Devlet memurları kanunu ve türkiye cumhuriyeti emekli sandığı kanunu ile diğer bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.827)
Manisa Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 72. Birleşim · 3. yasama yılı · 17 Mart 2005 · 989 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Nuri Çilingir (CHP), 17 Mart 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 72. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: DEVLET MEMURLARI KANUNU VE TÜRKİYE CUMHURİYETİ EMEKLİ SANDIĞI KANUNU İLE DİĞER BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI (S.S.827)); konuşma 989 kelime.
Nuri Çilingir (CHP, Manisa). “Devlet memurları kanunu ve türkiye cumhuriyeti emekli sandığı kanunu ile diğer bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.827)”. TBMM Genel Kurulu, 72. Birleşim tutanağı, 17 Mart 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/nuri-cilingir-22-2005-03-17-devlet-memurlari-kanunu-ve-turkiye-cumhuriyeti-emekli-sandigi-kanunu-i (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA NURİ ÇİLİNGİR (Manisa)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz 827 sıra sayılı kanun tasarısının 34 üncü maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsım adına söz almış bulunuyorum; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Ülkenin kaynaklarının etkin ve verimli şekilde kullanılması, bölgeler arasındaki gelişmişlik farkının en aza indirilerek ekonominin bütünleşmesinin sağlanması için, ulaşım hizmetlerinin en iyi şekilde verilmesi gerekmektedir.
Ülkemizde, ithalat, ihracat, sanayi, turizm, tarım gibi sektörlerin altyapısını ulaştırma sektörü oluşturmaktadır. Ülkemizde ulaşım politikaları, genelde günübirlik politikalarla sürdürülmüştür; gelecekte ülkenin içine düşeceği açmazlar düşünülmemiş, ülkenin kaynakları verimsiz kullanılarak boşa harcanmıştır.
34 üncü madde, Devlet Hava Meydanları İşletmesi Genel Müdürlüğünün atıl halde bulunan havaalanları ile yap-işlet-devret modeli çerçevesinde yaptırılan tesislerin, işletme dönemi sonunda, ihale yoluyla, kiralanmak suretiyle üçüncü şahıslara verilmesini düzenlemektedir; yani, özelleştirilecektir.
Ülkemiz genelinde, halen, sivil kullanıma açık 48 adet havaalanı bulunmaktadır. Bunlardan 14 adedi konvansiyonel, 19 adedi STOL, 15 adedi de askerî havalanma, sivil tesisler ilavelidir.
İşbaşına gelen hükümetler, siyasî hesaplarla "her ile bir havaalanı" sloganıyla havaalanları yapmaya çalışmışlar; ancak, bunların birçoğu bitirilememiş veya işletilememiştir. Atıl havaalanlarımızın üçüncü şahıslar eliyle işletmeye verilmesi, ilk bakıldığında, gerekli olan bir iş gibi görülmektedir; ancak, hükümet, havaalanlarımızın atıl olma durumlarını hangi kriterlere göre belirleyecektir; yani hangi havaalanı, ne gibi şartları yerine getirmediği takdirde atıl vaziyette kabul edilecektir? Yine, tesisler, hangi duruma göre gerek görülüp üçüncü şahıslara verilecektir?
Devletin bütçesinden trilyonlarca lira harcanarak yapılmış ve yapımı devam etmekte olan havalimanlarımızın devleti zarara uğratmadan özelleştirilmesi asıl hedef olmalıdır, yoksa, bu ihaleler, Atatürk Havalimanı işletmesinde olduğu gibi, adres gösteren özel şartlar belirlenerek mi verilecektir?
Değerli milletvekilleri, 9 Mart 2005 tarihinde, Dünden Bugüne Tercüman Gazetesinde, Atatürk Havalimanı işletmesi ihalesi için, Devlet Hava Meydanları İşletmesinin nasıl bir hazırlık içinde olduğu yer almıştır; hem de, söz konusu gazete, iktidar yanlısı bir gazetedir, hepinizin bildiği gibi. Hazırlanmakta olan ihale şartnamesine göre, isteklinin kiralamaya tek başına talip olması durumunda, kendi tüzelkişiliği adına, asgarî 200 000 metrekare büyüklüğünde, yolcu köprülü, otomatik bagaj ayırma, uçuş bilgi sistemine sahip, uluslararası bir terminal binasını, son on yıllık dönem içinde asgarî üç yıl işlettiğini belgelemesi zorunludur. İsteklinin ihaleye ortak girişim, yani, firmalar grubu olarak teklif vermesi durumunda, grubun yüzde 51'lik hissesine sahip pilot ortağı, 200 000 metrekare büyüklüğündeki uluslararası bir terminal binasını, son on yıl içerisinde asgarî üç yıl işletmiş olacak. Bunun gibi, daha birçok özel maddeler; hem de kanun çıkmadan...
Değerli milletvekilleri, hazırlanan bu ihale şartnamesine yurt içinden sadece şu an işletmeyi yapan şirket ile yurt dışından bazı şirketler uymaktadır. Bazı stratejik işlerin yabancı firmalar tarafından işletilmesi uygun değildir, havaalanları da bunlardan bir tanesidir. Dünyanın hiçbir yerinde, ülke için stratejik öneme sahip işletmeler ve işler yabancılara verilmez. Bu şartlara göre, yurt içinden, cirosu ne olursa olsun, hiçbir Türk firmasının ihaleye katılması mümkün görülmüyor. Bu ne biçim özelleştirme, bu ne biçim ihale?! Devletin trilyonlarını, haksız rekabet yoluyla, kimsenin, dolayısıyla, dürüst olduğunu söyleyen AKP Hükümetinin, belirli insanlara peşkeş çekmeye hakkı yok diye düşünüyorum.
Değerli arkadaşlar, bu gibi ihaleler ve özelleştirmeler, adrese teslim özel ihale ve özelleştirmelerdir. Biz, böyle ihale, böyle özelleştirme istemiyoruz; biz, gariban halkımızın paralarının başkalarına peşkeş çekilmesini istemiyoruz. Yoksa, bu maddeyle, yine, AKP mantığı özelleştirme formülü sayesinde, devletin trilyonlarının harcandığı havaalanları birkısım insanlara peşkeş mi çekilmek isteniyor?
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bazı sektörlerde optimal yatırım hacminin ve başlangıç masraflarının çok yüksek olması, özel sektörün gerekli sermaye donanımına sahip olmaması veya kâr marjını yeterli görmemesi gibi faktörler, bu alanlarda devletin olmasını zorunlu kılabilmektedir. Hava ulaşımının bazı bölgelerimizin kalkınmasına faydası olacağı düşüncesiyle, çalıştırılması uygun havaalanlarımızın işletilmesi gerektiği inancını taşımaktayım. Aslında, özelleştirme, ülkelerin ekonomik, sosyal yapı ve gereksinmelerine göre uygulanmalıdır. Tekelleşmeyi önleyici ayrıntılı düzenlemeler yapılmalıdır. Fiyat, üretim, yatırım gibi konularda bağımsız, düzenleyici kurumlar oluşturulmalıdır. Ülkenin gelişmişlik düzeyi, piyasaların yapısı, teknolojinin durumu, gelir dağılımı ve bölgesel gelişmişlik farkları gibi hususlar dikkate alınmalıdır. Kısa dönemde açıklarını kapatmak için devlete gelir sağlamayı hedefleyen, öncelikleri doğru belirlenmemiş bir şekilde özelleştirme yapılması, ekonomiye yarardan çok zarar getirmektedir. Ülkemiz ekonomisi için özelleştirme, bir program ve süreç işi olmalıdır. Özelleştirmeyi sadece kaynak aracı olarak düşünmek son derece yanlıştır. Özelleştirilecek her varlığın genel ekonomi içinde iktisadî bir değeri vardır. Ülkemizde özelleştirme uygulamaları üzerinde yapılan araştırmalar yalnızca kamu mülkiyetinin özel sektöre devrinin ekonomide etkinlik ve verimliliği sağlamak için yeterli olmadığını göstermektedir.
Politik çıkarlar önplanda tutularak, kısa vadeli, plansız, basiretsiz politikalar yerine, gerçekçi ve rasyonel hedefler benimsenip, özelleştirme doğru zamanda yapılmalıdır. Özelleştirme yaparken yatırımcıyı özendirecek piyasa şartları oluşmadığı takdirde, satılacak olan varlıklar gerçek değerinde alıcı bulamaz. Bu durum "ver kurtul" durumunu ortaya çıkarır. Özelleştirme, global ekonomilerde rasyonel model değişikliğinin bir gereği olarak ortaya çıkarken, bizde, sadece, devletten geçinmeye odaklı gruplara hizmet eden politik çıkar aracı haline gelmiştir.
Kamu mallarının karşılığı, sadece para değildir. Tesisleri devralacak olanların işletmecilik bilgi ve kapasitesi, iktisadî ve sosyal politikaları büyütme ve geliştirme yeterliliği, ticarî ahlak ve itibarı, uluslararası ilişkileri, özelleştirme şartlarının esasını teşkil etmelidir.
Geçmişte yapılan özelleştirme uygulamalarına baktığımızda, gelen her hükümet birbirine zıt özelleştirme yaklaşım ve politikaları uygulamışlardır. Bana göre, bu maddeyle, yine birçok kamu malı, yok yerine birtakım insanlara peşkeş çekilmek istenmektedir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; diğer ülkelerdeki özelleştirme politikalarına baktığımızda, orada karşılıklı fayda esası görürüz; kamu mülkiyetindeki kurumları ver kurtul kolaycılığı yoktur. Söz konusu ülkelerde özelleştirmenin amacı, özelleştirilecek tesisleri büyüterek verimli çalıştıracak yetenekte ve basiretteki yatırımcılara devretmektir. Bizdeki özelleştirme mantığı ise, en yüksek ödemeyi kabul edene kamu tesisini satmaktır. Yatırımcının işletmecilik kapasitesinde bir yetersizlik ya da kamu malını talan etmek, yani, başka amaçla kullanmak gibi bir artniyeti varsa, bu, gözönüne alınmıyor.
Özelleştirme adı altında eritilip talan edilen, işçileri çıkarılan tesisler bizim malımız, satanlar ise, bizi iflas ekonomisiyle başbaşa bırakan basiretsiz yöneticilerdir; almak isteyenler ise, bu tesisleri talan etmek, banka kredisiyle ihale bedelini yine devlete ödetme cinliği içindeki cambazlardan kurulu yatırımcılardan başkası olmuyor.
Yukarıda bahsettiğim kriterler çerçevesinde, tabiî ki, bazı kurumlar için özelleştirme yapılmalıdır; ancak, tekrar tekrar söylemem gerekiyor; bu özelleştirmeler, siyasî rant peşinde olan yandaşlara peşkeş çekilmeden, mutlaka, ülkemizin menfaatı önplanda tutularak yapılmalıdır.
AHMET YENİ (Samsun)Aynen öyle yapılıyor.
NURİ ÇİLİNGİR (Devamla)Öyle yapılmıyor ne yazık ki.
Ben, bu 34 üncü maddenin daha açık ve herkes tarafından anlaşılabilecek bir tarzda düzenlenmesi gerektiğini tekrar söylüyorum.
Bu duygu ve düşüncelerle, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
22 konuşma daha · 17 Mart 2005