İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 94. BİRLEŞİM · PAZAR

Türkiye cumhuriyeti anayasasının bazı maddelerinin değişiklik yapılması hakkında (s.s.497)

Mustafa Ünal

Karabük Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 94. Birleşim · 4. yasama yılı · 25 Nisan 2010 · 916 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Mustafa Ünal (AK Parti), 25 Nisan 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 94. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASININ BAZI MADDELERİNİN DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.497)); konuşma 916 kelime.

Mustafa Ünal (AK Parti, Karabük). “Türkiye cumhuriyeti anayasasının bazı maddelerinin değişiklik yapılması hakkında (s.s.497)”. TBMM Genel Kurulu, 94. Birleşim tutanağı, 25 Nisan 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mustafa-unal-23-2010-04-25-turkiye-cumhuriyeti-anayasasinin-bazi-maddelerinin-degisiklik-yapilmas (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

AK PARTİ GRUBU ADINA MUSTAFA ÜNAL (Karabük)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, 1982 Anayasamızın bazı maddelerinde değişiklik yapan kanun teklifinin Anayasa’mızın 147’nci maddesinde değişiklik yapan çerçeve 18’inci maddesi hakkında AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Ben de sözlerimin başında, değerli hukukçu, Barolar Birliği Başkanı Özdemir Özok Bey’e Allah’tan rahmet diliyorum, ailesine, yakınlarına ve hukuk camiasına başsağlığı diliyorum.

Anayasa mahkemelerinin bulunduğu ülkelerde bu mahkemelerde görev yapan üyelerin seçiminde millet iradesini temsil eden parlamentonun mutlaka söz sahibi olduğu ve üyeliğin süre ile sınırlandığı görülmektedir. Mahkeme üyeliğinin süresi konusunda değişik sivil toplum kuruluşları ve partiler de önerilerde bulunmuştur. Örneğin 2003 yılında Anayasa Mahkememiz tarafından hazırlanan Anayasa değişiklik teklifinde bu süre on iki yıl olarak, TOBB tarafından hazırlanan öneride dört yıl, TUSKON’un önerisinde ise on iki yıl olarak belirlenmiştir. Mukayeseli hukukta da mahkeme üyeliğinin süreli olduğu görülmektedir. Mesela bu süre Almanya’da on iki; Fransa, İtalya, İspanya, Bulgaristan, Portekiz, Polonya, Romanya’da da dokuz yıldır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; değişiklik yapılan 147’nci madde bildiğiniz gibi Anayasa Mahkemesi üyelerinin görev süresi ve üyeliğin sona ermesiyle ilgilidir. Bu düzenlemenin getirdiği değişiklikleri;

1) Hâlen herhangi bir süre ile sınırlı olmaksızın altmış beş yaşına kadar görev yapabilmekte olan Anayasa Mahkemesi üyelerinin on iki yıllık bir süre için seçilmesi,

2) Bir kimsenin 2 defa Anayasa Mahkemesi üyesi seçilememesi,

3) Zorunlu emeklilik yaşından önce görev süresi dolan üyelerin başka bir görevde çalışma ve özlük işlerinin kanunla düzenlenecek olması şeklinde özetleyebiliriz.

Anayasa Mahkemesi üyeliğinin süresinin on iki yıl ile sınırlanması, mahkemedeki üye profilinin yeni toplumsal koşullara ve yeni anlayışlara göre makul bir süre içinde kendini yenilemesine olanak tanımaktadır. Üstat Tanpınar’ın deyişiyle, devam ederken değişen, değişirken devam eden bir kurum olacaktır Anayasa Mahkememiz. On iki yıllık süreyi, üyelerin kazandıkları tecrübe ve bilgi birikimlerini karar ve mahkeme çalışmalarına yansıtmaları açısından yeterli, toplumsal değişimin mahkeme profiline yansımasına olanak sağlaması açısından da gerekli ve makul görmekteyiz. Bu düzenlemeler sonucu, zorunlu emeklilik yaşı öncesinde görev süresi dolan üyelerin atandığı kaynağın özellikleri de dikkate alınarak başka görevlere atanabilmeleri, maaş ve özlük işleriyle emekliliklerine ilişkin konuların kanunla düzenlenmesi esası benimsenmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 1982 Anayasası olağanüstü koşullar altında kabul edilip yürürlüğe konmuştur. Toplumun hemen hemen tüm kesimleri 82 Anayasası’nın tamamen değiştirilmesi konusunda mutabakat hâlindedir. Ancak, bu mutabakat, bugüne kadar Anayasa’nın tümünün değiştirilmesine yetmemiştir. Müzakeresini sürdürdüğümüz değişiklik tekliflerine de karşı çıkılmaktadır. Bu değişikliklere özellikle yapılan eleştiriler ise “Yargı bağımsızlığı ihlal ediliyor, yargı kuşatılıyor, iktidar kendi yargısını oluşturuyor, yandaş yargı, yandaş yargıç yaratılıyor.” şeklindedir.

Ben, bu eleştirilerdeki haklılık payına mukayeseli hukuk ve ülkemizdeki uygulamalar açısından bir göz atmak istiyorum. Gelişmiş demokratik ülkelerin büyük bir kısmında anayasa mahkemesi üyelerinin tamamı milletin temsilcileri tarafından seçilmekte, bazı ülkelerde de devlet başkanı, meclis başkanı, senato tarafından bu göreve getirilmektedir. Buna karşılık çok az sayıda bazı ülkelerde, örneğin İtalya’da 15 üyeden sadece 5’i üst yargı organlarınca seçilirken, Portekiz’de 13 üyeden sadece 3’ü Anayasa Mahkemesi yargıçları tarafından belirlenmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi hâkimleri ise üye ülke hükûmetleri tarafından gösterilen 3 aday arasından Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi yani üye ülke milletvekilleri tarafından seçilmektedir.

Anılan bu ülkelerdeki ve üyesi bulunduğumuz Avrupa Konseyindeki sistemi gözden geçirdiğimizde, anayasa mahkemelerinin kuruluşunda halkın seçip parlamentoya gönderdiği ve millî iradeyi temsil eden milletvekillerinin, devlet başkanlarının veya hükûmetlerin etkili oldukları görülmektedir. Demek oluyor ki, demokratik ülkelerde halkın iradesini temsil eden ve hepimizin de mensup olmaktan şeref duyduğu parlamentodan, milletvekillerinden, hükûmetten, cumhurbaşkan-larından çekinen, ürken, korkan hemen hemen yoktur.

Kanaatimce, ülkemizdeki bu ürkeklik ve korkaklığın en önemli nedeni, bu iddia sahiplerinin yeterince halk oyuna mazhar olamama veya halkın yanlış yapacağı endişelerinden ve kendilerinden başka siyasi partilerde hata yapma, ülkeyi kaos ve bölünmeye sürükleme potansiyelini görmelerinden kaynaklanmaktadır.

Bu eleştirileri ülkemizdeki mevcut mevzuat ve uygulamalar ışığında değerlendirdiğimizde ise şunlar söylenebilir: Mevcut yargı üyeleri, 82 Anayasası, 1981 tarihli Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu, 1983 tarihli Yargıtay Kanunu ve ilgili diğer mevzuat çerçevesinde görev almış bulunmaktadır. Hiçbir yargıcın gökten zembille indiğini söylememiz mümkün değildir. Hiçbir yargıç hudayinabit de değildir. 1982 Anayasası’nın 104’üncü maddesine göre Anayasa Mahkemesi üyelerini, Danıştay üyelerinin dörtte 1’ini ve diğer yüksek yargı üyelerini, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyelerini Cumhurbaşkanları seçmiştir. Yargıtayın 250 üyesinin tamamını, Danıştay üyelerinin de dörtte 3’ünü Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu seçmiş bulunmaktadır. Adalet Bakanı ve Müsteşarı da Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun üyeleri olagelmişlerdir. Bu oluşum karşısında biz o zaman zaten yandaş yargı, yandaş yargıçla karşı karşıyayız demektir. O hâlde bundan sonra yüksek yargı tarafından seçilecek Yüksek Mahkeme üyeleri için bu yandaş yargıya nasıl itimat edebiliriz? İşte bu eleştirileri getirenler, yüce yargımızı bu bühtanla yaraladıklarının farkında bile değiller. Ben yargı mensuplarımızı bu şekildeki ithamlardan tenzih ederim. Kendilerinin beğendiği Cumhurbaşkanı, Adalet Bakanı seçerse yandaş yargı olmaz, beğenmedikleri ve halkın göreve getireceği bir Cumhurbaşkanı seçerse yandaş yargı olur. Ülkemizdeki bu hastalıklı zihin yapısından artık kurtulmamız gerekmektedir.

Ben şahsen, çok nadir istisnalar dışında hiçbir yargıcımızın kendisini seçene yandaşlık yaptığını ve yapacağına, tarafsız olmadığını düşünemiyorum. Kaldı ki, bağımsızlık ve tarafsızlığın birinci planda yargıcın kendi ilim, tecrübe, kendine güven ve insana bağlı diğer niteliklerine dayalı olduğuna da kesin olarak inanan birisiyim. Ancak, ben, son zamanlarda bal gibi siyasi nutuklar atan, antidemokratik bir yapının oluşacağını ve yargının siyasallaşacağını iddia eden, buna karşılık e-muhtıraların yaşandığı dönemde sesini çıkarmayan, görevden alınan ve yargıya gitme yolu da kapalı olan bir savcıyla ilgili olarak “Onu ben görevden aldırdım.” dendiğinde, mahkeme tarihinde ilk kez bir başkan üyenin, âdeta tarihe not düşercesine, karşı oy yazısının bir paragrafında “Ne yazık ki karar öncesi kimi kişi, kurum ve mercilerin mahkemeyi etkilemeye dönük eylem ve davranışlarını onaylamak mümkün değildir. Çatışma çıkacağı tehdidi ya da ülkeyi koruma adına yapılan açıklamalar…” şeklinde belirttiği dönemlerde susanları da sizlerin ve halkımızın dikkatlerine sunmak istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

85 konuşma daha · 25 Nisan 2010

85 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook