İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 85. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

Yükseköğretim kurumları teşkilatı kanunu ile bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılması hakkında (s.s.719)

Nevingaye Erbatur

Adana Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 85. Birleşim · 5. yasama yılı · 31 Mart 2011 · 1.724 kelime · yaklaşık 9 dakikalık okuma

Kaynak göster

Nevingaye Erbatur (CHP), 31 Mart 2011 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 85. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARI TEŞKİLATI KANUNU İLE BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.719)); konuşma 1.724 kelime.

Nevingaye Erbatur (CHP, Adana). “Yükseköğretim kurumları teşkilatı kanunu ile bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılması hakkında (s.s.719)”. TBMM Genel Kurulu, 85. Birleşim tutanağı, 31 Mart 2011. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/nevingaye-erbatur-23-2011-03-31-yuksekogretim-kurumlari-teskilati-kanunu-ile-bazi-kanun-ve-kanun-hukmu (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA NEVİNGAYE ERBATUR (Adana)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Adana’da “Bilim ve Teknoloji Üniversitesi” isimli yeni bir üniversitenin kurulmasını içeren 719 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın tümü üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi adına söz almış bulunmaktayım. Yüce Meclisi saygıyla selamlarım.

(x) 719 Sıra Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

Akademik yaşamının yirmi beş yılı aşan kısmında Çukurova Üniversitesinde hizmet vermiş bir öğretim üyesi olarak ve bir Adana milletvekili olarak Adana’da ikinci bir devlet üniversitesinin kurulmasına ilişkin kanun tasarısının gündeme gelişini büyük bir memnuniyetle karşıladığımı vurgulamak isterim.

Yaklaşık otuz beş yıl önce kurulmasına başlanmış olan Çukurova Üniversitesi hızla gelişerek bölgesindeki yükseköğrenim alanında lider konumuna gelmiş ve bölgedeki diğer komşu illerde kurulan üniversitelere hem yönetici hem de akademik eleman aktarımları ile beklentilerin ötesinde bir performans göstermiştir. Tabii, esas olan kendi üniversitesinde öğretim ve araştırma geliştirme performansıdır ki bu konularda da Türkiye’nin önder üniversitelerinden birisi olabilmiş ve belirli konularda ulusal sınırları aşarak küresel boyutlarda başarılara imza atmıştır. Bu çerçevede, bu üniversitemizin bugüne gelmesinde görev almış, emeği geçmiş tüm hocalarımızı saygıyla anmak isterim.

Yeni kurulacak olan Adana Bilim ve Teknoloji Üniversitesinin özellikle kuruluş aşamasında Çukurova Üniversitesinin katkısının yüksek olacağı yadsınamaz. Bu nedenle, Adana’da kurulacak yeni üniversitenin kuruluş aşamasında, diğer bazı küçük illerde kurulan üniversitelerde yaşanan olumsuzlukların yaşanmayacağını rahatlıkla söyleyebilirim. İki güçlü devlet üniversitesi arasındaki rekabetin, öğretim ve araştırma geliştirme alanlarında hızlı ilerlemeler sağlayabileceğini, bu şekilde hızlı bir yükselişten sonra duraklama dönemine girdiğini gözlemlediğim Çukurova Üniversitesine yeni atılımlar yapma potansiyelini de getireceğini düşünmekteyim.

Bugünkü modern anlamıyla üniversite, tüm dünyada özgür bilim insanlarının öğretim yaptığı ve hiçbir baskı veya yönlendirme altında kalmadan bilimsel araştırmalar sonucu özgün bilgiler üretebildikleri ve bu bilgileri yayın yoluyla insanlığın yararına sunabildikleri ortam olarak tanımlanabilir. Böyle bir ortamın hangi özelliklere sahip olması gerektiği konusunda 1988 yılında Bologna Üniversitesinin dokuzuncu yıl kutlama töreninde bir araya gelen Avrupa üniversiteleri rektörleri “Magna Charta Universitatum” başlığı altında, özgür bir üniversitenin önemini ve nasıl olması gerektiğini tartışmışlardır. Yayınlanan ve tüm bilim dünyasınca kabul gören bildiriye göre, üniversiteler, bulundukları ülkelerin coğrafi ve tarihî koşullarına göre değişik şekillerde düzenlenmiş özerk kurumlar olup araştırma ve öğretim ögeleri aracılığıyla kültür üretimi ve iletişiminde bulunur. Üniversitelerin içinde var oldukları dünyanın gereksinimlerine hazır olabilmeleri, araştırma ve öğretim çalışmalarının tüm diğer ekonomik ve siyasi güçlerden, manevi entelektüel yönlerden bağımsız olmasıyla mümkündür. Öğretim, gerek toplumun gerekse bilimin ihtiyacı ve gereksinimlerini izleyecek bir yapı arz ediyorsa o zaman, eğitim ile araştırma çalışmaları birbirinden ayrılmaz bir bütün oluşturur.

Üniversite yaşamının temel ilkeleri öğretim, araştırma ve olgunlaştırma ögelerinde özgürlük olduğundan gerek hükûmetlerin gerekse üniversitelerin her birinin, kendi sorumluluk alanında olmak üzere, bu ilkeleri korumaları gerekir.

Hoşgörülü ve her zaman diyaloğa açık olunması üniversite ortamını ideal hâle getireceğinden, öğretim görevlilerinin bilgi aktarımını en iyi şekilde yapabilmelerine, araştırma ve yenilik aracılığıyla bilginin geliştirilmesini sağlamalarına zemin hazırlayabileceği gibi, öğrencilerin yetenekli ve gönüllü olarak bu bilgilerle kendilerini zenginleştirmelerine de olanak sağlayacaktır.

Üniversite, Avrupa hümanist geleneklerinin bir vekili olup evrensel bilgiye ulaşmayı amaçlar; işlevliğini daha da artırabilmek için tüm coğrafi ve siyasi sınırları reddeder ve değişik kültürlerin birbirlerini tanımasını ve birbirine nüfuzunu destekler ancak kabul edilen bu ilkelerin gerçekleştirilebilmesi için bulunulan duruma uygun nitelikteki etkin araçların kullanılması şarttır.

Araştırma çalışmalarında ve öğretimde özgürlüğün korunmasını sağlayacak uygun imkânlar tüm üniversite topluluğunun elinde hazır bir tarzda bulunmalı, öğretim üyelerinin görevlendirilmesi ve unvanlarının düzenlenmesinde araştırma ve öğretimin birbirinden ayrılmaz bir bütün teşkil ettiği ilkesine bağlı kalınmalı, her bir üniversite içinde bulunduğu özel şartlara uygun tarzda öğrencilerinin özgürlüklerini koruyup kültürel ve eğitim hedeflerine ulaşabilmeleri için gerekli şartları garanti altına almalı ve üniversiteler, bilginin sürekli olarak ilerlemesi için enformasyon ve dokümantasyonun karşılıklı değişimini ve ortak proje uygulamalarını vazgeçilmez unsurlar olarak görmelidir.

2009 yılında Leuven’de bütün Avrupa ülkelerinin yükseköğretimden sorumlu bakanlarının katıldığı konferansta da yükseköğretimin bir kamu sorumluluğu olduğu, tüm yükseköğretim kurumlarının öğrencilerini demokratik toplumun aktif katılımcıları olarak hazırlamak, öğrencilerin ileriki kariyerlerini şekillendirebilmelerine ve kişisel gelişimlerini tamamlamalarına yardımcı olmaya yönelik üst seviye bilgiye dayalı araştırma ve buluşlar geliştirecek kurumlar olmalarının sağlanması gerektiği vurgulanmış ve kamusal sorumluluk çerçevesinde özerk yükseköğretim kurumlarının sürdürülebilir gelişimi ve eşit erişimin garantilenmesi için devlet kaynaklı finansmanın ana öncelik olmasının önemine dikkat çekilmiştir.

Değindiğim bilgiler ışığında, ülkemizdeki yükseköğretim sisteminin durumunu incelediğimizde iç açıcı olmayan bir tablo ile karşılaşmaktayız. YÖK sistemi, ülkemizin yükseköğretim sistemini âdeta felç etmiş, üniversiteleri tekdüzeleştiren, mali, idari ve akademik alanlarda özerkliği tamamen ortadan kaldıran ve tek bir rektöre tüm yönetsel yetkiyi veren bir sistem anlayışı ile öğretim üyelerinin üzerinde aşırı bir baskı aracı olmuştur. Bu sistemde, öğrencilerimizin de bu baskıdan nasibini aldığını ve özerk üniversite ortamında yetişmeyen öğrencilerin özgürce fikirlerini ifade edemeyen bireyler hâline geldiklerini de görmekteyiz.

Üniversitelerimizde yükselme ve özellikle doçent ve profesör olmada da farklı yaklaşımlar sergilenmektedir. Doçentlik jürileri farklı sonuçlar verebilmektedir. Adayları inceleyen jürilerde bulunan öğretim üyelerinin doçentlik sınavına giren aday kadar yayını bile bazı durumlarda olmamakta ve bu kişiler yeni gençlerin doçent olması önünde engel teşkil etmektedir. Son günlerde özellikle tabip odasının dile getirdiği, bazı profesörlerin hızlı bir şekilde yükseltilmesi de ayrıca üzerinde durulması gereken ve incelenmesi gereken bir konu olarak güncelliğini korumaktadır.

Üniversitelerimizdeki öğretim üyelerinin YÖK sisteminden sonra ders yükleri çok artmış, bu sebeple öğretim üyeleri araştırma çalışmalarından giderek uzaklaşmışlar, hatta önemli bir kısmı, ilgili oldukları alanlarda güncel literatürü bile takip edemez duruma gelmiştir. Ayrıca, öğretim üyelerine hak ettikleri üst düzey bir ücretlendirme sistemi de olmadığı için, öğretim üyeleri nitelikli yayınlara ulaşmakta zorluk çekmekte ve öğretim üyelerimiz gelişmelerini sağlayacak olan uluslararası toplantılara da katılamamaktadır. Bu sebeple, öğretim üyelerinin ücretlendirmesinde, öğretim üyesinin yaptığı nitelikli yayınların, kazandığı proje desteklerinin de bir şekilde değerlendirilmesi gerektiğine inanmaktayım. Özellikle son günlerde, tıp fakültelerindeki performans sistemi, oradaki öğretim üyelerimizin üzerine yük getirmiş, öğretim üyelerimizin çalışma performansını da önemli ölçüde bozmuştur.

Buraya kadar verdiğim olumsuz örneklerin sayısını çok daha fazla artırmamız mümkündür. Dolayısıyla, önümüzdeki dönemde, 24’üncü Dönemde, Parlamentomuzun, üniversite sistemimizi masaya yatırarak Türkiye’ye yakışır bir yeni üniversite sisteminin kurulması için çalışması gerektiğine inanıyorum ve önümüzdeki dönemde yeni bir yükseköğretim sisteminin getirilerek Türkiye'nin de hak ettiği şekilde özerk, özgün üniversiteleriyle Avrupa Birliğine girme yolunda yeni adımlar atmasına büyük ihtiyaç olduğunu düşünmekteyim.

Bugün evrensel olarak kabul edilen bir gerçek, üniversitelerin yüksek düzeyde özerkliğe sahip olması gereğidir. Finansmanı ağırlıklı olarak devlet tarafından yapılan üniversitelerin bütçelerinin ve kadrolarının Türkiye Büyük Millet Meclisi ve hükûmet tarafından belirlendiği bir sistemde, özerkliğin belirlenmesinde mutlaka sıkıntılar olacaktır ancak toplumun ilgili tüm kesimlerinin belirli oranlarda temsil edildiği ve üyelerinin ilgili kurumlarca periyodik olarak ve siyasetin etkisi altında kalmadan seçilebildiği bir üst kurum YÖK’ün yerini aldığı takdirde özerkliğin ilk adımı sayılabilir.

Bu kurum sınırlı yetkili ve daha çok genel ilkelerin ve etik konuların belirleneceği yetkilere sahip olmalı ancak rektörleri de bu özerk kurum ayrıntılı incelemeler sonucu belirleyerek, Cumhurbaşkanı gibi bir üst makamın onayı olmadan, doğrudan atamalıdır. İçinde öğrenci temsilcilerinin de olacağı üniversite senato ve yönetim kurullarının üyeleri ise demokratik katılım ile üniversite içinde seçilmelidir. Esas karar alıcı mekanizmalar bu kurullar olmalı ve rektör, ilgili yardımcıları ve idari ofisleriyle kararların uygulamasını gerçekleştirmelidir. Bugünkü sistem rektörlere olağanüstü yetkiler vermekte, bu da üniversite kurumunu olumsuz olarak etkilemektedir.

Yeni kurulacak Adana Bilim ve Teknoloji Üniversitesine tahsis edilecek araştırma görevlisi kadrosu sayısının öğretim üyeleri toplam sayısına oranı hakkında da bir değerlendirme yapmak istiyorum.

Öğretim görevlileri hariç, toplam 890 öğretim üyesine karşılık 600 adet araştırma görevlisi kadrosu tahsis edilmiştir. Araştırma görevlileri, görevli oldukları akademik birimdeki lisans düzeyindeki öğretim programlarının özellikle uygulamalı çalışmalarını denetleme ve değerlendirme aşamalarında görev yaparlar. Ayrıca, bu görevlerin yanı sıra, yüksek lisans veya doktora öğrencisi olarak kendi eğitimlerini de sürdürürler.

Normal olarak, 1 profesör ya da doçent aynı anda en az 3 ya da daha fazla sayıda öğrenciye yüksek lisans ve doktora eğitimi yaptırabilir. Bu sayıyı yardımcı doçentler için daha düşük düzeyde tutabiliriz. Yüksek lisans veya doktora yapan öğrencilerin mutlaka araştırma görevlisi olacakları gibi bir kural yok ancak lisans eğitimindeki görevleri dikkate alınarak yapılacak bir değerlendirmede de öğretim üyesi başına ortalama -en az- 2 adet araştırma görevlisi olması gerektiğini belirtmeliyim.

Son yıllarda açılan çok sayıdaki yeni üniversitede görev yapacak genç öğretim üyelerinin önemli bir kısmının, bu araştırma görevlisi kadrolarında görev yaparak doktoralarını tamamlayanlar arasından olacağı da dikkate alınmalıdır.

Özetle tasarıda araştırma görevlisi kadro sayısının mutlaka artırılması gerekir. Bu noktada Çukurova Üniversitesinde yaşanmakta olan araştırma görevlisi kadrosu sıkıntısından da söz etmeliyim.

Bugün özellikle mensubu olduğum kimya bölümündeki laboratuvar çalışmalarının uygulamasında çalışacak yeterli sayıda asistan bulunmamaktadır. Çok sayıdaki laboratuvar uygulamaları sadece 5 kişilik araştırma görevlisi kadrosu tarafından sürdürülmektedir.

Yükseköğretim içerikli bir gündem maddesiyle toplanan Mecliste değinmek istediğim bir diğer önemli konu da fen-edebiyat fakültesi mezunu gençlerimizin sıkıntılarıdır.

Fen-edebiyat fakültesi mezunu gençlerin öğretmenlik mesleğine adım atabilmek için formasyon eğitimi almaları gerekmektedir ve bu eğitimin hangi şartlar altında ne zaman verileceği üniversite rektörlüklerinin inisiyatifine bırakılmaktadır. Bu da, fen-edebiyat fakültesi mezunu gençleri ve hâlen fen-edebiyat fakültesi bölümünde okuyan öğrencileri, ailelerini, yakınlarını büyük sıkıntıya sokmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Adana’nın bilimsel ve kültürel yaşantısına olumlu katkı sunmasını beklediğimiz Bilim ve Teknoloji Üniversitesinin kuruluşu bizleri oldukça heyecanlandırsa da Çukurova Üniversitesi öğrencilerinin ve öğretim elemanlarının sorunlarını da bu çatı altında dile getirmek benim vazifemdir.

Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Ülkesel Meyve Genetik Kaynakları Projesi kapsamında ulusal zeytin genetik kaynakları koleksiyonunun bir paraleli olarak kurulmuş ve günümüze kadar 386 zeytin çeşit ve genotipine ulaşmış durumda olup, bölge çiftçisine de uygun çeşit seçiminde yardımcı olmayı amaçlayan ve Türkiye'nin ikinci büyük zeytin gen merkezi olan Çukurova Üniversitesi Zeytin Gen Merkezinin, bilimsel bir değerlendirmeye tabi tutulmadan salt rant amacıyla sökülüp başka yere taşınmak istenmesi, yerine okul yapılacağı gerekçesiyle dahi kabul edilemez. Adana’nın okul ve derslik ihtiyacının olduğu açıktır ancak bu ihtiyacının giderilmesi aşamasında kullanılabilecek çok daha elverişli arsalar bulunmaktadır. Dilerim, bu yanlıştan bir an önce dönülür ve hem Zeytin Gen Merkezimiz korunur hem de Adana’nın okul ve derslik sayısı artırılır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; eğitimde fırsat eşitliğinden yana olan Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında tüm gençlerimizin üniversite eğitimi almaları sağlanacaktır. Üniversitelerimizde ve meslek yüksekokullarında yeterli eğitim kalitesini sağlayacağız. Bunu yapmak için yola çıkıyoruz. Cumhuriyet Halk Partisinin en önemli hedefi, hayat boyu öğrenme ilkesi çerçevesinde tüm sosyoekonomik kesimlerden gelen gençlere gerçekten eşit fırsatlar sunan bir eğitim sistemi oluşturmaktır.

Bu hedefe ulaşmak için, Cumhuriyet Halk Partisi iktidarı, üniversite harçlarını kaldıracak, iki senelik bir seferberlik ile tüm üniversite öğrencilerine sağlıklı, güvenli kütüphane ve İnternet altyapısına sahip, çevre baskısından uzak, barınma ve yurt olanakları sağlayacak, toplu ve tek tipleştirici yurt binası anlayışının yerine genç dostu mekânlar yaratacak, talep eden tüm üniversite öğrencilerine düşük faizli, kamu destekli yüksek eğitim yaşam destek kredisi verecek, olanağı olmayan tüm gençlere karşılıksız eğitim bursunu sağlayacak ve özgür düşüncenin, bağımsız üniversitenin karşısında yer alan YÖK düzenine son verecektir. Böylece, üniversiteler, ifade özgürlüğünün ve demokrasinin yuvası hâline gelecek, bilimsel araştırma, bilgi ve eğitimde rekabetin önü açılacaktır.

Bu duygu ve düşüncelerle, Adana’da kurulacak bilim ve teknoloji üniversitesinin Adana’ya ve ülkemize hayırlı olmasını diliyor, yüce heyeti saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

43 konuşma daha · 31 Mart 2011

43 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook