yönetimi ve kontrol reformu çiğnenmektedir. Yapılan işlem bütçe açığını daha da artıracaktır. İşsizlik Sigortası Fonu, piyasaya göre hazinece daha ucuz borçlanılarak kullanılmakta olup hazine kullanılacak para kadar piyasaya daha yüksek faizle borçlanacaktır. Bu tasarı tümüyle önümüzdeki seçimlere dönük bir düzenlemedir. Bazı yatırımlara işçinin parasına el konularak kaynak aktarılacaktır. Bu hükümler, bütçe ilkelerine ve Anayasa’ya açıkça aykırı görülmektedir.
Tasarıda öngörülen diğer başlıca konular: Özel sektör için yüzde 3, kamu için yüzde 4 olan özürlü çalıştırma oranı çerçevesinde çalıştırılan özürlülere ait işveren sigorta primi hissesi İşsizlik Sigortası Fonu’ndan karşılanacak; özel iş yerlerinde eski hükümlü çalıştırma zorunluluğu kaldırılacak; terör mağduru çalıştırma zorunluluğu sadece kamu kurumlarında olacak; 500 veya daha fazla işçi çalıştırılan iş yerinde spor tesisi açılması zorunlu olmayacak; işveren kreş, emzirme odası açma yükümlülüğü ile ortak sağlık ve güvenlik birimleri kurulmasını hizmet alımı yoluyla yerine getirebilecek; on sekiz yaşından büyük yirmi dokuz yaşından küçük olanlar ile yaş şartı aranmaksızın kadınların istihdamı hâlinde, borcu bulunmamak kaydıyla işveren sigortası primi hissesi beş yıl boyunca kademeli bir şekilde İşsizlik Sigortası Fonu’ndan karşılanacak; yine, işveren sigorta pirim hissesi hiçbir borcu olmamak kaydıyla 5 puan düşürülerek hazinece karşılanacak.
Tasarıda bazı olumlu düzenlemeler öngörülmekte birlikte, eksik ve yetersiz olup bazı alanlarda yeni sıkıntılara yol açacaktır. Bu düzenleme sonucu yirmi sekiz yaşından büyüklerin iş bulması imkânsız hâle gelecek ve çalıştırılan erkeklerin yirmi sekiz yaşından sonra işten çıkartılması söz konusu olabilecektir.
Şehitlerimizin ve çalışamayacak derecede malul gazilerimizin eş, çocuk ve kardeşleri için zorunlu çalıştırma özel sektör iş yerlerinde kaldırılmaktadır.
Yine, topluma kazandırılması önem arz eden eski hükümlülerin de özel sektör iş yerlerinde çalıştırılma zorunluluğu kaldırılmaktadır.
Kamu istihdamındaki daralma dikkate alındığında bunların işe yerleştirilme haklarının yok edildiği görülmektedir. Özürlüler için öngörülen düzenleme bu gruplar için de getirilmelidir.
Mevcut ekonomik şartlarda işverenlerin işlerini borçla yürütebildiği dikkate alındığında prim indiriminden yararlanmada zorlanılacağı açıktır. Ayrıca, patronlara sağlanan prim indirimleri işçinin parası olan İşsizlik Sigortası Fonu’ndan karşılanmaktadır. İşçilerin paraları patronlara peşkeş çekilmektedir. Bu hükümler Anayasa’ya açıkça aykırı görünmektedir.
Hükûmet, hazırladığı bu düzenlemeyle yılda 700 bin istihdam sağlamayı hesaplıyor. Temennimiz mutlaka ki sağlaması ancak görünen o ki, bu, seçim öncesi yeni bir kandırmacadan başka bir anlam taşımamaktadır.
İşsizlikle ve yoksullukla mücadelenin en önemli yolu, istihdam dostu ve aynı zamanda sürdürülebilir büyümenin tesisinden geçmektedir. İstihdam dostu sürdürülebilir büyümeyi sağlamada da yatırım ortamının iyileştirilmesi ve müteşebbis sermayenin önündeki engellerin ortadan kaldırılması gerekmektedir. Yatırım ortamının iyileştirilmesi için enerji, arazi, hammadde ve iş gücünün temininde ve maliyetinde avantajlar sağlanması ve vergi indirim ve istisnalarının getirilmesi önem arz etmektedir.
AKP bu konuda birçok yanlışa imza atmıştır. Yatırımlar için çok önemli bir teşvik unsuru olan yatırım indirimi uygulamasını kaldırmış, yine yeni yatırımlar için çok önemli bir kaynak olarak kullanılan finansal kiralamanın “bazı suistimaller var” diyerek önünü tıkamıştır. Hâlbuki kötü niyetli kullanımın önlenmesi Hükûmetin görevidir. Yine Hükûmetin sanayi ve teşvik politikası da yatırımların önünü açacak nitelikte değildir. Yüksek ölçüde katma değer ve istihdam sağlayan yatırım projelerine destek verilmeli, teşvik politikası, bölgesel ve sektörel yatırımları destekleyecek hâle dönüştürülmelidir.
İşsizlikle mücadelenin temel faktörlerinden biri olan girişimcilik kapasitesinin geliştirilmesi ve güçlendirilmesi… Girişimcinin yatırım yapma, iş sahası açma, katma değer, üretim, ihracat, gelir, vergi yaratma hususundaki her türlü çabası desteklenmeli; iş, yatırım ve girişim odaklı yaklaşım, istihdam stratejisinin esasını oluşturmalıdır.
Değerli milletvekilleri, zamanında gerekli tedbir alınmadığından Türk ekonomisinde alarm zilleri çalmaya başlamış, yıllardır sürdürülen sanal başarıların artık sonuna gelindiği ortaya çıkmıştır. Yüksek faiz-düşük kur politikası nedeniyle ülkemiz ithal mallar cennetine dönüşmüştür. Millî sanayimiz, üreticimiz zor durumdadır. Rekabet gücü tükenme noktasına gelmiştir. Piyasalar neredeyse durmuş vaziyettedir. Şiddetli bir şekilde nakit sıkıntısı yaşanmaktadır. Esnafımızın artık dayanacak gücü kalmamıştır, birçok esnafımız iş yerini kapatmak zorunda bırakılmıştır. Gençlerimiz işsizdir, iş bulma umudunu kaybetmekte, bunalıma girmektedir. 2008 yılında yıllık yüzde 4 enflasyon hedeflenmesine karşın daha yılın ilk dört ayında enflasyon yüzde 4,8 olmuştur. Çalışanlar, emekliler, dar gelirliler enflasyona ezdirilmektedir.
Türkiye’nin büyüme hızına büyük katkısı olan inşaat sektörü darboğaza sürüklenmektedir. İmalattan inşaata sayısız sektörün olmazsa olmazı demir-çelik ürünlerinin önlenemez fiyat artışı devam etmektedir. İnşaat demirinin fiyatı bir yılda yüzde 100’ün üzerinde artmıştır.
Vatandaşın enflasyonunda patlama yaşanmaktadır. Mutfaklar tam anlamıyla yangın yerine dönmüş, undan yağa, pirinçten buğdaya, peynirden ekmeğe, bulgurdan kuru fasulyeye kadar temel gıda maddelerinde ortaya çıkan fiyat artışları vatandaşlarımızı gerçek anlamda krize sokmuştur. Buradan soruyorum: Fiyatı artınca “Pirinç yemeyin.” diyenler, bulgur fiyatları da arttığına göre, bundan sonra acaba neyi yemeyi vatandaşımıza önerecekler?
Ankara Ticaret Odasının Türkiye İstatistik Kurumu verileri baz alınarak yapılan araştırmasına göre, nüfusumuzun yüzde 15,4’ünün açlık sınırının altında, yüzde 74’ünün de yoksulluk sınırının altında gelirle geçinmeye çalıştığı belirlenmiştir. Buna göre, Türkiye’de açlık sınırının altında bulunan nüfus 10,9 milyona, yoksulluk sınırının altındaki nüfus 52,3 milyona ulaşıyor. İşte, ülkemizi, vatandaşımızı getirdiğiniz nokta bu.
Ülkemizde hem açlığın hem de yoksulluğun boyutları istatistiklerle gizlenemeyecek kadar büyüktür. Hesaplama sistemlerinde değişiklik yaparak kişi başına geliri kâğıt üzerinde 9 bin doların üzerine çıkarmak ülkemizdeki aç ve yoksul insan sayısını azaltmamaktadır. Vatandaşlarımız en temel gıda ürünlerini bile alamaz durumdadır. Vatandaşlarımızın büyük bir bölümü borçla geçimini sürdürmeye çalışmaktadır. Merkez Bankası verilerine göre, tüketici kredileri ve kredi kartları borçlarının toplam büyüklüğü bu ay başı itibarıyla 101 milyar YTL’yi, yani 101 katrilyon lirayı aşmış durumdadır. Tüketici kredi borçlarını ödemeyenlerin sayısı 2007 yılında bir önceki yıla göre yüzde 100 artmış, kara listeye giren ve yasal takibe alınan kredi kartı sayısı 1 milyonu aşmıştır. Türkiye’deki bankalar sanki bu ülkede yaşamıyor. Piyasada yaprak kımıldamıyor, esnaf iş yapamamaktan kıvranıyor, bankalar ise kâr patlaması yapıyor. Bu tabloda bir yanlışlık yok mu arkadaşlar? AKP’nin uyguladığı ekonomi politikası, çalışana, üretene değil, faizciye, rantiyeciye, tefeciye hizmet etmektedir.
Yanlış tarım politikaları sonucunda çok zor şartlar altına giren Türk çiftçisi tarlasına gübre atamayacak hâle gelmiştir. Sadece DAP gübresinin torbası iki üç ayda 35 YTL’den 65-70 YTL’ye yükselmiştir. Türkiye İstatistik Kurumu 2007 büyüme rakamlarına göre tarım sektörü son kırk yılın küçülme rekorunu kırmıştır. Mazot, gübre, enerji başta olmak üzere bütün girdiler bir yılda yüzde 50 ila yüzde 100 arasında artarken ürün fiyatları büyük ölçüde aynı kalmıştır. Çiftçiler bu nedenle ciddi zarara uğramıştır. Tek umutları desteklerle bu zararın azaltılmasıydı. Ancak, geçtiğimiz ay yürürlüğe konulan kararnameyle, destekleri artırmak bir yana, doğrudan gelir desteği yüzde 30 oranında düşürülmüştür.
Çiftçilerimiz uygulanan yüksek faizlerle artan birikmiş elektrik borçlarını ödeyememektedir, bu nedenle ekinlerini sulayamamaktadır. Seçim bölgem Konya’nın yanı sıra Niğde, Aksaray, Nevşehir, Karaman, velhasıl birçok ilimizde sulama kooperatiflerinin ve çiftçilerimizin feryatları yükseliyor, “Ekinlerimiz susuzluktan yanıyor.” diyorlar, buna çözüm bekliyorlar. Yine kamyoncular eylem yapıyor, “İşimiz yok, paramız yok, borçlarımızı ödeyemiyoruz.” diyorlar, mazotta vergi indirimi istiyorlar.
Hayvancılık sektöründe de ciddi sıkıntılar yaşanmaktadır. Yem fiyatlarında ciddi artışlar olmaktadır. Türkiye’de mısırın tonu bir yıl önce 300 YTL iken bugün 525-550 YTL oldu. Samanın tonu bir yılda 90 YTL’den 300 YTL’ye yükselmiştir. Geçen ay yürürlüğe giren kararnameyle 2008 hayvancılık desteklerinde 2007’ye göre büyük düşüş öngörülmektedir. 2007’de 1,3 milyar YTL olan hayvancılık desteklerinin, yeni uygulamayla, 2008’de 750-800 milyon YTL’ye çekilmesi hedeflenmektedir. Hayvan başına ödemeye geçilmesiyle daha önceki yıllarda üreticiye verilen süt teşvik primi, damızlık düve, buzağı, suni tohumlama, soğutma tankı gibi birçok destek kaldırılmıştır. Bu şartlarda hayvancılık, besicilik yapılması mümkün değildir.
Değerli milletvekilleri, AKP’nin güdümlü ekonomi politikası iflas etmiştir. Hükûmet, bu gerçeği saklamak için ise kapatma davasının arkasına gizlenmektedir. Uygulanan yanlış politikalar neticesinde Türkiye ekonomisinin iç ve dış dengeleri hızla bozulurken, enflasyon, işsizlik yükselmiş, ekonomik büyüme 2001 yılından bu yana en düşük seviyesine gerilemiştir. Cari işlemler açığı büyümeye devam etmekte, Hükûmet mali disiplini dilinden düşürmezken yılın ilk çeyreğinde bütçe 4,8 milyar YTL açık vermiştir. Üstelik, yaşanan tüm bu olumsuz gelişmeler bir günde ortaya çıkmış değildir. AKP Hükûmetinin vizyonsuzluğu, ataleti ve beceriksizliği neticesinde, zaman içerisinde büyüyerek, Türk milletinin önüne ödenecek yeni bir bedel olarak ortaya çıkarılmıştır.
Türkiye ekonomisinin düzlüğe çıkarılması için ülkeyi sıcak para, faiz ve borç batağından çıkartacak, ülkemizi ithalat cenneti olmaktan kurtaracak, üretim, istihdam ve ihracat odaklı, ülke menfaatlerini her şeyin üstünde görecek yeni bir programa ihtiyaç bulunmaktadır. Ancak AKP Hükûmetinde ne böyle bir program hazırlayacak ne de uygulayabilecek güç ve kararlılık maalesef bulunmamakta, Hükûmet çözümü, IMF ya da yabancı başkentlerde aramaktadır.
AKP, Türk milletinin hassasiyetlerini suistimal ederek kendisine siyasi gelecek kurmaya çalışmış, kabul etmek lazım ki kısmen başarmıştır. Türkiye’de sürekli çatışma kültürünü hâkim kılmak, siyaseti boş tartışmalara hapsetmek istemiştir. Gösterişe ve gerilim politikasına dayalı bir siyasetle kendisini kutup başı yapıp, oy verenleri partiye bağlı tutma gayreti içinde olmuştur. Vatandaşın derdi hiç de umurunda değildir. Vatandaşlarımız, sıkıntı içinde hayatını sürdürmeye çalışmaktadır. Esnaf, çiftçi, işsiz feryat ediyor; kamyoncu, müteahhit, tekstilci, sanayici feryat ediyor. İşinize gelmediği için görmüyorsunuz, görmezlikten geliyorsunuz. Türkiye’yi nasıl karanlık bir girdaba sürüklediğinizi, ülkenin nasıl bir uçuruma sürüklendiğini unutuyor, unutturmaya çalışıyorsunuz. Sizin uyanmanız için ne dünyada yaşanan kriz yetiyor ne ekonomik göstergeler yetiyor ne de çiftçinin, esnafın, üreticinin, işsizin feryadı yetiyor. Ülke bir sosyal felakete doğru sürüklenirken, siyasi hayatınızı çatışma, kutuplaşma, gerginlik yaratma üzerine bina ettiğiniz için bütün bu feryatlara gözlerinizi, kulaklarınızı kapatmayı tercih ediyorsunuz. Gözleriniz var ama esnafın, çiftçinin, işsizin, üretenin, çalışanın, emeklinin hâlini görmüyor. Kulaklarınız var ama vatandaşın sesini, çığlığını duymuyor. Dilleriniz var ama gerçekleri söylemiyor. AKP altı yıldır neyle meşgul?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
20 konuşma daha · 13 Mayıs 2008