2005 mali yılı bütçe kan.tas. son gün tümü üzerinde
Giresun Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 43. Birleşim · 3. yasama yılı · 28 Aralık 2004 · 3.144 kelime · yaklaşık 16 dakikalık okuma
Kaynak göster
Nurettin Canikli (AK Parti), 28 Aralık 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 43. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2005 MALİ YILI BÜTÇE KAN.TAS. SON GÜN TÜMÜ ÜZERİNDE); konuşma 3.144 kelime.
Nurettin Canikli (AK Parti, Giresun). “2005 mali yılı bütçe kan.tas. son gün tümü üzerinde”. TBMM Genel Kurulu, 43. Birleşim tutanağı, 28 Aralık 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/nurettin-canikli-22-2004-12-28-2005-mali-yili-butce-kan-tas-son-gun-tumu-uzerinde (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
AK PARTİ GRUBU ADINA NURETTİN CANİKLİ (Giresun)Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2005 Malî Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı hakkında, AK Parti Grubu adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Öncelikle, 2005 Malî Yılı Bütçe Kanunu Tasarısının ülkemize ve milletimize hayırlı ve uğurlu olmasını diliyorum.
Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; hepinizin bildiği gibi, bütçelerin birçok fonksiyonu vardır; ekonomik fonksiyonu, malî fonksiyonu; bunların yanında, bir de, tabiî, sosyal amaçları gerçekleştirmede kullanılan önemli araçlardan bir tanesidir.
Her yıl, bütçeyle, millî gelirimizin yaklaşık yüzde 35'i yeniden harmanlanır, yeniden toplumun değişik kesimlerine dağıtılır; yani, devlet, her yıl, millî gelirimizin yaklaşık yüzde 35'ine tekabül eden bir rakamı alır, toplar ve sonra, bunu yeniden dağıtır. Dolayısıyla, hükümetlerin, bütçe uygulaması yoluyla, millî gelirin yüzde 35'ini toplumun farklı kesimlerine dağıtma imkânı olması, hükümetlere, bütçe uygulamasını sosyal politikaların bir aracı olarak kullanılması imkânını sağlar.
Ben, öncelikle, 2005 yılı bütçesini bu yönüyle ele almak ve değerlendirmek istiyorum.
Değerli arkadaşlar, biliyorsunuz, bütçe harcama kalemlerinde beş tane ana harcama kalemi bulunmaktadır. Bu harcama kalemleri, toplumun değişik kesimlerine kaynak aktarır. Bunların en önemlilerinden bir tanesi personel harcamalarıdır.
Yine, hepinizin bildiği gibi, bütçe içerisinde, personel harcamaları, toplumun orta ve alt gelir gruplarına kaynak aktarılan bir kalemdir; yani, personel harcamalarından pay alan kesimler, toplumun gelir grupları itibariyle, orta ve alt gelir kesiminde yer alan gruplardır.
2005 yılı bütçesinde personel harcamalarının rakamlarına baktığımız zaman, bütçe içerisindeki payı itibariyle; yani, reel rakamlar itibariyle baktığınızda, herhangi bir değişiklik öngörülmemektedir; yani, aşağı yukarı, 2005 yılı bütçesinde de personel harcamalarının bütçe içindeki payı korunmaktadır. Bu yönüyle, yani, personel harcamaları yönüyle bakıldığında, sosyal politikalar açısından herhangi bir değişiklik yoktur; aşağı yukarı nötr durumdadır.
Değerli arkadaşlar, ikinci önemli kalem, mal ve hizmet alımları kalemidir. Daha önceki tasnifte, genel olarak, cari harcamalar olarak tanımlanmaktaydı; ama, yeni bütçede, yeni bütçe tasnifi uygulamasında mal ve hizmet alımları olarak ortaya çıkmaktadır.
Mal ve hizmet alımlarında yine, ağırlıklı olarak; yani, bu kesimden pay alan kesim, toplumun orta ve alt gelir grubunda bulunan kesimlerdir. Özellikle sağlık harcamalarının mal ve hizmet alımları içerisinde önemli bir paya sahip olduğu dikkate alınırsa, geneli itibariyle bakıldığında, mal ve hizmet alımları yoluyla kamuya, topluma aktarılan kaynaktan pay alanların önemli bir ağırlığı, çoğunluğu, orta ve alt gelir gruplarında yer alan insanlardır.
Şimdi, 2004 yılı bütçesinde mal ve hizmet alımlarının toplam bütçe büyüklüğü içerisindeki payı yüzde 8,24 iken, 2005 yılı bütçe tasarısında bu oran yüzde 9,28'e yükseltilmiştir. Bir başka ifadeyle, mal ve hizmet alımları harcaması yoluyla, toplumun orta ve alt gelir gruplarına daha fazla kaynak aktarılmaktadır. Hükümet, sosyal politika aracı olarak, mal ve hizmet alımları harcamalarında önemli bir artışa gitmiştir -biraz önce rakamları ifade ettim- ve bu harcamalardan pay alan kesimler de, esas itibariyle, toplumun orta ve alt gelir gruplarıdır.
Yine, mal ve hizmet alımları içerisinde altkalem olan sağlık harcamalarına bakıldığında, bu tespit teyit edilir. 2004 yılında mal ve hizmet alımları içerisinde sağlık harcamalarının payı yüzde 2,9 iken, 2005 yılında bu oran yüzde 2,23'e yükseltilmiştir.
Değerli arkadaşlar, yine, bütçe kalemleri içerisinde önemli yekûn tutan harcama kalemlerinden bir tanesi de transfer harcamalarıdır. Transfer harcamaları içerisinde de, sosyal güvenlik kuruluşlarına hazineden, daha doğrusu, devletten yapılan aktarmalar önemli bir paya sahiptir. Bu aktarmaların ortak özelliği, hem Emekli Sandığına yapılan aktarmaların hem Sosyal Sigortalar Kurumuna yapılan aktarmaların ve hem de Bağ-Kura yapılan aktarmaların, hepinizin tahmin edebileceği gibi, ağırlıklı olarak, toplumun alt gelir grubuna yapılan aktarmalar olmasıdır. Çoğunluğu emekli olan bu kesime yapılan aktarmaları, bu yönüyle -biraz önce tartıştığımız yönüyle- aynı zamanda, sosyal aktarma olarak tanımlayabiliriz.
Bu açıdan irdelersek, 2004 yılında Emekli Sandığına transfer harcamaları adı altında yapılan aktarmaların bütçe içerisindeki payı yüzde 5,59'dur. 2005 yılı bütçesinde öngörülen oran ise yüzde 5,71'dir ve bu yönüyle, emeklilerimize hazineden aktarılacak olan payda, bütçe içerisindeki payı itibariyle bir artış söz konusudur.
Değerli arkadaşlar, aynı eğilim Bağ-Kura yapılacak olan transfer harcamaları için de geçerlidir. 2004 yılında Bağ-Kur harcamalarının bütçe içerisinden aldığı pay yüzde 3,83 iken, 2005 yılında bu oran yüzde 4,24'e yükseltilmektedir. Bu da, son derece ciddî bir artıştır ve bu kesim, özellikle, yani Bağ-Kurdan maaş alan kesim, toplumun -hepinizin de tahmin edebileceği gibi- en alt gelir grubunda bulunan kesimdir ve bu yönüyle de bakıldığında, bu kesime ciddî olarak bir pay aktarılmaktadır, kaynak aktarılmaktadır bütçe içerisinden ve dolayısıyla, bu kesimin, toplam millî gelir içerisinden aldığı pay artırılmaktadır.
Değerli arkadaşlar, sosyal güvenlik harcamalarının son bölümü olan veya üçüncü kısmı olan Sosyal Sigortalar Kurumuna yapılan aktarmalar için de aynı şey geçerlidir. Rakamlara baktığımızda bunu net olarak görürüz. 2004 yılında Sosyal Sigortalar Kurumuna aktarılan payın bütçe içerisindeki oranı yüzde 4,19 iken, 2005 yılı bütçesinde bu oran yüzde 4,24'e yükseltilmektedir.
Bu çerçevede, bu bapta yer alan, yani sosyal harcama olarak tanımlayabileceğimiz ve bütçenin transfer harcamaları kalemi içerisinde yer alan bir diğer harcama da, Kredi ve Yurtlar Kurumuna yapılan aktarmalardır. Bu aktarmalar da, yine, hepimizin tahmin edebileceği üzere, öğrencilerimize ve özellikle dargelirli öğrencilerimize sağlanan kaynakları ifade etmektedir ve aynı zamanda, yine, bu kesim de, toplumun alt gelir grubunda bulunan kesimi ifade etmektedir. Bu kesime, yani Kredi ve Yurtlar Kurumuna aktarılan kaynaklar itibariyle baktığınızda, 2004 yılında yüzde 0,59 oranında pay alırken, 2005 yılı bütçesinde çok ciddî bir artışla yüzde 0,75 oranında pay alır hale getirilmektedir.
Değerli arkadaşlar, son olarak, yine, bu kalemde, emeklilere vergi iadesi geliyor. Bu da, toplumumuzun en alt gelir grubunda bulunan kesimini oluşturmaktadır. 2004 yılı bütçesinde emeklilere vergi iadesi adı altında yapılan ödemelerin, bütçeden aldığı pay, bütçe içerisindeki payı yüzde 0,52 iken, 2005 yılında bu oran yüzde 0,83'e yükseltilmektedir. Bu, aynı zamanda, bu 5 transfer harcamasının içerisinde önemli bir yekûnu ifade etmektedir. Yapılan harcamalardaki biraz önce rakamlarla ifade ettiğim artışlar son derece önemlidir ve millî gelirin bütçe yoluyla yeniden dağıtılma sürecinde toplumun en fakir kesimine, orta ve en alt gelir grubunda bulunan kesimine hükümetimizin daha çok kaynak aktarma ve millî gelirden daha çok pay verme iradesinin somut olarak bütçe yansımasıdır.
Değerli arkadaşlar, bütçe içerisinde dördüncü önemli kalem ise, yatırım harcamalarıdır. Yatırım harcamaları, ilk bakışta, sanki toplumun üst gelir grubunda bulunan kesimine kaynak aktarma anlamına gelir gibi gözükse de ya da bir başka ifadeyle, yatırım harcamalarından en büyük payı üst gelir grubunda bulunan kesim alıyor gibi değerlendirilse de veya öyle görülse de, detaya inildiğinde ve özellikle içinde bulunduğumuz dönem itibariyle değerlendirildiğinde bunun tam gerçeği yansıtmadığı ortaya çıkar. Bakın, son iki yılda sermaye kesiminin kârlarında çok ciddî bir düşüş meydana gelmiştir. Türkiye'de imalat sanayiinin, reel olarak, ortalama olarak kâr marjı yüzde 1,3'e kadar düşmüştür. Dolayısıyla, esas itibariyle, bu gerçek de dikkate alındığında, yatırım harcamaları yoluyla kaynak aktarılan kesim, toplumun yine ağırlıklı olarak orta gelir grubunda, aynı zamanda, alt gelir grubunda bulunan insanlardır. Bu kaleme de baktığınızda, belki son yılların en büyük, en radikal artışlarından biri yatırım harcamalarında yapılmıştır, hem mutlak rakam itibariyle hem de oran itibariyle.
2004 yılında yatırım harcamalarının bütçe içerisindeki payı yüzde 4,82 iken, 2005 yılında bu oran yüzde 6,47'ye çıkarılmaktadır. Mutlak rakam itibariyle, 2004 yılında yapılan yatırım harcamaları 6,4 katrilyondan yaklaşık 10 katrilyonun üzerine çıkarılmaktadır. Bu da, gerçekten, hem istihdamın artırılması, yatırımların artırılması anlamında önemli bir araç olarak kullanılacaktır; ama, aynı zamanda, irdelemeye çalıştığımız yönü itibariyle, yani, sosyal boyutu itibariyle de, toplumun orta ve alt gelir gruplarında bulunan kesimlerine kaynak aktarılmasına yardımcı olacak, vesile olacak önemli bir düzenlemedir.
Şimdi, bu noktada karşımıza önemli bir soru çıkar değerli arkadaşlar. Peki, biraz önce rakamlarla ifade ettiğim ve toplumun orta ve alt gelir gruplarına aktarılan bu kaynakların artışının finansmanı nereden karşılanmaktadır?
Tabiî, bu sorunun cevabı çok nettir; bu sorunun cevabını bulmak için, faiz harcamalarının bütçe içerisindeki payına bakmamız gerekiyor değerli arkadaşlar ve faiz harcamaları da, aynı zamanda, bütçe içerisinde, toplumun en üst gelir grubunda bulunan sermaye sahibi zengin kesimlere kaynak aktarma aracıdır. Faiz harcamalarının çok büyük bölümü, toplumun en üst gelir grubunda bulunan insanları tarafından elde edilmektedir.
Şimdi, biraz önce söylediğim, o sosyal boyutu önplanda olan ve 2005 yılı bütçesinde, bir önceki yıl bütçesindeki rakamlara göre ciddî anlamda artırılan harcamaların kaynağı faiz harcamalarıdır.
Nasıl olduğu konusunda, isterseniz, biraz detaya girelim arkadaşlar. Aslında, bu eğilim, 2003 yılından beri devam etmektedir. Biraz daha trende bakarsak, 2002 yılına kadar bütçe içerisindeki faiz harcamalarının, hem bütçe içerisindeki payının hem gayri safî millî hâsıla içerisindeki payının hem de mutlak olarak, rakam itibariyle, sürekli ve ciddî anlamda bir artış eğiliminde olduğunu görürüz. Bu eğilim, 2003 yılı bütçesinden itibaren değişmeye başlamıştır. Yani, 2003 yılı bütçesinden itibaren, faiz harcamalarının, bütçe içerisindeki payı, gayri safî millî hâsıla içerisindeki payı azalmaya başlamıştır ve aynı eğilim, 2005 yılı bütçesinde de devam etmektedir.
Değerli arkadaşlar, 2002 yılında faiz harcamalarının bütçe içerisindeki payı yüzde 45'tir; yani, toplam bütçe harcamalarının yüzde 45'i, 2002 yılında, faiz harcamalarının finansmanında kullanılmıştır. 2003 yılında bu oran yüzde 42'ye düşürülmüştür. 3 puanlık, ciddî sayılabilecek bir düşüş söz konusudur ve aynı düşüş daha sonra devam etmiştir.
2004 yılında, faiz harcamalarının bütçe içerisindeki payının yüzde 40,68 olacağı tahmin edilmektedir ki, aşağı yukarı gerçeğe yakın bir tahmindir. En son revize edilmiş rakamlar itibariyle söylüyorum. 2005 yılında bu oran, değerli arkadaşlar, yüzde 36,27'ye inecektir.
Dışarıda yapılan tartışmalarda zaman zaman duyuyoruz. Özellikle 2003 yılı bütçesi görüşülürken de -hatırlıyorum ben- bazı arkadaşlar tarafından, faiz ödemelerine ilişkin rakamların tutmayacağı iddia edilmişti. 2004 yılı bütçesi tartışılırken de, 2003 yılında yakalanan bu başarının, yani faiz ödemelerinde, hatta öngörülen hedeflerin de altında kalınmasının tesadüfî olduğu ve bunun devam etmeyeceği şeklinde bir tahminde bulunulmuştu bazı arkadaşlar tarafından; ama, bu tahminlerin hiçbiri tutmadı. Bu şunun için önemli değerli arkadaşlar:
Geçtiğimiz yıllara baktığınız zaman, sanıyorum 2000 yılında idi, bir defa, genel anlamda bütçe tahminlerinde bir tutarlılık var, onun dışında sürekli bir sapma söz konusu. İlk defa bütçede bu yönüyle bir istikrar yakalanmıştır, hem bütçenin genel rakamları itibariyle -tahminler ve gerçekleşmeler itibariyle söylüyorum- hem de şu anda ilgilendiğimiz, tartıştığımız faiz rakamları itibariyle. Yani, bunlar bir tesadüf değildir. İki dönem üst üste, peş peşe istikrarlı bir tahmin gerçekleşme oranının yakalanmış olması ve aynı zamanda azalma trendine girmiş olması, hükümetimiz tarafından hazırlanan bütçelerin gerçekçi olduğu, uygulanabilir olduğu ve tahminlerin yüzde 100'ün de üzerinde gerçekleştiği sonucunu ortaya çıkarır.
Buradan yola çıkarak, 2003 ve 2004 yıllarında faiz ödemelerine ilişkin tahminlerin daha da iyileşerek realize olduğundan yola çıkarak, 2005 yılında da bu rakamların tutmaması için hiçbir neden göremiyoruz değerli arkadaşlar. Dolayısıyla, 2002'de hükümetimizin devraldığı faiz ödemelerinin bütçe içerisindeki payı yüzde 45 iken, bu oranın 2005 yılı bütçesinde yüzde 36,27'ye düşürülmesi hedeflenmektedir. Yaklaşık 9 puanlık gerçekten çok dramatik bir azalma, ciddî bir azalma söz konusudur.
Değerli arkadaşlar, faiz ödemelerinin hükümetlerin nasıl elini kolunu bağladığı yıllardan beri hep söylenir ve devletin aslî fonksiyonlarını yerine getirmekte nasıl âciz kaldığı faiz ödemeleri yüzünden hep anlatılır. Bu gerçekten doğruydu, büyük oranda bugün de geçerlidir değerli arkadaşlar. Çünkü, harcama kalemlerine baktığınız zaman, personel harcamalarında hükümetlerin çok fazla inisiyatif kullanma imkânı yok. Çünkü, personel sayısı belli,onların maaşları belli, çok fazla azalma imkânı söz konusu değil. Cari harcamalarda oynanabilirdi, onlar üzerinde birtakım tasarruflar yapılabilirdi. Özellikle 2003 ve 2004 yılı uygulamalarında, baktığımızda, bu kalemde de gerçekten yapılabilecek olan nerdeyse maksimum ölçüde tasarruf sağlanmıştır ve bu rakam üzerinde de bundan sonra çok fazla oynama imkânı yoktur. Keza, faiz dışındaki transfer harcamalarına baktığınızda, biraz önce söylediğim sosyal güvenlik kuruluşlarına yapılan aktarmalar transfer harcamaları içerisinde önemli bir paya sahiptir, bunlar içerisinde de çok fazla oynama imkânına sahip değilsiniz. Emekli Sandığından emekli maaşı alan insanların maaşını ödemek zorundasınız, keza, Bağ-Kurdan emekli maaşı olan, Sosyal Sigortalar Kurumundan emekli maaşı alan insanların maaşını ödemek zorundasınız. Dolayısıyla, hükümetler, aslî fonksiyonlarını ifa etmek için ve diğer sosyal politika amaçlarına, hedeflerine ulaşabilmek için faiz ödemelerini kısmanın dışında, faiz ödemelerinde tasarruf yapmanın dışında başka hiçbir araçları bulunmamaktadır. Bu gerçekten doğru bir tespittir ve daha önce hep söylenirdi -bütün bu bütçe görüşmelerinde- 1990'lı yıllarda konuşmacı bütün ilgililer konuşurlar, söylerlerdi; ama, hiçbir hükümet tarafından bu gerçekleştirilememişti; özellikle 1990'lı yılların başından itibaren söylüyorum, bütün hükümetlerin hedefi olmasına rağmen gerçekleştirilemeyen bu durum, ilk defa AK Parti Hükümetleri tarafından 2003 yılından itibaren gerçekleştirilmeye başlanmış ve 2003 yılı, 2004 yılı, 2005 yılı bütçesinde faiz ödemelerinin bütçe içerisindeki payı anlamlı bir şekilde, büyük oranda, ciddî bir şekilde azalmıştır ve azalmaya devam etmektedir.
İşte, mutlak rakam itibariyle bakarsak, 2002 yılında faiz ödemeleri için 51 katrilyon 870 trilyon lira ödeme yapılmıştır, 2003 yılında 58,6 katrilyon ödeme yapılmıştır, 2004 yılında 58,7 katrilyon ödeme yapılmıştır; neredeyse, 2003 yılındaki nominal rakamlara yakın bir rakam -aşağı yukarı aynı- ve 2005 yılının nominal rakamlarında, bir önceki yılın rakamlarının altına düşecek şekilde 56,4 katrilyon lira ödeme öngörülmektedir.
Şimdi, tabloyu global değerlendirdiğinizde değerli arkadaşlar, hükümet, 2005 yılı bütçesiyle, toplumun üst gelir gruplarının payını azaltmakta; yani, bir başka ifadeyle, zenginden almakta -bunu nasıl yapıyor; bunu, faiz ödemelerinin bütçe içerisindeki payını kısarak yapıyor; ciddî anlamda tasarruf yaparak yapıyor- ve bunu, toplumun orta ve alt gelir gruplarında bulunan kesimlere aktarıyor biraz önce söylediğim şekilde; biraz önce bütçe rakamlarıyla ifade ettiğim, ortaya koymaya çalıştığım şekilde ve bana göre, 2003 yılı, 2004 yılı ve bugün görüştüğümüz 2005 yılı bütçesinin en önemli özelliklerinden bir tanesi budur; en temel belirleyici özelliği budur; ciddî anlamda, gelir dağılımına katkı sağlamasıdır, ciddî anlamda, toplumun üst gelir gruplarından alıp, toplumun orta ve alt gelir gruplarına millî gelirin önemli bir bölümünü aktaran bir bütçe olmasıdır.
Değerli arkadaşlar, bazı arkadaşlarımıza şöyle bir soru da gelebilir: Peki, biz, bunu nasıl ölçeriz? Gerçekten, bütçelerin -2003 yılı, 2004 yılı ve 2005 yılı bütçesinin- bu özelliği nasıl ölçülür, rakamlara nasıl yansır? Yani, gerçekten, bu özellik, bizim söylediğimiz gibi, iddia ettiğimiz gibi, toplumun üst gelir grubundan alıp alt gelir grubuna aktardığımız zaman, bunun, gelir dağılımı rakamlarına yansıması gelir. Gelir dağılımı rakamlarına baktığımız zaman da değerli arkadaşlar, bunu, çok net olarak görürüz. Tabiî, şu anda, elimizde, sadece 2003 yılına ilişkin gelir dağılımı rakamları var ve bunu 2002 yılı rakamlarıyla karşılaştırma imkânına sahibiz; ama, biraz önce de söyledim; 2003 yılı bütçesi de -biraz önce, sosyal boyut itibariyle baktığınızda- 2005 yılı bütçesinin de özelliklerini taşımaktadır.
Şimdi, bakın, nasıl yansıdığını çok net olarak göreceğiz; 2002 yılında, toplumun en fakir yüzde 20'lik kesiminin millî gelirden aldığı pay yüzde 5,3 iken, 2003 yılında bu oran yüzde 6'ya çıkmıştır. Toplumun en fakir, en alt gelir grubunda bulunan yüzde 20'lik kesimin millî gelirden aldığı pay 2002 yılında yüzde 5,3'ten 2003 yılında yüzde 6'ya çıkmıştır. İşte, biraz önce söylediğimiz hususların gelir dağılımı rakamlarına yansımasıdır; bilimsel olarak ispatı değerli arkadaşlar. Bu da kâfi değil.
Bakın, ilave edelim; yine, toplumun en üst gelir grubunda bulunan yüzde 20'lik kesimin millî gelirden aldığı pay 2002 yılında yüzde 50,1 iken, 2003 yılında, bu oran, yüzde 48,3'e düşmüştür ve bu rakamların bu hale gelmesinin, yani, gelir dağılımında da ciddî anlamda adaletsizliğin giderilmesi noktasında, belki, uzun yıllardan beri ilk defa ciddî bir adım atılmasının da temel nedeni bütçe uygulamalarıdır. Yani, millî gelirin yüzde 35'inin hükümet tarafından alınıp tekrar dağıtılması aşamasında, üst gelir gruplarından alınıp, biraz daha alınıp, daha fazla alınıp, toplumun alt gelir gruplarına aktarılmasıdır. Bilimsel olarak rakamlara yansıması itibariyle de bunu, bu şekilde ifade edebiliriz ve bu yönüyle, gerçekten, takdir edilmesi gereken bir uygulamadır, takdir edilmesi gereken bir sonuçtur değerli arkadaşlarım.
2005 yılı bütçesiyle ilgili ikinci olarak üzerinde durmak istediğim nokta, bütçe açıklarının gayri safî millî hâsılaya oranındaki değişimlerdir. Bunu tabiî, birçok arkadaşımız da söyledi, belki, bundan sonra da söylenecek; ama, önemine binaen tekrar vurgulamak istiyorum değerli arkadaşlar.
Bakın, geçtiğimiz yıllarda, istisnasız olarak, son on yılda, hatta, daha gerilerde, bütçe tahminleri hiçbir zaman gerçekleşmemiştir. Buna konsolide bütçe büyüklüğü harcamaları dahil, faiz ödemeleri dahil, bütçe açığı rakamları dahil. Hükümetler bir tahminde bulunmuşlar bütçelerini yaparken ve genelde de, bütçe görüşmeleri sırasında, bu tahminlerin gerçekleşeceğini söylemişler; ama, hiçbirisi gerçekleşmemiş, hepsinde çok ciddî sapmalar meydana gelmiş, istisnasız bütün yıllarda; ne zamana gelene kadar; 2003 yılına gelene kadar değerli arkadaşlar.
Ben, çok daha fazla ayrıntıya girmeden, sadece, bunlar içerisinde, önemine binaen, bütçe açığı rakamları üzerinde durmak istiyorum. Bütçe açığı rakamları da, 2002 yılına kadar sürekli olarak bir artış eğilimine girmiş; yani, bütçe açığının gayri safî millî hâsıla içerisindeki payı, 2002 yılına kadar sürekli olarak artmış ve 2002 yılında pik noktasına, yüzde 15'e ulaşmış. AK Parti Hükümetlerinden sonra da düşmeye başlamış; bütçe açığının gayri safî millî hâsıla içindeki payı, 2003 yılında yüzde 13'e düşmüş, 2004 yılında yüzde 7,27'ye düşmüş; neredeyse bir önceki yıla göre yarı yarıya ciddî bir azalmadır ve değerli arkadaşlar, 2005 yılında da gayri safî millî hâsılanın yüzde 6'sı oranında bir bütçe açığı olacağı tahmin edilmektedir. Bu, çok net olarak gösteriyor ki, AK Parti Hükümetlerinin tahminleri gerçekleşmektedir. AK Parti Hükümetleri, 58 ve 59 uncu Hükümetler tarafından yapılan bütçeler gerçekçi bütçelerdir; önceki yıllarla kıyaslanamayacak kadar gerçekçi bütçelerdir.
Bakın, 1995 yılında, o dönemin hükümeti, bütçe harcamalarının 1 trilyon 330 milyar lira olacağını tahmin etmiş; fakat, gerçekleşmesi 1 katrilyon 724 trilyon lira olmuş. 1996 yılında, 3 katrilyon 510 trilyon lira tahmin edilmiş, 3 katrilyon 961 trilyon lira olarak gerçekleşmiş. 1998 yılında, 14 katrilyon 789 trilyon lira tahmin edilmiş, 15 katrilyon 614 trilyon lira olarak gerçekleşmiş. 1999 yılında, yaklaşık olarak 27 katrilyon lira tahmin edilmiş, 28 katrilyon lira olarak gerçekleşmiş. 2001 yılında, 79 katrilyon lira tahmin edilmiş, 80 katrilyon lira olarak gerçekleşmiş. 2002 yılında, 98 katrilyon lira tahmin edilmiş, 115 katrilyon lira olarak gerçekleşmiş.
Değerli arkadaşlar, bu olumsuz görüntü, bu inandırıcı olmayan görüntü ve aynı zamanda ciddî olmayan görüntü, 2003 yılından itibaren değişmeye başlamış. 2003 yılında, hükümetimiz, bütçe hedefi, harcama hedefi olarak toplam 145 katrilyon 949 trilyon lira hedeflemiş, gerçekleşme 140 katrilyon 454 trilyon lira olmuş. Bunun, tesadüfî olmadığı, arızî olmadığı 2004 yılı rakamlarıyla ortaya çıkmış. 2004 yılı rakamlarına da baktığınız zaman, 149 katrilyon 945 trilyon lira hedeflenmiş, 139 katrilyon 482 trilyon lira olarak gerçekleşmiş; yani, hedefin altında gerçekleşmiş. Değerli arkadaşlar, bu, şu anlama geliyor: AK Parti hükümetleri, gerçekten, disiplinli bütçeler yapıyorlar, güvenilir bütçeler yapıyorlar, ciddî bütçeleme tekniği uyguluyorlar; değerli arkadaşlar, bunun anlamı budur.
Değerli arkadaşlar, ekonomik büyümenin, kalkınmanın en temel şartlarından bir tanesi, güven ve istikrardır. Güven ve istikrar olduğu zaman, ekonomik ajanlar, ekonomik kararlarıyla ekonomiyi etkileyen herkes, bütün gerçek kişi ve kurumlar, dolaylı olarak, ekonominin gelişmesi ve kalkınması yönünde hareket ediyorlar. Bakın, iki tane örnek vereceğim. Güven ve istikrar tesis edildiği takdirde, siyasî iktidarlar, hükümetler, kamuoyuna güven ve istikrar aşılayabildiği takdirde... Tabiî, bunların, birçok olumlu yansımaları, sonuçları var; ama, bana göre en önemlilerinden iki tane örnek vereceğim: Birincisi, insanlar, ertelenmiş tüketim taleplerini gerçekleştiriyorlar, realize ediyorlar; yani, harcamaya başlıyorlar. İnsanlar ne zaman daha çok harcar; insanlar, geleceğe daha fazla ümitle baktıkları zaman harcama eğilimlerini artırırlar. Tam aksi olduğu zaman, yani, insanların gelecekle ilgili beklentileri olumsuza döndüğü zaman harcamaları azalır, harcama eğilimleri azalır. 2003 yılından itibaren, yani, AK Parti Hükümetlerinin iktidara gelişinden itibaren, tüketim harcamalarında, toplam talepte, ciddî anlamda bir artış olduğunu görürsünüz. Fazla ayrıntıya girmeyeceğim, büyümenin motoru, özellikle hükümetimize, hükümetlerimize duyulan güven nedeniyle, daha önce ertelenmiş, geleceğe ümitsiz bakan insanların ertelediği tüketim taleplerinin ortaya çıkması nedeniyle, tüketimde ve toplam talepte meydana gelen artış olmuştur ve bu, büyümeyi kamçılamıştır. Son iki yılda, hatta, üçüncü yılda, hepimiz biliyoruz, büyüme rakamları ciddî rakamlar; bunların ayrıntısına girmeyeceğim-.
Aynı zamanda bir başka husus daha gerçekleşmiştir. Yine, bu güvenin yansıması olarak, içerideki ve dışarıdaki döviz sahipleri veya ellerindeki tasarruflarını dövize yönlendirmiş olan insanlar TL'ye geçmeye başladılar ve bu yönüyle de ciddî anlamda piyasaya döviz girmeye başladı.
Değerli arkadaşlar, piyasaya ciddî anlamda döviz girdikten sonra, arz-talep kuralı gereği -biraz sonra yine onu değerlendireceğiz, ayrıntılı olarak gireceğiz, Merkez Bankasının işlemlerini bu yönüyle değerlendireceğiz- yine özellikle döviz arzı nedeniyle piyasada dövizin fiyatının düşmesi ve TL'nin ciddî anlamda değerlenmesine rağmen, ihracatta yaşanan artışların altının çizilmesi gerekir. Hem 2003 yılında hem de 2004 yılında, her iki yılda da ihracatımızda ciddî anlamda bir artış meydana gelmiştir. Tekrar altını çiziyorum; 2003 yılında ve 2004 yılında TL'nin, yaklaşık yüzde 40'ın, 45'in üzerinde, döviz karşısında değer kazanmasına rağmen, ciddî anlamda bir ihracat artışı gerçekleştirilmiştir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
8 konuşma daha · 28 Aralık 2004