Bazı kamu kurum ve kuruluşlarına ait sağlık birimlerinin sağlık bakanlığına devredilmesine dair kan.tas. ( ss. 686 )
Genel Kurul, 48. Birleşim · 3. yasama yılı · 6 Ocak 2005 · 1.165 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma
Kaynak göster
Oğuz Oyan (CHP), 6 Ocak 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 48. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: BAZI KAMU KURUM VE KURULUŞLARINA AİT SAĞLIK BİRİMLERİNİN SAĞLIK BAKANLIĞINA DEVREDİLMESİNE DAİR KAN.TAS. ( SS. 686 )); konuşma 1.165 kelime.
Oğuz Oyan (CHP, İzmir). “Bazı kamu kurum ve kuruluşlarına ait sağlık birimlerinin sağlık bakanlığına devredilmesine dair kan.tas. ( ss. 686 )”. TBMM Genel Kurulu, 48. Birleşim tutanağı, 6 Ocak 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/oguz-oyan-22-2005-01-06-bazi-kamu-kurum-ve-kuruluslarina-ait-saglik-birimlerinin-saglik-bakanl (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA OĞUZ OYAN (İzmir)Teşekkür ediyorum Sayın Başkan, benim için fark etmez.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün burada tartıştığımız bu devir yasası, dünden itibaren tartıştığımız bu devir yasası, ilginç bir şekilde cereyan ediyor. Bir kere, bu düzenleme, bu kadar önemli bir düzenleme, bu konunun taraflarının görüşü alınmadan ya da onların mutabakatı alınmadan yapılıyor. Demokratik kitle örgütleri yok, taraf olan işçi ve işveren sendikalarının mutabakatı yok, Ekonomik ve Sosyal Konsey devrede değil -bunda toplanmayacak da nerede toplanacak- ama, daha önemlisi var; Sayın Bakan "yeterince tartışılmıştır" diyor; ama, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı yok. Hani, nerede Bakan?! Dünden beri, bir kere suretini göremedik. Yani, çalışma ve sosyal güvenliğin hükümetiçi mutabakatı yok bir kere. Tartışma hükümet içinde bitmiş değil ki, toplum tartışmış olsun.
Şimdi, tabiî, burada, Sayın Bakan, bize, dersler de verdi; "statükoyu bırakın, çağdaş olun artık, çağın gerisinde kalmayın" dedi. Biz, bugün, dünyada kapitalist sistemin restorasyonu konusunda, neoliberal düzenin yeniden oluşturulması konusunda, 1996'nın adil düzenlerinden bugüne gelip de buna soyunan, bu sistemin, kapitalist sistemin yeniden düzenlenmesinde kendimize düşen rolü üstlenmeye çalışanlara yolunuz açık olsun deriz; ama, bizi bu yola çekmek için çağdaş olun gibi ideolojik birtakım yaklaşımlara da orada durun deriz Sayın Bakan.
Şimdi, burada, önümüzdeki tasarıyı aşan bir düzenleme var. Sosyal güvenlik reformu adı altında, birtakım gerekçelerle, sistemin bütünü yeniden düzenleniyor. Bir kere, sistemin giderek büyüyen açıkları ve bunun bütçe üzerinde oluşturduğu yükü azaltalım diyorlar. Yani, faizdışı fazla hedefini bir tutturalım, borçlarımızı tıkır tıkır ödeyelim, IMF'nin dediklerini yapalım anlayışı var.
Tabiî, buradan, ikinci olarak, bütçe yoluyla sosyal güvenlik kuruluşlarına yapılan transferlerin, aslında, gerçekte muhtaç olan kesimlere değil de, güvencesiz yoksul kesimlere gitmesi gerektiği gibi birtakım sahte gerekçeler ve aldatmalar var.
Üçüncüsü, sistemin birleştirilmesi ve ortak standardın getirilmesi gereğinden söz ediliyor; ama, bunu yaparken, örneğin, sağlık sisteminde bir koordinasyon göreviyle yetinilmiyor, bunun ille bir mülkiyet devriyle olması isteniyor. Niçin acaba?!
Biz, burada, şunlara itiraz ediyoruz: Birincisi, sağlık ve emeklilik sigortalarının giderek sosyal değil, bireysel alana taşınarak piyasalaştırılması modeli var karşımızda.
İkincisi, genel sağlık sigortası gibi bir modelin getirilmesi ve burada yeni prim ödeyicileri sisteme katma yoluyla, yeni kaynakların toplanması; yine, bir başka deyişle, devlet üzerindeki yükün bir nevi vergi yükü gibi vatandaşa aktarılması yolu var.
Üçüncüsü, sağlık hizmetlerinin bir elden yürütülmesi gerekçesiyle SSK hastanelerinin ya özelleştirme yoluyla -çok büyük rant kaynakları; çünkü, bu hastaneler kentlerin merkezinde- ya da buna paralel bir yerelleştirme yoluyla -aslında, ilk durak olarak bakanlığa devredilmesi, ikinci ve üçüncü duraklar olarak da özel ellere, rantlara aktarılması ya da yerelleştirme yoluyla- sistemin bütününe ilişkin, bütününe dönük düzenlemelerin bir parçasını oluşturmak. Tabi, burada, yerel yönetime devredildikten sonra bu rant kanallarını nasıl kontrol edeceğiz; o soruları, daha önce tartıştık, tartışmaya devam edeceğiz.
Bir kere şunu söyleyeyim: Sistemin büyüyen açıkları on yılların sorunudur. Burada, bu on yılların sorunu, aslında, devletin bu kurumların kaynaklarına elkoyması üzerinden oluşmuştur. Burada, emekçilerin, buradan yararlanan, sosyal güvenlik haklarından yararlanan sigortalıların doğrudan bir kusuru asla yok. Dolayısıyla, şimdi sormak istiyoruz; bu sistemin devletten alacakları kayda geçmemiş alacaklardır. Sistem, on yıllardır, şu ya da bu şekilde, kendi aktuaryel fonlarını devlete kullandırdı, bunlar alacak olarak kayda geçmedi. Şimdi, siz, 4 üncü maddede, biraz önce geçen düzenlemeyle diyorsunuz ki: "Biz, bedeli karşılığında bunları alıyoruz." Peki, bu bedel nasıl olacak; yılların, on yıların borcunu inkâr ederek mahsuplaşma yoluyla mı ödemeye kalkacaksınız? Bu bedeli kim belirleyecek, nasıl belirleyecek, ne zaman belirleyecek? Bunlarla ilgili hiçbir düzenleme yok ve yürütme yetkisi, idarenin kanunîliği yetkisi çerçevesinde, düşünülmeden, doğrudan doğruya, bedelin ödenme süresi ve şartları Bakanlar Kuruluna devrediliyor; yani, keyfî bir düzenleme yapılıyor ve anlaşmazlık, tereddüt falan çıkarsa da, Başbakan yetkili kılınıyor. Bu, bir hukuk devletine aykırıdır. Bırakalım bir anayasal düzeni, bunlar, çalışması gereken bir hukuk devleti mantığına aykırı düzenlemelerdir. Bunlar keyfîliktir. Bu keyfîliğe asla müsaade edilmemelidir.
Şimdi, bir başka konu da, sosyal güvenlik sistemiyle ilgili kaynakların toplanması. Bakınız, gelişmiş ülkelerde, Avrupa Birliğinde sosyal güvenlik kuruluşlarının kaynaklarının dörtte 1'i ilâ dörtte 3'ü -hangi sistem uygulanıyorsa; Beveridge Sistemi uygulanan ülkelerde daha yüksek, örneğin Danimarka'da yüzde 76'sı- devlet tarafından karşılanıyor. Başka ülkelerde, bize daha benzer ülkelerde dahi, bu yüzde 20, yüzde 25, yüzde 30 dolaylarında.
Şimdi, Çalışma Bakanı bu fikri beyan etti, "devletin katkısı olması gerekir" dedi. Hani düzenleme?! Bunu bekliyoruz. Devletin katkısı olsun ki, devlet açık kapama fonksiyonuyla orada gözükmesin; devlet, aslında, bir üçüncü taraf olarak bu meseleye elkoysun.
Sosyal güvenlik açıklarının büyümesini önlemek istiyorsanız, burada yapılacak en önemli şey, kayıtdışılığı önlemek, işgücüne katılım oranlarını artırmaktır. Oysa, burada dahi bir azalma var; 2001'e kıyasla 2004'te, işgücüne katılım, sigortalı sayısında azalma var Türkiye'de. Bunu çözmeden neyi çözeceksiniz?!
Çalışma Bakanlığının bir reform önerisi taslak metni oldu. Biz, buradaki, bu metindeki, SSK sağlık kuruluşlarının böyle bir devir sonrasında çok daha yüksek maliyetlerle çalışacağı fikrine katılıyoruz; ama, orada katılmadığımız şeyler de var. Bakınız, burada, bunlardan bir tanesi şu: Şöyle bir fikir var; yani, sistem emeklilik sisteminin açıklarını finanse etmek üzere çalışıyor diye bir eleştiri var. Yani, etkin kullanılmıyor, yoksullara gitmiyor...
Değerli arkadaşlarım, bunlar, özel katkılarla, prim katkısıyla çalışan sistemlerdir. Bu sistemlerin, doğrudan, yoksullara yardım yapmak gibi bir amacı yok; bu, devletin görevi. Burada, hak sahiplerine, yani, sisteme katkıda bulunanlara, sistemin, dönüp, emeklilik ve hastalık sigortalarını karşılaması gerekir. Dolayısıyla, bu tür eleştiriler tamamen mantıkdışıdır.
Yine aynı reform taslağında ilginç bir şey vardı. Eğer, 1994-2003 arasındaki bütün sosyal güvenlik sistemi açıklarını karşılamak üzere hazine yardımlarını toplasaydık ve bunu, hazinenin içborçlanma faiz oranıyla çarpsaydık, 345 katrilyon çıkardı deniyor. Bu mantık, asla olamaz bir mantıktır. Yani, siz sistemi on yıllarca sömüreceksiniz, arkasından bu sistemin açıklarını kapatmak için mecburen katkıda bulunacaksınız, ondan sonra da, bunu faiziyle çarparak, millî gelire eşit kaynak aktaracaksınız. Böyle bir mantık olamaz. O zaman, ben size şunu sorarım: Şimdi, 40 katrilyon civarında bir banka karadeliğini konsolide ederek, tahkim ederek ortadan silmek çabasındasınız. Peki, nasıl bu çabayla öbürünü örtüştürürsünüz?! Bunu böyle yapamazsınız. Yaptığınız takdirde, on yıl sonra biz size sormayacak mıyız; banka karadeliğini, 40 katrilyonu faiziyle yürütürseniz, bu şimdi şu kadar katrilyon eder demeyecek miyiz? Dolayısıyla, değerli arkadaşlarım, bu tür mantıklar yürütülemez.
Şimdi, 5 inci madde kapsamında, bize, SSK personeliyle ilgili birtakım düzenlemeler getiriliyor. Bakınız, tasarının 5 inci maddesinin üçüncü fıkrasında "Devredilen memur kadroları, adet, sınıf, unvan ve dereceleri itibariyle bu Kanunun yayımı tarihinden itibaren üç ay içinde Bakanlar Kurulunca tespit edilerek Resmî Gazetede yayımlanır." diye bir hüküm yer alıyor. Şimdi, bir kere, bu hüküm, hiçbir hazırlık yok; çünkü, ne adedi biliyorsunuz, ne bunların sınıf ve derecelerini biliyorsunuz anlamına geliyor -yani, bunlarla ilgili sağlıklı bilginiz yok- ya da ikincisi, o derece serbest bir yetki kullanmak istiyorsunuz ki, bunları üç ay içerisinde biz düzenleyelim, biz bakalım diyorsunuz ya da bir başka şey söyleyeyim: Bu tasarıya Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı o kadar karşı çıkıyor ki, bu tasarıyı hazırlama sürecinde bunları elde edemiyorsunuz.
Bir diğer önemli husus, personelle ilgili bu 5 inci maddedeki bir diğer önemli husus, devredilen kadro unvanlarından bakanlıkça ihtiyaç duyulmayanların, bakanlıkça ihtiyaç duyulan diğer -tırnak içinde veriyorum, altını çiziyorum- kadrolara atanabileceği hükmüne yer veriyorsunuz. Peki, buradaki "diğer" kavramı nedir? Bu, çok esnek bir kavram. Yani, siz, bu hükme dayanarak, örneğin bir hastane müdürünü veya müdür yardımcısını, pekâlâ bir hizmetli ya da hastabakıcı olarak da atayabilirsiniz. Ne demek, diğer kadrolara?.. Burada, bu maddede hiçbir açıklık yoktur. Bunu mutlaka açık hale getirmek zorundasınız.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
78 konuşma daha · 6 Ocak 2005
