Yükseköğretim kurumları teşkilatı kanunun ile bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılması hakkında(s.s.506)
Konya Milletvekili · MHP
Genel Kurul, 133. Birleşim · 4. yasama yılı · 13 Temmuz 2010 · 928 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Mustafa Kalaycı (MHP), 13 Temmuz 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 133. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARI TEŞKİLATI KANUNUN İLE BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA(S.S.506)); konuşma 928 kelime.
Mustafa Kalaycı (MHP, Konya). “Yükseköğretim kurumları teşkilatı kanunun ile bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılması hakkında(s.s.506)”. TBMM Genel Kurulu, 133. Birleşim tutanağı, 13 Temmuz 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mustafa-kalayci-23-2010-07-13-yuksekogretim-kurumlari-teskilati-kanunun-ile-bazi-kanun-ve-kanun-hukm (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
MHP GRUBU ADINA MUSTAFA KALAYCI (Konya)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; temel kanun olarak görüşülmekte olan kanun tasarısının ikinci bölümü üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle hepinizi saygılarımla selamlıyorum.
Bugün, her ülkenin, eğitim, bilim ve teknolojideki düzeyi, başta ekonomik, sosyal, kültürel, idari ve demokratik boyutlar olmak üzere, gelişmişliğin ölçütü olmuştur. Artık, bütün dünyaca kabul edildiği gibi, üniversite, toplum kalkınması için en etkili bir kültürel iletişim merkezidir. Bugün, yükseköğretim sürekli olarak yaygınlaşmakta ve okullaşma oranları gittikçe artmaktadır. Günümüz teknoloji devrimi, yükseköğretim düzeyinde kitle eğitiminden geçen toplumlar tarafından gerçekleştirilmiştir. 21’inci yüzyılda üretilen ve üretilecek teknolojilere ancak yükseköğretim düzeyinde, teknoloji ağırlıklı kitle eğitiminden geçen toplumlar uyum sağlayabileceklerdir.
Ülkemizde ise nitelik açısından üniversitelerimizin dünya sıralamasında oldukça gerilerde olduğu görülmektedir. Artan öğrenci talepleri sayısal olarak bir ölçüde karşılandığı hâlde çağın gerektirdiği eğitim standartları henüz yakalanmamıştır.
Üniversiteler, yaptığı araştırmalarla ülke kalkınmasına önemli katkılar sağlar; teori ve uygulamanın eşleştirilmesini sağlayarak bilgilerin üretime yansımasını gerçekleştirirler. Bu açıdan, ülke kalkınmasında lokomotif görevi yapacak olan üniversitelerimizin bilinen sorunları mutlaka giderilmelidir. İyi eğitim iyi araştırma ortamında yapılacağından, üniversitelerimizin araştırma imkânları artırılmalıdır.
Yükseköğretim kurumları, kültür değerlerinin genç kuşaklara aktarılmasında, araştırma ile insanlığa yeni bilgiler kazandırılmasında, insanın kendisini daha iyi tanımasında ve halka hizmet ederek toplumun hayat kalitesinin yükseltilmesinde giderek artan büyük sorumluluklar üstlenmiştir. Yükseköğretim kurumları, yalnız binlerce öğrenciye eğitim ve öğretim vermekle kalmayıp, araştırma faaliyetleriyle de toplumun gelişmesine büyük katkıda bulundukları gibi insanın daha iyi yaşaması için yapılmış olan mücadelede özel bir yer tutmaktadır. İnsanlığın hizmetinde pek çok buluş yükseköğretim kurumlarınca ortaya çıkarılmıştır. Çağımızın en önemli özelliklerinden biri olan yüksek teknoloji ve bilgi toplumu seviyesine ulaşılmasında, insan gücü ve maddi kaynakların akılcı, etkili, verimli ve ekonomik şekilde kullanılmasında ve demokrasimizin gelişip kökleşmesinde en büyük görev üniversitelerimize düşmektedir. Yine amaç irdelendiğinde, üniversitelerin eğitim-öğretim yapma, bilim üretme ve yayma fonksiyonlarına günümüzde iki temel görevin daha eklendiği görülmektedir; bunlar, sanayiyle bütünleşme ve çevreye hizmettir.
Üniversitelerimizin diğer önemli bir görevi de millî kültürümüzün özü ile müspet bilimi ve çağdaş uygarlığın ileri teknolojisini iyilik, doğruluk ve güzellik potasında birleştiren ve kaynaştıran bir eğitim ortamı içerisinde gençlerimizi millî ve manevi değerlerimiz ile demokrasinin erdemlerini özümsemiş, bilimsel düşünce gücüne sahip, dengeli, sağlıklı kişilik ve karakterde birer vatandaş olarak yetiştirmektir.
Değerli milletvekilleri, Adalet ve Kalkınma Partisi, sekiz yıla yaklaşan iktidarı döneminde eğitim alanını bilimsellikten uzak, deneme yanılma yöntemiyle ıslah etmeye çalışmıştır. Okul öncesi eğitimden yükseköğretime kadar milyonlarca öğrenciyi ve aileyi ilgilendiren eğitim konusunda kayda değer bir proje uygulamaya koyamamıştır. Hep günü kurtarmaya dönük çalışmalardan fayda beklenmiştir. Ortaöğretim kurumlarına ve yükseköğrenime geçişe ilişkin olarak yapılan spekülasyonlar ve her yıl yapılan farklı uygulamalar yarın ne olacağını bilmeyen öğrencileri ve ailelerini bunalıma sokmaktadır. Yapılan uygulamaların kapsamlı, bilimsel, akademik ve siyasal ortak bir çözüm arayışına dayanmadığı, ciddiyetten uzak deneme yanılma yaklaşımının ürünü olduğu görülmüştür. AKP hükûmetleri eğitim alanını âdeta deneme tahtasına çevirmiştir. Sınavlara ilişkin sistemde her yıl değişiklik yapılmış, bir önceki yıl sınava giren öğrenci ile sonraki yıl girenin durumu farklı olmuştur. Her yıl değişen bu durum, öğrenciler ve aileleri açısından kaygı, korku ve belirsizlikler içeren psikolojik sorunları beraberinde getirmiş, öğrenci ve veliler ilköğretimin neredeyse başından itibaren dershanelere mahkûm edilmiştir.
İnsan gücü planlaması yapılmamaktadır. Öğretim programları buna göre şekillendirilmemektedir. İstihdam-eğitim ilişkisi kurulmamaktadır. Bu durum ise üniversite mezunu binlerce işsizin oluşmasına neden olmaktadır. AKP, eğitimin kalitesini de düşürmüştür. İlköğretimden yükseköğrenime eğitimin niteliğinde, dolayısıyla da yetişmiş eleman anlamında ülkemizi sıkıntılı bir gelecek beklemektedir.
AKP Hükûmeti, yükseköğretime geçişi topyekûn ortaöğretim ve yükseköğretim reformuyla düzenleyip altyapı, insan gücü, müfredat, teknoloji ve yönetim boyutunda atılımlar sağlayarak gerçekleştirmek yerine iktidarının ilk yıllarında yükseköğretimle, üniversitelerle bir hesaplaşma içine girmiş, eğitimin kaliteli hâle getirilmesine değil kadrolaşma ve egemenlik kurmaya dönük politikalara ağırlık vermiş, üniversitelerin kapasite, kalite ve kaynak sorununa çözüm aramak yerine sürekli gerilim politikası uygulayarak bundan siyasi rant ummuştur. AKP, önceleri rektör atamalarının antidemokratik olduğundan ve Cumhurbaşkanının taraflı, demokratik olmayan duruşundan söz etmekteydi. YÖK’ün mutlaka değiştirilmesi, koordinasyondan sorumlu, üniversitelerin akademik özerkliklerine müdahil olmayan bir yapıya büründürülmesi ve rektörlerin üniversite içerisinde eğitim üyelerinin tercihleri doğrultusunda seçilerek belirlenmesini savunmaktaydı. Ancak, YÖK Başkanını değiştirdikten ve eleştirdikleri güce sahip olduktan sonra tüm eleştirileri âdeta ortadan kalkmıştır. Bu durum, AKP’nin samimiyetten uzak, dürüstlükle bağdaşmayan politikalarını ortaya koymaya fazlasıyla yetmektedir. YÖK üyeleri, rektörler bir bir değişmekte ve AKP’li kadrolar üniversiteleri kuşatmaktadır. Eğitimin niteliği, eğiticinin kalitesi, öğrencilerin sorunları, eğitimin fiziki durumu, baş örtüsü meselesi, demokratik üniversite ve yükseköğrenimin geleceği gibi hayati konular unutulmuştur. YÖK Başkanı ve rektörler değişince sanki her şey sütliman olmuştur.
AKP, Anayasa değişikliği sürecinde rektör atamalarının demokratik esaslara bağlanması ve YÖK yapısının bu esaslara göre değiştirilmesine ilişkin herhangi bir söz etmemiş, teklif dahi getirmemiştir.
Bütün bunlar, ikiyüzlü siyaset ve yönetimin geldiği noktayı göstermesi bakımından manidardır.
Değerli milletvekilleri, Milliyetçi Hareket Partisi Parti Programı’nda, üniversitelerin, ülkemizin ihtiyaç duyduğu insan gücünü yetiştiren, araştırma yaparak bilim ve teknoloji üreten, toplumsal gelişmeye önderlik eden, bilimsel yöntemlerle meselelere çözüm üreten, dünya üniversiteleriyle yarışan eğitim kurumları hâline getirilmesini esas almıştır. Milliyetçi Hareket Partisi olarak yükseköğretim sisteminin daha demokratik ve üretken bir yapıya kavuşturulmasını, öğrenci, kurum ve akademik kadrolar arasında gerekli iş birliği ve uyumun sağlanmasını savunmaktayız.
1981 yılında, o günün şartları ve ihtiyaçlarına göre çıkarılan 2547 sayılı Yasa ve bu Yasa’yla oluşturulan mevcut Yükseköğretim Kurulu ile artık, üniversitelerin sorunlarını çözmek mümkün değildir.
Üniversiteler, işleyişi, yapısı ve öğretim gücü itibarıyla diğer toplumsal kurumlara örnek teşkil ederler. Üniversite sistemi demokratik değerlerin yeşerdiği, katılımcı demokrasi örneklerinin sergilendiği ve bilimsel bulguların uygulamaya aktarıldığı bir modeldir ancak ülkemiz üniversitelerinin çoğunun bu modele uymadıkları görülmektedir. Özellikle 2547 sayılı Yasa’nın yeniden ıslah edilerek değiştirilmesi ve Yükseköğretim Kurulunun merkezî bir koordinasyon ve planlama bilimi hâline getirilmesi gerekmektedir. Eğitim sistemimizdeki en önemli yanlış, ihtiyaçtan fazla eleman yetiştirmektir. İstihdam ve eğitim politikaları birbiriyle uyuşmamaktadır. Eğitim sistemimiz akşam ezberle, sabah yaz, yarın unut değil; araştır, öğren ve kullan olmalıdır. En etkili...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
62 konuşma daha · 13 Temmuz 2010