2005 mali yılı bütçe kan.tas. son gün tümü üzerinde
Ankara Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 43. Birleşim · 3. yasama yılı · 28 Aralık 2004 · 2.790 kelime · yaklaşık 14 dakikalık okuma
Kaynak göster
Bülent Gedikli (AK Parti), 28 Aralık 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 43. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2005 MALİ YILI BÜTÇE KAN.TAS. SON GÜN TÜMÜ ÜZERİNDE); konuşma 2.790 kelime.
Bülent Gedikli (AK Parti, Ankara). “2005 mali yılı bütçe kan.tas. son gün tümü üzerinde”. TBMM Genel Kurulu, 43. Birleşim tutanağı, 28 Aralık 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/bulent-gedikli-22-2004-12-28-2005-mali-yili-butce-kan-tas-son-gun-tumu-uzerinde (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
AK PARTİ GRUBU ADINA BÜLENT GEDİKLİ (Ankara)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2005 malî yılı bütçesi üzerinde, AK Parti Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Görüşmekte olduğumuz bütçenin, ülkemize hayırlı ve uğurlu olmasını temenni ediyor; hepinize en içten saygılarımı sunuyorum.
2005 Malî Yılı Bütçe Kanunu Tasarısını, geçtiğimiz koalisyon hükümetince hazırlanan tasarılarla karşılaştırdığımızda, ülkemizin, henüz iki yılını doldurmuş AK Parti İktidarıyla kaydettiği mesafe çarpıcı boyuttadır. Gerçekten de, Türkiye, bugün, siyasî, sosyal, ekonomik ve dışilişkiler düzeyinde, iki sene öncesi devraldığımız karamsar tablodan bütünüyle uzaklaşmış, kriz şartları aşılmış, piyasalar canlanmış, ülkemizin dünyadaki itibarı artmış ve her şeyden önemlisi, milletimiz geleceğine güvenle ve umutla bakar hale gelmiştir. Bütün bu müspet gelişmelerin ekonomik hayatımıza giderek daha fazla yansıyacağını, 2005 Malî Yılı Bütçe Kanunu Tasarısında da rahatlıkla gözlemliyoruz.
Değerli milletvekilleri, Avrupa Birliğine üyelik müzakereleri için tarih aldığımız bir dönemde, hazırlanan bütçemizin, müzakere tarihine kadar yapılacak reformlar ve alınacak önlemler bakımından en önemli araç olduğu açıktır. Avrupa Birliğiyle müzakerelerin mümkün olduğunca süratli ve başarılı geçmesi için, bizleri yepyeni bir atılım ve çalışma dönemi bekliyor. Bu süreçte, ülkemizin Avrupa Birliğine tam entegrasyonunu sağlayacak her alanda yapısal reformları hayata geçirmemiz öncelikli meselemiz olacaktır.
Devleti, ekonomik faaliyetlerin odağında konumlandıran 1980 öncesi model sonucunda, bir yandan ülkemizin beşerî ve fizikî sermaye birikimine uygun olmayan, büyük ölçüde ithalata ve montaja dayalı endüstriler kurulmuş; diğer yandan, ihtiyaç duyulan vasıflı insangücü, yatırım malları ile üretim girdileri bakımından dışa bağımlılık artmış, yurtiçi ekonomide rekabet yerine, devlet eliyle dağıtılan rantlar ve kayırmalar yaygınlaşmıştır.
24 Ocak 1980 istikrar tedbirleriyle, globalleşen dünyaya ayak uyduran ve sorunların çözümünde topluma da inisiyatif veren yeni bir anlayışın yer almaya başladığı bir döneme, dünyadaki trendlere paralel olarak Türkiye de girmiştir. Ne var ki, en temel insan haklarının tanınması ve sürdürülmesinin garanti altına alınması bakımından, AK Parti Hükümeti dönemine kadar, bu alanlarda önemli eksiklikler devam etmiştir.
Türkiye, küreselleşme sürecini, ülkemizin tekelci ve kayırmacı ekonomik yapısından dolayı, oldukça sancılı yaşamıştır. Nitekim, bu süreçte, Türkiye finans piyasalarında birçok kriz çıkmıştır. Ekonomik kaynakların önemli bir kısmına devletin hâkim olduğu ülkemizde, piyasa aktörleri için rekabet ortamının temin edilmesi ve dış dünyayla entegrasyon, seçkinci bürokratik yapının ilgisini çekmemiştir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Özal Hükümetlerinin 80'li yılların sonlarına kadar uyguladığı istikrar tedbirleri, toplumu ve ekonomiyi dışa açmada kayda değer neticeler vermiştir. Ne yazık ki, bu reform süreci, reform yorgunluğu olarak nitelenebilecek bir handikapla, 1990'lı yılların başında kesintiye uğramıştır. Bu dönemdeki iyi niyetli çabalara ve reformlara rağmen, kamu iktisadî teşebbüsleri özelleştirilememiş, yerel yönetimler, yetki ve malî imkânlar bakımından yeterince güçlendirilememiş, tarım kesiminde yapısal ve kalıcı bir reform gerçekleştirilememiş ve netice olarak, dışa dönük ekonomik büyüme modeli uygulayan Türkiye, ne yazık ki, yapısal reformları devam ettirememiş ve bu süreci tamamlayamamıştır.
1990'ların başından itibaren hükümetlerin kısa ömürlü olması, yapısal önlemler alınamamasında temel faktördür. 1990-1999 dönemindeki on yılda, toplam 10 hükümet işbaşına gelmiştir. Bu dönemdeki hükümetler, iktidarda ortalama sadece bir yıl kalabilmiştir. Bu, tam anlamıyla bir siyasî istikrarsızlığa tekabül etmektedir. 18 Nisan 1999 genel seçimlerinden sonra kurulan koalisyon hükümeti, IMF destekli bir istikrar ve yeniden yapılanma programı uygulamayı taahhüt etmiştir. Ne var ki, istikrar programının süresi üç yıl olarak öngörülmesine ve hükümet de üçbuçuk yıl iktidarda kalmasına rağmen, başlangıçta öngörülen hedeflere ulaşılamamış, ayrıca, millî gelirimizin üçte 1'ine mal olan ve sonuçlarını halen yaşadığımız bir kriz ortaya çıkmıştır.
İşte, AK Parti, o günün iktidarının yönetim becerisinin iflas ettiği ve darboğaza girdiği bir dönemde, demokrasinin bir çözümü olarak iktidara gelmiştir. Açık toplum ve rekabetçi ekonomiye geçişte asıl büyük atılım AK Parti İktidarıyla mümkün olmuştur.
Değerli milletvekilleri, Türkiye, döviz ihtiyacını karşılamak için, uzun yıllar, yüksek reel faiz ödemeleri yapmak zorunda kalmıştır. Özellikle yurt içindeki firmalarımızın gelirleri içinde, kamu kâğıtlarından sağlanan faiz gelirleri önemli bir orana sahip olmuştur. Devletin, özel sektörün kullanacağı fonlara yüksek faiz ödemeleri yaparak talip olması, reel sektörün kaynak maliyetini önemli ölçüde artırmıştır. Sonuçta, devletin finansman politikasındaki bir değişiklik veya faiz oranlarındaki bir gerileme özel sektörü dramatik şekilde etkilemektedir. Devletin ödediği yüksek faizlere bağımlı alışkanlığın kırılmasına ciddî direnç olduğu bir vakıadır.
Değerli milletvekilleri, Türkiye ekonomisinde temel sorun alanları üç ana grupta toplanabilir. Birinci grupta, gelişmiş ülkelere kıyasla, ülkemiz, insan kaynaklarının düşük eğitim düzeyi, kırsal nüfusun büyük bir oranda olması ve sosyal güvenlik sistemindeki sorunlar yer almaktadır.
İkinci grupta yer alan sorunlar, daha ziyade, sermaye birikiminin yetersiz olması, yetersiz kentleşme ile ulaştırma ve taşımacılık altyapısının eksik olmasıdır.
Üçüncü grupta yer alan sorunlar ise, gelişmiş ülkelerle kıyaslanabilecek etkin regülasyon, denetim ve yargı sistemlerinin olmayışı ve aşırı merkeziyetçi yapının varlığıdır. Bu üç sorun kümesi, açık bir toplum ve etkin piyasa mekanizmasının önündeki engellerdir. AK Parti Hükümeti, iktidarının ilk aylarında kamu yönetimi temel reformunu kamuoyuna sunmuş, yerel yönetimleri, yetki, güç ve sorumluluk itibariyle öne çıkaracak düzenlemeleri yapmış, yüksek iç ve dışborç yükünü azaltmak için alternatif kaynak sağlama projeleri geliştirmiştir.
AK Parti Hükümeti, insan kaynaklarının niteliklerini artırmak ve eğitim sisteminin etkinliğini sağlamak için eğitim reformunu da zorunlu görmektedir. Hedefimiz, eğitimde reform yapılması, toplukonut ve ulaştırma altyapısı açıklarının kapatılması, sosyal güvenlik sisteminin etkinleştirilmesi, sağlık sisteminin toplulaştırılarak ölçek ekonomisinden yararlanılması, bireysel sağlık sigortası gibi uygulamalar ile sosyal ve fizikî altyapı eksikliğinin giderilmesidir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; günümüzde birey odaklı organizasyon yaklaşımı, kendini vatandaş-devlet ilişkisinde de göstermektedir. Ceberut devlet anlayışı, yerini, bilgilendiren, denetlenen ve hesap veren hizmet birimlerine bırakmaktadır. Artık, her kamu kurumu, şeffaflık, hesap verebilirlik, denetlenebilirlik, etkinlik gibi kriterleri başlıca özellikleri arasına katmak zorundadır. Kamu Malî Yönetim Kanunu ile Bilgi Edinme Hakkı Kanununun yürürlüğe girmesi ve Etik Kurulunun teşkil edilmesi, bu yönde atılmış devrim niteliğindeki adımlardır.
Değerli milletvekilleri, günümüzde devletlerarası en başarılı entegrasyon hareketi Avrupa Birliği modelidir. Avrupa Birliği, sırf, bölgesel bir siyasî ve ekonomik hareket olmakla kalmayıp bölgeyi aşan düzeyde evrensel bir boyut da taşımaktadır. Kopenhag Siyasî Kriterleri ve Maastricht Ekonomik Kriterleri bütün dünyada genel kabul görmüş referanslardır. Türkiye, Avrupa'ya yüzyıllar süren bir yatırım yapmıştır. İşte, hükümetimiz, bu yatırımın ürün vermeye başlaması için dev bir adım atmış ve tam üyelik müzakerelerinin başlamasının yolunu açmıştır. Türkiye'nin tarihini Avrupasız düşünmek mümkün olmadığı gibi, Avrupa tarihini de Türkiye'den bağımsız düşünmek mümkün değildir. Aslında, Avrupa'nın beşyüz yıldır tüm çabası, kıtada barış ortamını sağlamaya yöneliktir.
Avrupalı krallar, bu barış ortamını, modern çağın başlarında farklı dinî ve millî unsurları yok etmekle sağlayacaklarını sanmışlardı. Engizisyonlarla, farklı mezheplere inananlar diri diri yakılıp, Yahudiler sınır dışı edilirken, o dönemde, Osmanlı, bütün mezhepler ve dinler için iltica edilecek tek sığınak durumundaydı.
Bugünlerde, AB Dönem Başkanlığını devredecek olan ve 1567'den itibaren millî varlığı için mücadele eden Hollanda'yı, 1612 yılında, dünyada ilk tanıyan ve İstanbul'da daimî büyükelçisini akredite eden yine atalarımızdır.
1815 Viyana Kongresinde Napolyon sonrası Avrupası kurulurken Türkler dışarıda kalmıştı; fakat, Türkiyesiz Avrupa, uzun dönemli bir istikrara sahip olamamıştır. Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarının yaptığı ağır tahribat, Avrupa ülkelerini, aralarında dinî ve millî husumetleri bir kenara bırakmaya zorlamıştır. Avrupa Birliği, barışa duyulan bu şiddetli ihtiyacın bir ürünüdür. Türkiye'nin 17 Aralıkta aldığı müzakere tarihi, İngiliz Times Dergisinin ifade ettiği gibi, Türkiye'nin, beşyüz yıl boyunca etkilediği kıtaya geri dönüşüdür.
Avrupa Birliği, Türkiye için, sırf ekonomik veya siyasî boyutlu bir proje değildir. Avrupa Birliği, bunlardan daha önemli olarak, Sayın Başbakanımızın da ifade ettiği gibi, dünya barışı bakımından uygarlıkların buluşması ve medeniyetlerarası diyalog projesidir. Bu yönüyle, Türkiye, tarihî ve kritik bir rol üstlenmiştir.
Değerli milletvekilleri, AK Partinin iki yılı bulan iktidarında ekonomide sağlanan iyileşmeleri ve 2005 yılı bütçe hedeflerini, dünya ekonomisindeki gelişmeleri baz alarak, kısaca hatırlamakta ve karşılaştırma yapmakta yarar görüyorum.
Dünya ekonomisinin bu yıl yüzde 5, gelecek yıl ise yüzde 4'ün biraz üzerinde, dünya ticaret hacminin ise bu yıl yüzde 8,8; gelecek yıl ise yüzde 7 civarında büyüyeceği öngörülüyor. Türkiye'nin büyüme hızı, bu yıl için yüzde 8 ile yüzde 10 arasında tahmin edilirken, 2005 yılı büyüme oranı hedefi ise yüzde 5'tir.
İhracat ve ithalat toplamının millî gelire oranının yüzde 50'nin üzerinde olduğu ülkemizde, dünya talebindeki gelişmeler hayatî önem taşıyor. İhracat imkânımız bakımından dünya üretiminde ve ticaretindeki büyüme beklentilerinin bütçemizde öngörülen hedeflerle uyumlu olduğunu görmekteyiz.
Diğer taraftan, gelişmiş ülkelerdeki işsizlik oranı 2003 yılına göre küçük bir düşüş göstererek bu yıl yüzde 6,3 olarak tahmin edilirken, 2005'te işsizliğin yüzde 6,1'e gerileyeceği öngörülmektedir. Gelişmiş ülkelerde ekonomik büyümenin sağladığı istihdam düzeyi işsizliği azaltacak boyuttadır.
Kesintisiz olarak üç yıldır büyüme kaydeden Türk ekonomisinin, gelecek üç yıl içinde de büyüme kaydetmesi hedeflenmektedir. Sanayi alt dallarında kapasite kullanım oranları azamî düzeye ulaşmıştır. Dolayısıyla, bundan sonraki ekonomik büyümenin yeni istihdam alanları açacağını kestirmek mümkün. Nitekim, bu yıl tarımdışı alanda 631 000 dolayındaki yeni istihdam artışı çarpıcı boyutta olup, büyümenin işsizliğe çare olmaya başladığını göstermektedir.
Yine Türkiye'de enflasyon oranları bu yıl için hedeflenen düzeylerde gerçekleşmiş olup, 2005 için de öngörülen hedeflere rahatlıkla ulaşılabileceği söylenebilir. Üç yıllık program uygulamasının sonunda, enflasyon oranının dünya ortalamasına büyük ölçüde yaklaşacağını öngörüyoruz.
Değerli milletvekilleri, kısa vadeli faiz oranları gelişmiş ülkelerde yüzde 1'in biraz üzerindeyken, uzun vadeli faizler yüzde 4 ile 5 arasında değişmektedir. Ülkemizde devletin iktisadî faaliyetlerden çekilmesi nedeniyle yatırım ve üretim alanları daha çok özel sektöre bırakılmış, faiz oranlarındaki düşüşler bu trendi desteklemiştir. Kamu borç stokunda bu yıl için millî gelire oranla öngörülen gerilemeler ile faiz oranlarının daha da azalabileceği tahmin edilmektedir. Nitekim, faizlerde sağlanan gerileme sayesinde faiz ödemeleri için 2003 yılında 6,3 katrilyon ve 2004 yılında 7,5 katrilyon lira tasarruf sağlanmıştır. Bu sağlanan tasarruflar, başlangıç ödeneğine göre gerçekleşmiş düzeylerdir; yani, başta öngörülen ödeneklerin daha altında faizler gerçekleşmiştir. Bu da, uzun yıllardan sonra, Türkiye'de, bütçe tarihinde ilk kez olan olgudur. Oranlarsak, başlangıç ödeneğine göre 2003'te yüzde 10, 2004'te ise yüzde 11,4 oranında faiz giderinde düşüş kaydedilmiştir. Nitekim, faiz ödemelerinin net bütçe gelirleri içerisindeki payı da 2003 yılında yüzde 63,2 iken, 2004 yılında yüzde 53,9 olarak gerçekleşmiştir, 2005 yılı hedefi ise yüzde 44,7'dir.
Yine, güven ve istikrar ortamının sağlanmasıyla özel sektör yatırımları sürekli olarak artmış, 2004 yılının ilk yarısında özel sektör makine ve teçhizat yatırımlarında âdeta patlama olmuştur.
2003'te faiz ödemeleri dahil yüzde 11,3 açık veren bütçemizin, bu yıl yüzde 7,2 açık vereceği tahmin edilmektedir. Gelecek yıl için öngörülen açık ise, yüzde 6,1'dir.
Kamu borçlanma gereğimiz ise, 2002 yılında yüzde 12,7 ve 2003 yılında yüzde 9,4 olmuştur. Bu yıl için borçlanma gereğinin yüzde 5,9'a gerileyeceği hesaplanırken, 2005 için hedef yüzde 3,6'dır. Bu hedefler ve gerçekleşmeler, birkaç yıl öncesine kadar hayal bile edilemezdi.
Kamu finansman açığı ve yüksek enflasyon, yüksek faizler için başlıca iki etkendir. Enflasyonda arzulanan standartları yakalama yönünde dev adımlar atılıyor. Kamu finansman açıklarının giderilmesi ise, temelde, sosyal güvenlik ve sağlık başta olmak üzere, gelir idaresi, bankacılık ve yerel yönetimlerin güçlendirilmesine bağlıdır. AK Parti Hükümeti bu reformları yapma konusundaki kararlılığını pekiştirerek sürdürmektedir.
Kamu borçları ise, gelişmiş ülkelerin çoğunda, Maastricht Kriterlerinde öngörülen yüzde 60'ın üzerinde seyretmektedir. Amerika Birleşik Devletlerinde bu oran; yani, kamu borçlarının millî gelire oranı yüzde 65, euro bölgesinde yüzde 77 düzeyindeyken, OECD ortalaması yüzde 78'dir. Ülkemizin kamu kesimi net iç ve dışborç stokunun gayri safî millî hâsılaya oranı 2002 yılında yüzde 78,7 iken, bu oran 2003 yılında yüzde 70,5 düzeyine gerilemiştir; bu yıl ise, yüzde 68 düzeyine gerileyeceği tahmin edilmektedir. Millî gelirin üçte 1'ine mal olan bir krizin ardından kaydedilen bu gelişmenin çok çarpıcı olduğunu da bu arada belirtmek gerekir.
Değerli milletvekilleri, AK Parti Hükümeti, IMF ve Dünya Bankası gibi uluslararası kuruluşlarla diyalog içinde, 2005-2007 dönemini kapsayan üç yıllık bir programı uygulamaya karar vermiştir. Üç yılın sonunda, enflasyon, işsizlik, büyüme, tarım ve kentsel altyapı alanlarında temel sorunlarını çözmüş ve önemli fırsatlara sahip bir bölge ekonomisi ortaya çıkacaktır.
İstikrar programı uygulanan ekonomilerde bazı sınırlamaların olduğu da gözden uzak tutulmamalıdır. Bu nedenle, 2005 yılı bütçesinin istikrarlı bir ekonomik ortamı temin etmek için çeşitli önlemleri barındırması gereği de açıktır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yapısal reformlar, kayıtdışı ekonomi, Avrupa Birliğine uyum sürecinde tarım sektörü, sosyal güvenlik ve sağlık ile vergi alanlarında yapılacaktır. Bu reformlar sayesinde, Türkiye ekonomisinin üç temel hastalığına çare bulunması hedeflenmektedir. Bunlar, kayıtdışı ekonominin en aza indirilmesi, özel sektör yatırımlarının teşvik edilmesiyle rant ekonomisinden üretim ekonomisine geçişin hızlanması ve sosyal güvenlik açıklarının kapatılmasıdır.
Geçmiş iki yıl gösterdi ki, hükümetimiz, vaat ettiği tüm hedefleri başarıyla gerçekleştiriyor; fakat, biz bununla yetinmiyor ve rehavete kapılmıyoruz; çünkü, milletimiz, bugünkü başarıların daha fazlasını hak ediyor ve çok daha fazlasına da layıktır. AK Parti Hükümeti olarak istiyoruz ki, bir yandan bütçe hedeflerini tuttururken, diğer yandan ekonominin temel hastalıklarını da tedavi edebilelim.
Bu noktada, Türk vergi sisteminde adaleti tesis etmeye yönelik, yapmayı hedeflediğimiz vergi reformundan da kısaca bahsetmek istiyorum. Hükümetimiz vergi reformu aşamasına gelmeden önce malî miladı kaldırmış ve ardından vergi barışı projesini hayata geçirmiştir. Vergi barışı projesinden sağlanan kaynak, tahmin edilenin çok üzerine çıkmış ve 4,7 katrilyon liraya ulaşmıştır. Ulaştığımız bu rakamlar, girişilen bu projenin ne kadar isabetli olduğunu ortaya koymaktadır. Artık, sıra, daha kapsamlı bir vergi reformuna gelmiştir.
Bu reformun temel amaçları da şunlar olmalıdır:
Adil bir vergi sistemi kurmak ve tüm vatandaşlarımızın gönül rahatlığıyla vergi verebilmesini sağlamak.
Vergi oranlarını daha makul seviyelere indirmek.
Gelir idaremizi daha etkin hale getirmek.
Sayın Başbakanımızın da ifade ettiği gibi, hükümetimiz, yeni vergi reformuyla daha anlaşılabilir, daha öngörülebilir ve daha etkin bir vergi sistemini hayata geçirecektir. Bu vergi reformuyla, vergiler tabana yayılacak, oranlar düştüğü halde vergi gelirleri artacaktır. Bu sayede hem kayıtdışı ekonomi kayda alınmış olacak hem de yatırım ortamı daha da iyileşecektir.
Sosyal güvenlik reformu ve vergi reformu dışında, bütçenin üçüncü önemli ayağını da kamu yönetimi reformu oluşturmaktadır. Bu reform, AK Parti Hükümetinin çok önem verdiği bir başka projesidir. Hükümetimiz öncelikle, devleti milletimize hizmet edebilmenin bir aracı olarak görmektedir. Bu bakımdan, kamu yönetimi reformu, bütçenin mümkün olan en etkin ve verimli bir şekilde milletimizin hizmetine sunulmasını hedefleyen bir projedir. Bu reformun neticesi olarak, yerel inisiyatifleri geliştirme stratejisi çerçevesinde, belediye kaynaklarını artırma yönünde, pek çok vergide, yerel yönetimler lehine düzenlemeler yapılmaktadır.
Değerli milletvekilleri, kamu yönetiminde şeffaflığın ve hesap verebilirliğin artırılması için, Bilgi Edinme Hakkı Kanunu yürürlüğe girmiş ve analitik bütçe sistemine geçilmiştir. Bu yıl yaptığımız bütçe, yıllık olarak yapılan son bütçedir. Bundan sonra, biliyorsunuz, üç yıllık bütçelere geçilecektir; bu da, yine bu dönemde gerçekleşiyor.
Bir toplumun gelişmişlik düzeyi, fizikî ve beşerî altyapısının yeterliliğiyle ölçülür. Eğitim, sağlık, kültür gibi sosyal altyapı alanlarında reformların önümüzdeki dönemde hızlanacağını bekliyoruz. Aynı şekilde, kentleşme, ulaştırma ve haberleşme altyapısı ile toplukonut ve duble yol projelerinin hızlandırılmasıyla da fizikî altyapının tamamlanmasını amaçlıyoruz. Ana hedefimiz, Kopenhag Siyasî Kriterlerini ve Maastricht Kriterlerini sağlayarak, gelişmiş ülkeler liginin ön sıralarına geçmektir. Daha bugünden memnuniyetle görüyoruz ki, Türkiye, Avrupa Birliği üyeleri içerisinde 10 uncu büyük ekonomi olup, potansiyeli hayli güçlü bir ülkedir.
Gelişmiş ülkelerde, hükümetlerin ekonomi yönetimlerinde dikkat çeken bariz özellik, kamu maliyesi, sermaye piyasası, bankacılık kesimi ve merkez bankası arasındaki yüksek koordinasyon ve işbirliğidir. Para, banka ve sermaye piyasaları arasında insicamlı bir işleyiş olmadan başarılı olmak, hem mümkün değildir hem de diyalog ve eşgüdüm eksiği genel olarak ekonomi politikasını da sekteye uğratır. Bu bakımdan, hükümetimizin ekonomide hedeflediği hususların başında, Türk ekonomi yönetiminden sorumlu kurumlar arasında yüksek bir uyum ve eşgüdümü belli bir rekabet içerisinde sağlamak gelmektedir. Hatırlanacağı üzere, geçmiş dönemlerde ekonomimizin karşı karşıya kaldığı krizlerin önemli bir sebebi de -burası çok iyi hatırlanmalıdır- ekonomi yönetimiyle ilgili kurumlar arasında bu tarz bir uyumun ortadan kalkması olmuştur.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; aşağıdaki değerlendirmeleri de yaparak konuşmamı tamamlamak istiyorum.
Hükümetimizin uygulamış olduğu iki bütçe ile önümüzdeki yıl bütçeleri bakımından bir değerlendirme yapacak olursak, 2003 bütçesini telafi bütçesi olarak niteleyebiliriz. Bu bütçeyle yaralar sarılmış, acil müdahaleler yapılarak geçmişteki zararların telafisine çalışılmıştır. 2004 bütçesi ise bir ihtiyat bütçesidir. 2003 bütçe hedefleri fazlasıyla tutturulmasına rağmen, 2004 bütçesinde ihtiyat elden bırakılmamış, iyileşmelerin kalıcı olup olmadığı -deyim yerindeyse- yoklanmıştır. Bu bütçeyle ekonomideki istikrar test edilmiştir. 2005 bütçesi ise bir atılım bütçesidir. 33 katrilyon lira olarak gerçekleşeceği anlaşılan 2004 bütçe açığının 2005 için 29 katrilyon liraya düşürülmesi hedeflenmiş ve yatırımlara ayrılan miktar, bir önceki bütçeye göre yüzde 50 civarında da artırılmıştır. Faizdışı harcamalarda da oransal olarak artışlar söz konusu olmuştur ki, bu da, aslında, bütçemizin sosyal niteliğinin olduğunu gösteren çok önemli bir veridir, rakamdır.
2005 bütçe büyüklükleri, önümüzdeki üç yılda uygulanacak programla da uyumludur; ancak, bu programın ve 2005 bütçesinin yeni başarılara imza atabilmesi, öncelikle reformların gecikmeden yapılmasına bağlıdır. Bu programın uygulanmasıyla, kamu kesimi, topladığı kaynağı rant olarak dağıtan bir mekanizma olmaktan çıkacaktır. Vergi reformunun hızla hayata geçirilmesi yoluyla, hedeflenen gelirlere ulaşılacaktır.
Finans sistemimizdeki tekelci yapı, yerini, rekabetçi bir yapı ve işleyişe bırakacaktır.
Devlet, özel sektör faaliyetlerini koordine eden ve yönlendiren bir konumdan, adalet ve güvenliği etkin olarak sağlayan, zayıf ve güçsüzlere koruma sağlayan, sosyal boyutu güçlü bir yapıya kavuşacaktır.
İstihdam vergileri ve yatırımları caydıran her türlü kısıtlama en aza indirilerek, devletin, bireysel ve toplumsal çabaların üretime dönüşmesine engel olan uygulamaları ve düzenlemeleri tasfiye edilecektir.
E-devlet projesiyle, kamu hizmetleri, toplumun hak ettiği şeffaflık, sürat ve etkinlikle temin edilecektir.
Kamu hizmetlerinde "bugün git yarın gel" anlayışı bitecek, her iş için Ankara'ya gelme ihtiyacı kalmayacaktır.
Kültür, turizm, tarih, coğrafya ve nüfus itibariyle sayısız potansiyeli olan Türkiye'nin bunu ekonomik değere dönüştürmesinin önündeki engelleri kaldıracak projelere öncelik verilecektir.
Tarımsal kesim, kırsal kalkınma perspektifinde ele alınacak ve ülkemizin bozulmamış doğallığı, başta organik tarım için yatırım alanları olmak üzere yeni fırsatlara dönüştürülecektir.
Üç yıllık ekonomik program ve bunun bir parçası olarak 2005 bütçesiyle, yine, KOBİ'lerimize ve çiftçimize önemli ölçüde destekler sağlanacaktır. Bunu, mevcut 2005 yılı bütçesinde de görmek mümkündür.
Ayrıca, kamu harcamalarının finansmanında, daha önce de uygulama alanı bulan gelir ortaklığı senedi gibi alternatif kaynakların da geliştirilmesi gerekecektir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime son verirken, hükümetimize ve AK Partiye destek vermeye devam eden milletimize ve ülkemize 2005 yılı bütçesinin hayırlar getirmesini diler, Grubum ve şahsım adına hepinize saygılar sunarım. (AK Parti sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
8 konuşma daha · 28 Aralık 2004